Beyaz Mürekkep

Müsadenizle Çocuklar – 2

3 Haziran 2019
Yazı: Müsaadenizle Çocuklar - 2 | Yazan: Merve Çevik
Lise sıralarından bu yana bağımın sürdüğü dostum Aysun’un oğlu, Ozan.

Ozan 6.5 yaşında.
İlkokul 1. sınıf, mini minilerinden.

Ozi bu!
Güleryüzlü ve özgüveni yüksek bir çocuk.
“Gardaşım” dediği Poyraz’la sıkı kankalar.
Yemek yemeyi sever ama keyfini çıkararak yer.

Hatta bazen Aysun’a derim ki; “Bi’ Ozan kadar olamıyoruz!”

Evet! Bazen Ozan kadar, hatta komşunun 3 yaşındaki bıcır bıcır neşe saçan dert tasa nedir bilmeyen torunu ya da çocuğu kadar olamıyoruz. Çocuklara bu yüzden özeniyorum.

Bizim Ozi ise aşırı sakin ama bir o kadar da neşeli. Titizliği de cabası. Arada minik bir Herkül’e de dönüşebiliyor.

Okul bahçesinde bulmuş olduğu tuğlayı kırdığını annesine söylediğinde anne haliyle panik! Öğretmeniyle konuştuklarında ise şunu öğreniyor:

“Merak etmeyin. Yerde bir tuğla bulmuş onu kırmış. Hatta dönüp ‘imkansızı başardım’ dedi.”

“İmkansızı başardım” cümlesini duyduğumda kopardım kahkahayı.

Okulunu, arkadaşlarını ama en önemlisi öğretmenini çok seviyor. Bir o kadar da duygusal. Neden mi diye soranlarınız olacaktır. Ozi ile maceralarımız var elbet. Ama bir anımız var ki; ömrümün son damlasını görene dek unutmayacağıma eminim. Onu paylaşmazsam olmazdı.

3 hafta önce Ozi’yi annesiyle okuldan alıp evlerine gittik.

Yemek, sohbet ve kahve faslı derken her zamanki gibi kitaplığın yanındaki tekli köşe koltuğuma kurulmuş hatta yayılmıştım. Aysun da karşıma geçti. Günlük durumlar, sohbet muhabbet derken o gece kalmak için eşyalarımı koyduğum rengarenk sırt çantam kenarda duruyordu. Ozan’ın haliyle dikkatini çekmişti ve incelemeye başladı. Ama ne incelemek!

Tam da çocukların seveceği türden bir çanta. Üzerinde ilginç rozetler bulunduğundan onları daha da yakından incelemek için izin istedi. Sonra tekrar yerine taktı. Aradan belli bir zaman geçti. Annesiyle sohbet esnasında yanımıza gelip “anne utanıyorum” demeye başladı. Anne deyişi ise Aysun’un tabiriyle “bu anne deyişi, anneden bir şey istemek” manasındaydı.

Annesine hem “Anne nasıl soracağım çok utanıyorum” diyor; anne “Oğlum ne oldu, söyle” diye merakla Ozan’ı gözlemliyor. Bizim ufaklık da bir yandan “sen duyma anne” diye ikide bir anneyi tembihliyor.

Baktım ki bu gecenin geç saatlerine kadar devam edecek, Ozan’ı yanıma çağırdım ve “Teyzoşcum söylemek istediğini rahatça bana söyleyebilirsin çözülecek bir şey ise beraber çözüm bulabiliriz. Bence sen en iyisi kulağıma söyle, ben de senin kulağına fısıldarım böylece annen bizi duymaz, ne dersin?”

Şöyle bir durdu. Gözler zaten ışıl ışıl. Nazik şekilde “tamam” dedi ve yanıma yavaşça gelip kulağıma doğru eğildi:

“Merve Teyze, çantandaki rozetlerden birini bana hediye eder misin?”

Sorudaki tatlılık…

Bana rozeti verir misin sorusu yerine hediye eder misin diye sorması (noktasına kadar dikkat ederim!!)

Şöyle durdum düşündüm. İstediği zaman her şeye sahip olamayacağını hatta alamayacağını anne ve babası ona güzel bir dille her zaman söylerler. Çocuk bu ya, haliyle en hareketli zamanlarıdır ve bitmek bilmeyen istekler ardı ardına gelir. Bazen anne babaya karşı isyan bayrakları çekilir ama bazı zamanlar durulur. Aslında işin özünde yetiştirmenin önemi yatar. (Anne değilim o yüzden ahkâm kesmiş görüntüsü çizmemek için fazla cümle kuramayacağım!)

Ozan da böyle bir çocuk. Kendince durumu sorgulayan ve nedenlerini anne babasına açık ve net soran ve karşılığında ikna olacağı cevapları isteyen daha doğrusu bunu iyi bilen bir çocuk. Diyorum ya çocuk deyip geçmeyin!!

Şöyle baktım ona. Göz kırptım ve kulağına doğru edilerek fısır fısır başladım konuşmaya:

“Ozi’m şimdi çantanın parçaları oldukları için onları sana hediye edebilmem şu an mümkün görünmüyor. (Annenin sözünden çıkmamaya da gayret ederek davranıyordum zira anneye müdahale etmek gibi olurdu.) Şayet sen de kabul edersen, sonra çok daha güzel iki rozet hediye edebilirim. Ne dersin?

“Şimdi mi Merve Teyze?” diye sordu gözleri daha da parlayarak.

“Şu an mümkün değil minik kuşum çünkü param yok. Para kazanınca ilk işim sana onlardan almak olacak.”

Yüzüme dikkatlice baktı.

Ama bakışlarda bir değişiklik var. Bir an mutlu yüz ifadesini hüzün baloncukları sardı. Ama bir o kadar da düşünceli!! Bir müddet daha yüzüme bakmaya devam etti. Bir yandan da belli etmemeye çalışıyor.

“Peki o zaman. Ama anneme konuşmalarımızı söyleme olur mu? Yoksa ikimize de kızabilir. (Yavrum, teyzeyi de düşünüyor!) Hımm!! (Düşüncelere yeniden dalış!) Tamam o zaman. (Evet! Beş saniye kadar düşüncelerle bir tur yaptı ve aramıza döndü.) Beni burada bekler misin Merve Teyze? Sana bir şey vereceğim.

“Tamam Ozi’m. Bekliyorum.”

Tabii ki ben ve anası hala koltuklara yapışmış ve mayışmış halde oturuyoruz.

Aysun bana bakıp gülerek:

“Ne oldu? Ne dedi ki sana?” diye sordu.

“Ozi’yle aramızda,” dedim ve göz kırptım.

Aradan yaklaşık 15 dakika geçmişti ki birden merdivenlerden koşarak indi bizim yer mantarı. Nefes nefese kalmış şekilde karşıma kaktüs gibi dikildi. Arkasında bir şey saklıyor. İlk olarak anlamadım ne olduğunu.

– Ozan’cığım?
– Merve Teyze.
– ??
– N’oluyor? Heey? (Bizim ana da meraklandı!!)

Yaklaştı. Ellerini açarak bana doğru uzattı.

Avucunda bir onluk bir beşlik ve bozuk paralar. Toplam 20 TL kadar …

Ben hala anlamamıştım durumu. “Bu paralar nereden çıktı?” dercesine çocuğun yüzüne şaşkın şaşkın bakmaya devam ediyordum.

“Ozan’cığım. Bu paralar nereden çıktı böyle?”

“Merve Teyze bu paralar senin.”

Aysun durumu kavramıştı haliyle (Analık güçleri ve hisleri!) ama bendenizin çokgenli jetonları henüz düşmemiş hala düşünüp durmaktaydı.

“Nasıl? Bir dakika! Ben anlayamadım hala?

“Merve Teyze, param yok dedin ya, ben de sana kumbaramdan para getirdim. Sana lazım olur diye düşündüm. Bana geri verme tamam mı? Hepsi senin.”

Aysun’la birbirimize baktık bir an.

Sevgili annemiz duygusal moda benden önce geçip eliyle yüzünü kapadı. Gözler nemlendi, duygusal bizim anamız.. Anında sulanır. Ben hele… Titredim resmen.. Evet içimde bir şey titredi. Gözleri nemlenme sırası bendeydi.. Sulandı ama ağlamamak için zor tutuyorum kendimi. Parayı tuttuğu minik avuçlarını kapattım. Yanıma çağırdım ve o pırıl pırıl gözlerine bakarak konuştum:

“Ama fındık oğlum benim bu senin paran. Ben alamam bu parayı. Çok düşüncelisin ve ayrıca çok da centilmen bir çocuksun. Teşekkür ederim kuzum ama bu para sana daha çok lazım olacak.”

“Olmaz Merve Teyze. Almalısın. Hem nasıl eve gideceksin? Ben annemden para alırım ki. (Aysunbank!)

Sonra sarıldım. Sımsıkı sarıldım. Nasıl masum, nasıl güzel bir çocuk!! Her zaman derim ya dünyayı çocuklar yönetsin diye. Hala arkasındayım bu fikrin.

– Ben para kazanayım kumbarana bir destek de benden ..
– Oleey!! Ne kadar vereceksin?
– 10 TL olabilir.
– 100 versen?

O an hüzün havası dağıldı bizde. Yerini kahkahalar aldı. İlahi Ozan!

Parasını ona geri verdim. Sonra anneyle pazarlığa girişti:

– Anne sen para ver bana!!

Sonrası malum.. Anne talimatıyla doğru uyumaya!!

Bu güzel anı unutulmayacaklarım arasında çoktan yerini aldı.

İlk yazımın sonlarında sadece Ozan’dan bahsetmeyeceğimi belirtmiştim hatırlarsanız. Başka özel bir çocuk daha var ki; o da kuzenimin oğlu Ömer Efe. “Merve Halaaa” deyişine hasta olduğum bal böceği.

Onunla da uzun bir zamandan sonra geçtiğimiz hafta sonu babaannesi ve büyük teyzesinin köydeki evinde buluştuk. Malum benim iş stresi, günlük koşturmalarım; onun ise okul hayatı, arkadaşlar ödevler ve arada oyunlar derken netice itibariyle her ikimiz de yoğunuz. Ama maceralarımız kaldığı yerden bu kez iftar sofrasında devam etti.

Anlatmaya şu an zaman yetmez o yüzden siz sevgili okurlarla bu kez Ömer Efe’li maceralarımı buluşturmak için haftaya kaldığımız yerden tüm enerjimizle devam..

Sevgiyle,
Merve Çevik

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

1 Yorum

  • Cevapla Nalan Erpolat 4 Haziran 2019 at 05:54

    Dünyadaki tek mükemmellik: çocukluk; içimi ısıtıp, beni gülümsettiğin için teşekkürler Mervecim 🥰

  • Cevap Yaz