İnce Mevzu

“Mutsuzum” Deme Bana

10 Eylül 2020

Yazı: “Mutsuzum” Deme Bana | Yazan: Seda Çağlayan

İnsanoğlunun bitmeyen hasreti nedir diye sorsam size hepiniz kendi ihtiyaçlarınıza odaklanarak farklı farklı cevaplarla gelebilirsiniz bana. Para, başarı, sağlık, güvende hissetme, vesaire… Her biri farklı kelimelerle ifade edilen bu kavramların hepsi de aslında elde edildiklerinde tek ve ortak bir duyguya sebep oluyor bence; mutluluk.

Neymiş bu “Mutluluk”?

Mutluluk; Türk Dil Kurumu’nda “Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, mut, ongunluk, kut, saadet, bahtiyarlık, saadetlilik” olarak tanımlanıyor.

Mutluluk, Türk Dil Kurumu tarafından net bir şekilde tanımlanmış olsa da çağlar boyunca düşünürler ve felsefeciler tarafından tartışılmış, dönemine, kişisine, diline göre farklı tanımlara sahip olmuş ve bu soyut kavramın aslında tek ve sabit bir tanımı da yapılamamış.

Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Halkla İlişkiler ve Tanıtım Ana Bilim Dalı, Reklamcılık ve Tanıtım Bilim Dalı doktora öğrencilerinden Aslı Anıl Deniz, devam etmekte olan “MUTLULUK TEMALI REKLAMLARIN TÜKETİCİNİN SATIN ALMA NİYETİ ÜZERİNDEKİ ROLÜ” başlıklı doktora tezinde sözünü ettiğim bu farklı düşüncelerle ilgili aşağıdaki satırları ele almış, sizlerle paylaşmak istiyorum ben de:

Immanuel Kant; mutluluğun belirsiz bir kavram olduğunu ve herkes ona ulaşmak istese de, insanların gerçekten diledikleri bu kavramı kesin ve tutarlı bir biçimde tarif edemediklerini öne sürmüştür. Kant’a göre mutluluk, dünyada akıl sahibi olan bir varlığa özgü varoluşun bütünü içinde, her olayın kendi istek ve istencine uygun giden durumudur.

Öte yandan mutluluk, yine bu varlığın amacına uygun olarak en temel belirleme nedeninin doğayla uyumuna dayanmaktadır.

Sokrates ve öğrencisi Platon ise mutluluk kavramına çok daha objektif ve somut bir tanım getirmiştir. Onların deyişiyle mutluluk; güzel ve iyi olan şeylerin güvende olmasının verdiği keyiftir.

Sokrates, mutluluğu ruhun devamlı sağlığı ve esenliği şeklinde tanımlamıştır.

Aristoteles; mutluluk kavramını temel alan, ‘Nikomakhos’a Etik’ adlı kitabında, mutluluğu erdemli bir hayat süren herkesin sahip olabileceği bir değer olarak tanımlamaktadır. Aristoteles’e göre tüm insanlar mutluluğu arar. Mutluluk insan yaşamının ereğidir. Aristoteles’in deyişiyle; Mutluluk, insansal iyi ruhun mükemmel olana uygun biçimde ya da çeşitli mükemmellikler arasında en iyisine uygun olarak etkinliğidir. Bu etkinlik yaşam boyu sürmek durumundadır.

Helenistik görüş, mutluluğa hedonistik bir kavram olarak yaklaşmaktadır. Hazzın, erdem de dahil olmak üzere dünyadaki diğer tüm değerlerden daha üstün olduğunu savunmaktadır. Mutluluk kelimesine farklı dillerde şans, talih kelimeleriyle ilgili karşılıklar veren anlayış, Antik Yunan’da var olmuş olan mutluluğu dinsel ve ahlaki bir kavram olarak görme yaklaşımından kaynaklanmaktadır. Antik Yunan felsefesinin öngördüğü mutluluk anlayışının aksine günümüzde mutluluğun talihle ilgili değil, insanların kendi kararlarıyla, yaşantılarıyla ilgili olduğu görüşü hakimdir. Bu değişimi yaratan dönem, 18. yüzyılda doğup benimsenmeye başlanan Aydınlanma Çağı’dır.

Kolay desem değil, zor desem aslında hiç değil

Anlaşılacağı üzere konu, burada benim size sayfalarca yazsam da nihayetlendiremeyeceğim kadar derin ve tanımsız fakat aynı zamanda da sahip olduğunuz bakış açısına bağlı olarak zaman zaman da son derece yalın ve kolay.

Aslında hangi çağda yaşarsa yaşasın insanın sadece ve sadece mutlu olmayı isteyerek ve hedefleyerek yaşamını örmeye çalıştığı çok açık.

Peki böyle açık bir çaba içindeyken neden bu kadar çok mutsuz insan var etrafta? Mutlu olmak mı çok zor yoksa mutsuzluğa boyun eğmek mi çok kolay?

Kabul ediyorum, hayat bazen gerçekten epey zorlayabiliyor hepimizi ve dünya giderek daha kaotik bir yer haline geliyor. Bundan 20-30 yıl kadar kısa zaman önce daha basit, daha yalın olan hayatlarımız kontrolümüz dışında daha karmaşık ve engel olamayacağımız biçimde daha teknolojik, daha soğuk, daha telaşlı, daha mesafeli hale geliyor, hatta geldi bile.

Para kazanmak, aile geçindirmek, çocuğunuza hazırlayacağınız geleceğin engel olunamaz endişesi içinizde filizlenmek isteyen olumlu duygularınızın tepesine tepesine basıyor, biliyorum, ben de sizden biriyim.

Ama madem yaşıyoruz, bunu daha keyifli ve bireysel mutluluklarınıza kavuşabileceğiniz şekilde sürdürebilmenizin bir yolu olmalı.

Var da. Anahtar sizde. Bende. Hepimizde.

“Mutsuzum” deme bana

Bu anahtarın formu, küçüklüğü, büyüklüğü hepimizin elinde farklılık gösterse de aslında ham maddesi hiç değişmiyor. Cesaret, üşenmemek, çalışmak, girişimci olmak ve olduğun yerden kalkabilmek bu anahtarın hamurlarından sadece birkaçı. Hiçbirini iş dünyasını düşünerek yazmadım.

Bunların hepsi bizim özel ve günlük hayatlarımızın parçası. Mutsuz olduğunuz bir durumu değiştirmek, bir yeri terk etmek, bir adım yukarı çıkmak ya da bazen başladığın noktaya geri dönmek. Neyse mutsuzluğuna sebep olan, onu geride bırakmak, değiştirmek.

Mutluluğa giden yolda başına gelebileceklere göğüs germek, ayağına batacak taşlara rağmen inadına yürümek, risk almak. Ve Emek vermek. Kendine emek vermek. İşin sırrı buralarda hanımlar beyler. Başka türlüsü bence mümkün değil.

Mutluluk çok az insan için gümüş tepsi ile önüne servis edilen bir kavram ve biz onlardan biri olmayabiliriz. Kendi hayatımızı kendimiz şekillendirerek kendi mutluluğumuzu inşa etmekle sorumluyuz. Kurban rolü üstlenip, “batsın bu dünya” diyerek bedbaht bir hayat geçiremeyecek kadar kıymetli bir hazineye sahipken, nefes alıp veriyorken şımarıklık yapmanın alemi yok bence.

Neyse sizin için mutluluğun sırrı; mücadele edecek, gerekirse söke söke alacaksınız. Sonunda da hayatınızın zirvesine bayrağı dikerken kendinizle gurur duyacaksınız.

En derin sevgilerimle,

Seda Çağlayan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Demet Uncu 10 Eylül 2020 at 13:03

    Sedacığım çok güzel anlatmışsın. Keyifle okudum, herkesin kendi mutluluğunun yolunu keşfedip, inşa etmesi dileğiyle…
    &nbsp
    Sevgiler.

    • Cevapla Seda Çağlayan 10 Eylül 2020 at 13:12

      Teşekkür ederim Demetçim 🙂 Biraz kaba saba yazdım gibi geldi ama sanırım bazen de hafif hafif bu üslupla girmek gerekiyor.
       
      Sevgiler benden çok çok…

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 10 Eylül 2020 at 18:31

    Selam Seda
    Hiç kaba saba olmamış, gayet güzel anlatmışsın.
    Kalemine sağlık.

    • Cevapla Seda Çağlayan 15 Ekim 2020 at 02:08

      Arada kaçırdığım bu yorumlarınızı 🙁 Şimdi gördüm.
      Sahiden olmamış mı? Çok teşekkür ederim. Bazen öyle dan dun konuşup yazabiliyorum zira.
       
      Teşekkür ederim Cem.

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan