Bi' Dolu Mola

Her Gün Bir Umut | Umut Dolu Bir Cumartesi

7 Ocak 2021

Öykü: Her Gün Bir Umut | Umut Dolu Bir Cumartesi | Yazan: Elif Bilici

İndeks

Birinci Bölüm: Sıradan Bir Pazartesi
İkinci Bölüm: Karışık Bir Salı
Üçüncü Bölüm: Çarşafa Sarılmış Bir Çarşamba
Dördüncü Bölüm: Şaşırtan Bir Perşembe
Beşinci Bölüm: Heyecanlı Bir Cuma
Altıncı Bölüm: Umut Dolu Bir Cumartesi
Yedinci Bölüm: Huzurlu Bir Pazar

 

Altıncı Bölüm – Umut Dolu Bir Cumartesi

 
Sokak kapısının eşiğinde çılgınlarca çantasını karıştırıyordu Melisa. Evin anahtarını bir türlü bulamamıştı. Anahtarın yedeği bir Arda’da vardı bir de Can’da. Arda’yı aylardır görmemişti onu arayamazdı, muhtemelen İstanbul’da bile değildi, Can’ı zaten arayamazdı sonuçta ona süpriz yapacaktı.

Çantasından telefonu çıkartıp, internetten en yakın çilingiri aramaya koyuldu. Yarım saat sonra gelmişti çilingir. Ama çok zaman kaybetmişti Melisa. Can, onun il dışında bir seminerde olduğunu sanıyordu, öyledi de sadece birkaç saat erken gelmişti. Bugün Can’ın doğum gününü ilk kez birlikte kutlayacaklardı. Melisa çok heyecanlıydı, hayatında her şey en son ne zaman bu kadar yolunda gitmişti hatırlamıyordu bile. Sanki aylar önce o pazartesi sihirli bir değnek dokunmuştu hayatına, sonrası güzelliklerle dolmuştu. Eve girer girmez elindeki valizi girişteki portmantonun önüne bırakıp, poşetlerle koşarak mutfağa geçti. Çok işi ve çok az zamanı vardır, son altı aydır olduğu gibi.
 

*

 
Çalan telefon sesi ile uykusundan uyandı Can. Arayan annesiydi, klasik doğum günü kutlamasını yapmak için doğduğu saati beklemişti aramak için. Can gülümseyerek telefonu açtı.

“Annesinin bir tanesi iyi ki doğmuş benim Can’ım!”

Her zamanki neşesi ile Ayfer Hanım telefonun diğer ucundaydı. Bazı insanlar vardır sesi ile modunuzu yükseltir, nefesinizi düzenlemenizi sağlar; Ayfer Hanım da onlardandı.

“İyi ki doğurmuşsun beni Ayfer’im!” diye cevap verdi Can gülerek.

“Melisa yanında mı? Direk aradım ama kusura bakma” diyerek konuşmaya devam etti. Can’ın sessizliğinden bir şeyler olduğunu anlamıştı ama onun anlatmasını beklemek her zaman en iyisiydi. Can sessizliği bozdu.

“Seminere gitti, il dışında. On gündür yok. Semineri dün bitti aslında ama bugün arkadaşları ile gezeceği için gece uçağına almış biletini. Sanırım doğum günümü unuttu ya da bilmiyor. Dünden beri de aramadı, ben de yeni uyandım gerçi.”

Hızlıca anlatmıştı Can. Hiçbir zaman annesinden bir şey saklamaz dümdüz konuşurdu. Ayfer Hanım da onu dinlemesini bilirdi.

“Arar oğlum, daha altı ay oldu, o da yeni işe, iş hayatına her şeye alışmaya çalışıyor. Dinamikleriniz şu an çok farklı. Sen düzenini kurmuşsun, en azından daha stabilsin ama Melisa öyle mi? Her şey yeni hayatında, soluğunu doğru kullanmaya çalışıyor kız. Sen içini ferah tut.”

Kapatmışlardı telefonu ama Can’ın içi huzursuzdu. Mesaj bile yoktu telefonunda, Melisa böyle yapmazdı. Yani ilk defa ayrı kalmıyorlardı, iş nedeniyle Melisa sürekli il dışına seminere gidiyordu. İlk senesinin böyle olacağını ikisi de biliyordu. Seminerler dışında da Melisa çok yoğundu ve yolculuklar ona ağır geliyordu.

Can yatağından kalktı, sıcak bir duş herkese, her şeye iyi gelir diyerek banyonun yolunu tuttu.

Duştan çıkıp kahvesini demlerken aklına ilk tanıştıkları gün gelince gülümsedi. Nereden bilebilirdi saçma sapan sendromlara gebe bir pazartesiden böyle mutluluk çıkacağını? Anlamsız hayatına çiçek gibi bir anlam bulacağını?

Kahve makinesinin sesinin ardından telefonun mesaj sesi düşüncelerini böldü. Önce telefona baktı, gelen mesaj bankadandı, doğum gününü kutluyordu. Telefonu hayal kırıklığı ile bırakıp kahve makinesine doğru ilerledi. Saatine baktı, saat üçe geliyordu. Akşam yedide uçağı vardı Melisa’nın. Telefonu yeniden eline aldı ve Melisa’yı aradı, uçağın saatini teyit etmek istemişti. Ancak telefonlarına da cevap vermiyordu.

Can artık sinirlenmeye başlamıştı ya da hayal kırıklığına uğramıştı. İnsan sevdiği söz konusu olduğunda bu ikisini ayırt etmekte başarısız olabiliyor.

“Doğum günümü hadi hatırlamadın da merak edeceğimi de mi düşünmüyorsun Melisa?” diye kendi kendine söylendi. Bütün gün oturup aramasını beklemekten başka yapacak bir şey yoktu. Etrafı toplamaya başladı, kendisi için en iyi terapi buydu. Zamanın geçtiğini anlamazdı.
 

*

 
Aceleden çantasından telefonu çıkarmadan işe başlamıştı Melisa. Çalan telefona yetişememişti. Ellerini yıkarken söyleniyordu, “Aferim kızım aramadın hiç Can’ı, bu kadar uzun süre aramazsan anlar tabi. Bir de ulaşamayınca paniklemiştir.”

Söylenerek ellerini kuruladı, telefonu eline aldı. Arıyordu ama açan yoktu, sabah duşunu sevdiğini biliyordu Can’ın, muhtemelen duşta olduğunu düşündü ve devam etti hazırlanmaya. Neyse ki pasta hazırdı, geriye üç çeşit daha kalmıştı yapılacak. Kalanları da Can’ın arkadaşları getirecekti. Biraz ipin ucunu kaçırmıştı Melisa, üç beş derken bir anda on sekiz kişilik bir kutlamaya dönüşmüştü. Oysa ki Can kalabalık kutlamaları sever mi henüz onu bile bilmiyordu, büyük risk almıştı bu işte.

Saat yediye gelirken Can hala dönmemişti, ama Melisa bir mesaj attı.

“Canım ben uçağa biniyorum yedide, aradım ama duymadın sanırım. İndiğimde direk sana gelirim, evden ayrılma anahtarım yok. Öpüyorum.”

Ardından elbisesini giymeye gitti, hazırlanmak için bir buçuk saati kalmıştı. Zaten yarım saatte anca insanlar toplanırdı. Seminere gittiğinde yeni bir elbise almıştı bu güzel cumartesi için. Elbisesini giydi, hafif mir majyaj ve saçını yaptıktan sonra neredeyse kırk beş dakika zamanı vardı.

Kapı çalmıştı, beklenenler gelmeye başlamıştı. Bir fire ile on beş kişi Melisa’ nın evinde toplanmışlardı. Melisa’nın yaptıklarını da alıp Can’a gitmek üzere evden ayrıldılar.

Sadece iki üç sokak yana gideceklerdi ama Melisa’nın kalbi çıkacak gibiydi. Can mesajına da dönmemişti ve ters bir şeyler olmasından çok korkuyordu. Can’ın apartmanına gelirken evinin ışığının olmadığını farkettiler ama Melisa mesaj attığını düşünerek “Belki televizyon izliyordur” diyerek sorun olmadığını düşünüyordu.

Apartman kapısına geldiklerinde Can’ın arabası da her zamanki yerinde yoktu. Melisa bir terslik olduğunu anlıyordu ama süprizi ve kimsenin modunu bozmamak için bir şey demeden zile bastı. Bir, iki, üç… Açan yoktu. Arkasını dönüp karşısında duran on beş kişiye baktı, Ali hemen durumu anlamıştı.

“Belki markete gitmiştir Melisa, bekleyelim ne çıkar ki zaten bugünümüzü Can Bey için ayırmıştık” diyerek Melisa’yı bir nebze olsun rahatlattı.

Aradan yarım saat geçmişti ki Melisa dayanamayıp telefonu eline aldı, arayacaktı. Çünkü artık o da sinirlenmeye başlamıştı. Hem aramış hem mesaj atmıştı evde olması gerekirdi!

Telefon elinde sağa sola apartmanın önünde yürürken aramaya başladı. Telefonun kapalı olduğunu söyleyen o kibar kadın sesinden başka bir şey yoktu. Telefonu sinirle cebine sokarken arkasından gelen çığlıkları ve kendisine zombi görmüş gibi bakan Can’ı gördü. Can gülümseyerek Melisa’ya doğru geliyordu.

“Ben havaalanına seni almaya gittim ama şarjım bitmişti ve seni arayıp haber veremedim geldiğimi. Sonra seni kaçırdığımı düşünerek evine gittim ama orada da değildin, hızlıca şarj aleti almak için evime gelmiştim ki sizi gördüm!”

Gülse mi, ağlasa mı bilemiyordu ama en iyi hissettiği duygu rahatlamaydı. Melisa unutmamış bir de doğum gününe bir güzel imzasını atmıştı.

Sarıldıklarında harika geçeceği belli olan bu güzel cumartesi gecesi başlamıştı.
 
 

Devam edecek…

 
 
Elif Bilici
 
 

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Demet Uncu 8 Ocak 2021 at 16:52

    Elifciğim bayıldım yazdıklarına. Sıcacık, aşk kokan bir öykü olmuş. Okurken gerçekten heyecandım, sonuna doğru gözlerim bile doldu diyebilirim. Kalemine sağlık.
     
    Sevgiler

    • Cevapla Elif Bilici 11 Ocak 2021 at 11:02

      Demet çok teşekkür ederim, beğenmene çok sevindim. Umarım son bölümde de aynı duyguları hissettirebilirim.
       
      Sevgiler

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan