İndeks
Milou | Bölüm 1
Rus | Bölüm 2
Tayyareci Fethi Bey | Bölüm 3
Kemancı | Bölüm 4
Kötünün Kötülüğü | Bölüm 5
Hep Beraber! | Bölüm 6
Singerci Osman | Bölüm 7
Nereden Nereye | Bölüm 8
Milu Kaldı Geriye | Bölüm 9
“Alo, Deniz?”
“Kemal. Nerelerdesin ya.”
“Nerede olacağım, ben buradayım. Asıl sen ne yapıyorsun? Her şey yolunda mı?”
“Yolunda yolunda. Yeldeğirmeni’nde Yeliz’le evdeyiz şimdi. Hakan’la Merve de burada. Bir haftadır ilk defa dün gece evde uyuduk. Her şey çok yolunda. Türkân nasıl?”
“Nasıl olsun canım ya. Gündüz işte, akşam direnişte. İlk başta daha bi’ endişeliydi tabii. Şimdi o da iyi. Siz n’apcaksınız şimdi?”
“N’apalım, yarın Maltepe’deki mitinge gideceğiz. Kemal ya… İyi ki İstanbul’a gelmişim. İyi ki, iyi ki… Ben bu haftayı mümkünü yok Fethiye’de geçiremezdim.”
Heyecanı sesine yansıyan Deniz, Fethiye’den İstanbul’a döneli bir ay, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırmak, terör örgütüyle iş birliği gibi suçlamalarla gözaltına alınalı bir hafta olmuştu. Türkiye’nin en büyük şehrinin seçilmiş belediye başkanının otuz küsur yıl önce aldığı diplomanın iptal edilmesi, evinden bir şafak operasyonuyla gözaltına alınması büyük tepkiye sebep olmuş, Beyazıt’tan başlayan protesto gösterileri bütün ülkeye dalga dalga yayılmıştı.
Muhalefet bunun hukukî bir süreç değil, aylarca kurgulanmış siyasî bir operasyon olduğunu iddia ediyordu. İktidarın baskısı haftalar öncesinden artmaya başlamıştı. Siyasetle hiç alakası olmayan insanlar 12 yıl önce gerçekleşmiş Gezi Parkı Eylemleri sürecindeki tepkileri nedeniyle yeniden sorgulanıyor, tutuklanıyordu. Sanatçılar, öğrenciler, tüm muhâlefet baskı altındaydı.
İmamoğlu’yla birlikte 100’den fazla belediye yöneticisi, iş insanı ve gazetecinin gözaltına alınmasının ardından İstanbul’da gösteri yasağı getirilmiş, ana yollar kapatılmış, sosyal medya platformlarına erişim kısıtlanmıştı. Internet bant daraltması uygulanmış çığ gibi büyüyen toplumsal tepki bastırılmaya çalışılmıştı.
“Kemal inanamazsın. Saçma gelecek belki ama ömrümün en güzel günlerini yaşıyorum. Yaşamım yeniden anlamlandı sanki. Hiç bu kadar özgür hissetmemiştim.”
“Tahmin ederim canım benim. Sesinden belli zaten. Çok endişelendik ama biz burada sizler için.”
“Ya haklısın tabii. Konuşamadık da. Ama inan fırsat olmadı. Gezi’de neler yaşadığınızı şimdi çok daha iyi anlıyorum. Her türlü tehlikeye rağmen aktif olarak sürecin içinde olmak bambaşka bir şey. Bir de ben Fethiye’den İstanbul’a döndükten hemen sonra bunların olması? En iyi sen anlarsın bunu.”
“Ah canım ya, anlamam mı? Damdan düşenin halinden…”
2013 Yılında gerçekleşen Gezi Eylemleri döneminde Deniz, Amsterdam’da yaşıyordu. O süreçte tepkisini sosyal medyadan göstermiş, büyükelçilik önünde düzenlenen eylemlere katılmış, Gezi Parkı’nın yerine Topçu Kışlası yapılmasını engellemek için uzaktan yapabileceği katkıyı sonuna kadar yapmıştı. Lâkin 2012 yılı sonunda Kadıköy’den Cihangir’e taşınan Kemal ise kendisini doğrudan Gezi Parkı’nda bulmuş, bütün süreci badireler atlatarak bilfiil içinde yaşamıştı. Gezi Parkı Eylemleri sürecinde uzakta kalan Deniz’in içinde ukde kalmıştı. Şimdi ise işler tersine dönmüştü. Kemal olayları Fethiye’den izlerken daha bir ay önce İstanbul’a dönmüş olan Deniz kendisini eylemlerin orta yerinde bulmuştu.
“Pazar günü İmamoğlu’nun diplomasını iptal ettiklerinde Yeliz’le evdeydik. İnanamadık. ‘30 yıl önce alınmış diploma nasıl iptal edilir? Böyle saçmalık olur mu?’ derken ertesi sabah gözaltına aldılar adamı. Bi’ aptallaştık önce biliyor musun? Ne yapacağımızı bilemedik. Internet zaten durmuştu neredeyse. Yeliz benden önce ayıldı. ‘Kalk kızım, Kadıköy’e, çarşıya inelim, neler oluyor bakalım’ dedi. Yoksa ben hipnotize olmuş gibi kalmıştım ekranın karşısında.”
“Kalmazdın, kalmazdın. Seni bilmem mi ben?”
“Ya Kemal bazen basireti bağlanıyor insanın. Bir şey yapmak gerektiğini biliyorsun ama ne yapacağını bilemiyorsun.”
“Olur bazen öyle canım benim. Bir de siz orada, İstanbul’dasınız. Biz burada taşrada. Ben de ilk gün bisiklete atlayıp merkeze, CHP’nin ilçe binasındaki basın açıklamasına gittim. Yüz, bilemedin iki yüz kişi anca vardı. İlk başta moralim bozulmadı desem yalan olur. Hatta Ayhan’lar falan aradı da buluşmak istemedim. Moral bozukluğum onlara da yansımasın diye.”
“Kadıköy’e koştuk ama biz de bi ne yapacağımızı bilemedik önce. Kemal ya o öğrenciler var ya her birini gözlerinden öpesim geliyor. Beyazıt’ta barikatları aşıp Saraçhane’ye yürüdükleri haberi geldiğinde Kadıköy Meydan’daki insanların heyecanını görmeliydin. Vapurlara koştu herkes. ‘N’olur n’olmaz, şehir hatları durdurulmadan karşıya atalım da kendimizi’ diye düşündük.”
“Of ya, Allah’ım, aynı Gezi gibi. Çok iyi yapmışsınız.”
“Bu hem Gezi gibi hem de bambaşka biliyor musun? İnanamazsın. Eminönü’nden sonra Saraçhane’ye çıktık ama kimse ne yapacağını da bilmiyordu bir yandan. Hatta bir ara çok korktum. Bazı yerlerde polis çok uğraştı Saraçhane’ye çıkamayalım diye. Çok gaz attılar. Ama ilginçtir uzatamadılar. Halk gözünde meşru olmak böyle bir şeymiş. Özgür Özel ilk akşam otobüsün üzerine çıkıp kontrolü eline alana kadar dedim ki herhalde bunlar bizi sokağa çıkardı, provoke edecekler, sonra da dönüp topluma hedef gösterecekler.”
“İnanılmaz bir liderlik örneği gösterdi Özgür Özel. Kararları kesinlikle çok doğruydu. Hayranlıkla izledik biz burada.”
“Israrla Taksim’e yürümek isteyenleri adam resmen ikna etti ya. Halkın kendiliğinden tepkisini hem kontrol altına aldı hem de çok iyi yönetti. İnanamazsın. On yılların Taksim fetişini yendi adam. ‘Bugün mücâdele burada, burada olmamız, kayyum atamamaları için Saraçhane’yi savunmamız lazım’ dedi. O kadar haklıydı ki… Kazara kitle Taksim’e yürümeye çalışsa hem çok saçma sapan şeyler olurdu hem de aynı gün belediyeye kayyum atarlardı. Hesapları öyleydi belki de. İmamoğlu’nu al, halk tepki göstermek için sokağa insin, provokasyonlar başlasın, CHP tabanı sokakta polisle karşı karşıya gelsin, hem partiye hem de belediyeye kayyum atasınlar. Bütün planları buydu bence.”
“Dışarıdan bakınca hamleler resmen satranç oyunu gibiydi. Saraçhane’ye ve Belediye’ye sahip çıkmak, dediğin gibi Taksim ‘takıntısını’ yenmek, önseçimi halka açmak, partiye kayyum atanmasın diye olağanüstü kongre kararı almak inanılmaz hamlelerdi. Ön seçim burada gerçek seçim gibi oldu. Emekliler Meydanı’nda sandık başlarındaki kuyruklar sokak sokak uzadı.”
“O ön seçim var ya, çok akıllıca bir hamleydi. Olayı bir anda CHP’nin olmaktan çıkardı, bütün muhâlefetin meselesi haline getirdi. İmamoğlu 100 tane miting yapsa bu kadar destek toplayamazdı.”
“Çok büyük hata yaptı iktidar, çok. Bugüne kadar her krizi öyle ya da böyle atlatabilmiş olmak gözlerini kör etti belki de. CHP’nin bu sokak eylemlerini bir hafta sürdürebilmesi de çok önemliydi biliyor musun? Öyle 2-3 gün sonra sönümlenip gitmemesi, bütün ülkeye yayılması…”
“Biz bir haftadır yeni eve döndük resmen. Her yeri kapatırlar, yeniden Saraçhane’ye gidemeyiz diye Hakanlarda kaldık ilk günden beri.”
“Çok iyi yapmışsınız. Burada da her gece Cumhuriyet Meydanı’nda toplanıldı. Biz de gittik.”
“E orada da çatışma olmuş ilk gün? Gaz sıkmış polis?”
“Ya oldu, oldu. Bir sefer oldu. Salı Pazarı’nın orada. Neyse ki kısa sürdü, tekrarlanmadı. Uzamaması iyi oldu bence de. Böyle bir durumda polisle halkın karşı karşıya gelmemesi lazım. Bu kadar haklıyken, toplum gözünde bu kadar meşruyken ‘Protestocular polisle çatışıyor’ görüntüsünün ortaya çıkması çok saçma. ‘Light’ bir yaklaşım gibi gelecek ama gerekirse yan sokaktan yürü, gerekirse başka eylem biçimleri bul, haklı davanı halka anlat.”
“Bence de öyle ya. Çok iyi anlıyorum ben seni.”
“Hakkını yedirmemek, mücâdeleci görünmek başka bir şey, kavgacı görüntü başka.”
“Haklısın, haklısın. Ama polisle karşı karşıya kaldığında aklıselim davranmak da ne zormuş. Biz şimdi kendi hür irademizle bu protestolara katılıyoruz ya, karşıdaki polisi de öyle zannedenler var. Elbette içlerinde kötü olanlar, kendisini bu saflaşmada taraf hissedenler de var ama genel olarak emir altında görev yapan insanlar bunlar. Ama bazen çok zor oluyor biliyor musun? Hele bir gece, üçüncü buluşma mıydı neydi, miting bitmiş, halk evlerine gidiyor, yaşlı yaşlı amcalar, teyzeler, öğrenciler filan… Neyse sonra arkadan bir gaz, bir gaz… E tabi gençler dönüp savunmaya geçince bu sefer de plastik mermi başladı. O kadar çok insan yaralandı ki resmi rakamlara yansımayan. Çocuklar korkularından hastaneye de gidemiyorlar. Fişleniriz diye. Çok garip bir psikolojiymiş bu. Sokağa bir kere çıkınca, bir kere o gazı yedikten sonra ölüm korkusunu aşıyorsun ama fişlenme korkusu, gelecek kaygısı bir türlü geçmiyor.”
“Öyle hayatım valla. Annem de bak orada. 75 yaşında kalkıp ön seçime, eyleme gidiyor ama bir yandan da benim Instagram’daki hikâyelerimden dolayı başıma bir şey gelecek diye korkuyor.”
“Ah canım ya. Leyla Teyzem. Cumhuriyet öğretmeni. Bir de bak biz bu günleri yaşıyoruz ama onlar 12 Mart’ı, 12 Eylül’ü gördü. Gerçekten sıkıyönetim, darbe gördüler; işkence gördüler, cezaevi gördüler.”
“Sorma sorma. Endişe etmekte haklı tabii bir yandan.”
“Neyse, bakalım yarın nasıl geçecek? Çok kalabalık olacak yine.”
“Bence de Maltepe çok kalabalık olur. Bu da çok doğru hamle biliyor musun? Bir haftadır devam eden sokak eylemlerinin ardından cumartesi günü büyük miting yapmak çok akıllıca.”
“Ya haklısın ama o değil de İstanbul’da olduğuma o kadar mutluyum ki. Yaşama enerjim geldi yeniden.”
“Bayramda ne yapacaksın? Orada mısın, gelir misin bu taraflara?”
“Ya geçen haftaya kadar gelirim diye düşünüyordum. Uçak biletimi bile almıştım ama sonra bu olaylar başlayınca açığa aldım. Burada olmak istiyorum. Sürecin kalbinde.”
“Haklısın valla. Ben de olsam öyle yapardım. Ama dikkat et bak kendine. Sosyal medyadan takip ediyoruz ama arada mesaj at sen yine.”
“Tamam atarım. Merak etme. Hem belki siz çıkar gelirsiniz İstanbul’a, belli mi olur? Badem’i de arabaya atıp? Olmaz mı?”
“Her şeyin hayırlısı kızım. Bu daha başlangıç. Hem de ‘Ya hep beraber’ değil. Hep beraber, hep beraber.”
“Aynen öyle. Bu daha başlangıç. Hep beraber! Selam söyle Türkân’a.”
“Söylerim, söylerim. Sen de oradakilere selam söyle. Gözlerinden öpüyorum herkesi.”
Devamı için tıklayınız.
29.03.2025,
Burak Süalp©





2 YORUMLAR
Ne güzel ifade etmişsin olayları. Her gün ayrı bir heyecan ile uyanmak, birlikte olmak duygusu genç yaşlı herkesi bir araya getirmiş. Güzel öykülerini okurken dinleniyorum. Kalemine kuvvet.
Güzel yorumun için teşekkür ederim canım annem. Zorlukları, kötülükleri yenmenin en güzel yolu sanat ve edebiyat. Yaza yaza anlatacağız insanlara derdimizi. Okuyan gözlerine sağlık canım annem.