Ay Işığı Yolcusu

Ateş İyesi

8 Eylül 2020

Yazı: Ateş İyesi | Yazan: Atakan Ateşe odun, oduna kor, kora köz, közden kıvılcım, kıvılcımdan alev, alevden ateş… Yeniden, yeniden, yeniden ölümlere, doğumlara. Ölümsüz deniz anasından öte ölmeden doğumlara.

Kan, ekmek, gül

Kan ve gül ellerinde yaşıyoruz sonsuz gibi görünen bir zamandan beri. Ekmek ve güle seviyle taşıyordum ben halbuki. Ateşimin ve o sonlu sanılan, sihirli bakışımlarda sonsuz görülen ancak gerçek var oluşundan, sonlu ve sonsuz oluşundan uzak algılara değil, o ışıltılı, karanlığın tüm akça görünümlü kötücüllüğüne karşın gökçe ve kara içindeki, tüm sanal var oluşları geride bırakan, tüm o gerçeklik savı üzre salyalı kahkahalarla titreyen gövdelerin akça sahteliğiyle sarmalanmış kulaklarının köküne, Kızağan İye’nin çekiciyle vurur gibi vurdu gerçekliğini.

Gerçeklik ak renkli çarşaflara, atkılara bürünmüş, tüm var oluş içinde kesinmişçesine bir sahte evrende görünmüş başlarda değil, gerçeklik yolda bile değil, gerçeklik yolun kesinlikten, bilmişlikten uzak, ateşle saflaşmış var oluşundadır. Gerçeklik yolda değil, gerçeklik yolu adımlarken çıplak ayaklar üzerine havalanan tozdadır. Yol gerçektir ya da değildir fiziksel olarak, konu bu değil ama yol gerçekliktir alevin bakışlarında, teninde, gözlerinden yüreğime uzanan derinliğin sonsuz akımındadır kendimi seline bıraktığım.

Karnımda ateş, göğsümde şimşek, midemde kıvılcım

Karnında ateşi duyuyor musun?

Karnımda ateşi duyuyorum. Midemde kıvılcım, kalbimde çaka, göğsümün ortasında çakan, önce tüm göğsüme, sonra gövdeme, canıma, tenime, tinime yayılan çaka.

Karnında ateşi, midende kıvılcımı, göğsünde, canında, teninde, tininde sıcaktan doğan, yayılan serin ışığı duyuyor musun?

Ben o ışığım.

Ak renkli gösterişlerden sıyrıldı akça karanlıktan sıyrıldım, akçam ağacının, yaşam ağacının köküne ulaştım. Ben o köküm, yaşamın ve ölümün ay ışığında Kutsal Ezgiyle, ya da Hint dillerinin neredeyse Türkçe kadar eski biçemiyle “Bhagavad Gita” eşliğinde yıkanmış olan o ısıtmayan, “ısı” olan, o serinletmeyen, “serinlik” olan, çağıran, seslenen, özündeki ezgiyi çığıran ışığım. Akça karanlıktan, kara ve gökçe göklerin gerçekliğine uyandım.

Boyutlar arasındaki pencereleri açtım, soluklandım. Boyutlar arasındaki kapıyı açtım, adım attım. Ve gördüm aynadaki boşluğu. Pencere yok, kapı yok, duvar yok, yol var.

Sevi ve ışık ile!…

Atakan Balcı

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Burak Süalp 9 Eylül 2020 at 08:05

    Sevgili Atakan, güzel kaleminle bir kere daha hatırladım kanı, gülü, karnımda ateşi, göğsümde şimşeği, midemde kıvılcımı. İster bedeninin etrafında, ister zihninin, insanın korunağı dört duvar nasıl da kafese dönüşüyor, insanı yiyip bitiriyor. Aynalar bir suret gösteriyor ama ne kadarı biziz? Ne kadarı benim? Penceresiz, kapısız, duvarsız, boyutsuz ve zamansız yolun hep açık olsun. Işıkla kal. Kalemine sağlık.

    • Cevapla Atakan Balcı 11 Eylül 2020 at 23:01

      Ustalardan birinin dediği gibi, “Boş Ayna”. Kendi olmak, özleşmek ve bir yandan üstüne örtülenlerden sıyrılmak, kolay değil ama olası, olanaklı. Teşekkür ederim 🙂

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan