Bi' Dolu Mola

Yalnızlıktan Yalnızlığa

24 Eylül 2020

Öykü: Yalnızlıktan Yalnızlığa | Yazan: Elif Bilici

Bir kış günü, Kadıköy sahilde yürüyordu.

Saat henüz altıyı geçmiş olmasına rağmen, erken batan güneş ile gün geceye dönmüştü. İstanbul ışıklarla bezenmiş güzelliğini umarsızca sergiliyordu. Havanın soğuk olmasından dolayı olsa gerek, ilk defa sahil yolunda, denize bakan boş bir bank buldu. Hemen oturdu, sırt çantasından termosunu çıkardı, sıcak kahvesinden bir yudum aldı. Kulaklıklarını kulaklarına iyice yerleştirdi, İstanbul’a ait bir ses duymak niyetinde değildi. İstanbul’un karmaşık seslerinin şehrin tüm güzelliğini bozduğuna inanırdı. Neredeyse bir saat oturmuş olmalıydı, termosundaki kahvenin bitmesinden anlamıştı geçen zamanı. Saatine bakmak için telefonunu çıkarırken, sağ tarafından birisinin kendisine su uzattığını gördü.

Önce, sahilde su satanlardan biri olduğunu düşündü.

Kafasını kaldırdığında ise beyaz tenli, tek kulağında küpesi olan ve gülümsemesi ağzından çok gözlerine yansıyan, sonrasında ‘hayatımın aşkı’ diyeceği genç adamın yanında oturduğunu fark etti.

“Kocaman bir termos kahve içtiğini gördüm, ardından su içmelisin ki böbreklerini yorma” dedi genç adam.

Gülümseyerek bir çırpıda söyledi bu cümleleri. Lale teşekkür ederek su şişesini aldı ve aslında hiç yapmayacağı bir şey yaparak elini uzatıp kendini tanıttı.

O akşam, sahilde bir saat daha oturup, sonra Lale’nin evine Üsküdar’a kadar yol boyunca konuşarak yürüdüler.

Eve gelip başını yastığına koyduğunda anlamsızca gülümsüyordu. Antidepresan da neymiş, depresyon da neymiş? Yıllar sonra aşık oluyordu; bedeninin, aklının, kalbinin ihtiyacı olan da buydu belki. Aşk her derde deva değil miydi?

Birbirlerinin numaralarını almışlar ve çok sık olmasa da buluşmaya başlamışlardı. Haftada bir kez, iki kez derken aradan aylar geçmişti. Öyle ki Lale bazen şaşırıyor bazen de korkuyordu. Sanki senelerdir Lale’yi tanıyor, her adımını takip etmiş gibi birçok şeyi daha Lale dile getirmeden anlayıp yorum yapıyordu.

Bazen Lale’nin aklına onun kendisini takip eden bir sapık olma olasılığı dahi düşüyordu. Aklından geçenleri, yaşadıklarını, hayallerini bu kadar iyi anlayan birinin varlığını anlamlandıramıyordu çünkü. Sanki doğduğundan beri o yanındaydı da Lale bunu bilmiyordu. Bu durum başta onu ne kadar korkutmuş ve bazı şeyleri sorgulatmış olsa da çoğu kez Lale’ye çok iyi geliyordu. Konuşmak istemediği zamanlar onu hemen anlayan, mutlu etmek için çabalayan bir erkeğin hayatında olması hem çok kolay hem de çok güzeldi.

Aradan aylar hızla geçiyordu, birbirlerine çok alışmışlardı.

Sanki birbirleri olmadan yapamıyorlardı, öyle ki Lale işe gitmeyip sadece onunla buluşmak istiyordu. Ama mümkün değildi, çalışıp kendisine bakmak zorundaydı, ailesi çok uzaktaydı zaten kendilerine zor bakıyorlardı, bir de kızlarına bakamazlardı. Ailesini en son iki sene önce görmüştü Lale. İlk depresyon tanısı koyduklarında havası iyi gelir diye memlekete zorla götürmüşlerdi. Oysa bu onu daha da kötü yapmış, daha derinden yaralamış, içine kapanmasına sebep olmuştu. Apar topar İstanbul’a geri dönmüş, bir daha da oraya gitmemişti. Zaten artık ailesi de aramayı sormayı bırakmıştı.

Geri döndüğünde yeniden iş bulmakta o kadar zorlanmıştı ki aklında bunalım falan kalmamıştı. Sonunda bir reklam ajansı başvurduğu pozisyon için olumlu geri dönüş yapmış, Lale de böylelikle tekrar çalışmaya başlamıştı. O kadar yoğun çalışıyordu ki işe başladıktan birkaç ay sonra depresyonun d’si dahi kalmamıştı. Ancak yine bir sene sonunda kendini bitkin, sıkılmış hissetmeye başlamıştı. Doktoru yürüyüşlerin ona iyi geleceğini söylemişti.

Gerçekten iyi de gelmişti çünkü bu yürüyüşlerden birine çıktığında onunla karşılaşmıştı.

Hayatın bize ne armağan vereceğini ya da neler alacağını asla ilk karşılaştığınızda anlamazsınız. Bazen armağan gibi gelen şeyler bizim için büyük kayıplar, büyük kayıplar da aslında büyük armağanlar yaratabilir. Truva Atı misali…

Lale hep bunu düşünüyordu, bütün o ruhsal bunalımlarının sonucu ya da getirisi onunla karşılaşmaktı belki.

