İçimdeki Sesler

Dalgalar Gibi Duygular

6 Ekim 2020

Yazı: Dalgalar Gibi Duygular | Yazan: Demet Uncu

Bu hafta sizlere, sevgili yaşam koçumun sosyal medyadaki canlı yayınlarından birinde duyduğum ve çok beğendiğim “Duygular, dalgalar gibidir. Sağlıklı olan, onların git-gel halleridir” cümlesinden yola çıkarak, içimdeki git-gellere kendimi bırakıp yazmak istedim.

Bazen işler istediğiniz gibi gitmediğinde insanların ne kadar bencil olduğunu düşündüğünüz için ya da olaylara sürekli kendi pencerelerinden bakmayı tercih ettikleri için çok kızdığınız ve içten içe öfkelendiğiniz zamanlar oluyor mu? İtiraf etmeliyim ki benim oluyor. Asıl anlamadığım konu; neden kendime kızdığım ve öfkelendiğim. Bir de bir süre sonra sakinleştiğimde, kendime bu kadar fazla yüklendiğim için de üzüntü duymaya başlıyorum. Karşımdakinin beni dinlemediği, anlamadığı, sonunda da kızgınlık ve öfke duygularımın yükseldiği durumlarda, kendimi çok da yorgun hissediyorum. “Duygusal yorgunluk” diye bir şey var mı acaba literatürde? Hissettiğim tam da bu kelimelere karşılık gelmese de hissedildiğine göre böyle bir gerçek var sanırım.

Dalgalar Gibi Duygular

Yaşam koçumun yazımın başlangıç cümlesi “dalgalar gibi duygular” ile birlikte dile getirdiği “Duyguların sorumluluğu da bizlere aittir” ifadesi de dikkatimi çekenler arasında olmuştu. Bu iki sözcüğün bir araya getirildiğine çok şahit olmamıştım işin açıkçası.

“Duygu” ve “sorumluluk” kavramlarını kast ediyorum. Duygularımızı kontrol edebildiğimiz sürece sorumlu oluyoruz sanırım. Yazarken bile içimden şu soruyu sorduğumu fark ettim. Duyguları yönetmek mi? Ama bu kadarını da bizlerden beklemek fazla değil mi?

Yönetmek Sözcüğünün Sesi

Belki de o duyguları neden hissettiğimizi anlamak, duygunun kaynağına inmeye çalışmak, daha doğru ifadeler olacaktır. “Yönetmek” sözcüğünün sesi, nedense bana hep sert, otoriter ve biraz da duygudan yoksun gelmiştir. Eeee, söz konusu olan duygular ise, onları duygudan yoksun olduğunu düşündüğüm bir sözcükle açıklayamam herhalde.

Aslında öfkemin -duygumun dibine inmeye çalıştığımda- altında yatan hayalkırıklığı duygusu oluyor. Özellikle karşımdaki yakın bulduğum, sevdiğim birisi ise, beni anlamadığı ya da penceremden bakmayı düşünmediği için üzülüyorum ve arkasından da hayalkırıklığı yaşıyorum. İster istemez, içimde bir küskünlük duygusu beliriyor ve bir çocuk gibi karşımdakine gönül koyuyorum. Aslında, karşımdaki insandan empatik olmasını bekliyorum. Şu beklentiler yok mu, şu beklentiler? Hayal kırıklıklarımın temeline yayılmışlar sanki. Hoş, çok fazla beklentiye sahip olmadan, anı yaşayabilmek için kendi adıma da çalışıyorum diyebilirim.

Nereye Açılır Bu Kapılar?

Bütün bu düşünceler klavyemin üzerinden sizlere dökülürken, Wayne Dyer’in çok güzel bir sözünü hatırladım.

“Kapılar dışa değil, içe açılır.”

Muhteşem bir cümle değil mi? Bu içime doğru dönmeler, kendimle başbaşa kalmalar, duygularımın ve düşüncelerimin farkında olma çalışmalarım, aslında bu cümlenin doğal sonuçları bence.

Hep dışarısı ile ilgili olup, çevrenizdekilerin hissettikleri, düşünceleri, ihtiyaçları ile ilgilenmekten, kendinizle pek ilgilenemediniz, değil mi? Böyle yaptığınızı da çok sonra fark ettiniz belki de. Aslında içinizden böyle davranmak geliyordu, daha farklı ne yapılabilirdi bilmiyordunuz ve bu durumdan da hiç rahatsızlık duymuyordunuz. Çevrenizdeki insanları mutlu ettikçe, siz daha da çok mutlu oluyordunuz.

Buraya kadar sorun görünmüyor bence de. Ne zaman ki içinizdeki ses “Beni unuttun mu?” diye sorduğunda, bir an durdunuz. Gerçekten dediniz kendi kendinize, bütün bu olup bitenlerin neresindeyim ben? Sonra hafifçe içinizin acıdığını hissettiniz. “Doğru ya, unuttum ben seni” diyerek, cevapladınız kendinizi hafif mahcup bir tavırla…

Manzara

Şefkat: Kendime” başlıklı yazımda, kendime telkinde bulunduğum birkaç cümleyi sizlerle paylaşmıştım, hatırlarsanız.

“Yapacağın her işin sonunda, sana kalacak olan yine ‘sen’ olacaksın. Ne yapıyorsan, kendini yıpratmadan, o güzel kalbini kırıp, dökmeden yap!” demiştim sizlere.

İşte anlatmaya çalıştığım şeyin yolu da buradan geçiyor sanırım. Zaman zaman, sizlerle paylaştıklarımı uygulayabiliyorum hayatımda. Ama bazen duygularım, sesini bana duyurabilmek için içimdeki şiddetini arttırıyor ve ancak o zaman durup, kulak kesiliyorum hissettiklerime. Olsun, bu farkındalık bile kıymetli benim için. Ben üstesinden gelebildiklerimi ve gelemediklerimi sizlere yazmaya devam edeceğim. Önemsediğim tek şey ise, yolculuğumdaki manzara olacak.

Demet Uncu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

11 Yorum

  • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 6 Ekim 2020 at 13:13

    Ne kadar samimi cümleler. İnsan kendi ile sohbet etmeye vakit ayırabilmeli. “Beni unuttun mu?” diye soran bir iç sesimiz varsa yaşıyoruz demektir.. Ben de sayenizde iç sesime sordum şimdi. Unutmamış beni. Çok sevindim. Hatırlattığınız şey o kadar önemli ki. Teşekkürler 🙏❤

    • Cevapla Demet Uncu 6 Ekim 2020 at 13:46

      Gökçeciğim, beğeneme çok sevindim, vesile olduğum için de ayrıca mutlu oldum. Çok teşekkür ederim güzel yorumun için. Dediğin gibi, çoğu zaman iç sesimizi unutuyoruz, hatta duymamak için maalesef elimizden geleni yapıyoruz. Onu unutmadığın için takdiri hak ettin bence 😍😍

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 6 Ekim 2020 at 15:45

    Demetciğim,
    Öncelikle her hafta değişik konular bulabildiğin için tebrik ediyorum seni. Nedense bende bir türlü olmuyor ama deneyeceğim inşallah.
     
    Genelde hiç kendimle konuşmam ama yazıyı okurken kendimi biraz sorguladım; hiç fena bir insan değilmişim, beğendim kendimi 😂😂 Bunu daha sık yapmaya karar verdim bu yazı sayesinde. Arada baş başa da yapalım.
     
    Kalemine sağlık.

    • Cevapla Demet Uncu 6 Ekim 2020 at 16:40

      Cemciğim, çok teşekkürler. Bence yazan çoğu insan için “Ne yazabilirim?” sorusu hep gündemde. Kendi iç sesini duyabilmen ve içindekileri fark edebilmen çok güzel bence. Tabii duyduğumuz iç seslerimizi paylaştığımız ayrı bir seans düzenleniriz seninle 😍
       
      Sevgiler

  • Cevapla Burak Süalp 6 Ekim 2020 at 23:24

    Sevgili Demet, düşüne düşüne okuduğum yazılardan birisi oldu bu yazın. Şöyle ki: Duygularımı çok seviyorum. Heyecanı, kızmayı, aşkı, şefkati, nefreti, sevgiyi. Git-gellerini, yükselip alçamalarını. Basit bir organik canlı olmaktan onlar ayırıyor sanki bizi. Yani beni onlar ayırıyor.
     
    Yönetmek soğuk bir kelime, kendisi soğukluk gerektiren bir eylem, haklısın. Zaten duyguları yönetmek mümkün mü, gerekli mi onu da bilmiyorum. Bir şey öğrendim yeterinde uzun yaşadığım hayatın bahşettiği; bu kadar sevdiğim o duyguların etkisi altındayken eyleme geçmemeyi. Kişisel çözümümü, duygularımı doya doya yaşarken karar vermemeyi öğrenmekte buldum ben. Örneğin kızgınken kalp kırmadan, çok heyecanlıyken hız yapmadan… Becerebildiğimce. Benim dersim de bu oldu.
     
    Kalemine sağlık sevgili arkadaşım!

    • Cevapla Demet Uncu 8 Ekim 2020 at 11:50

      Sevgili Burak, ne güzel geribildirimler bunlar benim için. Çok teşekkür ederim, paylaştıklarında çok haklısın. “Mantığın mı, duyguların mı?” ayrımına gelince başlıyor benim için zorluk aslında. Genelde mantığıma dayanarak verdiğim kararlarımın yanında, duygularımın sesini de dinleyerek, yavaş yavaş kararlar almaya başladım bu yaşımda. 😊 İşte, ne güzel senelerin bana kattığı olumlu şeyler de oluyor hayatımda. Tekrar teşekkür ederim güzel yorumun için.

  • Cevapla Seda Çağlayan 7 Ekim 2020 at 19:27

    Demetçim, kocaman bir teşekkürüm var sana.
    Saat 19:23 ve ben hayatı boyunca son dakikacı bir öğrenci olarak yine bu saatte yazımı yazmak üzere klavye başına geçtim. Ve aklımda Cem’in bahsettiği o melun soru: Bu hafta ne yazacağım?
     
    Başlamadan önce “Bakalım bizimkiler neler yazmış?” diye siteye girdim. Yazın bana ilham verdi. Şimdi senden yola çıkarak kendi yazımı yazacağım:)
     
    Ellerine sağlık arkadaşım.

    • Cevapla Demet Uncu 8 Ekim 2020 at 09:55

      Sedacığım, sabah saatlerinde günümü aydınlattığın için ben teşekkür ediyorum sana. Kendi yazımı ve adımı senin yazında gördüğümde önce çok şaşırdım, sonra çok sevindim. Ben de şimdi yazını okumaya başlıyorum. İlham olmak büyük bir kelime ama ne yalan söyleyeyim çok hoşuma gitti. 😍 Yüzümde beliren gülümseme için sana teşekkür ediyorum. Çok sevgiler 😘❤

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 8 Ekim 2020 at 11:58

    Beni en çok yıpratan duygu “sinir” oldu ömrümce. Diğerlerinden gayet memnunum 😝 Ama şu sinir… Cinler tepeme toplandığında yaptığım, söylediğim şeyler sonra hep benim başıma bela oluyor.
     
    Çocukların doğumu ve onları büyütme süreci terbiye ettirdiyse de bu huyumu, asıl bu dergi sayesinde sakin durmanın faydalarını öğrendim. Gene de bazen kontrolden çıkmıyor değil 🙈 Kontrol edebilsem bile beni parçalamasını, kendi kendimi yememe neden olmasını hâlâ pek fazla engelleyemiyorum 😔 Offf ne çektim ben sinirden yaa 😂
     
    Hepimize kendimizi ne kadar sorgulatan bir yazı olmuş. Yüreğine, kalemine sağlık canikom 😘

    • Cevapla Demet Uncu 8 Ekim 2020 at 13:30

      Didemciğim, güzel yorumun için çok teşekkür ederim. Kendini hep sorguluyordun zaten, bunu sürdürdüğün için ayrıca kutluyorum seni. 😊 Sinir huyuna gelince, bence senin tez canlılığından ve biraz da hiperaktivite durumlarından kaynaklıyor bu durum.😃 Becerikli mizacın, sinirlendiğinde kendini bir anlık durdurmanı ve bu sinirinin sana bir faydası olup olmayacağını sorgulatacağı zamana erişmeni de sağlayacak bence. Çok öperim, sevgiler😘😘❤❤

      • Cevapla Didem Çelebi Özkan 8 Ekim 2020 at 13:44

        Waowww “…bu sinirinin sana bir faydası olup olmayacağı…” Bu harika bir sorgulama yöntemiymiş 😁 Kesinlikle deneyeceğim 👌🏻 Öperim canikom 😘

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan