İçimdeki Sesler Yurt İçi Gezi

Ruhun Tatili | Abant

12 Mart 2019

Ruhun Tatili
Kendimle ilgili fark ettiğim bir durumu sizinle paylaşmak istiyorum. Hepimizin hayatında çok yorulduğu, çok bunaldığı, adeta beyninin her hücresinin içini dolu hissettiği zamanlar olmuştur. İşte benim de kendimi böyle hissettiğim; ruhumu nasıl dinlendirebilirim sorusunu sıkça sorduğum anların sonunda, cevabı buldum diyebilirim. Hafta sonu yaptığım bir seyahat bunu anlamamı sağladı. Cevap gayet basitti: “Doğa..”

Gerçekten doğanın içinde kendimi huzurlu, dingin; aynı zamanda coşkulu hissediyorum. Bu hislerimin arkasında “Topraktan geldik, yine toprağa döneceğiz,“ düşüncesi mi yatıyor, bilemiyorum 🙂

Sırat Köprüsü

Geçtiğimiz hafta sonu Bolu Karacasu’ya doğru yola çıktık. Sabahın erken saatlerinde yollara düştük, çünkü Bolu Berceste’de kahvaltı edecektik. İnanın, yolda olmak bile büyük bir keyif ve heyecan verdi bana. Yolculuğumuz, arka fonda “I found my love ın Portofino” ardından “Historia De Un Amor” parçaları eşliğinde gayet romantik bir havada başladı.

Güzel bir kahvaltının ardından kalacağımız yere doğru tekrar yola koyulduk. Oteli merak ediyorduk tabii, çok güzel bir ormanın içerisinde yer alıyordu, sadece bunu biliyorduk.

Tekrar yola koyulduktan yaklaşık 5 dakika sonra gözgözü görmedi ve yoğun bir sis öbeğinin içerisinde kaldık. Benim stresimi, heyecanımı görmeniz lazımdı. Öyle yıllarca araç kullanan, usta bir şoför falan da değilim. Bildiğiniz önümü göremiyorum, ama direksiyondayım. Bu süre boyunca yanımda kızkardeşim sürekli beni sakinleştirmeye çalıştı. Meğer; sisli havalarda uzak mesafeye bakmayıp, kısa mesafede kalmak gerekiyormuş. Tabii ben ileriye doğru konsantre olduğum için hiçbir şey göremiyordum. Üstüne üstlük 3-4 araç da beni takip ediyordu. İnanın, bir an için İstanbul’a dönmeyi bile düşündüm ama ne mümkün dönsen dönemezsin, dursan duramazsın. Kızkardeşime sürekli bu yolun daha ne kadar süreceğini sorup durdum. Sanki kendisi karayollarından sorumlu müdür 🤦🏻‍♀️ Neyse ki bu cehennem sadece 10 dakika sürdü. Ama bir de bana sorun, sanki saatlerdir o sisin içerisindeydim. “Sırat köprüsü” kıvamındaki bu yolu da atlattıktan sonra, keyifli yolculuğumuz kısa bir süre daha devam etti ve gece konaklayacağımız otele vardık.

Tabiat Ana’nın Kolları

Otelin içerisinde bulunduğu doğa muazzamdı. Büyük çam ağaçlarının içerisinde, kuş seslerinin eşliğinde; bir tavuskuşu bizi karşıladı ve “Hoşgeldiniz” dedi. Resepsiyona geldiğimizde, otelin ağzına kadar dolu olduğunu görünce çok şaşırdık. Sömestr tatili de değildi, sadece sıradan bir Cumartesi günü idi. Neyse çok beklemeden odamıza çıktık, geniş ve ferah görünümlü bir odaydı. Odanın camını açtığımızda, mis gibi temiz havanın yüzümüze çarptığını ve gözlerimizin yeşilin her tonunun olduğu çok güzel bir ormana açıldığını gördük.

Spor kıyafetlerimizi giydik ve misafirler için ayrılan 3 ayrı parkurda yürüyüşe çıktık. Parkurlar uzunlukları ve biraz da zorluk derecelerine göre numaralandırılmıştı. Yürüyüş yolları üzerinde tavuklar, sülünler ve ceylanlar tel örgülerle kendileri için ayrılmış geniş alanlarda bulunuyordu. Yürüyüş yolu üzerinde yorulanlar için banklar vardı, yoruldukça oturup dinlenebiliyorduk.

Yürüyüşümüzü tamamladıktan sonra otelimize dönüp, bir sahlep molası verdik ve yakın çevrede nereye gidebiliriz diye araştırmaya başladık. Bize “Mutlaka Gölcük Milli Parkı’nı görün,” dediler. İşte aşık olduğum Gölcük yolu ile orada tanıştım. Tabii 1 gece kalacağımız için ve zamanımızın kısıtlı olması sebebi ile vakit kaybetmeden arabaya bindik ve yola koyulduk.

Abant

Bu sefer fonda “Her yerde kar var” parçası vardı…

Bir yol düşünün, her iki tarafı asırlık çam ağaçlarıyla donatılmış, üzerleri bembeyaz, dantel gibi işlenmiş olağanüstü bir manzaranın ortasından ilerliyorsunuz. O kadar keyifliydim ki, size anlatamam. Tabii arabayı kullandığım için fotoğraf çekemedim ve bunun için kız kardeşime kızdım. Tüm fotoğraf ve video çekme işini ona bıraktım. 🙂 Yalnız yolda anlayamadığım bir tuhaflık vardı, yolun üzerine tek kar tanesi yoktu ve yol kupkuruydu. İstanbulluların idrak etmekte zorlanabileceği bir durumdu gerçekten, tüm yol boyunca bu kadar karın olduğu bir yerde, yolun nasıl bu kadar kuru kalabildiğini merak edip durdum.

Bir ara bahsedilen parkı bulamadığımızı fark ettik. Tabiatın içerisinde o kadar kaybolmuştuk ki; parkı çoktan geçip, yolu yarım saat kadar uzatmıştık. Tekrar geri dönüp, parkın içerisine girdik. Kaldığımız otelin bir restaurantı da bu parkın içerisindeydi, her yer buz tuttuğu için çok fazla yürüyemedik ama gölün karşısına konumlandırılan restaurantta oturup, keyifli keyifli yemeğimizi yedik.

Manzara o kadar güzel ki; her taraf bembeyazdı, gölün en uç noktasında masallardakine benzer küçük bembeyaz bir ev vardı. Bir süre burada vakit geçirdik ve bu güzel manzarayı arkamızda bırakarak otelimize geri döndük. Ertesi gün İstanbul’a dönmeden evvel Yedigöller’e çok gitmek istedik, ama yolun kapalı olduğunu öğrenip, Abant’a doğru yol aldık. O yol da, sizlere anlatmaya çalıştığım Gölcük yolu ayarındaydı. Tabii bu sefer manzaraya karşı daha hazırlıklıydık, yine bembeyaz bir örtü karşıladı bizi. Arabayı bıraktıktan sonra kısa bir yürüyüş yaptık. Sonra klasikleşmiş fotoğraflardan biri olacak olan, Abant Gölü çevresinde fotoğrafımızı çektirip, anılarımıza bir yenisini daha ekledik ve dönüş yoluna geçtik.

Aşkınlık

Kısa süren bu seyahatta hissettiğim başka bir duygu da sizlerle burada paylaşmak istiyorum. Daha önceki yazılarımda bahsettiğim “Hayatı Yeniden Anlamlandırmak” isimli seminerde, anlam kaynaklarından biri olan “aşkınlık” duygusundan söz edilmişti. Bu duyguyu anlayabilmemiz için bizlere yıldızların, galaksilerin ve bir de uzaydan aşağıya doğru bakıldığında yeryüzünde duran bir adamın minik gölgesinin yer aldığı kısa bir video seyrettirilmişti. Videonun bitiminde sunumu yapan kişi bizlere dönerek; “Size bu görüntüler neler hissettirdi?” diye sormuştu. Hemen söz alıp, bu görüntülerin daha çok moralimi bozduğunu; dertlerimin, kaygılarımın uzaydan böyle mi göründüğünü sorduğumu hatırlıyorum. “İşte” dedi anlatıcı, “Burada vurgulanmak istenen duygu; aşkınlık hissidir, tabii ki herkeste aynı duyguyu uyandırması beklenemez. Ama hayatın anlam kaynaklarından biri de bu duygudur,” demişti.

O zaman bu duyguyu hiç sevememiştim, ama bu seyahatte doğanın içerisinde, karların altında bu aşkınlık duygusunu, doğanın beni kollarıyla kucakladığı an hissetmiştim. Belki de bu kadar süredir benim gelmemi beklemişti. Sanki “Gel ki tüm tasalarını, tüm dertlerini unutturayım,” diye fısıldamıştı bana. Öyle de olmuştu zaten…

Demet Uncu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

7 Yorum

  • Cevapla Gülfer Birsin 12 Mart 2019 at 13:35

    Eline sağlıl Demet, çok güzel betimlemiş ve duygularını paylaşmışsın. Benim de çok gitmek istediğim yerler. Henüz gidemedim. Kısmet. Hep huzurlu bir dünya olsun. 😘❤️

    • Cevapla Demet Uncu 12 Mart 2019 at 16:06

      Sevgili Hocam, çok teşekkür ederim güzel yorumlarınız için. En kısa zamanda görmenizi diliyorum. Doğa muhteşem gerçekten. Sevgilerimle.

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 13 Mart 2019 at 01:22

    Canikom öyle bir anlatmışsın ki elime geçen birkaç parça eşyayı bir çantaya atıp yola koyulmamak için resmen kendime direnmek zorunda kaldım 🙃
     
    Doğa benim için de her zaman en huzurlu kaçışları sunmuştur. Vee Abant kesinlikle bu kaçış noktaları listesinde yer alacak harika bir lokasyon.
     
    İçten ve tasvirlerle zenginleştirilmiş anlatımın ise elbette harikaydı. Bence siz Buket’le hep böyle minik kaçışlar yapın, sonra sen gel bize anlat. Yalnız bir dahaki sefere fotoğraflarda sizi de görmek isteriz 😉

    • Cevapla Demet Uncu 13 Mart 2019 at 09:52

      Didemciğim güzel yorumların için çok teşekkür ederim. Bence bir gün birlikte bir kaçamak yapalım, istersen birlikte fotoğrafımız olsun. Yoksa gizemli olmayı tercih ediyorum ben 🙂

      • Cevapla Didem Çelebi Özkan 13 Mart 2019 at 23:50

        İşteeee buuu harika fikir. Zaten seni çooook özledim.

  • Cevapla Mehmet Gökcük 13 Mart 2019 at 21:29

    Çok sevdiğim Abant…
    Doğanın şık sunumu…
    “Huzurun masalı yazılsa orada yazılmalı” derdim hep…
     
    Gayet güzel bir anlatımla gitmeyenlere de heyecan katacak bir yazı olmuş.
     
    Ellerinize, yüreğinize sağlık…

    • Cevapla Demet Uncu 16 Mart 2019 at 10:50

      Sizlere de hissettigim duygular gecebildiyse ne mutlu bana Mehmet Bey cok tesekkurler

    Cevap Yaz