Kendisindeki bu güzel değişimi, doktoru da fark etmişti. Artık seanslarının büyük kısmında onu anlatıyordu. Aradan aylar geçti; Lale iş, ev ve seanslar arasında gidip geliyordu. Ama son birkaç aydır kendisini huzursuz eden bir şeyler olmuştu. Onu ne kadar severse sevsin, beraber kaldıkları akşamların sabahına onu bulamıyor ya da bazen telefonundaki mesajlaşmaları göremiyordu. Bir terapi seansında bu durumdan bahsedince, doktoru sevgilisi ile tanışmak istediğini söyledi. Lale çok heyecanlanmıştı. Bu, ilişkilerinde bir nevi ciddi adımlar atmaları anlamına geliyordu aslında.

Seansa birlikte gidecekleri gün kalbi heyecandan yerinden fırlayacakmış gibi atıyordu.

Sevgilisine baktı. Çok yakışıklıydı, küpesini takmış ve deri bir ceket giymişti. Tarzını çok seviyordu sevgilisinin. Seansa başlarken doktorunun biraz durgun olduğunu fark etti, özellikle de o konuştuğunda…

Seansın sonunda doktoru, “Lalecim seni biraz hastanede konuk edeceğiz. Sorun olur mu?” diye sorduğunda Lale şoka girmişti. Ancak o da doktora güvenmesi gerektiğini söyleyerek Lale’yi ikna etmişti.

Bu son seansın üzerinden aylar geçti, Lale hastane odasındaki camdan bahçeye bakıp onun gelmesini bekliyordu. Olanları kabullenemiyordu bir türlü.

O ise bir süredir Lale’yi ziyarete gelmiyordu.

Doktoru “ilaçlar sana hakikati gösterecek, bir süre sonra onu göremeyeceksin” demişti. Gerçekten zaman ilerledikçe ‘hayatımın aşkı’ dediği adam ziyaretlerini azaltmıştı, Lale yine yalnız günlerine dönüyordu.

Belki -kendi tabiri ile- delirmişti ama hayalindeki adamla yaşadığı bu aşk o ana dek hayatındaki en güzel zamanlardı.

Elif Bilici

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

12 Yorum

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 24 Eylül 2020 at 16:39

    Ne güzel bir aşk derken, üzdü sonu. Ama hayat zaten, bütün ömrümüzce, çeşit çeşit acımasız oyunlar oynuyor bize. O kısa zamanda, gerçek zannettiği mutluluğu yaşamış bari. Bazen de ölümü düşündürecek kadar zorlu olabiliyor o depresyon. Kim bilir, belki de yaşadığını zannedip, mutlu olduğunu sandığı zamanlar, ona yeni bir arayışa çıkış kapısı olur.
     
    Çok güzeldi.

    • Cevapla Elif Bilici 24 Eylül 2020 at 22:00

      Beğenmenize çok sevindim Nimet Hanım.

      Sevgiler

  • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 24 Eylül 2020 at 18:29

    Hızlı bitti Elif. Bu senin akıcı yazım dilinle ilgili bence. Güzeldi gerçekten. Bizim gördüklerimizi de göremeyen birçok insanı düsündüm ben. Ve onların illaki doktor olmaları gerekmiyor. Mutlu olmak için arada biraz şizofrenlik gerekli mi acaba?

    • Cevapla Elif Bilici 24 Eylül 2020 at 22:02

      Beğenmenize çok sevindim 😌 Şizofren olmaya gerek var mı mutluluk için pek emin değilim ama bana kalırsa insanın kendi kendine yetebilmesi ilk koşul olabilir bu yolda.
       
      Yorum için çok teşekkürler tekrardan.
      Sevgiler

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 24 Eylül 2020 at 20:46

    Selam
    Gerçekten çok heyecan verici bir başlangıç, keşke sonu da güzel bitseymiş.
    Kalemine sağlık.

    • Cevapla Elif Bilici 24 Eylül 2020 at 22:02

      Belki de gerçeği öğrenmesi onun için asıl güzel sondur kim bilir 😌
       
      Teşekkürler yorum için.

  • Cevapla Mustafa Bilici 24 Eylül 2020 at 21:29

    Gerçeği biraz daha geç göremez mi idi? Keşke bu kadar çabuk bitmeseydi.

    • Cevapla Elif Bilici 24 Eylül 2020 at 22:03

      Daha fazla yalandan yaşamasına kıyamamış olabilirim belki 🙂
       
      Teşekkürler yorum için.

  • Cevapla Ali Özen 24 Eylül 2020 at 21:32

    Düzenli olarak takip ediyorum, kalemine sağlık

    • Cevapla Elif Bilici 24 Eylül 2020 at 22:04

      Çok teşekkürler.

  • Cevapla Fahriye Demir 25 Eylül 2020 at 20:46

    Sonu hüzünlü olmasına rağmen sürükleyiciydi.
     
    Kalemine sağlık.

    • Cevapla Elif Bilici 25 Eylül 2020 at 21:14

      Çok teşekkür ederim 🙂

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan