Röportaj

İmza Atan Kadınlar | Vuslat Saraçoğlu

13 Kasım 2020

Burak Süalp Röportajları | İmza Atan Kadınlar | Vuslat Saraçoğlu


Fotoğraf: Pelin Erdoğan

Vuslat Saraçoğlu genç yaşında büyük başarılara imza atmış, ortaya koyduğu eserler ve aldığı ödüllerle göğsümüzü kabartan çok yönlü bir kadın sinemacımız. Üniversitede aldığı sosyoloji eğitiminden sonra yönünü sinemaya çeviren Saraçoğlu oyunculukla yetinmemiş, hızla kısa film ve belgesel çekimine, senaristliğe, yapımcılığa ve yönetmenliğe yönelmiş. Senaryosunu yazdığı, yapımcılığını ve yönetmenliğini yaptığı ilk uzun metrajlı filmi Borç ile 37. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde Ulusal Yarışma kategorisinde En İyi Film ödülü olan Altın Lale‘yi kazanan Saraçoğlu’yla sizler için keyifli bir söyleşi yaptık.

Sinemadan Önceki Vuslat Saraçoğlu

Burak Süalp – Sevgili Vuslat Saraçoğlu, ilk olarak size sinemadan önceki hayatınızı sormak istiyorum. Gelecek hayalleriniz nelerdi? Üniversite eğitiminizi, ileride eğitimini aldığınız mesleği yapacağınızı düşünerek mi seçtiniz, devam ettiniz? Eğitiminizin sinemacılığınıza katkısı nasıl oldu?

Vuslat Saraçoğlu – On altı yaşımdayken sosyoloji okumaya ve o alanda akademisyen olmaya karar vermiştim. Tabii bu kararı kendi başıma almadım. Abilerim Cenk ve Mert ile yaptığım sohbetlerden sonra şekillenen bir karardı. O doğrultuda girdiğim üniversite sınavındaki üst tercihlerimin hepsi sosyolojiydi. İlk tercihim olan Boğaziçi’ni kazanamıyordum. Puanım ODTÜ ve Bilgi Üniversitesi’ne yetiyordu. Kendisi Bilkent Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okuyan Cenk Abim şunu söyledi:

“Bilgi’ye burslu girmek, akademisyenlik açısından ODTÜ’ye gitmekten daha iyi olabilir. Oranın imkanları daha fazla, hem İstanbul’da okumak senin için çok daha ufuk açıcı olacak.”

Onun üzerine İstanbul Bilgi Üniversitesi’ni seçtim. Şu an bilmiyorum ama o zamanlar (2001-2007) Bilgi Üniversitesi, sosyal bilimler açısından hakikaten çok iyi durumdaydı. Bu arada küçük yaşlarımdan itibaren müziğe de ilgim vardı. Bu sebeple lisans eğitiminden sonra yüksek lisansta müzik sosyolojisi üzerine çalışmaya karar verdim. O amaçla Boğaziçi Üniversitesi’nin Modern Türkiye Tarihi Bölümü’ne girdim. Sinemayla tanıştıktan sonra ani bir kararla yüksek lisansı bıraktım. Kısacası alacağım eğitimi sinemacı değil akademisyen olmayı planlayarak seçmiştim. Fakat elbette sosyoloji okumuş olmamın sinema alanında yaptığım çalışmalara çok büyük katkısı oldu.

Bu arada hayallerim büyük oranda gerçekleşti. Daha başka hayallerim de var fakat panik ve hırs içinde değilim. Kendimi belli bir doyum içinde hissediyorum. Daha fazlası da gerçekleşirse ne mutlu…

Röportaj: Vuslat Saraçoğlu | Yazar: Burak Süalp | Fotoğraf: Pelin Erdoğan


Fotoğraf: Pelin Erdoğan

Sinemayla Tanışma

Burak Süalp – Mesleki olarak sinema ile tanışıklığınız nasıl başladı? Sektöre nasıl, hangi kapıdan adım attınız?

Vuslat Saraçoğlu – Boğaziçi Üniversitesi’nde yüksek lisans yaparken tanıştığım Mithat Alam Film Merkezi sayesinde oldu her şey. Oradaki atölyelere, söyleşilere katılıyordum. Oradan aldığım filmleri izliyordum. Sonrasında sinemanın bir arzu ve tutku olarak beni ele geçirdiğini farkettim. Ardından yüksek lisansı bırakıp sinema alanında çalışma yapmaya başladım.

Burak Süalp – Sinema izleyicisi sizi öncelikle yönetmenliğini ve yapımcılığını Murat Düzgünoğlu’nun yaptığı “Neden Tarkovski Olamıyorum” adlı filmdeki oyunculuğunuzla tanıdı. Oyunculuk döneminizden bahsedebilir misiniz? Nasıl başladı, neler yaşadınız?

Vuslat Saraçoğlu – O yıllarda oyunculuğu ciddi şekilde hedeflediğimi söyleyemem. Boğaziçi sürecinde sinemanın her alanını öğrenmeye çalışıyordum. Oyunculuğu da bilmem gerektiğini düşündüm. O dönemde beni bu konuda teşvik edenler de olmuştu. Kısa bir dönem oyunculuk eğitimi aldım fakat aynı anda projeler üretiyor, senaryo yazmayı da öğrenmeye çalışıyordum. Mesela 2010 yılında Gömü isimli kısa film çalışmamla Erivan Uluslararası Film Festivali‘nde proje geliştirme atölyesindeyken oradaki bir yönetmen arkadaş filminde oynayıp oynamayacağımı sordu. Diana Kardumyan’ın Galata ismindeki filminde yer almam öyle gerçekleşti. Ardından Çiğdem Vitrinel’in filmi Balkon‘da oynadım. Derken sinemacı çevrem genişledi. O sıralarda Murat Düzgünoğlu ile tanıştım ve Neden Tarkovski Olamıyorum geldi. Murat Düzgünoğlu’ndan çok şey öğrendim. Borç üzerinde dolaylı yoldan emeği büyüktür.

Neden Tarkovski Olamıyorum? ile aynı sırada Müslüm Baba’nın Evlatları ile uğraşıyordum. Hemen ardından Borç’un senaryosuna başlamıştım. O sıralar oyunculuğa pek vakit ayıramadım o yüzden. Oyunculuk alanında pek bir sıkıntı yaşadığımı söyleyemem çünkü oyunculuğa mutlaka yapmam gereken bir şey olarak bakmıyordum o yüzden sorunlu setlerde bulunmadım.

Oyunculuğun Ötesi

Burak Süalp – Sinemada oyunculuğunun ötesini ne zaman ve nasıl düşünmeye başladınız? Bu kadar erkek egemen bir sektörde, oyunculuğun ötesine nasıl cesaret ettiniz?

Vuslat Saraçoğlu – Yukarıdaki sorudan devam edecek olursam; oyunculuğa kesin yapmam gereken bir şey olarak bakmıyordum ama yönetmenliğe ve senaristliğe öyle bakıyordum çünkü anlatmak istediğim hikayeler vardı. Ve o hikayeleri benim uygun gördüğüm biçim ile anlatmak istiyordum. Dolayısıyla “Buna cesaretim var mı?” şeklinde bir sorgulamam olmadı. Korkmadım mı? Korktum ama hikayeler sizi rahat bırakmadığında direkt giriyorsunuz işin içine, cesaret muhasebesi yapmaya lüksünüz olmuyor. Sektörün erkek egemen olması da o sırada çok ilgilendirmemişti beni. Evet, çok fazla zorlukla karşılaştığımı söyleyebilirim. Çok fazla kolaylık ve yardımseverlikle de karşılaştım.

Röportaj: Vuslat Saraçoğlu | Yazar: Burak Süalp | Fotoğraf: Burak Şentürk


Fotoğraf: Burak Şentürk

Hangi zorluklarla karşılaştığım konusu çok uzun hikaye. Ama sadece şu kadarını söyleyeyim: Sinema büyük oranda bir suni özgüven alanı. Özellikle yönetmen denen kişiden ortalığa buğulu bakışlar atması, kendinden çok emin bir beden diliyle ortalıkta dolaşması, sert olması, kendini olduğundan daha önemli hissetmesi bekleniyor. Tabii bunun istisnaları olabilir, ben sezdiğim genel halden bahsediyorum. Aksinin yarattığı ezberbozucu tepkileri ben gözümle gördüm.

Ben de o bahsettiğim suni özgüvenden, oraya buraya poz kesen insanlardan hiç hoşlanmıyorum. Öyle olmamak için de sonuna kadar uğraşacağım. “Mış” gibi yapmamak üreten insanların öncelikli amaçlarından biri olmalı bence. Kuşkulu, şüpheci hatta “özgüvensiz” diye tarif edilecek bir halde olmayı tercih ederim çünkü kendinden aşırı emin ve mutlu insanlar bende şüphe uyandırıyor.

Müslüm Baba’nın Evlatları

Burak Süalp – Takip edebildiğimiz kadarıyla, oyunculuğunuzun ardından belgeselciliğiniz geliyor. Belgesel çekme fikri sizde nasıl oluştu? Müslüm Gürses belgeseli çekmek nereden aklınıza geldi?

Vuslat Saraçoğlu – Tek bir belgesel film yapmış biri olarak kendime belgeselci diyemem. Benim yaptığım bütün çalışmalar (film, öykü, şarkı) ihtiyaçtan çıkıyor. Merak ettiğim, araştırmak istediğim anlatmak istediğim hikayelerden ya da iletmek istediğim duygulardan. Müslüm Baba’nın Evlatları da bir merakın sonucu olarak doğdu. Müslüm Gürses’in reklamlara çıkıp “bırr”ladığı, İtirazım Var şarkısını İhtiyacım Var‘a dönüştürdüğü, Teoman’ın Paramaparça‘sını söylediği dönemde Müslüm Gürses hayranlarının “baba”larının yeni imajı hakkında ne düşündüğünü merak ettim.

Zaten o dönemde Boğaziçi’nde müzik sosyolojisi çalışıyordum. Bu alanda bir ödev yapmam gerekiyordu. Ödev konusu olarak kendime arabeskçilik potası altında kolay kolay eritilemeyeceğini sezdiğim, kendine has bir sosyolojik grup olduğunu düşündüğüm Müslümcüleri seçtim. O sırada pek çok Müslümcü ile tanıştım ve onlarla ilgili bir makale yazdım. O tanışıklık sırasında Müslümcülerle ilgili bilinen pek çok basma kalıp düşüncenin geçersiz olduğunu farkettim, benim de onlara ilişkin düşüncelerimde pek çok ezberim bozulmuştu. Müslümcülerin “baba”larına olan sıradışı sevgilerini -bir makale ile iletmektense- bir belgesel aracılığıyla bizzat kendilerinin dillendirmelerinin daha iyi bir fikir olacağını düşündüm. Belgesel de öyle çıkmış oldu.

Burak Süalp – Ben belgeseli sizin Youtube kanalınızdan izledim. Fakat başka yerlerde sadece fragmanına denk geldim. Belgesel başka yerde yayınlandı mı? Nasıl tepkiler aldınız?

Vuslat Saraçoğlu – Film yurt içinde ve yurt dışında festivallerde gösterildi. Oldukça duygusal, hoş tepkiler aldı. Kimi sinemacılardan amatör olduğuna dair yorumlar da aldı, ki haklılar o insanlar. Çünkü henüz profesyonelleşmeden daha çok sezgilerimle ve Müslümcülere ilişkin birikimimle minicik bir bütçeyle yaptığım bir işti. Aynı sebepten filmi çok samimi bulanlar da var. Ben her türlü tepkiden memnunum doğrusu. Yapalı yedi yıl oluyor, hâlâ her gün en az iki-üç tane çok içten teşekkür mesajı alıyorum o filme ilgili. Nasıl olursa olsun “iyi ki yapmışım” diyorum hâlâ.

Burak Süalp – Belgesel sinemacılığına devam etmeyi düşünüyor musunuz? Bu alanda yeni projeleriniz var mı?

Vuslat Saraçoğlu – Bir kariyer hedefi olarak değil yine bir ihtiyaç olarak bakıyorum bu alana da. Yapmayı çok istediğim bir proje var, kurmaca olması o kadar etkileyici olmayabilir düşüncesiyle belgesel olması gerektiğini düşündüm.

Burak Süalp – Az önce bahsettiğiniz kısa film projeniz Gömü’yü, 2011 yılında yaptığınız Kakafoni’yi izleme imkanı bulamadık. Bu projeler nasıl gelişti. Bu kısa filmlerinizi nasıl izleyebiliriz?

Vuslat Saraçoğlu – Gömü proje aşamasında kaldı, filme çekilemedi. Kakafoni dört dörtlük bulmasam da beğendiğim ve sahiplendiğim bir iş. Zaten pek çok festivali gezdi ama henüz internet ortamında yok. Belki sonra yükleriz.

İlk Uzun Metrajlı Film: Borç

Röportaj: Vuslat Saraçoğlu | Yazar: Burak Süalp


Borç Film Afişi

Burak Süalp – Senaristliğini, yapımcılığını ve yönetmenliğini yaptığınız Borç filmiyle elde ettiğiniz başarı için öncelikle sizi gönülden tebrik ediyoruz. Bu başarınız hepimizin göğsünü kabarttı.

İzlediğimiz film iyilik kavramı üzerine kurulu. Fakat bu iyilik filmde soyut bir kavram olmaktan çıkmış. Ana karakter Tufan’ın saf iyiliği, bunun çevresine etkileri, bu iyiliğin karşılığında kendisinin ve ailesinin karşı karşıya kaldığı sonuçlar çok doğal bir şekilde kurgulanmış. Öncelikle festivallerde gösterilen ve ödüller alan fakat festival filmi sınırlarını fazlasıyla aşan Borç’u yazarken neden iyilik kavramını öne çıkartmayı planladınız?

Vuslat Saraçoğlu – İyilik ve kötülük kavramları üzerine düşünüyordum. Kötülük konusu çok farklı taraflarıyla irdelenirken, iyilik çoğunlukla tek boyutlu şekilde ele alınan bir başlıkmış gibi geliyordu bana. Mesela kötü bir karakter yaratılırken altı hep daha çok doldurulmaya çalışılıyor, neden “kötü” olduğuna dair pek çok sebep aranıyor ama iyi karakterler bir oranda verili kabul ediliyor. Hayatta da böyle. “Ya bilmem kim de ne iyi bir insan” diyor, geçiyoruz. Oysa “bu kişi neden kötü?” kadar “bu kişi neden iyi?” sorusu da önemliydi benim için.

Bu sürecin ardından zihnimdeki sorular birbirini doğurdu ve ben şu başlıklarla cebelleşirken buldum kendimi.

  1. İyilik yapmak her zaman iyi bir şey midir?
  2. İyiliklerimiz görünür olmasa onları yine de yapmaya devam eder miyiz?
  3. İyilik yaptığımız kişi bize teşekkür etmese ne hissederiz?
  4. İyilik yapmak içimizden mi geliyor, yoksa bize öyle öğretildiği için mi iyi olmaya çalışıyoruz?
  5. Kendimizi daha çok sevmek için mi iyilik yapıyoruz?
  6. Yoğun bir emekle oluşturulmamış bir şeyi birine sunmak gerçekten iyilik midir?
  7. Kimilerimizin iyilik yapmaya herkesten daha çok ihtiyacı olabilir mi?

Bunları zihnimde döndürürken ortaya Tufan karakteri çıktı. Tufan hayatımın hemen her aşamasında denk geldiğim bir figürdü. Yüzümde tatlı bir tebessüm oluşturan ama derinlerine inmekten korktuğum; kimseye rahatsızlık vermeyen, herkese yardım etmeye çalışan, herkesin “ne kadar iyi” deyip geçeceği türden biri.

Röportaj: Vuslat Saraçoğlu | Yazar: Burak Süalp


37. İstanbul Film Festivali

Hayat insana çok kötü dersler verebiliyor. Aynı zamanda çok güzel ödüller de sunuyor. Tufan gibi kişiler genellikle orta yolu kolladıklarından ve kimseyle zıt düşmemek gibi bir kaygıyı yaşamlarının asli unsuru haline getirdiklerinden hayat içinde kaynayıp gidebiliyorlar. Tam bir “karakter” olamadıkları için ödüllerden de cezalardan da nasiplerini yeterince alamıyorlar sanki. İşte ben Borç‘ta böyle birini “karakter” yapmak istedim. Tufan gibi birisi normal davranışlarının, standart, ezberlenmiş tepkiselliklerinin işlemediği ara bir alanda ne yapar, diye sormak istedim.

Sordukça konu daha da derinleşti; Tufan’ın ayrıntılarına girmek, haritasını çıkarmaya çalışmak daha da önemli hale geldi. Onun her bir refleksinin, davranışının, bocalamasının ardında pek çok toplumsal kodu okumanın, bizim toplumumuza özgü zaaf ve vasıfları bir arada sezmenin mümkün olduğunu farkettim. Hatta bu zaaf ve vasıfların birbirlerine içkin olduğunu da düşündüm bu süreçte.

Tufan’a olan yaklaşımımda beni koşulsuz sahiplenme ve yargılamalardan alıkoyan bir şeyler vardı. Yazım süreci, öncesi ve sonrasında Tufan’a karşı hep çok karmaşık duygular içinde oldum. Bir taraftan içimi ısıtıyor, bir taraftan kaçma isteği uyandırıyordu. Bir taraftan benden biri, bir taraftan benimle alakası yok gibi duruyordu. Bir yanım şefkat duyuyor, bir yanım normalliğini ürkütücü buluyordu. Bu karmaşık hislerin filmimizi olumlu bir yere taşıyacağını düşündüm. Tufan’ı analiz edip paketledikten sonra bir kenara koysaydım sığ bir noktaya düşme riski doğardı diye düşünüyorum.

Diğer karakterlerde de aynı şeyi gözetmeye çalıştım. Keskin bir tavırla, nihai bir analizle yaklaşamayacağım kadar tanıdık karakterlerdi; benden ve sevdiğim pek çok kişiden izler taşıyorlardı. Öyle kişiler yaratmak istedim ki “Bizim Tuncay Abi’ye ne kadar benziyor!” ya da “Vay be, aynı bizim Aysun Abla!” densin ve biz bu karakterlerin verili kabul ettiğimiz, normalde üzerinde hiç durmadığımız halleri üzerine biraz daha detaylı düşünme fırsatı bulalım.

Gerçek Hayata En Yakın Filmlerden Biri

Röportaj: Vuslat Saraçoğlu | Yazar: Burak Süalp


6. Boğaziçi Film Festivali

Burak Süalp – Borç filmi, benim izlediğim gerçek hayata en yakın filmlerden biri. Filmin her sahnesinde o ortamın doğal sesleri dışında hiç ses, efekt yok. Film doğal açılardan çekilmiş, doğal bir görüntü akışına sahip; zorlama çekimler yok. İşin içine aksiyon, macera, aşk, görsel efektler gibi unsurları abartılı bir şekilde katmadan günlük hayatımızdan bir kesiti bu kadar akıcı ve izlenir aktarmak çok büyük bir başarı. Filmi bu derece sade ve akıcı tutmayı nasıl başardınız?

Vuslat Saraçoğlu – Filmde bir mesele tartıştığım, sorular sorduğum, ben de yönetmen olarak o tartışmayı henüz bitirmediğim için filmin her açıdan sade olması gerekiyordu. Neden derseniz, tam izleyici filme girmiş olanları izlerken bir yandan filmde gördüğü çelişkileri kendi hayatındakilerle karşılaştırırken yönetmenin suretini seyirciye anımsatacak süslü bir hamle izleyiciyi filmden koparabilirdi. Birisine yoğun anlam içeren ve manevi değeri yüksek olduğunu düşündüğünüz bir şey iletiyorsanız bence sunuş şeklinin çok sade olması gerekiyor.

Hediye alışverişlerinde de hediyenin veriliş biçimi ne kadar cafcaflı; paket, ambalaj ne kadar gösterişli olursa hediye veren kendisinin altını o kadar çok çiziyormuş gibi geliyor bana. Ayrıca veren ve alan arasında hiyerarşik bir konumlandırma da oluşturuyor sanki. Tabii bütün filmlerim böyle sade olacak diye bir şey yok. Ama Borç’ta öyle gerekiyordu. Henüz ortada hiç ödül yokken, ilk gösterimlerin ardından bu tarz bir sadeliği “sinematografiden yoksun” olarak yorumlamak isteyenler oldu. Onlara sinematografinin kusursuz manzara resimleri, asimetrik kadrajlar ve camda yansıma yapan görüntüler demek olmadığını iletmek istiyorum.

Filmin sade olmasını amaçlamıştım ama akıcı olmasını hedeflememiştim doğrusu

Çünkü bazen hiç akıcı olmayan eserleri seviyorum ben. Mesela bilinç akışı içeren romanlara bayılırım. Birisi otursun bana beyninden hiç olay örgüsü içermeyen dağınık düşünceleri anlatsın pür dikkat dinlerim ya da okurum. Yani akıcılık benim için tartışılmaz bir vasıf değil. Ama yine de pek çok insandan aldığım bu yorum beni çok mutlu ediyor. Akıcılığı nasıl sağladığımı izleyiciler daha iyi tarif eder sanırım. Ben illa bir şey söyleyeceksem filmin daha senaryo aşamasındayken maruz kaldığı yoğun elemelere bağlayabilirim bu durumu belki. Çünkü bir eserde fazla duran, pot yapan şeylere pek tahammül edemiyorum genel olarak. Beşyüz altı yüz sayfalık taslaklardan elli sayfalık öz metinler elde ettiğim çok oldu şu ana kadar.

Burak Süalp – Filmde ilk sahneden itibaren, gerçeği yaşamaya başlıyoruz. Her gün yaşadığımız fakat beyazperdede ya da ekranlarda pek görmediğimiz sahneler. Sırt kaşıma, yatak odasında çamaşır kurutmalığı, ayakla elektirik anahtarını kapatma. Sonra evde gerçekleşen “gün”. Güne düz ayakkabı ile gelip içeride topuklu giyen kadınlar. Komşunun anahtarının komşuda olması. Mukaddes’in internetten takip ettiği göbek dansı dersleri. Bunlar gibi günlük hayatta sıradan sayılabilecek fakat filmde etkileyici bir yer tutan daha bir dizi öğe var. Bu öğeleri nasıl gözlemlediniz ve kullanmayı düşündünüz?

Vuslat Saraçoğlu – Bu ögeler benim her zaman çok ilgimi çekiyor. Küçüklüğümde de öyleydi. İlerleyen yaşlarıma kadar annemle bütün gezmelere gidiyordum mesela. Üniversiteyi bitirmişim annemle hâlâ gün geziyorum, arkadaşları çok şaşırıyordu. “Bu kız koca mı arıyor” diye bile düşünmüşlerdir belki 🙂 Bayılıyorum insanlar üzerine düşünmeye; onların duygu dünyaları, zihniyetleri arasındaki ayrımlara dikkat etmeye. Bu ayrımların arka planında bulunabilecek makro ve mikro etmenler üzerine kafa yormaya… Bu detaylar hayatı benim için daha anlamlı kılıyor. Bu arada kendimi de çok yoğun gözlemliyorum. Hissettiğim şeylere, verdiğim tepkilere, farklı ortamlarda girdiğim kimi hallere inanamıyorum… Bazen kendimi kendime o kadar yabancı hissediyorum ki… Hatta bazen kendime çok gıcık oluyorum 🙂

Araç Modifiye Dükkanı

Röportaj: Vuslat Saraçoğlu | Yazar: Burak Süalp


Borç Film Ekibi

Burak Süalp – Yine genellikle erkeklerin ağırlıkta olduğu matbaa, araç modifiye dükkanı gibi ortamlar filmde çok başarılı işlenmiş. Matbaadaki çalışma ortamı, modifiye dükkanında Tufan’la ustanın diyalogları, örneğin sigara paketi sahnesi çok gerçekçi sergilenmiş. Bu gibi yerleri nasıl araştırdınız?

Vuslat Saraçoğlu – Hepsine tek tek gittim, oradaki insanlarla zaman geçirdim. Bir kere, iki kere de değil, ciddi araştırdım diyebilirim. Filmdeki şiiri modifiyeci arkadaşlarımın sohbet sırasında aktardıklarından türettim. Filmlerde buna benzer unsurlarda fire gözlediğimde çok rahatsız oluyorum. Mesela filmde bir avukatlık rolü ve ona ilişkin detaylar bulunuyor sonra filmi izleyen bütün avukatlar sinir oluyor filme, bu nasıl yanlış bilgiler, diye. Bence bu insanların mesleklerine saygı duymalıyız, ciddi araştırmalar yapmalıyız. Filmi izleyen bir modifiyecinin bana “Bu ne ya, hiç gerçekçi değil” dememesi lazımdı. Aynı şey diğer sahneler için de geçerliydi. Mesela bilirkişi sahnesi için gerçek bir bilirkişi ile iki kere denetime gittim. Solunum cihazı için de ciddi araştırmalarım oldu; ne kadarmış, devlet hangi koşullarda ne kadarını karşılıyor, o cihazı satanlar nasıl bir jargon kullanıyor; satıcı vurgularıyla mı yoksa sağlıkçı vurgularıyla mı konuşuyorlar? Seviyorum da böyle detaylara yoğunlaşmayı.

Burak Süalp – Ana karakter Tufan’ı nasıl bu kadar sıradan, gerçek ve aynı zamanda iyi yapabildiniz? Sinemada aksiyon filmi seven, nargile içen, tavla oynayan, kızıyla lolipop yiyip film izleyen, yaralı kargayı yolda bırakmayan, naif ve en önemlisi “iyi”. Kötülük yapamıyor, onu bırak, kırıcı olabilecek bir şey yapamıyor. Filmin sonundaki patlamasında bile sözlü bir tepki var. Fiziksel şiddeti bırak, eğilimi bile yok. Karakteri kurgularken neler düşündünüz?

Vuslat Saraçoğlu – Tufan gibi çok insan tanıyorum aslında. Normal insanların/erkeklerin hepsi bildiğimiz anlamda o kadar da “zalim” değiller ama onların da bambaşka, gömülü zalimlikleri var tabii. Hatta hepimizin var bence. Zaten benim ilgimi çeken de bu; kolektif, ezber tanımlamaların dışında kalan ara alanlar.

Burak Süalp – Ana karakter erkek olmasına rağmen filmin geneli kadınlar arasında ve onların ilişkileri çevresinde geçiyor. Hem kendisi iyi insan olan hem de eşinin iyiliği üzerinden karakteri şekillenen Mukaddes; yardıma muhtaç fakat zamanla sıradan kötülüğü ortaya çıkan, Mukaddes’e emir buyuran, sofrada komşu kızına söylenen Huriye Teyze; Gün’e gelen kadınlar, kız çocukları ve daha bir dizi öğe… Ayrıca bu durum hiç göze batmıyor. İlginç değil mi? Bilerek mi kurguladınız bu dengeyi?

Röportaj: Vuslat Saraçoğlu | Yazar: Burak Süalp


Borç Film Çekimi

Vuslat Saraçoğlu – Evet, hepsini bilerek ve uzun bir zaman içinde kurguladım. Filmde sezgisel ve tesadüfi şeyler de var ama bu iş bir yandan da çok ciddi bir emek gerektiren ve ne istediğinin bilinmesi gereken bir alan. “Bana ilham geldi üç haftada bir senaryo yazdım, çekimde de sezgilerimle kadraj-mizansen kurdum, süper bir film yaptım” gibi şeylere inanmıyorum ben. En azından bende öyle işlemiyor. Sahnelerdeki en küçük detayı bile çok önceden planlıyorum. Son dakikaya pek bir şey bırakmıyorum. Son dakikacı insanlarla çalışmayı da hiç sevmiyorum.

Burak Süalp – Filmde hemen hemen herkes yoksul. Tufan sabah arabasını çalıştırıp sesini duyuyor fakat toplu taşıma ile işe gidiyor. Misafirliğe giderken aldığı dört kişilik pastayı sekiz ince dilime bölmeyi düşünüyor. Mukaddes, çocuğun tabağına dört köfteyi zor koyduğunu söylüyor. Çalışanlar, eşleri, mahalleli hatta matbaanın patronu bile belli oranda yoksul. Filme aksiyon olsun diye bile zengin insan katmamışsınız. Hatta gerçek hayatı düşününce bu ne kadar mantıklı onu da bilemedim fakat filmde bu durum çok olağan olmuş. Filmde bunu nasıl sağladınız?

Vuslat Saraçoğlu – Bunu sağlamak için pek bir şey yapmadım. Herkes yoksul olsun, filmde hiç zengin olmasın şeklinde gözettiğim bir nokta olmadı. Hepsi kendiliğinden oldu.

Burak Süalp – Film üzerine ne zaman çalışmaya başladınız? Kültür ve sanata desteğin bu kadar tartışmalı olduğu bir dönemde ilerici, aydın ve kadın bir yönetmen olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan desteği nasıl aldınız?

Vuslat Saraçoğlu – Filmin meseleleri ve soruları zihnimde 2013-2014’te dönmeye başlamıştı. Birkaç sene içinde de senaryo hazır oldu. Doğrusu yüzlerce başvurunun içinden seçilmenin çok zor olması dışında şimdilik pek bir zorlukla karşılaşmadım. Zaten Kültür Bakanlığı seçici kurulu homojen bir yapı değil, meslek birliklerinden çeşitli temsilcilerin bulunduğu bir oluşum. Ve her dönem dinamikleri değişiyor.

Röportaj: Vuslat Saraçoğlu | Yazar: Burak Süalp


Serdar Orçin, İpek Türktan, Vuslat Saraçoğlu

Burak Süalp – Filmin çekim aşamasında karşılaştığınız, bizimle paylaşmak istediğiniz özel anılarınız var mı?

Vuslat SaraçoğluSevin‘i oynayan Yağmur Okat sette bana “öğretmenim” diyordu, o çok komikti bence.

Burak Süalp – Bir yerde öğretmeni oldunuz tabi onun, haksız sayılmaz size öyle hitap etmekte. Film yurtiçinde ve yurtdışında bir dizi festivalde gösterildi, daha sonra vizyona girdi. İzleyicilerin canlı tepkilerini merak ediyorum. Filmle ilgili tepkiler genel olarak nasıldı?

Vuslat Saraçoğlu – Hep söylediğim bir şey var: Benim bu filmle en büyük arzum insanları konuşturması, tartıştırmasıydı. Bu isteğim, hayal ettiğimin çok ötesine geçti. Şu ana kadar katıldığım bütün gösterimlerde söyleşi çok uzun sürdü, neredeyse her seferinde salondan uyarı ile çıkartıldık. İzleyicilerin birbirlerine farklı karakterleri bambaşka argümanlarla savunabildiğini gördük. Kimi gösterimlerde sözlü tartışmalar bile yaşandı. Filmin gösterim tarihinden itibaren iki buçuk sene geçti, hâlâ filmdeki meselelerle ilgili tartışmalar yürüyor, yazılar yazılıyor. “Karakterleri hayatımdaki insanlara benzettim” diyen çok oluyor.

Onun dışında çok beğenenler ve hiç sevmeyenler var sanırım. Bu ikili durum da hoşuma gidiyor doğrusu. Örneğin bir kısım insan filmin finaline bayıldıklarını söylerken bir kısım insan filmin sonunu çekmeyi unuttuğumu söylüyorlar. Bu çeşitlilik beni mutlu ediyor.

Yurt dışı gösterimlerinde yaşadıklarım apayrı ve uzun konular ama orası ile ilgili de şunu söyleyebilirim: Bizim kültürel kodlarımızı fazla taşıdığı için filmin özellikle Avrupa ve Amerika’da çok anlaşılmayacağını düşünmüştüm. Hiç öyle olmadı. İsveç’te Göteborg Film Festivali’nde gösterimden sonra ağlayan İsveçliler gördüm. San Francisco Film Festivali’nde de çok güzel tepkilerle karşılaştık.

Gelecekteki Sinemacı Vuslat Saraçoğlu

Burak Süalp – Sinema sektöründe bildiğimiz kadarıyla oyuncu, senarist, yapımcı ve yönetmen gibi bir dizi role soyundunuz. Kendinizi tek bir kalıba hapsetmediniz. Bundan sonra nasıl devam etmeyi planlıyorsunuz? Bundan sonra biz Vuslat Saraçoğlu’nu bu rollerden herhangi birinde mi daha fazla göreceğiz, yoksa dönemsel olarak farklı rollerde üretiminize devam edecek misiniz?

Röportaj: Vuslat Saraçoğlu | Yazar: Burak Süalp | Fotoğraf: Fırat Erez


Fotoğraf: Fırat Erez

Vuslat Saraçoğlu – Hayat koşulları elverdiğince senarist ve yönetmen olarak göreceğimiz kesin. Yapımcı olmaktan çok hoşlandığımı söyleyemem ama kimi zaman sürdürmem gerekebilir. Oyunculuk bahsi de bırakacağım bir şey değil. Yönetmenliğime ciddi katkısı olduğunu düşünüyorum çünkü. Yapabileceğimi, başarabileceğimi hissettiğim işlerin içine girerim ama olmazsa olmaz değil benim için. Çünkü özellikle yazmak bana ciddi bir doyum sağlıyor. Belki bu “keyfi” durum benim oyunculukla daha doğru bir bağ kurmamı sağlıyordur.

Burak Süalp – Sinemacı olarak bir kariyer planınız, büyük bir hedefiniz var mı? Bu alanda neleri başarmak istiyorsunuz?

Vuslat Saraçoğlu – Genel olarak hayata ilişkin şöyle bir arzum var: İstediğim şeyleri yapmak ve istemediğim şeyleri yapmamak. Olmak istediğim yerlerde olmak ve olmak istemediğim yerlerde olmamak. Ve bu süreçte kendimden uzaklaşmamak, başka insanların tavırlarını taklit etmemek. Bunları başarabilirsem sinema, müzik alanlarında doğru yerlerde olacakmışım gibi geliyor. Ve bu istikrarı korursam kaliteli üretimler kendiliğinden gelirmiş gibi düşünüyorum.

Ama yeni filmim Berlin’de yarışmalı, Cannes’a gitmeli falan gibi hedeflerim yok. Ben elimden geleni yapayım hayat beni nereye götürürse razıyım. Mesela mizacımı zorlayan ortamlarda bulunup, aşırı stres yaşayıp sahtekarlaşma pahasına filmimin Cannes’da olmasını istemem. Bunu tüm samimiyetimle söylüyorum. Ben bu işleri mutlu olmak ve iç huzurumu belli bir dengede tutmak için yapıyorum. O dengeyi hiçbir başarının bozmasını istemem; meselenin özünden uzaklaşmaktan çekinirim.

Burak Süalp – Bizlerle paylaşmak istediğiniz yeni sinema projeleriniz var mı?

Vuslat Saraçoğlu – İkinci uzun metraj film projem Bildiğin Gibi Değil yolda. Birkaç desteğimizi tamamladık; 2022 yazında çekmeyi planlıyoruz. Onun başvuru ve proje geliştirme işleri var. Şimdiden ekip ve oyuncu görüşmelerine başladık. Süreç içinde daha fazla bilgi veririm.

Müzisyen Vuslat Saraçoğlu

Röportaj: Vuslat Saraçoğlu | Yazar: Burak Süalp


Müzisyen Vuslat Saraçoğlu

Burak Süalp – Youtube kanalınızda dinlediğimiz duru bir sesiniz var. Seslendirdiğiniz bir dizi Fikret Kızılok, Bülent Ortaçgil parçasını zevkle dinliyoruz. Benim kişisel favorim Cihan Kurtaran‘la birlikte seslendirdiğiniz Gözlerine Göz Değmiş oldu. Ses eğitimi aldınız mı? Bu yönde üretimde bulunmayı düşünüyor musunuz?

Vuslat Saraçoğlu – On beş yaşımdan beri aldığım parçalı eğitimler oldu. Tabii bunu sürekli kılmak gerekiyordu, istikrarsız olunca çok bir anlamı olmayabiliyor çünkü. Müzik alanında üretimde bulunmayı düşünüyorum, hatta 2019 yılının şubat ayında bu yönde kendime söz verdim. Artık müzikten hiç kopmayacağıma, her gün yeni şeyler öğreneceğime ve sürekli bir şeyler üretmeye çalışacağıma dair. Bu, bir zorunluluk gibi duyulabilir ama aslında büyük tutkuyla yaptığım bir şey. Çünkü müziğe aşığım.

Burak Süalp – Söz ve müziğini sizin yaptığınız Nefes, sözlerini yazdığınız Sen Bir Kedisin parçaları ayrıca çok güzel olmuş. Sizi sinemacı kimliğinizle tanıyan takipçilerinizin karşısına müzik alanında da bir projeyle çıkma planınız var mı?

Vuslat Saraçoğlu – Sinemada olduğu gibi bu konuda da hadi şimdi bir proje yapayım; hedef kitlesi şu olsun, şu kadar insana ulaşsın şeklinde gözettiğim bir şey olmuyor. Şarkı yapmak da ihtiyaçlardan doğuyor benim için. Ve o vesileyle bir öykü iletmeye… Bir de bir şarkı düzenlenirken geçirdiği dönüşümlere şahit olmak o sürece; kullanılacak enstrümanlara kafa yormak, farklı müzisyenlerin görüşlerini almak aşırı haz veriyor bana. Şimdi “Kalmadı Gücümüz” isminde bir şarkının hazırlığı içindeyiz. Son üç ayda yaptığım bir şarkıydı. Bilim Serhat İlim düzenlemesini yapıyor. Sonra da klibini çekeceğiz.

Günlük Hayatta Vuslat Saraçoğlu

Burak Süalp – Günlük hayatınızda neler yapıyorsunuz? Sinema ve müzik dışında hobileriniz var mı?

Vuslat Saraçoğlu – Edebiyata çok meraklıyım. Yemek yemek ve yemek düşünmek de çok zaman alıyor, çünkü çok iştahlıyım 🙂 Tabii öylece durup boşluğa baktığım zaman da çok oluyor.

Burak Süalp – Görsel Sanatlar alanında çalışma yapmak, üretmek isteyen gençlere tavsiyeleriniz var mı?

Vuslat Saraçoğlu – Kendimi pek tavsiye verecek konumda hissetmiyorum ama yine de bir birkaç düşünce paylaşayım:

Benim çocukluğumda ve gençlik dönemimde sosyal medya yoktu. Dolayısıyla fenomenler yoktu; kolay yoldan para kazanma ve “başarı” elde etme durumu bu kadar yaygın ya da görünür değildi. Benim için başarılı olmak bir şeye uzun uzun çalışmak, ona istikrarlı şekilde emek vermekten geçiyordu. Şimdi “başarı”nın yolu çok daha kısa gibi görünüyor olabilir ama bizim işlerimizde böyle değil bence. O bir yanılsama. Kalıcı ve kaliteli bir şey yapmak için üzerine çalıştığınız proje ile sıkı fıkı, uzun bir sevgililik ilişkisi yürütmek gerekiyor. Bir işe kafayı takmak onu uzun süre umut içinde düşünmek çok önemli.

Röportaj: Vuslat Saraçoğlu | Yazar: Burak Süalp | Fotoğraf: Cihan Kurtaran


Fotoğraf: Cihan Kurtaran

Oyunculara bir şey söyleyebilirim belki: Bağımsız filmlerde yer almak isteyen oyuncu arkadaşlar oluyor. Bir bakıyorsunuz hiçbir bağımsız filmi izlememiş. Bu bana çok anormal geliyor. Beğenip beğenmemekten bağımsız olarak insan hiç mi merak etmez, bu filmler nasıl; hangi oyuncular oynuyor, hangi yönetmenin oyuncu yönetimi diğerinden nasıl farklılık gösteriyor diye… Böyle olunca sırf kırmızı halıda yürümek için böyle bir şeyi istediklerini düşünüyorsunuz ister istemez. Biz de diyoruz ki izleyici yok. Memlekette bağımsız sinemada yer almak isteyen oyuncular filmlerimizi izlese en az altmış bini görürüz. Hatta daha fazla.

İkinci bir nokta: Bizim sektörde de müzik alanında da henüz aşılamamış bir kibir hissediyorum. Bir marangozun, nakliyecinin mesleğiyle kurduğu sade ve hakiki ilişkiyi biz yakalayabilmiş değiliz. Kimse nakliyeci ya da marangoz diye bakışlarını, beden dilini, konuşma biçimini revize etme ihtiyacı duymuyor. Poz kesen insanlardan çok işkilleniyorum ben ve onların eserlerine duyduğum merak azalıyor. Belki bu koşullarda kibir modasına uymamak için biraz çaba sarfetmek gerekiyordur. Yaşım ilerledikçe daha çok rahatsız oluyorum bu durumdan; suratsızlığın profesyonellik zannedilmesinden falan.

Her an başımıza bir şey gelebilir, mesela deprem olabilir ve her an pijamalarımızla sokağa fırlayıp oradaki pek çok insanla birbirimizin korku ve çaresizliğine tanıklık edebiliriz. Ölüm denen bir şey varken kim kime neyin üstünlüğünü kurup, sanatçı havası atıyor aklım almıyor. Mesela kimi söyleşilerde film ekiplerinde soru soran halkı aşağılayan tavırlar, söyleşiye zorla getirilmiş gibi haller seziyorum. O durumları da çok yadırgıyorum.

Burak Süalp – Sevgili Vuslat Saraçoğlu, sizinle yaptığımız bu söyleşi, şahsım adına söylüyorum, benim için çok öğretici oldu. Umarım okurlarımızda bu röportajdan keyif alırlar. Bizi evinize kabul ettiğiniz ve vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Gelecekteki çalışmalarınız için şimdiden başarılar diliyor, yeni projelerinizi ilgiyle bekliyoruz.

Röportaj: Vuslat Saraçoğlu | Yazar: Burak Süalp

Biyografi

Vuslat Saraçoğlu, İzmir Bornova Anadolu Lisesi’nin ardından İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Sosyoloji ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tam burslu olarak lisans eğitimini tamamladı. Ardından Boğaziçi Üniversitesi Modern Türkiye Tarihi Bölümü’nde müzik sosyolojisi alanında yüksek lisans yapmaya başladı ancak tez aşamasında ara verdi. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayınlandı. 2010’da Sarajevo Talent Campus’e katıldı. Kısa filmi Kakafoni (2011) ve orta metraj belgeseli Müslüm Baba’nın Evlatları (2013) pek çok ulusal ve uluslararası festivale katıldı. 2014 yapımı “Neden Tarkovski Olamıyorum” filminde yapım koordinatörü ve oyuncu olarak çalıştı.

Borç isimli uzun metraj filmi başta Göteborg, San Francisco, Kerala, Kartaca olmak üzere uluslararası pek çok festivalde yarıştı ve gösterildi. Borç aynı zamanda 37. İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale En İyi Film, 6. Boğaziçi Film Festivali’nde “En İyi Kurgu” ve “En İyi Kadın Oyuncu”, 8. Malatya Film Festivali’nde ise “En İyi İlk Film”, 1. Kimolos Film Festivai’nde mansiyon ödüllerinin sahibi oldu. Ayrıca Borç’taki performansı ile Serdar Orçin 2019 yılı Sadri Alışık Oyuncu Ödülleri’nde “Yılın En İyi Sinema Oyuncusu” seçildi. İkinci uzun metraj kurmaca projesi “Bildiğin Gibi Değil”, Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nden yapım desteği ve Antalya Film Forum (2020)’dan “Uzun Metraj Kurmaca Pitching” ödülü aldı.


Röportaj: Vuslat Saraçoğlu | Yazar: Burak Süalp | Fotoğraf: Pelin Erdoğan


Serdar Orçin, Vuslat Saraçoğlu, İpek Türktan

Filmografi:

Galata (Kısa Film) – 2010 – Oyuncu
Balkon (Kısa Film) – 2010 – Oyuncu
Kakafoni (Kısa Film) – 2011- Senarist ve Yönetmen
Müslüm Baba’nın Evlatları (Orta Metraj Belgesel Film) – 2013 – Yönetmen ve Yapımcı
Neden Tarkovski Olamıyorum (Uzun Metraj Kurmaca) – 2014 – Oyuncu / Yapım Koord.
Borç (Uzun Metraj Kurmaca) – 2018 Senarist/Yönetmen/Yapımcı
Esinti (Kısa Film) – 2020 – Oyuncu


Sosyal Medya:

https://www.instagram.com/saracogluvuslat/
https://www.facebook.com/vuslat.saracoglu.1
https://www.youtube.com/channel/UCNJ5NwbTrkorv2_6KKZ9Feg


Yönetmen Filmografisi

Röportaj: Vuslat Saraçoğlu | Yazar: Burak Süalp


Vuslat Saraçoğlu

Borç (Debt) – 2018 …. Uzun Kurmaca, 01:35:00

  • San Francisco Film Festivali – Yarışma
  • Göteborg Fiilm Festivali
  • Moskova Film Festivali
  • Kerala Film Festivali (Yarışma)
  • Tunus Kartaca Film Festivali
  • Sofia Menar Film Festivali
  • Varna Love is Folly Film Festivali
  • Macta Women’s International Film Festival
  • 3rd Guwahati Film Festival
  • Kimolos Film Festival
  • 6. Boğaziçi Film Festivali, Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, En İyi Kadın Oyuncu Ödülü. 2018
  • 6. Boğaziçi Film Festivali, Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, En İyi Kurgu Ödülü. 2018
  • 37. İstanbul Uluslararası Film Festivali, Seyfi Teoman En İyi İlk Film Yarışması, Finalist. 2018
  • 37. İstanbul Uluslararası Film Festivali, Ulusal Altın Lale Film Yarışması, En İyi Film Ödülü. 2018
  • 8. Malatya Uluslararası Film Festivali, Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, Lütfü Akad En İyi İlk Film Ödülü. 2018
  • 24. Sadri Alışık Oyuncu Ödülleri, Sinema Dalı, Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu Ödülü. 2019
  • SineMardin Uluslararası Mardin Film Festivali, Uzun Metraj, Gösterim Seçkisi. 2018
  • Asian Women’s Film Festval (IAWRT)
  • Beşkapılar’da 5 Gece – Phokaia Bağımsız Film Günleri, Gösterim Seçkisi. 2019
  • Filmmor Uluslararası Gezici Kadın Filmleri Festivali, Kadınların Sineması Bölümü, Gösterim Seçkisi. 2019
  • İşçi Filmleri Festivali, Gösterim Seçkisi. 2019
  • Kadın Yönetmenler Haftası, İlkler Unutulmaz Bölümü, Gösterim Seçkisi. 2019
  • Kayseri Film Festivali, Yarışma Dışı Özel Gösterim Bölümü Seçkisi. 2019
  • Münih Türk Film Günleri, Gösterim Seçkisi. 2018
  • Rotterdam Kırmızı Lale (Rode Tulp) Film Festival, Gösterim Seçkisi. 2019
  • 24. Sadri Alışık Oyuncu Ödülleri, Sinema Dalı, Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu Ödülü. 2019

Röportaj: Vuslat Saraçoğlu | Yazar: Burak Süalp


Vuslat Saraçoğlu

Yönetmenliğini Yaptığı Belgesel Filmler

Müslüm Baba’nın Evlatları (Children of Müslüm Baba) – 2013 …. Belgesel, 00:53:00

  • 4. Malatya Uluslararası Film Festivali, Ulusal Belgesel Panoraması Bölümü, Gösterim. 2013
  • 8. Boston Türk Belgesel ve Kısa Film Yarışması, Finalist ve Gösterim. 2013
  • 13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, Ev Bölümü, Gösterim. 2014
  • 64. Berlin Altın Ayı Film Festivali, Türkiye Standı, Gösterim. 2014
  • 23. Mannheim TürkFilmFestivali, Belgeseller Bölümü, Gösterim Seçkisi. 2014
  • 6. Gençlik Filmleri Festivali, Gösterim Seçkisi. 2016
  • 3. Kadın Yönetmenler Film Festivali, Kamera Göz Bölümü, Gösterim Seçkisi. 2020

Yönetmenliğini Yaptığı Kısa Filmler

Kakafoni – 2012 …. Kurmaca, 00:09:00 / Vuslat Saraçoğlu, Murat Düzgünoğlu

  • ODTÜ Film Festivali ’12, Kısa Dalga IV Bölümü, Gösterim. 2012
  • 6. Balıkesir Sinema Günleri, Sam-Der Ulusal Kısa Film Gösterim Seçkisi. 2012
  • 6. Kısadan Hisse Kısa Film Günleri, Gösterim. 2012
  • 1. Ereğli Kısa Film Festivali, Yarışma Filmi. 2012
  • 2. Suç ve Ceza Uluslararası Film Festivali, Suç Hikayeleri Bölümü, Gösterim. 2012
  • 7. Boston Türk Belgesel ve Kısa Film Yarışması, Finalist ve Gösterim. 2012

Sızıntı – 2010 …. Kurmaca

  • JCI İstanbul Crossroads Kültürler Arası Diyalog 5. Kısa Film Yarışması, Finalist. 2010

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 13 Kasım 2020 at 19:03

    Gurur duyulacak başarılara imza atmış, birçok konuda hem yetenekli hem yetkin, el attığı her işte son derece titiz, oldukça da çalışkan harika bir kadını konuk etmişsin köşende sevgili Burak. Bu röportaja ne kadar özenle hazırlandığı ve üzerinde ne kadar uzun mesai harcadığını bilen biri olarak ortaya çıkan işin emeklerine değdiğini görmek mutluluk veriyor bana da.
     
    Keyifle okudum Vuslat Hanım’ın hayatında gezindiğimiz bu söyleşiyi. İmza Atan Kadınlar röportaj dizisinin misafir edeceği diğer konuklarını merakla bekliyor olacağım.

    • Cevapla Burak Süalp 17 Kasım 2020 at 00:09

      Didemcim, ben de senin bu özenli, içten yorumun için teşekkür ederim. Kadın-erkek eşitliğine ve kadınların özgürleşmelerine katkıda bulunmak için yapılacak en güzel şeyin başarılı kadınları her platformda öne çıkartmak, hak ettikleri değeri vermek olduğunu düşünüyorum. Toplumsal alana biraz dikkatli ve adil gözlerle bakınca böyle başarılara imza atmış kadınları görmek hiç de zor değil. Onlarla tanışmak, tecrübelerinden faydalanmak benim için de çok değerli. İyi ki varlar.
       
      Yeni röportajlar sırada, önümüzdeki haftalarda geliyorlar. Bu muazzam derginin altına imza atan bir kadın olarak sen de iyi varsın. Sevgiyle kal.

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan