Varlık Sancısı

Köy Enstitüleri ve Zayıf Öğrenciler

7 Ekim 2020

Yazı: Köy Enstitüleri ve Zayıf Öğrenciler | Yazan: Hüseyin Küçükkelepçe

Birinci Bölüm 👉🏻 Köy Enstitüleri ve Obez Köylü

 
Köy Enstitüleri’nin ortaya çıkarttığı insan tipini kendimde ve arkadaşlarımda yaptığım somut gözlemlerimle yazacağımı geçen yazımda söylemiştim.

Yatılı olan Hasanoğlan Atatürk Öğretmen Lisesi’nde, yurdun dört bir yanından gelen, toplumun en alt gelir grubunu teşkil eden ailelerin çocukları eğitim görüyordu. Zayıf, çelimsiz bedenler. Dış görünüşlerimiz, bebeklikten itibaren yeterli/dengeli beslenemediğimizi ele veriyordu.

Entegre İnsan, Entegre Köyler

Binalar, kümes, ahır, müzik salonu, yabancı dil laboratuvarı, el işi atölyesi, marangozhane, çelik eşya atölyesi, arı kovanları, fırın, açık hava tiyatrosu, kapalı sinema, kışlık reçel için dev vişne ağaçları, elma, armut, erik yüzlerce ağaç. Okula kayıt yaptırdığımda (1981) enstitü onlarca yıl önce kapanmıştı. Fakat şans eseri fiziki çevre olduğu gibi duruyordu (günümüzde o da yok). Bir felaket anında okul kendi kendine aylarca yetebilecek bir potansiyele sahipti. Bu kurumlarda entegre (somut-soyut) bir insan yetişecek ve kırsalda entegre insan kümeleri oluşturacaktı.

Yoksul Çocuklar Alp Dağları’nda

Hep mutlu olsun, müzik öğretmenimiz Meral -soy ismini hatırlayamadım- Hanım diyelim. Müzik atölyesindeki piyanodan bize parçalar çalardı. Sırayla tuşlara basmamızı sağlardı. Bahar aylarında bizi dışarıya çıkartır; çiçek açmış ağaçların altında bize mandolin çalardı. Toplumun en yoksul çocukları sanki Alplere gitmiş gibi olurduk. Klasik lise müfredatına ek olarak eğitimle ilgili birkaç ek ders vardı. Enstitünin yerinde yeller esmesine rağmen, yüksek amaçları olan kurucu düşüncenin aurası mı, ruhu mu, enerjisi mi desem adı her neyse okullar kapanmış olsa da hâlâ oradaydı.

Yoksulların Bankası Sümerbank

Mezunların ortak özelliği mütevazılık, bütüncül, virüssüz (kadın-erkek ayrımı yapmayan) bir sevgi ile dolu olmaları. Kitap okumaları. Dile düşkünlükleri. Dünya kültürünü kavrama ve kavratma isteği. Başat özelliklerinden biri de eşya/madde, koltuk hırslarının olmayışıydı. Çok zeki, işinin ehli birçok okuldaşım çalıştıkları kurumlarda hak ettikleri yere gelemedi. Çünkü “nasıl olursa olsun yükselmeliyim” diyen buyurgan hayvani hırsları yoktu.

Anadolu insanın alın terini simgeleyen Sümerbank’ın ergonomik olmayan ama asil duran ayakkabıları, lacivert ceket ve gri pantolonları. Yoksulların, yoksul çocukları eğitmek için ödediği vergiler… Gönüllü, sevgi katılarak Anadolu’dan gelen bedellerle beslenen, giyinen bu çocuklar, ilk hareketin sonucu oluyordu.

İlk Taşı Masum Olmayanlar Attı

Bu okulların kurucusu Hasan Ali Yücel’in düşünceleri o mekânlara sinmişti dedik. Oğlu Can Yücel’in yaşamına bakın. Taşan bir sevgi, günlük kaygıları, haksızlıkları, eşya biriktirmeyi, anti demokratik davranışları dobra dobra, zekâ fışkıran taşlamalarla anlatan şiirler ve söylemle çelişmeyen bir hayat.

Bir zamanların liderleri (Çiller-Yılmaz) “Mal varlığını açıkla” konulu bir kavgaya tutuşmuşlardı. Ülke günlerce “Hodri meydan, açıkla” manşetleriyle yatıp kalkıyor lakin iki taraf da mal varlıklarını açıklamıyordu. İsmini hatırlamıyorum. Bir mizah dergisi rahmetlinin açıklamasını karikatürize etmişti. Kapakta, çıplak bedenin üzerinde sadece bir ip bulunan Can Yücel: “Belimde kuşağım. S.kimle, t.şağım. İşte mal varlığım.”

Buradan yetişen çocuklar işte bu ruh halinin yansımasıydı. İroniye bakın ki böyle bir çocuk yetiştiren Hasan Ali Yücel, materyalist olmakla suçlanarak görevinden alınmıştı.

Dikkat İblis Perdenin Ta Kendisi

Memleketi için bir aydınlanma hareketi başlatan, Türk insanını dünya klasikleriyle tanıştıran bu büyük insan çok kısa sürede kahrından kalp krizi geçirerek dünyadan ayrıldı. Bu okulları kapatanların gerekçelerinden biri de yatılı eğitimin karma olmasıydı. Çocuklar değerlerinden uzaklaşacak, aklı aşağılara kayacağı için adam olamayacaktı. Burada her şeyi bir tarafa bırakacağım. Kadınla erkek arasına demir perde çeken ülkelere, topluluklara, cemaatlere, ailelere bakın. Trajediler, şizofren kişilikler, doğallığını yitiren cinsellik ve kadına şiddet…

Can Güvenliği İçin Bazı İnsanlardan Uzak Durmak Lazım

Kendi üzerimde bu konuda çok sosyal deney yaptım. Konuştuğum kadınlar gözümde cinsel obje olmaktan çıktılar. Arkadaşım, sırdaşım oldular. El ele halk oyunları oynadık. 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramlarında, TRT kanalında halk oyunları gösterileri olurdu. Yıllarca bizim okul yaptı. Onlarca farklı ekip, aylarca antrenman yapardık. Kimsenin ellerin kenetlenmesinden bir uyaran çıkarttığını duymadım.

Şunu kaçırmamak lazım. Eğer çocukluktan itibaren kadın-erkek arasına perde çekmişseniz, bu insanlar yetişkinliğe eriştiğinde gerçekten kadınların bu insanlardan uzak durması gerekir. Çünkü bastırılan duygular her türlü taşkınlığı yaptırır. Hatta hem cinslerinin bile kendine dikkat etmesi gerekir. Bu insanlar hastalandırılmıştır.

Hüseyin Küçükkelepçe

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

3 Yorum

  • Cevapla Burak Süalp 8 Ekim 2020 at 11:16

    Son paragraftan başlamak üzere kesinlikle katılıyorum. Her şeyin başı, iyi planlanmış, kapsamlı, bulunduğun coğrafyanın ihtiyaçlarına cevap verecek, toplumunun kültürel gelişimine katkı koyacak, KARMA eğitim. Kadın ve erkeği ayırarak hiçbir topluma medeni bir eğitim verilemez. Dediğiniz gibi ileriki yaşlarda da şiddetin, tacizin, tecavüzün önüne geçilemez.
     
    Kaleminize sağlık!

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 8 Ekim 2020 at 11:35

    Köy Enstitüleri” gerçekten harika bir yazı dizisiydi. Çok teşekkürler kaleme aldığınız için. Okumayı bitirdiğimde “Açık kalsalardı nasıl bir ülke olurdu acaba vatanım?” diye düşünmekten kendimi alamadım. Çok yazık! Bu kadar başarılı ve yüksek ivmeyle başlamış bir işin sonunun hüsran olması, daha da kötüsü cahil bir bırakılan bir topluma dönüşmemizi sağlayan adımlardan birinin bu kadar doğru bir atılımı ortadan kaldırmakla başlaması ne acı.

    • Cevapla Hüseyin Küçükkelepçe 9 Ekim 2020 at 13:19

      Beğenmenize çok sevindim.
       
      “Açık kalsalardı nasıl bir ülke olurdu acaba vatanım?”
       
      Rahmetli Çetin Altan’ın gelişmenin göstergeleri olarak gördüğü, tenis oynayan, piyano çalan ve özgürce flört eden köylüler olmayabilirdi. Zaten yapay bir kültür ikamesi gibi duruyorlar. Temiz bir tarım, çevreye saygı ve hümanist bir toplum olma yolunda epey bir ileride olacağımızı söylemek mümkün.
       
      Katkınız için teşekkürler…

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan