Münferit Tatile Giderse

Server | Ser Ver, Sır Verme

18 Aralık 2018
Server
“Editörü Gömüyorum” Adlı Çalışmama Hoş Geldiniz

Şimdi cümleye nereden başlasam bilemiyorum. Okumakla olmaz, bizzat bu durumu yaşamanız lazım. Bizim derginin bir editörü var abi, hatun panik atak ya… Google’a yaz “panik atak”, bu hatunun görselleri çıkıyor.

Sitenin adını falan değiştiriyoruz ayıptır söylemesi, Server’ın da taşınması gerekiyor. Anasını satayım sanırsın server makinesini sırtında taşıyacak. Nasıl telaşlı. “Ya sorun olursa? Ya patlarsak?” Yav patlarsa patlasın. Site çökerse çöksün. Sana bir şey olmasın. Ayrıca bunu sen değil, Server’ı taşıyan insan evladı düşünsün.

Hayır, yani panik ataklığını evinde şöminesinin önünde tek başına yaşasa eyvallah. Ama olur mu? Dergide sayısını bilmediğim bir ton yazarı da işin içine katıyor. WhatsApp grubu var. Bık bık ötüyor.

Editörden gelen cümleler:

“Arkadaşlar Server’ı taşıyorum çok heyecanlıyım.”

“Arkadaşlar fazlasıyla gerginim çok korkuyorum. Ya çökerse!”

“Arkadaşlar öğlene doğru Server’a geçiyorum.” (Ne yapalım? Konum at orada bütün yazarlar toplanalım bari. Çünkü belli sen tek başına Server’a gidemeyeceksin. Server taşınırken editördeki dikkat, beyin ameliyatı yapan cerrahta yok.)

“Aslında bir sorun olmayacağını sanıyorum. Benim boşa paniğim.” (Bak o da farkında gereksiz panik ataklığını da maksat bizi strese sokmak.)

Neyse abi, hatun tam sakinleşiyor, ses seda yok. Hoop WhatsApp’an bir yazar “Didemcim ne oldu? Server’dan var mı bi’ haber?”

Haydaa hatun yine eski ayarlarına geri dönüyor. “Ya çok heyecanlıyım. Ya bir şey olursa?” Yine başa sarıyoruz.

Bu süreç zarfında tabi millet editör sakinleşsin, içi rahat etsin diye, güzel sözler, temenniler söylüyor. “Yok, şöyle iyi olacak, yok böyle güzel olacak.” Hatta hızlarını alamayanlardan; “Boş ver çökerse bütün yazıları baştan yazarız.” diye cümleler havada uçuşuyor. Bana ne arkadaş çökerse çöksün. Sitenin tohumuna para mı verdim? Hayatta yazmam. Tabi o anda böyle diyemiyorsun. Hep bir ağızdan “Tabiî ki yazarız sen merak etme.”

Cuma günü Server’ın kurulacağını biliyoruz.

Sabah gözümü bir açtım WhatsApp grubundan yeni 40 adet mesaj var.

“Eyvaaahh sıçtık amk, Server patladı, çöktü,” dedim.

Neyse biz sabahtan kurulur diye beklerken, bizi bırakın artık Server da bıkmış bundan, mesaj gönderiyor. 14:30’a randevu vermişler. Server da hatunu çözmüş, sabah sabah bu panik atağı çekemeyiz diye öğleden sonraya atmışlar randevuyu.

Dergide benim kuzen de yazar. Onun da psikolojisi nasıl bozulduysa artık, hatun rüyasında dergiyi görüyor. Rüyada ödül töreninde dergimiz ödül alıyormuş. Yav kuzen ne ödülü ya şu Server kurulsun bize bundan iyi ödül mü olur?

Durum böyle olunca da “Bu hafta SERVER diye yazı yazacağım. Editör seni gömeceğim,” dedim. Benim kuzen de başlık “Ser Ver, Sır Verme” olsun dedi. Başlık da öyle çıktı ortaya. Başlığı bırak şu an hamile olsam çocuğumun adını Server koyardım. O derece yani.

Editörden son bir mesaj; “Adrenalinden yorulmuşum. Biraz dinleneyim.”

Yazıyoruz yazıyoruz hatundan cevap yok.

Kendimizi kullanıp atılmış hissettik. Oh sessizlik ne güzel şeymiş diye düşünürken telefondan mesaj sesleri gelmeye başladı. Ama nasıl, acı acı çalıyor resmen. Belli bizim editör yine canlandı.

Reklam yapacağız ya görsel hazırlamış.

Yok bu Facebook’ta paylaşmak için, yok bu Instagram ana sayfada paylaşmak için, yok bu Instagram hikayesinde paylaşmak için, yok bu anasının nikahı için… Üşenmemiş her yer için ayrı ayrı görsel yapmış. Tamam, ulan buna da tamam.

Aldık tüm yazarlar paylaştık abi. Her şey ok. Bu kez dergideki başka bir yazar bizim editöre diyor ki; “Bunun rengi çok pembiş, çok feminen olmuş, olmaz bu.”

Ya havle vela kuvvet inna sabirin.

Ya kurban olayım bırakın şu kadını. Biliyorsunuz kafası karışık bunun, ne deseniz aklı ona kayıyor.

Allah’ım yarım saat sonra yeni bir WhatsApp mesajı;

“Hikayeye konulacak görseli değiştirdim.”

Şaşırdık mı? Hayır.

Tam bu sırada diğer hatun yazar mesaj atıyor. İşi vardı herhalde WhatsApp konuşmalarına bakamamış. “Yahu bütün heyecanı kaçırmışım. Daha yeni görüyorum yazılanları.” Ya kadın neye üzülüyorsun? Sen cennetlik insanın, haberin yok.

Neyse abi muhabbet bitti. Her şey okey artık. Daha da bir şey çıkmaz dedim. Hay şom ağzıma sıçayım 🤬

Bir yazar yazmış; “Didem Ablacım maillerdeki uzantımız ne olacak? Eskisi gibi mi kalacak? Yoksa değişecek mi?” Ulan hükümet ülkeyi satarken bu kadar düşünmedi be!

Bizimkinden gelen cevap; “Yok daha maillere geçmedim.” Nasıl yani? Bir de mail için mi çekeceğiz seni? Sonrada dönmüş diyor ki; “Size sürprizim var. Onunla uğraşıyorum.”

Sürprizimiz de şu:

Site Google reklamlarına açıldı. Tıklanınca dergi para kazanacak ve o paralarla bizim yazılarımızın reklamına ağırlık verecek. Ulan ne yazı tanıtımı! Bize o parayla rakı balık yapman lazım. Hey yavrum hey. Çocuk kandırıyor 🤨

Veee beklenen an, nur topu gibi www.senveben.biz.tr olarak dergimizin yeni sitesi kuruldu. Tüm yazarlarımızın gözü aydın. Bu süreçte editörümüzü alttan aldığınız, kendisine dayanabildiğiniz için sizleri öpüyorum 😘

Benim güzel seksi editörüm, sürçülisan ettiysem affola 😉

Şimdi gelelim başka bir mevzuya.

Yılın en sevdiğim dönemlerindeyiz. Yılbaşına sayılı günler kala, her yıl dönen fix muhabbetler. Hiç mi değişmez?

Evet, efendim Astrolog falanca kişiye bağlanacağız. 2019 için hangi burcun başına ne gelecek öğreneceğiz.

Sokakta 100 kişiye sorsan; “Abi ben burçlara inanmam, özelliklerini de bilmem,” der. Ama yılın son günlerinde nedense içimiz kıpır kıpır. Acaba 2019’da beni neler bekliyor? Burç yorumlarını kaçırmayız. Yorumları dinleriz abi bir gaza geliriz. Yok, bu yıl benim yılım olacak. Yok, bu yıl şöyle olacak.

Sonra sonuç;

2019 bit artık. 2020 lütfen 2019 gibi olma 😐

Aa bizim bir de yılbaşı milli piyango bileti alışımız var. İstabul’da Eminönün’deki Nimet Abla idolümsün. Millet şehir dışından geliyor, oradan bilet almak için. Sabah ezanında sıraya geçen var. Yeminle bak. Namaza kalk desen kalkmaz. Sabah ezanıyla Nimet Abla’ya kalkan var. İyi Allah’tan büfenin önüne çaput bağlayan yok. Ya sen ne diyorsun? Sırada o kadar saat beklemekten birbirine aşık olup evlenip çocuğunun adını Nimet koyan var.

Ama en sevdiğim kısım;

Sokakta, yine işimiz gücümüz yok ya, 100 kişiye sorduk. Çıkan parayı ne yapacaksın?

Sen kalk başka şehirden İstanbul’a gel, Nimet Abla kuyruğunda saatlerce bekle, sonra da de ki; “Mehmetçiklerimize veririm. Sokak hayvanlarına vereceğim. Yok fakirlere bakarım.” Sen kalk başka şehirden İstanbul’a gel, Nimet Abla kuyruğunda saatlerce bekle, sonra de ki; “Mehmetçiklerimize veririm. Sokak hayvanlarına vereceğim. Yok, efendim fakirlere vereceğim. Yok, anasını nikahına vereceğim.”

Harbi mi lan? Yalancıyı…

Bakın ben size doğru cevabı vereyim. Sizde öğrenin. Biri sorduğunda söylersiniz.

Piyango bana çıksın, babamı tanırsam şerefsizim. Evet, doğru cevap bu. Oğlum biz bizeyiz, yılın 364 günü yalan söylüyoruz zaten. Bari son günü doğruyu söyleyelim.

Anaaam olaya bak.

Şimdi televizyonda kanal değiştirdim. Show Tv’de Zahide Yetiş’in programında ekranda bir hatun alt kısımdaki yazıda aynen şöyle; “Şoke olacaksınız! Temizlik hastası Fadime Hanım, ekmeği dahi bulaşık deterjanıyla yıkıyor.”

Yeminle ülkece teşhisi konulmamış ruh hastalarıyız. En sevdiğim 🤪

Durun bak size bir şey daha anlatayım.

Bazen kendi kendime diyorum ki; “Gülşah kızım bir şeyin de doğru olsun. Bir şeyi de düzgün yap.” Şimdi ben ayıptır söylemesi, kitap siparişlerim geldiğinde isme imzalayıp kargoluyorum. Internet’ten bir çocuk sipariş verdi abi, kitabı da imzalamak için çocuğun adını sordum. Yunus dedi. Çocukta ufak olduğundan bende kitabı “Yakışıklı Yunus’uma” diye imzaladım. Anasını satayım meğerse çocuk kitabı babasına alıyormuş, o yüzden babasının adını söylemiş.
Elin evli barklı, mutlu çocuklu adamına, “Yakışıklı Yunus’uma” diye kitap gönderdim ya. Neyse insanlar Allah’tan bana kızmıyorlar. Normal karşılıyorlar. Yani ben erkek olsaydım benim askerlik bitmezdi abi. Tam o durumdayım.

Son bir derdimi daha anlatayım size sonra susacağım.

Abi ben bu İstanbul’u oldum olası sevemedim. Yani büyükşehirler bana göre değil. Ben tam böyle küçük bir kasabada, nehir kenarında küçük bir kulübede, az insanın olduğu yerlerde yaşayabilecek biriyim. Büyükşehirlerde hayat gerçekten zor ve yorucu oluyor. Bu yorucu hayat, insanların beynini akıtıyor. Bunu da sokaktaki tabelalar üzerindeki yazılardan anlayabilirsiniz.

Tabelanın birinde şöyle yazıyor; “Apartman girişidir. Girmek yasaktır.”

Harbiden ben de çok merak ediyorum. Bu insanlar nereden giriş yapacaklar. Hadi dışarıdan gelen günübirlik misafirler önemli değil de, apartman sakinlerini merak ediyorum. Millet evine apartman girişinden değil de kanalizasyon borusundan mı girecek?

Diğer bir tabela; “Dikkat köpek var. 22.00-08.00 arası”

Adamlar köpeğe gece vardiyası yazmışlar. Bir de bunu bizimle paylaşıyorlar. Şairin bu tabelada anlatmak istediği, bu saat dilimleri dışında evi soyabilirsin.

En sevdiğim “Çukura düşmek yasaktır.”

Biz ülkece ruh hastası olduğumuzdan zaten boş zamanlarımızda bilerek çukura düşeriz. Neyse Allahtan yasak getirmişler.

Başka bir tabelada; “Çıkış” yazmış ok işaretiyle sağı göstermiş. Yanına da İngilizcesini Exit yazmış ok işaretiyle de solu göstermiş. Hayırlara vesile olur inşallah.

Balıkçının biri de dükkân önüne tabela koymuş. Aynen şöyle yazıyor; “20cm’den küçük, 300 gr’dan aşağı balık avlamak yasaktır. Günahtır, ayıptır.” Bizler zaten balık tutarken oltanın ucuna ekmeğin yanına mektup bırakıyoruz. Balık kardeş diyoruz, eğer bak 20 cm’den ufak 300 gr’dan hafifsen lütfen oltaya düşme, beni de günaha sokma.

Aaa bu arada size bir haberim var.

Derginin editörü artık benim sevgili kayınvalidem oldu. Oğlunu bana verdi. Gerçi oğlanın daha bundan haberi yok 😜 Hoş bir kaç yıl da beklemem gerekiyormuş. Malum oğlanın büyümesi lazım 🤣 Gerçi ben onu bu şekilde de kabul ederim. Bütün gün playstation oynuyor. Benim de evlilikten beklentim bu zaten.

O zaman ne diyoruz; “Hayat merdivenlerini çıkarken insanlara iyi davranın. Çünkü inerken yine aynı insanlara rastlayacaksınız.”

Mizahla kalın…

Gülşah İslamoğlu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

10 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 18 Aralık 2018 at 08:38

    Canııımmmm benim, dün yayına hazırlarken defalarca okudum. Her okuduğumda da kahkahalarla güldüm. Süpersin sen.
     
    “Sürçülisan ettiysem affola,” yazmışsın. Ne gücenmesi, beni anlattığın bir yazı yazdığın için sadece teşekkür edebilirim canikom. Çocuklarıma bile okudum. Onlar da bayağı güldüler.
     
    Hayata bakabildiğin göz ve bunu başkalarına aktarabilmen bence büyük yetenek.
     
    Öperim 😘

  • Cevapla Mustafa Kara 18 Aralık 2018 at 10:25

    Ne diyorsun 🤭🤭🤭🤭
    ya çökerse aman allah 🤭
    çökmez
    çökertmezler 👊🏻👊🏻👊🏻
     
    Editör işin düzgün olmasını beklemiş
     
    bulaşık deterjanı ile ekmek ayı kefede imkansızı mı hayır çünkü ülke o kadar plastik ve temizlik hastası oldu insanlar artık ne yapacağını şaşırdı basit bir olay aman çocuk düşmesin aman bi yerine bir şey olmasın demekten çocukların topraktan aldığı mineraller plastik oyun sahalarında Yok ve ne acı ki bu ironi ile annelerde hastalık hastası olduğu gerçeğidir.
     
    Evet son olarak hayatın o komik yüzü Gülşah’ın kaleminde hayat buluyor hem yeni siteniz hayırlı olsun, hem de 15 gün bizi bekleten Gülşah’a selam olsun
     
    👋👋👋👋😁😁😁😁😁💐💐💐

  • Cevapla İrem Savaş 18 Aralık 2018 at 11:42

    Ahahahah! Kaleminize sağlıık. Kendimi okuyunca bi afalladım dedim; “Gerçekten bu kadar arıza mı görünüyorduk uzaktan.” 😂
     
    Çok keyif aldım ben de!
     
    Hayat renkli, günler şeker 🍭

  • Cevapla Ahmet Yonca 18 Aralık 2018 at 12:21

    Nasıl bir deliysen artık, gülmekten tuvaletten çıkamadım 🤣🤣🤣 Çokk başarılı olmuş. Kitabını da bugün postaneden gidip alacağım. Güzeldi, emeğine sağlık. 🙂

  • Cevapla Barış Atakan 18 Aralık 2018 at 13:14

    Gülşaaah Evlen Benimle.

  • Cevapla Seçil Heptaşkın 18 Aralık 2018 at 18:36

    Süreç bu kadar mı iyi anlatılır 😀😀😀
     
    Nimet Abla’ya çaput bağlama işini şimdiye kadar akıl edememiş olmalarına ben de şaşırdım şu anda. Ayvalık şeytan sofrasındaki şeytanın ayak izini temsil eden taşın etrafı bile çaput dolu iken Nimet Abla bir tık daha mantıklı geldi bana.
     
    Kalemine sağlık

  • Cevapla Mehmet Soylu 23 Aralık 2018 at 13:02

    Valla editörün bir noktada haklı 🙂 Çalıştığım STK butik bir server’dan kurumsal ve birçok büyük firma ile çalışan bir yere taşınmışlar 🙂 Site 1 hafta 10 gün erişilemez olmuş. E haliyle ben 2015 yılında taşırken benimde benzer süreçlerim oldu ama ne zaman taşıyoruz, nasıl yapacağız sorusunu 3. soruşunda müdür “Ben zaten geçtiğimiz haftasonu taşıdım” cevabını alınca hiç kapanmadı nasıl yaptına geldi 🙂 İşi bilmek ve çıkabilecek sorunlara hazır olup, hızlı çözecek kişiler varsa sıkıntı olmaz…

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 23 Aralık 2018 at 13:07

      Allah razı olsun, sonunda benim açımdan da görebilen biri 🙃🙃🙃

  • Cevapla Pelin Berktaş 26 Aralık 2018 at 13:55

    Gülşaaaaahhh diye bağırsam duyar mısın? 🙂
     
    Biz ofisçe bu yazını okuduk ama yorum yapmamışız bu kez. Yoğunluktan sanırım.
     
    Kızım ne yazalım seviyoruz seni işte. Senin yüzünden editörünü de seviyoruz. 🙂
     
    Editöre Not: Gülşah sevdikleriyle uğraşır. O yüzden sizinle de uğraşması sizi sevdiğini gösterir. Bu nedenle artık ben de sizi seviyorum.

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 26 Aralık 2018 at 15:05

      Yaa ne tatlısınız. Çok teşekkür ederim. Gülşah istediği kadar uğraşabilir benimle. Onun sonsuz kredisi var. Ayrıca ben mutlu oluyorum. Kahkahalarla güldüm benle ilgili yazısını okurken…

    Cevap Yaz