Bilim

ATATÜRK: Bilim Ve Teknoloji

1 Kasım 2019
Yazı: ATATÜRK: Bilim Ve Teknoloji | Yazan: İlhan Vardar
“Bir şahsın yaşadıkça memnun ve mutlu olması için lazım gelen şey,
kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmasıdır.”
– Mustafa Kemal ATATÜRK

4 Ekim 2019 tarihli SenVeBen dergisindeki Matematik Şeytan İşidir yazımda şöyle yazmıştım:

“Ne yazık ki İbn-i Rüşd, bu gericilik ve tutuculuk ortamında İslam Dünyası’nda sadece bu topraklarda, Türkiye Cumhuriyeti’nde kazanır. 1923 Atatürk Devrimleri ile.”

İsterseniz önce Ata’mızın bilim konusundaki uyarılarına bakalım:

“Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, delâlettir. Yalnız, ilim ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının tekamülünü idrâk etmek ve terakkiyatını zamanında takip eylemek şarttır. Bin, iki bin, binlerce sene evvelki ilim ve fen lisanının çizdiği düstûrları, şu kadar bin sene sonra bugün aynen tatbike kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir.”

Atatürk, tarihimizde din ile bilimin arasında uzun yıllar süren anlamsız çatışmanın karşıtı olduğunu, temelinin cahilliğe dayandığını da defalarca söylev ve demeçlerinde dile getirmiştir. Görülüyor ki Atatürk bilimsel ve akılcı düşünceyi yerleştirebilmek için taassuba, cehalete karşı temelsiz ve batıl düşünce ve inançlarla, üfürükçülük, muska, büyü gibi ilkel, çağdışı davranış ve uygulamalarla da mücadele etmiştir.

Yurdumuzda bilimin zafer yollarını açması öncelikle eğitime verdiği önemle kendisini gösterir, birbirine bağlı olarak üniversite reformu ile de yüksek öğretim kurumlarındaki bilimsel araştırmayı yaşayan, gelişen bir süreç haline getirme tutumunu benimseyerek yakın çağın en etkili adımının atılmasını sağlamıştır.

Bilim ve teknolojinin nimetlerinden yararlanan uluslar baş döndürücü bir hızla gelişmektedir. Hızla gelişen bu dünyaya ayak uydurmak için bilimsel düşünceyle çok çalışmak gerekir. Çağdaş dünyada ulusumuzun hakettiği yeri alabilmesi için Ata’mızın sözleriyle ifade etmek gerekirse “Tek bir şeye ihtiyacımız vardır: Çalışkan olmak.”

“Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar.”

Manevi Mirasçıların Bilim ve Teknoloji Yaklaşımı

Acaba günümüzde Ata’mızın manevi mirasçıları olabildik mi!!!!!!!?

Bir örnek vermek istiyorum, özellikle bir siyasetçinin 29 Ekim mesajı;

“Karanlığa karşı aydınlığı, dogmaya karşı bilimi savunmaktır, özgürce ve kardeşçe yaşatmaktır Cumhuriyet.”

Ve bir örnektir bu mesaj. Tüm siyaset ve aydın gürühunun resmi bayram ve özel gün mesajları aşağı yukarı aynı.

Düşünüyorum acaba bu mesajlar inanarak mı yazılıyor? Çünkü bunları yazan siyasetçi ve aydınlarımız özel günlerde mesaj yazmaktan başka Ata’mızın manevi mirasçıları olmak konusunda nasıl çaba gösteriyorlar, merak ediyorum.

Atatürk’ü anmak mı önemli, anlamak mı?

Önemli olan Atatürk’ü anlayıp anlatabilmek değil mi?

Diyeceksiniz ki ya kardeşim nedir bu siyasetçi ve aydın antipatisi?Aslında antipati değil bilimsel veriler bunu söylüyor.

Geçtiğimiz aylarda dünyanın en büyük araştırma şirketlerinden olduğu kabul edilen Lpsos Aaştırma Şirketi Dünya’da 23 ülkede yapmış olduğu araştırmada -ülkemizde de- en güvenilen meslek gruplarını belirlemiş.

Listeyi incelerseniz göreceksiniz ki güven sıralamasında son sırada siyasetçiler gelmektedir. Birinci sırayı Bilim İnsanları almakta.

Salah Birsel’in “Su Başlarını Devler Tutmuş” kitabındaki gibi su başlarını tutan siyasetçilere ve Atatürk’ün manevi mirasçısı olduğunu iddia eden siyasetçilere bu sözlerim.

Hemen örnekle diyebilirsiniz?

Ülkemizde 120,000’e yakın Sivil Toplum Kuruluşu bulunmakta. Bunların büyük çoğunluğu ülkemizin batısında ve büyük şehirlerdedir. Bilimsel faaliyet gösteren STK’ların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bu az sayıdaki STK, su başlarını tutmuş siyasilere bilimsel bir proje önerdiğinde bin bir dereden su getirtip reddediyorlar. Gerekçe ekonomik kriz.

Ya da bir Belediye Başkan Yardımcısı’nın insandan yana bilimsel bir proje önerisine verdiği yanıt “Bizim halkımız kapalı toplantı salonlarından hoşlanmaz. Çalgı çengiden hoşlanır” olabiliyor.

Peki bilimsel farkındalığı ya da Atatürk’ü nasıl anlatacağız?

Eleştirel Akılcılık*

Atatürk’ün Yöntemi

Atatürk, tüm yaşamı boyunca;

  1. Önce karşısındaki sorunu iyi tanımaya ve tanımlamaya (yani kodlamaya),
  2. Kendisinden önce bahis konusu olan sorun veya sorunlar için ortaya atılmış çözüm önerilerini iyi öğrenmeye ve bunların başarısızlık ve/veya uygunsuzluk nedenlerini doğru teşhis etmeye,
  3. Sorun veya sorunların çözümü veya çözümleri için uygun varsayım önerileri üretmeye,
  4. Kendi önerdiği varsayımlara körü körüne asla bağlanmadan onları en acımasız şekilde gözlem raporlarıyla denetlemeye,
  5. Başarısız olduklarına inandığı varsayımlarını derhal eleyerek, yerlerine yeni gözlem temelini de dikkate alarak (yani kendi çözüm önerilerini başarısız kılmış olan gözlemleri de değerlendirerek) yeni varsayım önerileri üretmeye,
  6. Bu yeni varsayım önerilerini de daha önceki varsayımlar için yaptığı gibi gözlem raporları ışığında denetlemeye,
    büyük özen göstermiştir.

Bilim ve eğitim bir vitrin faaliyeti değildir. Aksine çocuklarımızı, gençlerimizi, kadınlarımızı, yaşlılarımızı, işsizlerimizi, köylülerimizi ve kentlilerimizi daha iyi bir yaşama yöneltmenin en önemli aracıdır.

Son söz; ne garip bir ironidir ki siyasetçiler STK’ları siyasete atlama taşları olarak görmektedir.

İlhan Vardar

(*) Atatürk ve Bilim,Betül Lostris; Anka Strateji Dergisi, Temmuz-Ağustos 2018 8. Sayı

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz