Göçebe Öyküler

Tayyareci Fethi Bey

15 Şubat 2025

Yazı: Şehit Fethi Bey | Köşe: Göçebe Öyküler | Yazan: Burak Süalp

İndeks

Milou | Bölüm 1
Rus | Bölüm 2
Tayyareci Fethi Bey | Bölüm 3
Kemancı | Bölüm 4
Kötünün Kötülüğü | Bölüm 5
Hep Beraber! | Bölüm 6
Singerci Osman | Bölüm 7
Nereden Nereye | Bölüm 8
Milu Kaldı Geriye | Bölüm 9

Milou’dan çıkan Kemal ve Badem, Adliye’ye doğru yürümeye başladılar. Yağmur bir süre önce kesilmiş, ana cadde ve yan yollar hemen kurumuştu.

Sağanak yağmadıysa ya da fırtına yoksa Fethiye yağmuru böyle işte. Uzun süre aynı akışla yağıyor, kesildikten hemen sonra da hava açıyor, güneş ısıtmaya başlıyor. Az önce yağıp yağmamış olduğunu anlamak için deneyimli olmanız gerekiyor bile denebilir. O kadar yağan yağmurdan geriye kalan kıyıda köşede ıslak yerler, birkaç su birikintisi, havada çimen, begonvil, turunç kokuları ve bir miktar da serinlik oluyor. Bütün emareler bu kadar.

Bir an önce parka ulaşmanın hevesiyle Badem önde, Yerguzlar’ı diklemesine kesen Namık Kemal Caddesi’ni pas geçtiler, 893. Sokak’tan Devlet Hastanesi’ne doğru döndüler. Sağlı sollu eczanelerin, işitme cihazları, protezler ve bilumum sağlık ekipmanı satan dükkanların ve nihayet solda hastanenin acil giriş kapısının önünden geçip hastane bahçesinin duvarı boyunca sahile doğru devam ederek Mustafa Kemal Bulvarı’na geldiler.

Bu mahallenin ne kadar yeni olduğunu sokak isimlerinden rahatlıkla anlarsınız. Bir kere çoğu hâlâ sayılardan oluşuyor. 893. Sokak, 897. Sokak gibi. Şehir planında neyse hâlâ o şekilde.

Onun dışında iki tip adlandırma var. Bunlardan ilki Adnan Menderes, Celal Bayar gibi devlet büyüklerinin ya da Mehmet Akif, Namık Kemal gibi devlet katında kabul gören yazar ve şairlerin isimlerini taşıyan sokak ve caddeler. İkinci grupta ise maalesef son birkaç on yılda özellikle terörle mücâdele sırasında hayatını kaybetmiş askerlerin isimleri var. Şehit Sezen Tunca, Şehit Sezgin Tunca, Şehit Nihat Oran gibi. Her birinin ayrı bir hikâyesi var.

Yazık. Ne çok şehit var.

Belki de ekim ayında Meclis’in açılışından beri yaşanan gelişmeler terörün bitmesi yolunda ilerlememizi sağlar. O da nasıl olacak belli değil. Bir yandan İmralı’ya “Gel meclise, terörü bitirdiğini ilan et” çağrısı, diğer yandan belediyelere atanan kayyumlar, demokratik siyasete yapılan baskılar. Ayarları bozuldu milletin.

Terörsüz Türkiye. Hiç alışık olmadığımız bir şey diye düşündü Kemal. Kırk yıldır terörle boğuşuyor bu ülke. Ha deyince biter mi? Bir umut.

Keşke gerçekten terör bitse; geri kalan sokaklara bilim insanlarının, yazarların, şairlerin, sanatçıların, sporcuların isimleri verilse.

Mustafa Kemal Bulvarı’na vardıklarında yanı başındaki Badem’e sağ elinin işaret parmağını göstererek “Bekle” dedi. Bu prosedürler Badem için artık zaten çocuk oyuncağı. Caddenin kenarına geldiklerinde dibinden ayrılmaz, kafasını kaldırıp babasının harekete geçmesini bekler. Zaten genellikle tasma kullanmazlar. Ancak zorunlu hallerde, örneğin pazar yerine ya da benzeri bir kalabalığa girerken ya da geçecekleri cadde çok yoğunsa o zaman. Onun dışında iki arkadaş gibi, baba-kız gibi gezerler.

Hızla geçen araçların azalmasını beklediler, sonra Kemal’in “Haydi” komutuyla yan yana karşıya geçtiler. Asfalt yolu geçen Badem hızını alamamış kaldırımı ve bisiklet yolunu çabucak aşmış, Ördek Adası’nın önündeki seyir terasına fırlamış, dikkatle ahşap terastan aşağı, ördeklere bakmaya başlamıştı. Suda grup halinde yüzen ördeklerle birlikte bir sağa bir sola koşturmaya bayılıyordu.

Hazır yağmur sonrası ortalık sakinken Badem’in oyununu bölmek istemeyen Kemal seyyar kahveciden karton bardağa bir filtre kahve aldı. Ahşap korkuluğa dayandı, o da kıyıdan yaklaşık elli metre ilerideki küçük adaya gidip gelen ördekleri, döne döne uçan ve yağmur sonrası yüzeye çıkan balıkları avlamak için suya hızla pike yapan karabatakları seyretmeye daldı.

Körfezin öbür ucunda Karagözler’den itibaren sahil boyunca hemen hemen her noktadan olduğu gibi buradan da gün batımını izlemek büyük bir keyif.

Fethiye Türkiye’nin “resmî” günbatımı izleme noktası ilan edilse kimse bir şey diyemez. Düşünün, yazın kimi özel tur tekneleri akşamüzeri güneşi kovalayarak müşterilerine 3 defa günbatımı izletiyorlar. O kadar güzel.

Ördek Adası’na bakan bu seyir terasının sağ tarafı tel örgüyle çevrili kuş cenneti. Bu çevrili alana girmek, buranın doğasına, kuşlara müdâhale etmek, balık tutmak yasak. Aslında çok değil, daha 20-25 yıl önce Foça ve ona komşu Akarca, Çiftlik, Karaçulha mahallelerinin büyük kısmı bataklıkmış. Sonradan kurutulup islâh edilmiş.

Tabii biz insanlara göre bataklık. Kuşlara, su kaplumbağalarına, sincaplara, binlerce bitki ve hayvana göre cennet. Bataklığın kurutulup buraların imara açılması ile birlikte o kocaman cennetten şimdi geriye kalan ancak bu etrafı tel örgüyle çevrili burun ve yanındaki mütevâzı Ördek Adası. Buna da şükür.

Hayat böyle şükürdar yapar işte insanı.

Kemal biten kahvesinin karton bardağı ile birlikte yerdeki bir-iki atık bardak ve gofret ambalajını daha aldı, çöp tenekesine attı ve bisiklet yolu boyunca parka doğru yürümeye başladı.

Söz konusu bisiklet yolu ve parkın girişinden itibaren körfezin sonuna kadar ona eşlik eden koşu yolu ikilisi Fethiye’nin en güzel özelliklerinden birisi. Bu eşsiz güzellikteki sahil boyunca yürüyüş yapabilir, koşabilir, bisiklete binebilirsiniz. Burada yaşayanların hayat kalitesini artıran müthiş bir katma değer.

Badem parkın girişinden itibaren çim alanda mutlulukla koşmaya başlamıştı bile. Dışarıdan gelip burada aradığını bulamayanların Fethiye’yi ne kadar kolay kötülediğini düşündü Kemal. Alın size Fethiye’nin güzelliklerinden birisi daha. Çimlere basmak serbest. Hatta bu parkta ve sahil bandı boyunca çim alanların birçoğunda şu tabelayı görürsünüz:

“Lütfen Çekinmeyin. Çimlere basabilirsiniz. Yaptıklarımızın hepsi sizin için.”

Çok güzel değil mi? Burada çim alanlar seyirlik değil. Çocuklar, kediler, köpekler doyasıya koşuyor, oynuyor.

Yanlış okumadınız. Çocuklar, kediler, köpekler doyasıya koşuyor, oynuyor. Bir arada. Fethiye’de çok park var ama öyle çocuklar için ayrı, köpekler için ayrı parklar yok. Elbette ebeveynler çocuklarına, köpek sahipleri köpeklerine dikkat ediyor. Çocuklu aileler çoğunlukla parkın muazzam çocuk oyun alanında yoğunlaşırken, köpek sahipleri diğer alanlarda vakit geçiriyorlar. Yine de dediğim gibi herkes, hep beraber, bir arada. Hatta örneğin burada muhâfazakâr olduğu giyimlerinden belli olan insanlar Türkiye’nin birçok yerindeki şekilci bakış açısını yok edecek kadar hayvan sever. Sokak köpeklerini seven, besleyen başörtülü teyzeleri görünce şaşırmayın. Zaten bu işin inançla ne ilgisi var? İçinde can sevgisi olan seviyor işte.

Fethiye’de yaşamanın verdiği en garip duygu “Avrupa’da yaşıyormuşsun gibi hissetmek” diye düşündü Kemal. Hatta Fethiye bir dizi yanıyla Avrupa şehirlerinden çok daha medeni. Planlı, programlı yapılaşması, özellikle bu bölgedeki geniş, düzenli sokakları, sahil bandı, koşu ve bisiklet yolları, hayvansever insanlarıyla burası sanki başka bir ülke. Diğer birçok şehirde olan kötü şeyleri düşününce insan bazen burada o sıkıntılardan uzak yaşadığı için kötü bile hissediyor.

Tabii ki her şey mükemmel değil. Alınacak daha çok yol var. Lâkin iyi şeyleri takdir etmek, altlarını çizmek lâzım. Ülkenin birçok yerinde sokak hayvanları canlarını kurtarmak için insanlardan kaçacak delik ararken buradakiler huzur içinde yaşıyor. Evet, bunlar sokak çocukları ama sahipsiz sanılmasınlar diye hepsi tasmalı.

Hele yerel İngilizlerin taktığı tasmalar ev köpeklerinde bile yok, o kadar havalı.

Şehit Fethi Bey Parkı’nın orta yerinde, zemininde su fıskiyeleri olan güzel bir meydan var. Yazın çocuklar bu fıskiyelerden çıkıp havaya fırlayan sularda koşup eğleniyorlar. Parkın bir kenarında meydanda yapılacak etkinlikleri izlemek için tribün, diğer tarafında ise parka ve bu ilçeye ismini veren Tayyareci Fethi Bey’in müthiş heykeli var. Görmelisiniz. Sağ yanında düşen uçağının birebir modeli, arkasında kartal kanatları olan Fethi Bey, temsili Likya anıt mezarının üzerinde sağ elini gözlerine siper ederek göklere bakıyor.

Tayyareci Fethi Bey ilk Türk pilotlarından. Harbiye mezunu, deniz subayı iken İngiltere’de gördüğü uçuş öğrenimi sonrasında yüzbaşı rütbesi ile hava kuvvetlerine katılmış. 1914 yılında verilen görev gereği İstanbul’dan Kahire’ye ilk kez uçarak gitmeyi deneyen Fethi Bey uçağının Şam yakınlarında Taberiye’de düşmesi sonucu yardımcısı Üsteğmen Sadık Bey’le birlikte şehit olmuş. Eski adı Meğri olan beldenin adı 1934 yılında bizzat Atatürk tarafından Fethiye olarak değiştirilmiş. Yanlış anlaşılmasın. Zorla değil. Fethi Bey buralı da değil, İstanbullu. Mezarı Şam yakınlarında olan Fethi Bey’in adını yaşatmak üzere bir belde aranırken Meğri’nin ileri gelenleri isme talip olmuşlar.

Fethiye ülkeye Atatürk’ten hatıra.

Fethi Bey’in heykelinin karşısında Kemal’in aklından bunlar geçerken Badem çoktan parktaki arkadaşları Doberman ve oğlu Haşmet’i bulmuş, çimlerde birlikte koşturmaya başlamışlardı. Siyaha yakın rengi ve güçlü gövdesi ile Doberman birçokları için ürkütücü sayılabilir. Ancak kendisine zarar vermeyen kimseye de ses çıkartmaz. Uzun burunlu kahverengi Haşmet ise oyuncunun ve hırsızın Allah’ı. En sevdiği şey sahipli köpeklerin su kaplarını, oyuncaklarını çalmak. Çalsın ziyanı yok, canı sağ olsun diye düşündü Kemal. O da onun hakkı.

“Kemal Bey! Kemal Bey!”

İsmiyle seslenildiğini duyunca döndü. Mehmet Hoca yanında köpeği Zeyna ile birlikte onlara doğru geliyordu. Oyun arkadaşlarını gören Badem’le Haşmet’in mutlulukları görülmeye değerdi. “Ağır Abi” Doberman çoktan bir kenara çekilmiş, çimlere yatmış, diğerlerinin hoplaya zıplaya oynamalarını izliyordu.

Zeyna sözde “tehlikeli” ırklardan. Arjantin Dogo kırması. Hani şu kulakları, kuyrukları kesilip dövüştürülen köpeklerden. Tehlikeli ırk ne ya? İnsandan tehlikeli bir ırk mı var? Başka türleri bırak, hırsları uğruna kendi türünü kitlesel halde, işkencelerle katleden hangi hayvan var? Neymiş kavgada kulağını ısırmasınlarmış, sen dövüştürmesen de başka bir köpek saldırabilirmiş. Kardeşim, ısırmasınlar diye çocuğunun kulağını kesiyor musun, olur mu öyle şey? Dogolar tür olarak sevecendir, sadıktır, neşelidir, koruyucudur.

Köpeği nasıl yetiştirirsen öyle olur. İyi bakın, köpeklerde sahiplerinin karakterini görürsünüz.

Kuyruk kesmek için bir bahane de evde çok sallayıp eşyaları devirmesinlermiş. İnsanı delirtirler. Bir vazo, bir süs eşyası için kesiyorlar o kuyrukları. Abicim, köpek mutlu olunca sallar kuyruğunu öyle. Oyun oynarken sallar. Kesilir mi kuyruk? Bir de hayvan travma yaşamasın diye yavruyken kesecekmişsin. Ah canım. Merhametinizi… Tövbe, tövbe.

Bir de dobermanlara yapıyorlar bunu. Uçları kesilince kulakları, bi parça kalan kuyrukları dimdik duruyor, çok estetik, çok havalı görünüyor. O kesenlere göre tabii. Hasta ruhlu insanlar.

Neyse, Zeyna’nın tabi, ki öyle bir durumu yok. Kulağı, kuyruğu tam çok şükür. Sahibi insan gibi insan. Mülâyim, kocaman bir kalp taşıyan Mehmet Hoca sınıf öğretmeni. Hani çocuğunuzu gözü kapalı emanet edip dönüp gideceğiniz türden. Cumhuriyet öğretmeni. Görüp görebileceğiniz en beyefendi insanlardan birisi. Hep güler yüzlü, hep esprili. Çok da bilgili, kültürlü.

Hal hatır sorma kısmını hızlı geçen Mehmet Hoca günün konusunu açıyor:

“Kemal Bey şimdi gelirken seni Fethi Bey’in heykeline bakarken gördüm de. Sana bir sorum var, bakalım bilebilecek misin?”

“Allah Allah, merak ettim. Haydi sor abi.”

“Bu heykelini seyrettiğin Fethi Bey’in ilk adı neymiş biliyor musun?”

Kemal biraz düşündü. Fethi Bey’in bir adı daha olduğunu bile bilmiyordu ki ne olduğunu bilsin.

“Bilemedim abi, neymiş?”

Mehmet Hoca güldü.

“Adaşım benim. Tam adı Mehmet Fethi Bey’miş.”

“Vay. Bilmiyordum abi. Demek adaşmışsınız ha!”

“Öyleymiş. Bi’ soru daha sana. Bu Mehmet Fethi Bey’in önemli bir özelliği var. Onu biliyor musun?”

“İlk hava şehitlerimizden birisi işte. Bu ilçeye de adı bizzat Atatürk tarafından verilmiş. Öyle değil mi?”

“Orası öyle. Ama onun kadar önemli olmasa da bir özelliği daha var. Senin bilmen lâzım.”

Kemal düşündü, bilemedi. Fethiye’ye adı verilen Mehmet Fethi Bey’in kendisinin bilmesi gereken özelliği ne olabilirdi ki? Yan gözle heykelin yanındaki Türkçe ve İngilizce yazılara baktı.

“Kopya çekmek yok. Zaten hem orada yazmıyor hem de orada yazanların da hepsi doğru değil.”

“Abi kusura bakma. Belli ki sen başka bir şey soruyorsun. Bilemedim valla. Neymiş.”

Mehmet Hoca muzip muzip güldü.

“Söyle bakalım Mehmet Fethi Bey’in heykelinin arkasındaki kartal kanatları nereden geliyor?”

“Hava Kuvvetleri’nin brövesinden değil mi abi?”

“Bi’ yanı öyle. Ama bir sebebi daha var. Beşiktaşlı değil miydin sen?”

“Öyle abi. Beşiktaşlı mıymış Fethi Bey yoksa?”

“Hem de Beşiktaş’ın kurucularından birisiymiş bu Fethi Bey. Futbolcu olmasa da zamanın iyi sporcularından. Atletizm yapmış, bisiklete binmiş, hatta otomobil sporlarıyla bile uğraşmış. Yaa.”

“Valla bilmiyordum abi.”

“Hatta, Onuncu Yıl Marşı’nın yazarlarından Behçet Kemal Çağlar’ın kendisine yazdığı şiirde bile ‘Kartalım’ diye geçiyor:”

“Arslan uçtu diye söylenir methi
Bu kutsal toprağın çocuğu Fethi
Bak; Fethiye oldu sayende Meğri,
Kartalım! gölgende hürdür bu vatan”

“Abi, iyice utandım şimdi. Hem Beşiktaş’la hem Fethi Bey’le ilgili bilmediğim neler varmış. Sayende bir şey daha öğrenmiş oldum.”

“Çalışmamışsın bak dersine. Bütünlemeye bırakıcam seni.”

“Hak ettim abi. Bırak valla. Ama önce bilmediğim başka bir şey varsa anlat. Sonra yine bırakırsın bütünlemeye.”

Mehmet Hoca güldü.

“Estağfurullah Kemal Bey. Latife ediyorum seni sevdiğimden… Ama dur bak, bildiğim kadarıyla anlatayım da hak geçmesin. Niye hak geçmesin dediğimi de anlayacaksın.

O yıllar Osmanlı’nın artık son dönemi. Sultan Reşat padişah ama devleti İttihat ve Terakkî yönetiyor. Harbiye Nazırı Enver Paşa, Dahiliye Nazırı Talat Paşa. Maalesef hızla toprak kaybediyoruz. İtalyanlar Trablusgarp’a saldırmış, Libya kaybedilmiş, Afrika’da Osmanlı toprağı kalmamış, Girit elden gitmiş, Balkanlar keza kaybedilmiş, büyük savaş adım adım yaklaşıyor.

Şimdi herkes ilk hava şehitlerimizden diye Tayyareci Fethi Bey’i biliyor. Bilinmeyi de çok hak ediyor, orası ayrı. Hava Kuvvetleri tarihinde savaş görevi alan ilk sekiz pilotumuzdan biri olmuş Fethi Bey. Balkan Savaşı’nda düşman hatları üzerine ilk bombardımanı gerçekleştirmiş. İlk gece uçuşunu yapmış. Gösterdiği başarılar nedeniyle gümüş liyâkat madalyası almış.

Lâkin diğer şehitlerimiz kim, pek az kişi bilir. Fethi Bey’le birlikte bir diğer hava şehidimiz Sadık Bey. İstanbul-Kahire uçuşu sırasında Fethi Bey’in yardımcısı Râsıd yani Gözlemci Yüzbaşı Sadık Bey. Söz konusu uçuşu birlikte yapıyor, 4000 metre irtifadan Toros Dağları’nı aşarak Türk Hava Kuvvetleri’nin ilk yüksek irtifa rekorunu elde ediyorlar. Uçakları Taberiye yakınlarında Cehennem Vadisi’nde düştüğünde birlikte şehit oluyorlar. Cenazeleri Şam’a getiriliyor ve Emeviye Camii’nde bulunan Selahaddin-i Eyyûbî Türbesi’nin haziresine defnediliyorlar. Başarabilseler amaçları İstanbul’dan Kahire’ye, yani Avrupa’dan kalkıp Asya üzerinden Afrika’ya varmak.

Yani üç kıta üzerinden ilk uçuşu gerçekleştirmek. Görevi tamamlamak kısmet olmuyor.

Dönemin Harbiye Nazırı Enver Paşa bu görevi sadece Fethi Bey’le Sadık Bey’e de vermiyor. Yüzbaşı Nuri Bey ile Yüzbaşı İsmail Hakkı Beylerin uçurduğu ikinci bir uçak daha var. Aslında bu iki uçuşla amaç şov yaparak Osmanlı’nın hava gücünü dünyaya göstermek, insanların ilgisini uzun uçuşlar yapmayı beceren Fransız pilotlardan Türk pilotlara çevirmek.

Neyse, Nuri ve İsmail Hakkı Beyler de çok maceralı bir uçuşun ardından Şam’a vardıklarında maalesef arkadaşlarının cenazesi ile karşılaşıyorlar. Çok hazin. Yine de yılmayıp yola devam ediyorlar, Yafa’ya kadar varıyorlar. Yafa’dan sonra tekrar havalanacaklar, rüzgâr tersine esiyor ama halk uğurlamak için toplanmış, uçuş planı bozulmasın diye havalanıyorlar fakat uçağı yeterli irtifaya çıkartamayıp denize düşüyorlar.

İsmail Hakkı Bey yüzme bilmiyor, batmakta olan uçağın üzerine çıkıyor. Nuri Bey ise yüzme biliyor, kıyıya çıkmaya çalışıyor fakat deri kıyafetleri çok ağırlaşınca yüzemiyor, batmakta olan uçağa geri dönüyor. Kayıklarla yetişenler ikisini de kurtarıyor lâkin çok su yutan Nuri Bey şehit oluyor. Onu da Şam’a, Fethi Bey’le Sadık Bey’in yanına defnediyorlar. O üç vatan evladının kabri hâlâ oradadır.”

Mehmet Hoca’nın anlattıklarına Kemal’in ağzı açık kalmıştı.

“Hocam sen ne derya denizmişsin, neler biliyormuşsun yâhu. Ağzına sağlık. Ben de aslında bilmem gereken ne kadar çok şeyi bilmiyormuşum. Utandım valla.”

İçinden de düşündü: Utana utana pişiyor insan.

“Öyle deme, öyle deme. Utanması gereken sen değilsin zaten. Anlatılmıyor ki bilesin. Hem o yolculuklarda daha ne maceralar yaşıyorlar bir bilsen. Uçakları kaç defa bozuluyor, kaç defa tamir ediyorlar. Cefa üzerine cefa çekiyorlar.”

“Belki de öleceklerini bile bile görevden dönmüyorlar yani.”

“Aynen öyle Kemalcim. Hikâye burada da bitmiyor biliyor musun? Harbiye Bakanlığı Fethi Bey’in ekibi yerine üçüncü bir ekip görevlendiriyor. Bu ‘Ertuğrul’ adlı üçüncü uçak da ancak Edremit’e kadar gidebiliyor. Orada arızalanıyor. O uçağın pilotu Salim Bey, rasıtı da senin adaşın Kemal Bey.”

“Vay arkadaş, ne kısmetsiz görevmiş.”

“Sorma, sorma. Bunun üzerine bir dördüncü sefer yapılması ve şehit havacıların bıraktıkları yerden, Yafa’dan devam ederek Kahire yolculuğunun tamamlanması kararlaştırılıyor. O dönemde Edremit halkının parasıyla alınan ve ‘Edremit’ adı verilen uçak Beyrut’a naklediliyor. Nihâyet bu dördüncü uçak birkaç deneme uçuşunun ardından Kahire’ye varabiliyor. Görevi tamamlayan pilotlardan birisi de senin adaşın yani. Kahire’de birçok gösteri uçuşu yapıyorlar, toplam yedi uçak alınacak kadar bağış topluyorlar.”

“Ağzına sağlık hocam ya. Neler öğrendim sayende. Tarihimiz ne fedâkârlıklarla dolu.”

“Öyle, öyle. O aslanlar sayesinde bugün bu topraklarda başımız dik dolaşabiliyoruz. Asıl bu kahramanların dizileri, filmleri yapılmalı ki gençler öğrensin.”

“Haklısın hocam.”

Ayaküstü girdiği sınavdan geçer not alamasa da mutlu olmuştu Kemal. Tam olarak neye mutlu olduğunu da bilmeden. O dönem bu fedâkâr insanların yaptıklarını öğrendiğine mi, Fethi Bey’in Beşiktaş kurucusu olmasına mı, adına ‘Kartal’ım’ diye şiir yazılmasına mı, görevi tamamlayan pilotlardan birinin kendi adaşı olmasına mı…

Belki de böyle bilgili insanlar tanımasına.

Badem, Haşmet, Zeyna oynamaya, onlar sohbetlerine devam ettiler. Ta ki hava kararmaya yüz tutana kadar.

Eve dönüş yolunda Badem koşturmaktan yorgun, Kemal yorgun ve mutluydu.
 

Devamı için tıklayınız.

 

 

15.02.2025,
Burak Süalp©

 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

8 YORUMLAR

  • Yanıtla Yasin Aşık 15 Şubat 2025 at 11:03

    Her pasajı ne kadar içten ve olduğu gibi yansıttığınızı bildirmek isterim.
     
    İnsandan kötü ırk yok. Köpek, sahibinin karakterine benziyor gerçekten de bunu iyi gözlememiştim.
     
    Ve insan utanarak kendisinin ne olduğunu anlıyor. Çünkü utanç ancak ölümle son bulur. Cennet vatanı talan edenlere de hak adaletiyle tecelli etsin diye dua etmekten başka bir şey gelmiyor elimden en azından şu an için.
     
    Serinin devamını bekliyoruz efendim.

    • Yanıtla Burak Süalp 15 Şubat 2025 at 12:52

      Sevgili Yasin, yazıyı okumuş ve beğenmiş olmana çok mutlu oldum. Evet, gerçekten insandan kötü ırk yok çünkü kanımca kötülük insana mahsus. Evet hayvanlar başkasına zarar veriyor ama aç kalınca, tehlikede kalınca vs. Organize olup öldürme silahları üreten ve katliamlar yapan tek ırkız. Ayrıca evet, utanan insana saygım sonsuz. Ar duygusu hâlâ var demektir. Ve umarım cennet vatanda hür ve başı dik yaşamaya devam ederiz.
       
      Sağlıcakla kal.

  • Yanıtla Metin Çoban 15 Şubat 2025 at 11:30

    Sevgili Burak, hârika bir yazı kutlarım.
     
    Foça 957. Sokak sakini olarak, Fethiye için söylediklerinin hepsini aynen ben de söylüyorum.
     
    Sokakların genişliği ve düzenli ve temiz olması, hayvansever bir halkı olması (Bütün Pet dükkanları, sabah akşam dükkanlarının önünde mama kabı ve su kabı bulundurur. Gece dükkanlarını kaplatırken, bu kapları yeniden doldururlar) herkes her türlü canlıyı korur.
     
    Güneşin doğuşu Mendos ve Babadağ yüzünden ufuk olarak pek izlenemez ama güneş batışı için Çalış, Tuzla, Karagöz sahilleri güneş batışının şiirsel, pastoral görsel şölenidir.
     
    İnsanlar çok saygılı ve aydındır, hep derim “Fethiye ayrı bir Cumhuriyet. Komşuları; Türkiye, Ege Akdeniz’den dolayı Yunanistan.”
     
    Fethi Bey için anlattığın ayrıntılı öykü, ona saygı duruşu olmuş gerçekten. Beşiktaşlı olduğunu biliyordum ama kurucusu olduğunu bilmiyordum. Ayrıca o Fethiye Parkı sanırım 350 bin m2, iktidarın hışmına uğrayıp TOKİ konutları olacakken bölge halkı ve belediye sayesinde çok hızlı şekilde sanırım 1,5 yılda bu hale getirildi. Parkın içinde halkın kitaplarını bağışladığı, alıp kitap okuduğu 2 adet açık kütüphanesi de var.
     
    Vayyy be, ne memlekette yaşıyormuşuz. ❤️
     
    Sevgiler, selamlar ✌️

    • Yanıtla Burak Süalp 15 Şubat 2025 at 13:01

      Sevgili Metin öyküyü beğenmene çok sevindim. O detayları en çok sen ve senin gibi Fethiye’den uzak kalmış Fethiyeliler için yazıyorum zaten. Okuyun, hasretiniz depreşsin de gelin gari diye.
       
      Elbette Fethiye’nin ve Fethiyelilerin de eleştirilecek çok yönü var fakat özellikle dışarıdan gelenlerin Fethiye eleştirileri zaman zaman sınırları aşıyor. Kemal Fethiye’yi seviyor valla. İkametini de almış buraya. Kütüğünü bile taşıyabilir Atatürk’ün hatırası kente. Beğenmeyenlere de saygısı sonsuz ancak diyor ki ya beğenmediğiniz yanları değiştirip geliştirmeye çalışın ya da beğendiğiniz yerlere doğru alalım sizleri abiler ablalar. Yok öyle Moda’dan, Cihangir’den gelip Meğrililer’e yardırmak. Ayıp oluyor bir yerden sonra.
       
      Ayrıca saygı duruşunda durmamız gereken Fethi Bey gibi çok kıymetli bir dizi atamız var. Ne mutlu bize ki Fethi Bey, Beşiktaşlı olanlardan. Eski bir kapalı alt çocuğu olan Kemal diyor ki “Anlayamaz kimse bu aşkı…”
       
      Saygılar, sevgiler ve okuyan gözlerinize sağlık efendim.

  • Yanıtla Didem Çelebi Özkan 15 Şubat 2025 at 14:23

    Anlatımın o kadar etkileyici ki insanın kalkıp Fethiye’ye taşınası geliyor 😂 Fethiye sokaklarında gezdim, sahilde yürüdüm, gün batımını izledim sayende 🥰
     
    Yaz ayları o bölge fazla sıcak oluyor diye, ilerde yaşabileceğim şehirler listemden çıkarmıştım Fethiye’yi, sayende geri koydum 🙃
     
    Şehrin adının nereden geldiğini öğrenmek de keyifliydi. Açıkçası Fethi Bey’in kahramanlık hikâyesini ve Fethiye’nin onun adını nasıl gururla taşıdığını bilmiyordum.
     
    Kısacası enfes bir bölümdü 👌🏻 Kalemine sağlık Burakcığım.

    • Yanıtla Burak Süalp 17 Şubat 2025 at 13:50

      Canım patron, anlatımımı beğenmene çok mutlu oldum. Hikâyeyi okuyan biraz buraları solusun istiyorum. Becerebildiysem ne mutlu bana.
       
      Yazın buralarda yaşanılır mı, ayrı bir tartışmanın konusu. Belki de en doğrusunu yörükler yapıyor. Yazın 3 ay yayladalar. Sanırım en doğrusu o, 9 ay buralarda, 3 ay yaylada, yayla evi ya da karavanda yaşamak. Çözüm bulunur…
       
      Fethi Bey de müthiş bir adammış. 1900’lerin başı ve Fethi Bey atlet, jimnastikçi, otomobil yarışları sporcusu, Bahriyeli denizci, pilot, Beşiktaş kurucusu, kim bilir daha neler neler ve daha 23 yaşında şehit oluyor. Çağını aşan karakterlerden birisi. Devrim arabaları gibi filmi yapılacak olay, dönem, karakterler.
       
      Beğenmene çok sevindim. Yeni bölümlerde buluşmak üzere…

  • Yanıtla Mehmet Gökcük 27 Şubat 2025 at 11:29

    Bir yandan, sadece bir defa gittiğim ve yaklaşık beş saat kaldığım Fethiye’de gezdim, tozdum sayende, diğer yandan hiç ama hiç bilmediğim bilgiler edindim, hava şehitlerimiz ile ilgili. Anlatımındaki akıcılığı ve ara ara yaptığın yorumsal vurguları da ayrıca takdir ettim.
     
    Bir de çok önemli bulduğum detay vardı bu hikâyede. Memleketteki gereksiz tartışmalara, uygulamalara, saçma davranışlara çok kararında ve yerinde eleştiriler, diğer yandan da bize ait olan kültürel bütünlüğü kucaklayan bakış açısı bence hikâyeye ayrı güzellik katmış. Ve hikâye dediğime bakma, çok anlaşılıyor ki sen kendi kalbinin, kendi hayatının özetlerini yazıyorsun bu anlatılarda.
     
    Yüreğin çekilmez dert görmesin.
     
    Kalemine sağlık.

    • Yanıtla Burak Süalp 1 Mart 2025 at 07:38

      Sevgili Mehmet, bu güzel yorumun için çok teşekkür ederim. Öykü içinde Fethiye’de gezme hissini verebildiysem ne mutlu bana. Onun dışında karakterler farklı şeyleri savunabiliyor ama toplamda objektif bir anlatı yaratmaya çalışıyorum. Beğenmiş olmana çok sevindim.
       
      Sevgiler yazar arkadaşım.

    Düşünceleriniz bizim için değerli! Yazı hakkındaki yorumlarınızı paylaşarak sohbetin bir parçası olun.

    error: Kopya korumalı içerik!

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan