Gırgırına

Askerlik -1

15 Nisan 2019
Gırgırına | Askerlik - 1 | Cem Albayrakoğlu
Geldi mi askerlik zamanı?!

Ne güzel takılıyorum, her şey mis gibi gidiyor hayatımda derken babam bir gece dedi ki; “Git de gel, şu holding’i sen yönet artık.” Şaka şaka, holding filan yok ama gerçekten önümde büyük engel askerlik.

Muhteşem bir yaz akşamı babam yemekte patlattı bombayı anlayacağınız gene;

“Şubeye git ve amcamla halledin askerlik işini.”

Tabi ki düştüm yollara; Adapazarı, Hendek Askerlik Şubesi’ne vardım. Girdim içeri şort t-shirt’le. Sonuçta yaz, ne giyeceğim başka? Dedim; “Ben geldim.” Asker bana, ben ona bakıyorum. Kimlik ve prosedür gereği tüm o gereksiz soruların ardından; “Şurada bekle, birazdan gidersin,” dedi.

“Gidersin” derken?!

“Bir grup gidecek seni de onlarla göndereyim,” demesin mi? Şaka gibi. Ben “Yok, kem kum…” diyene kadar amcam girdi araya. “Bir kaç hafta içinde gitsin,” filan dedi, yırttık kısacası o anda paket olmaktan.

“Ankara, Mamak” dediler.
Dedim; “Tabi, neden olmasın.”

Hemen topuk yazlığa.

Varır varmaz arkadaşlara haberi verdim; “Ben askere gidiyorum. 1-2 haftam var.”

Hemen hazırlıklar, partiler, son gezmeler tozmalar, tüm planlar yapıldı. Son gecemde yazlıkta herkes toplandı ve muhteşem bir uğurlamayla sabaha kadar vedalaşma devam etti.

Sabah babamla düştük yollara. Selimpaşa-Ankara arası yolculuk nasıl zorlu geçti eminim tahmin edebilirsiniz. Bu arada Amerika’da bitirelemeyen üniversite maceramın ardından İstanbul’da bir iki özel üniversite teşebbüsüm de tamamlanamadığından askerlik sürem 18 ay. Dile kolay 550 gün. Bilmem anlatabiliyor muyum?

Akşam üstü vardık nizamiyeye.

Babamla vedalaştı kaymakam. Kapıda aramada asker çantayı bir açtı; içinde Muratti sigaralar.

“Bunlar ne?”

“Sigara.”

“Rahat 10 karton var,” dedikten sonra “İstanbul di mi?” diye ekledi.

“Evet,” deyince “Allah kurtarsın,” demez mi?!

Nasıl yani?! Sanki mapusa giriyorum. Hıyar herif!

Neyse bizi koğuşa alsınlar diye bahçede bekliyoruz. Millet sigara içiyor ve yerlere atıyorlar izmaritleri. Oradan geçen nöbetçi asker; “Buranın hali ne? Toplayın bu izmaritleri.” diye bağırmaya başladı. Nasılsa bana demiyordur diye rahat rahat oturuyorum ben.

“Hey sen!”

“Evet ben?”

“Sen neden toplamıyorsun?”

“Ben atmadım ki…”

Sonra bir baktım ki ben de topluyorum 😝 “Dakka bir, gol bir, mimlendim,” diye aklımda geçiriyorum ama Allah’tan kendisiyle aynı birliğe düşmedim.

“Gece toplama koğuşunda kaldıktan sonra sabah muayene olacaksınız ve birliklerimiz belli olacak,” dedi asker.

Bana uyar. Zaten yapacak başka bir şey de yok.

Tek sıra halinde sivil kıyafetlerle sıralandık.

Her kafadan bir ses çıkıyor. Biri diyor ki; “Yok şöyle iğne yapıyorlar, yok böyle bilmem ne…” Ben de hiç korkmam iğneden halbuki ki. Her halde o gün havamda değildim. Yok be deli gibi korkarım iğneden.

“Nasıl yırtarım?” diye kafamda kurarken önümdeki çocuk garip garip hareketler eşliğinde; “Ben anlatacağım,” falan demeye başladı kendi kendine. Sonunda sıra buna geldi. Asker diyor ki; “Var mı bir rahatsızlığın veya alerjik bir durumun?” Bu başta cevap vermedi, sabit bir bakışla askere bakıyor. Dedim; “Hayırdır, bakalım ne olacak?”

Asker bağırınca çocuk; “Benim bazen kafam duruyor,” dedi. Bir süre sessizlik oldu. Ardından görevli asker; “Nasıl duruyor?” diye sordu. Şaka gibi ama çocuk; “Bak durdu,” diye cevapladı askeri. Konuşmadan ayakta öylece duruyor, boş gözlerle askere bakıyordu. “Allah’ım” dedim; “Hoş geldin Cem askere.”

“Akşam neredeydim şimdi neredeyim,” diye dünüyorum.

Asker kükredi; “Sen bizimle dalga mı geçiyorsun?” diye. “Sen! Şöyle geç,” deyip ufak bir sevgi operasyonundan ardından 💪 dedi; “Anlat.”

O süklüm püklüm çocuk bir konuşmaya başladı inanamazsınız. Eeee boşuna dememişler dayak cennetten çıkma diye 😂

Sonunda sıra bana geldi.

“Aşı olmasın da ne olursa razıyım.” dememe fırsat kalmadan bastılar iğneyi. Bayılmama ramak kala; “Muhabere” diye açıkladılar.

Geçtik koğuşlara.

Bakıyorum bizden kimse var mı diye? Sanki sahildeyim 😝

Çıktım bir ranzaya, yattım uyudum. Sabah kamuflajı giydiğimiz gibi götürdüler eğitim sahasına. Küçük bir tanışma faslı yaşandı. Bilin bakım önümde kim var? Duran Kafa. “Ulan,” dedim “hayırlısı.”

Anlayacağınız duran kafaylayla aynı birlik, aynı koğuştaydım.

İstanbullu bir çocuk vardı, onunla epey bir sohbetin ardından kaynaştık. Akşam bir baktım ki bizim Duran Kafa benim ranzanın altında yatıyor. Adam kabus gibi, her yerden çıkıyordu.

Gel zaman git zaman İstanbullu ve ben eğitim aralarında; “Ulan nasıl kaçarız buradan?” diye geyik yapmaya başladık. “Bizde bu şans varken, yok şurada yakalanırız, yok şöyle olur, böyle olur,” diye konuşurken bilin bakalım kim geldi yanımıza? Evet, Duran Kafa.

Adamın da adı “Duran Kafa” kaldı. Neydi acaba ismi? Sıfır, hiç hatırlamıyorum. Neyse çocuk demez mi; “Ben konuşmalarınızı duydum. Kaçacaksınız. Ben de geleceğim sizinle,” diye.

İstanbullu ve ben küçük bir bakışmadan sonra; “Tamam ama akşam koğuşta konuşuruz,” dedik. Gün boyu eğitim aralarında götümüzden ayrılmıyor, “Lütfen” modunda takılıyor herif. Dedik aksiyon ayağımıza geldi. Uzatmayayım biz kendi aramızda bir kaç saçma sapan karalama yaptık; nizamiye krokisi, kaçış planı vb. Bir nevi “Esaretin Bedeli”ni yeniden çekiyoruz; buradan şöyle sürünürüz, şuradan atladık mı tamam filan…

Sonra dedim ki Duran Kafa’ya;

“İstersen istifa hakkın var, onu kullan.”

İstanbullu tam kahkayı patlatacakken kaş göz işareti durdurdum bunu.

“Haberin yok mu? istifa edebilirisin askerlikten.” diye devam ettim. Tabi bizim sazan atladı.

“Aslında olabilir. Hatta daha iyi olur.”

“Hemen mektup yaz ve komutana ver,” dedim.

Demez olaydım.

Adama bir mektup yazdırdık, inanin manitaya o kadar yazmamışımdır ömrümce 😂

Mektupta kısaca; “Komutanım ben askerliği beğenmedim ve istifamın kabulünü istiyorum, saygılarımla” falan yazıyordu. Kapattı zarfı.

“Sabah ver komutana.”

“Peki.”

Sabah sen git, ciddi ciddi ver mektubu komutana…

Aradan biraz zaman geçti, ses seda çıkmıyor. İnanın ben daha heyecanlıydım ne olacak diye. Düşünsenize kabul ediliyor ve adam gidiyormuş 😂😂

Veee beklenen an.

Çocuğu içtimada çağırdılar. “Kim yazdırdı buna sana,” diyor komutan. Onlar da anlamış ondan çıkamayacağını bu mektubun 😝

Ben kireç gibi bembeyaz oldum tabi anında. İstanbullu’ya; “Buraya kadarmış,” dedim.

Tabi siz şimdi gülüyorsunuz 😉 Ben de çocuk mektubu verene kadar çok gülmüştüm.

Komutan duman çıkartarak çocuğu sorgularken ağzı açık ayran budalası gibi bakıyordum ki ağzıma sinek kaçtı. Yuttum tabi sineği.

Bu olayın sonu elbette ki mutlu bitmedi. Biz 3 gerizekalı disko cezası aldık ayrı ayrı.

Haaa “Bu disko o sizin bildiğiniz disko değil,” diye de açıkladılar. Disiplin Koğuşu’nun kısaltmasıymış Disko. Başta ben de anlamadım; “Nasıl yani?” filan diyordum ama gide gele alışıyorsun diskoya da 😝

Daha çok askerlik anım var.
Haftaya devam ederim Duran Kafa maceralarına 😉

Gırgırına,
Cem Albayrakoğlu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 15 Nisan 2019 at 07:43

    Ahahahahahah ben bu Duran Kafa’yı hiç bilmiyordum ya da belki anlatmışsındır da balık hafıza ben unutmuşumdur 🤦🏻‍♀️
     
    Çocuğa o mektubu verdirdiğinize inanamıyorum 😂 O da cidden safmış, yazık yaaa 🙄
     
    Devamı gelsin hemen, merakla bekliyorum 😉

  • Cevapla Demet Uncu 15 Nisan 2019 at 15:37

    🙂 🙂 Kalemine sağlık Cemciğim. Merakla bekliyorum…

  • Cevap Yaz