Fizik ve Ben

Bilimin Dili

22 Mayıs 2019

Yazı: Bilimin Dili | Yazan: Çiğdem Mertoğlu

İnsanlar arasında bir iletişim aracı olan dil, kişilerin duygularını, düşüncelerini bildirmek için sözcükler ya da işaretler aracılığıyla yaptıkları anlaşma, öteki kişilerle iletişimi sağlayan bir ortamdır. Kaşgarlı Mahmud ise dili, “Dil, düşüncenin evidir,” diyerek tanımlamıştır. Kendimizi ifade edebilmek ve karşımızdakini anlayabilmemiz için de ortak bir dilimizin olması gerekmektedir.

Dünyada yaklaşık 8 bin dil vardır.

Her hafta bu dillerin çoğu ölür ya da yeni bir dil doğar. Yani dilin canlı bir yapısı vardır. Bilim ise evrenin, evrendeki olguların ve olayların bir bölümünü ele alıp bir takım yöntem ve deney yolları kullanarak gerçeğe, gerçekliğe dayanarak kimi yasalara ulaşan bilgi yolu, düzenli ve tutarlı bilgidir. Bilimin dili de en çok bilime hizmet eden ülkelerin kullandığı ortak bir dildir. Yani bilimsel çalışmaların yayınlandığı bilim yapan ülkelerin kullandığı dildir.

Bizim dilimiz olan Türkçe ise Ural-Altay ailesine ait olup Altay kolunu oluşturur. İsimlerinin ve fiillerinin çekimlenebilmesi için kuralları vardır. Eklemeli bir dil olan Türkçe fevkalade bir yapıya sahiptir. Yapısal olarak yeni kelimeler üretmeye uygundur.

Peki bu yapısal özellikleri onu bilim dili yapar mı?

Türkçe bilim dili olarak geçmişte kullanılmış mı ya da gelecekte bilim dili olarak kullanılabilir mi?

Bu sorulara öncelikle ilk Türk eserimiz olan Kutadgu Bilig’i ele alarak cevap verelim. Türkçe’nin ilk temel eseri olan ”Kutadgu Bilig”, 11. yüzyılın başlarında Balasagun’da doğmuş olan Yusuf Has Hacip’e aittir. Yusuf Has Hacip, Balasagun’da yazmaya başladığı Kutadgu Bilig adlı kitabını 1069 yılında Kaşgar’da tamamlayarak Karahanlı hakanlarından Tabgaç Buğra Han’a sunmuştur.

Eserin temelinde kâmil insan kavramı yatmaktadır. Ayrıca insanı geliştiren ve güçlendiren faziletler dikkati çeker; bilgi edinmek, okumak, güzel yazmak, çeşitli bilimlere sahip olmak, sevilen milli sporlara ve maharetlere değer vermek başta gelir. Bir yönü ile bir nasihatname niteliğinde olan Kutadgu Bilig, başka bir yönü ile de bir siyasetname karakterindedir. Yine bir başka yönü ile de bilim niteliğindedir. Tüm dünya insanlarına yüzyıllarca bir rehber görevi görmüştür. ”Mutluluk veren bilgi”, ”hükümet olma bilgisi” gibi anlamlara gelerek yüzyıllar boyunca faydalanılan bir kaynak olmuştur. Yüzyıllar önce Türkçe bu eserimiz sayesinde bir bilim dili olmuşken neden şu an bilim dili olarak kullanılmamaktadır?

Bunun nedeni Türkiye’de bilimin olmayışıdır.

Şöyle bir yakın geçmişimizi yokladığımızda bilimle alakalı neler yaptığımızı daha doğrusu yapmadığımızı acı bir şekilde göreceğiz. Oysa ki, yüzyıllar önce yazılmış olan eserlerimizde bilimden çokça bahsedilmiş, taa o zamanlarda ‘Sesin Fiziği’ açıklanmıştır.

Kısacası bir dilin bilim dili olabilmesi için öncelikle o dili konuşan insanların bilimle uğraşması, bilim yapması gerekmektedir. Günümüzde özellikle pozitif bilimlerde yeteri kadar çalışmalar yapılmadığı ve bilime çok fazla önem verilmediği için doğal olarak buluşlar ortaya çıkmıyor. Buna bağlı olarak da yeni kavramlar yani kelimeler üretilmiyor.

Ülkemizi daha ileri seviyelere yükseltebilmek, daha güçlü olabilmek için çok çalışmalı ve en fazla önemi eğitimimize vermeliyiz. Çünkü her şeyin başı, eğitimdir. Sadece okullarda aldığımız eğitimle yetinmeyip bir birey olarak kendimizi her alanda geliştirmeliyiz. Bilmeliyiz ki, kendimizi ne kadar geliştirirsek bir o kadar da toplumumuzu, ülkemizi geliştirmiş olacağız. Kendimizi, ülkemizi geliştirebilmek için de bilimle uğraşmalı yani bilim yapmalıyız. Ayrıca bilim yapan devletlerin çalışmalarını takip etmeliyiz. Bunu yapabilmemiz için ise yabancı dilimizin olması gerekmektedir. Çünkü, ”Dünyada neler oluyor, süper güç olarak tanımlanan ülkeler bilimde, tıpta, teknolojide nerede, peki biz bu rekabetin neresindeyiz?” gibi soruların cevaplarını ancak yabancı dil sayesinde bulabiliriz.

Gelişmiş ülkelere baktığımızda vatandaşlarının çok dil bildiğini görüyoruz.

Avrupa vatandaşları en az 3 yabancı dil biliyor. Gelin verilere hep birlikte bakalım. Avrupa Birliği ülkelerinde yapılan araştırmaya göre Avrupa’nın yarısı çok dilde konuşuyor. Avrupa vatandaşlarının yüzde 44’ü anadillerinin yanı sıra başka bir dili konuşabiliyor. Lüksemburg’da hemen hemen herkes birden fazla dil biliyor. Hollanda, Danimarka ve İsveç’te her 10 kişiden 8’i birden fazla dil biliyor. İngiltere, İrlanda ve Portekiz’de başka bir dili konuşma oranı en az seviyede.

İngilizlerin yüzde 9’u Fransızca, yüzde 5’i Almanca biliyor. Belçika’da ikinci dil olarak İngilizce yüzde 42, Fransızca yüzde 37, Almanca yüzde 15 oranında konuşuluyor. Danimarka’da bu oran yüzde 76 İngilizce, yüzde 50 Almanca, Yunanistan’da yüzde 39 İngilizce, İsveç’de yüzde 77 İngilizce, Finlandiya’da yüzde 51 İngilizce, İtalya’da yüzde 28 İngilizce, İrlanda’da yüzde 12 Fransızca ikinci yabancı dil olarak konuşuluyor.

Araştırma, Danimarka, Hollanda, Belçika, Yunanistan, İspanya, Avusturya, Finlandiya ve İsveç’te ilköğretime devam eden yüzde 33’ten fazla öğrencinin ikinci bir dil öğrendiğini ortaya koyuyor. Avrupa Birliği ülkelerindeki öğrencilerin yüzde 89’u İngilizce, yüzde 32’si Fransızca, yüzde 18’i Almanca ve yüzde 8’i de İspanyolca biliyor.

Şu an bilimde en çok gelişmenin olduğu ülkelere baktığımızda en başta ABD’nin olduğunu görürüz ve onun dili de İngilizce’dir. Peki toplumumuzda İngilizce nasıl bir yere sahip, ne kadar İngilizce biliyoruz, bu sorular üzerine biraz düşünelim.

Ülkemizde anaokulundan beri İngilizce eğitim görüyoruz.

Hatta en fazla ders saatinin olduğu dersler arasında İngilizce geliyor. Buna rağmen bir türlü bu dili öğrenemiyoruz. Belki, bunun sebebi ezberci eğitim sistemi belki de kişisel sebeplerdir. Sonuç olarak bu dili öğrenemeden üniversiteden mezun oluyoruz. Hayatımızın hangi alanında işimize yarayacak sanki, diye düşünüp İngilizce’yi bilmemenin, öğrenmemenin eksikliğini hissetmiyoruz. Oysa, belirttiğim gibi İngilizce bilimin dilidir ve biz bu dili öğrenmeliyiz.

Bilimi öğrenmek, bilimsel çalışmaları takip edebilmek ve bilimsel makaleleri okuyabilmek için bu dili öğrenmek zorundayız. Bilimi, tıbbı, teknolojiyi öğrenmeyi bir vatandaşlık görevi olarak saymalı ve bu alanlarda çalışmalar yapmalıyız.

Dünya üzerinde süper güç olarak tanımlanan ülkeler bu güçlerini, saydığım alanlardaki başarılarından alıyorlar.

Çiğdem Mertoğlu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Beril Erem 22 Mayıs 2019 at 12:47

    Çiğdem’cim o kadar doğru bir noktayı farklı bir açıdan ele almışsın ki…
     
    Tam da bu konuyla ilgili bir şey yaşadım bu hafta. Pazartesi, tez savunmam vardı. Benimle birlikte birkaç savunma yapacak öğrenciyle birlikte girdik amfiye. Aramızda benim gibi İngilizce yapanlar olduğu gibi, Türkçe tez savunması yapacak olanlar da vardı.
     
    İngilizce sunumlarda hiç problem yaşanmazken -dil kullanımı anlamında- Türkçe savunmaların hepsi bir olasılıklar manzumesine dönüştürüldü hocalar tarafından. Çünkü İngilizce’de bilimsel literatür değiştirilemez, neyse odur. Ama Türkçe’de kati ifadeler bilimsel bir çalışmanın sonucu olarak değil, üst perdeden bir bildirge gibi algılandığı için “kendi ayağına sıkma!” denilerek olasılık ifadeleri ile düzeltilmelerine karar verildi.
     
    Kendi ayağına sıkma!
     
    İşte bilimsel bir çalışma sonucunu yazarken YÖK’ün aklı bu şekilde çalışıyor. İnanılmaz!
     
    Bilimin dili, elbette o dili konuşan insanların bilim dünyasına yaptıkları katkılar, buluşlarla paralel ilerliyor veya değişebiliyor. Bu konuda biz bırak küresel anlamda bir katkı sağlamayı, lokal olarak dahi bilimsel araştırmalara ket vurmayı adet haline getirdik. (Üniversite ödeneklerinin kesilmesi dolayısıyla bilimsel araştırma yapan bir sürü akademisyenin de çalışmalarını yurt dışındaki kongrelerde sunamamasına neden oluyor mesela.)
     
    Bir de bizde yabancı dil okur yazarlığı farklı bir boyutta ele alınıyor hep. Kendi eğitim hayatım boyunca da hep bunu gözlemledim. “Derdini anlatacak kadar bil” bir yeterlilik ölçütü gibi zihinlere işleniyor. Halbuki, dediğin gibi dil de yaşayan bir unsur, sürekli büyüyor, gelişiyor… O nedenle öğrenirken de öğrenme eylemini sürekli kılmak gerekiyor.

    • Cevapla Çiğdem Mertoğlu 24 Mayıs 2019 at 21:36

      Yorumu okurken sanki makale okuyorum sandım. Evet bizim ülkemizde bunun gibi yapılan çok hata var. Üniversiteler, akademisyenler bir ülkenin bel kemiği olmasına rağmen gereken ilgi gösterilmiyor. Üzerinde düşünülmesi konuşulması gereken o kadar çok şey var ki. Yorumun için çok teşekkür ederim Beril, güzel insan…

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 23 Mayıs 2019 at 10:48

    Keşke Atatürk’ün vizyonu ondan sonra gelen siyasetçilerde de biraz olsun olabilseydi… Ne acı ki imam yetiştirmekten bilim insanı yetiştirmeye bütçe kalmıyor… Bilim insanı olmayan bir ülkede de bilim dilinden bahsetmek senin de yazdığın gibi elbette söz konusu olmuyor.
     
    Diğer uluslar robot teknoloji geliştirirken biz hâlâ kendimizi yersiz dini tartışmalarla, ırk ve cinsiyet ayrımlarıyla baltalamaya devam edersek bu ulusların ileri tarihlerde birer sömürgesi olmaktan kendimizi kurtaramayacağız…

  • Cevapla Çiğdem Mertoğlu 24 Mayıs 2019 at 21:42

    Çok önemli bir noktaya değindin Didem’cim, geçenlerde ben de bir arkadaşımla onu tartışıyordum. Her tarafa cami yaptılar. Elbetteki dine karşı değilim. Fakat insanlar daha fazla ilahiyat, imamhatip gibi okulları tercih etsinler diye insanın gitmediği tepelere bile cami yapıyorlar. Sırf imamlar atansın, para kazansın diye. Fakat ironi şu, biz dini bu kadar çok dillendirip ön plana çıkardıkça hırsızlık, tecavüz, adam kayırmaca, yalan dolan arttı.

  • Cevap Yaz