İnce Mevzu

Aylin ve Ben

28 Kasım 2019

Yazı: Aylin ve Ben | Yazan: Seda Çağlayan

1997 yılında tanıştım ben Aylin’le. Bulduğum bütün fotoğraflarına baktım, hakkında bulduğum her şeyi okudum. Ve hiç aklımdan çıkmadı Aylin.

Kitapçıdan sadece biyografiye olan düşkünlüğüm yüzünden aldığım bir kitabın başkahramanıydı önce Aylin. Ayşe Kulin’in yeni kitabına hayat vermiş, ismini vermiş bir kadındı. Hayatıma bu kadar etki edeceğini elimde adına yazılmış kitapla kasada sıra beklerken bilemezdim.

Aylin Nitelemeleri

Okurken satırların arasından içime işleyen cesareti, insan sevgisi, coşkusu, başına buyrukluğu, özgüveni, çalışkanlığı, başarısı ve dünyaya kafa tutuşuyla beni kendisine hayran bırakan Aylin, yakın arkadaşı Nermin Bezmen tarafından da güzel, alımlı, ışıklı, dişi, ünlü, pırıltılı, enerjik, macera dolu, sergüzeşt, serseri, hırslı, zengin, tavizsiz olarak tanımlanıyor.

Kimileri tarafından abartılı bulunan bu nitelemelere, kendisiyle yüzünü hiç görmeden, elini hiç sıkmadan kurduğum duygusal bağ sebebiyle, belki ben de objektif yaklaşamıyorum. Zira insanoğlunun ortalama ömründen çok daha azına, 1938 yılında başlayıp 1995 yılında hiçbir zaman açıklanamayan garip bir şekilde arabasının aksının altında New York’ta sona eren elli yedi yıllık ömrüne sığdırdığı başarılarına, ani karar alabilme yeteneğine, güvenlik alanından defalarca çıkma cesaretine benim penceremden bakınca hayran olmamak mümkün değil.

Kırk yaşından sonra çok zor ve özel vakaların tedavisini üstlenen bir psikiyatrist olabilme başarısını, elli üç yaşında da mesleği dolayısıyla girdiği Amerikan ordusunda üstün başarı ödülü almış bir albay olabilmesini sanki herkes böyle şeyler yapabiliyormuşçasına sıradan olarak nitelendirmek haksızlık.

Zavallı Bakış Açısı

Bilgilerimi tazelemek için size yazmadan önce İnternette dolaşırken okuduğum, Aylin’in özel hayatına odaklanarak yapılan ve onu basit, sıradan ve benim burada size yazmayı istemediğim zalimce kelimelerle yargılayan yorumlar gerçekten canımı sıktı. İnsanız ve her konuda dikiş tutturma ihtimalimiz yok. Özel hayatı çalkantılı diye bir insanı bu kadar fütursuzca yargılamak bana ayıp geliyor. Yaşadığı ve yolunda gitmeyen hiçbir ilişkisi onun tıp eğitimindeki başarısını, başarılı bir psikiyatr olduğu gerçeğini ve Amerikan ordusundan aldığı nişanı görmezden gelmek için sebep olamaz.

Böyle bir kadının hayatını bile namus davasına çeviren zihniyetten kurtulacağımız günleri iple çekiyorum. Bu tip yorumlardan gerçekten irite oluyorum. Kadının beyniyle yaptıklarıyla değil de sadece ve sadece belinden aşağıda yaşananlarla ilgilenen bu insanların ruh durumlarından da kesinlikle şüphe ediyorum.

Aylin ve Ben

Hayatı boyunca elinin değdiği sayısız insanın hayatında silinmez izler bırakan Aylin’le aramdaki bu ilginç bağ, ölümünden sonra benim hayatıma da dokunabildiği için. Onu tanıdığım yani kitabı okuduğum zamanlar Ankara’da mutsuz bir üniversite öğrencisi olarak önümdeki üç yılı nasıl mutsuzluktan ölmeden tamamlayabileceğimi, içinde bulunduğum ve önümde uzanan o karanlık döneme nasıl tahammül edeceğimi düşündüğüm zamanlardı. Ve tam da o meşhur cümledeki gibi oldu Aylin’in benim hayatıma dokunuşu; bir kitap okudum ve hayatım değişti.

Üniversiteye kapak atmanın mesele olduğu zamanlardan bahsediyorum. Şimdiki kadar özel üniversite imkânı yoktu elimizin altında ve devlet üniversitelerine girmek de kontenjan meselesiydi. Zor geliyordu her şeye yeniden başlamak. Yeniden çalışmak, yeniden sınava girmek gözümde büyüyordu, korkutuyordu.

İşte Aylin tam da burada devreye girdi. Ben o kitabı okurken karar verdim her şeye yeniden başlamaya, okulumu değiştirmeye. O gücü kendimde Aylin sayesinde buldum. İçimde bir ateş yandı. Edebiyat parçalamak için yazmıyorum. Gerçek bu. Ve o ateş hiç sönmedi. Bir şeyi çok istersem ve gerekli çalışmayı yapıp emeği sarf edersem sonunda başarabileceğime Aylin’i okurken inandım. Bugüne kadar kendim için ne yaptıysam da bu inançla yaptım.

Sitemizin kitap köşesinde şahane incelemeler yapan yazar arkadaşlarım var. Dolayısıyla ben o işe hiç girmek istemedim. Sizinle uzun uzun kitabı konuşma işini onlara bırakmak istedim. Ben sizinle kitabın kahramanını konuşmak istediğim için Aylin’le sizleri karşılaştırdım. İster kitabı alır okursunuz isterseniz İnternetteki kaynaklardan Aylin’i tanımaya çalışırsınız ama ben İnternetteki kaynakları çok yeterli ve seviyeli bulmadığım yorumunu da yapmış olayım burada.

Rehber

Aşkı deli dolu, dibine kadar, kariyeri ve başarıyı en yukarıya tırmanana kadar, hayatı tüm enerjisini iliklerinde hissedene kadar yaşayan, yaşayamadığı zaman bulunduğu yerden kaçarcasına uzaklaşan, yüzünde kocaman bir gülümsemesi, kalbinde herkese verecek sevgisi, tanıdığınız birçok insana tur bindirecek zekasıyla Aylin benim hayat rehberlerimden biri oldu. Keşke tanıyabilseydim…

Ve bitirirken kitaptan aldığım şu sorunun cevabını kendinize vermenizi istiyorum. Sadece kendinize. En dürüst ve yalansız halinizle:

“İçindeki coşkuyu öldüren biri mucizeler yaratabilir mi?”

Ben tersi için savaşıyorum.

En derin sevgilerimle,

Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

1 Yorum

  • Cevapla Deniz Süerkan 28 Kasım 2019 at 10:06

    Ayşe Kulin ile tanışmama sebep olan Adı Aylin, benim de hayatımda bir dönüm noktası olmuştu. Ben de gençlik dönemimde okumuş ve Aylin’den cok etkilenmiştim. Şimdi bu yazıyı okurken bile kitaptan görüntüler geldi gözümün önüne; nasıl doktor olduğu, evlilikleri, başarıları…
    Yazınızdan sonra bir kez daha okumam gereken bir kitap olduğunu düşündüm. Çok teşekkürler.
     
    Kaleminize sağlık.

  • Cevap Yaz