Yaratan ve Kurtaran’ı adlara tutsak etmeye çalışan densizlerle dolu bir yaşamın, bir gezegen dolusu düzen sapkını karmaşanın içinde yuvarlanırken ışıdı özümün odağında bir var oluş biçimi. Kalkıp gideyim, dedim; olmadı, gidemedim. Yanında durayım, dedim; depreşti içim, edemedim. Yaratan ve Kurtaran’ın açtığı aydınlık yol, bilim…
Kaldı gözlerimde anıların, kinimde yankıları. Kaldı yanaklarımda sıcaklığın, gözyaşlarımda uzaklığı. Kaldı ellerimde eşsiz ellerin, kazanıp terk edişin. Öfke içimi yakan alev topu. Öfke sevgimin derinlere uzanan ışıksız yankısı. Öfke kinimi sevgimle harmanlayan meyve tohumu. Öfkem sevgimi, sevgim öfkemi besliyor sessiz haykırışlarımın kırık dalları.…
Gel birimiz çiçek olsun, diğerimiz çim kokusu. Kokularımız karışsın, için içime doğsun. Kişi olmak, kimselerin içine doğup kişi olmak ve bir kozada yapraklarla karışarak yeniden ve birlikte doğmak var bizim için önümüzde, günümüzde, dünümüzde. Bir çember içinde dolanıp anları tekerin ilençli döngüsünde yaşadık ve…
Yaşam kişilerden oluşmuyor yalnızca ama kişiler kendine ve türüne tapıyor çılgınca. “Türüne”, evet! Çünkü, size bir sürprizim var, çoğunuzun “insan” olarak adlandırdığı bizler, bir ırk değiliz, insan bir ırk değil, türdür yalnızca. Büyük bir düş kırıklığı, değil mi? En azından büyük bir çoğunluk için, kalabalıklar/yığın için,…
“Bekle dedi gitti Ben beklemedim, o da gelmedi Ölüm gibi bir şey oldu Ama kimse ölmedi…” diyor Özdemir Asaf şiirinde, Duman topluluğunun solisti Kaan Tangöze de, şarkı olarak yorumunda. Kavuşmak/vuslat bir elemin, acının son buluşu ise, ayrı kalmak da, yemeği, suyudur ya, işte beklemek…
Geceye kalan bir çığlık var. Kimin çığlığı deme, ne söylüyor deme, “Susturun şunu” deme, teninde duy çığlığı, tininde, kutunda, sür’ünde duy çığlığı. “Hepsi de ruh” deyip geçme. Tindeki soluğu, kuttaki gücü, sürdeki bireyi gör iki gözünün arasından; duy şu çığlığı! Duy, ilenmiyorum artık duy!…
“Adı Nevin”, soluğumu keserdi geceleyin. Tüm canlılarda vardır tin, yeldir, soluktur ama onun tenime karışan tini hiçbir alevde yoktur. Sözlüklere bakarsanız, yalnızca kişioğlunda vardır tin. Ama Ulu Önder’in 1980’de kapatılan Dil Kurumu değil, Kenan Evren’in 1982’de kurduğu kurum söylüyor bunu, siz seçin. Soluktur, yeldir…
Sözün özgün sahibi kim olursa olsun, İsmet Paşa’nın da “Bu memlekette hiçbir iyilik cezasız kalmaz” biçiminde bir sözü olduğunu anımsıyorum. Öyle mi gerçekten? Buna izin mi veriyoruz? Daha da kötüsü, bunun bir parçası mıyız? Pandemi Pandemi sözcüğü ile özdeşleşen bu salgın döneminde, gecesini gündüzüne…
Kol ve gece çok parçalı bir buhrana gebeydi. Kol gücüne aşık milyonlar, milyonlar ve milyonlar vardı yine, her zamanki düzeyde. Ancak bu kez, çok bilmiş bilgisizlikleri Sirius yıldızından bile milyonlarca kat büyük ölçülerde güdülenmiş; kendi karmaşık, parıltılı, süs üstüne süslerle kaplı beyaz giysilerince ışıldatılarak…
Törük, töreli, hukuk sahibi, töremiş; Kord, dağlı, güçlü; Zaza, dada, dadaş, ağabey… Karındaş, kardaş, kardeş!… Tepeler Kuzey Amerika Kızılderililerinin “tepek” dediği tepelerde büyüdüm. Çoruh Nehri’nin deli kıvrımları içimde aksa da, Bursa’nın aklı nerde, ruhu karmakarışık bir yerde topraklarında doğdu gövdem tel tel ayrılmadan önce.…
Ateşe odun, oduna kor, kora köz, közden kıvılcım, kıvılcımdan alev, alevden ateş… Yeniden, yeniden, yeniden ölümlere, doğumlara. Ölümsüz deniz anasından öte ölmeden doğumlara. Kan, ekmek, gül Kan ve gül ellerinde yaşıyoruz sonsuz gibi görünen bir zamandan beri. Ekmek ve güle seviyle taşıyordum ben halbuki.…
Bir damla ateş içinde eridim, deniz içre deniz oldum, eridim. Alevde bir damla oldum, eridim. Karbon çeliğiydim, Ülgen öğretti sanatı, ateşi. Ateş içre saflaştım, eridim. Damlayken denize erdim, sonsuz bir deniz oldum yaşamların içinde, evrenler içinde. Denizden ulaştım kendiliğime damla oldum yeniden, buğu oldum,…
Boşlukta salınan bir cüce yıldız değildim, bir boşluktum uzun yıllar boyunca. İçimi babacan sözcükler ve satır satır ışıkla doldurdum ve sonra yine ve her zaman satır satır ışık vardı, kaynağımdı, su pınarı, çağlayanım. Ben bir çağlayandım bir zaman noktasında ama her şeyden önce ben…













