Sessizlik Öyküleri

Barda, Sıradan Bir Gün

23 Haziran 2022

Barda, Sıradan Bir Gün | Yazan: Hakan Özbek

Yaklaşık yedi senedir bu barda çalışıyorum. Öğrenciyken başlamıştım, öyle kaldım sonra. Kimilerine göre bu gerçek bir iş değil. Ben de öyle düşünüyordum aslında. “Gerçek bir iş” bulana kadar burada çalışacaktım ama bugün gerçek işim bu. Elimden şişeler, kadehler geçiyor her gün. Sonra insanlar geçiyor önümden. Kimisi burada, barın hemen önünde oturmayı seviyor. Tüm mekan boş olsa da saatlerce burada oturabiliyor. O tahta tabure nasıl kıçını acıtmıyor bunca saatten sonra diye düşünüyorum her seferinde. Belki sizin ve benimkinden farklı bazı kaslar gelişiyor bu taburelere sürekli oturunca.

İnsanlar çok garip. Bir mekana birkaç kez gelen hemen herkes, o mekandakilerin kendini tanımasını bekliyor. Tanınmakla kalsa iyi üstelik, ezberlemesini de bekliyor. Mutlaka öyle barmenler, garsonlar falan vardır ancak benim hafızam pek kuvvetli değil açıkçası. O yüzden barın tam önüne oturup, “Her zamankinden” gibisinden laflar etmeyin bana. Ben sizin keyfinizin kahyası değilim.

– Merhaba, hoş geldiniz.

– Margarita alabilir miyim?

– Geliyor.

Hızla içeceği hazırlıyorum. Bu konuda çok hızlıyım gerçekten. Bara kimseyi sokmam, kimsenin bir şeyin yerini değiştirmesine izin vermem. Böylece her gün aynı hızda insanlara servis yapabilirim. Bu arada bazen istenen içkileri insanlara barın üstünde kaydırırım ancak bunun için çok çalışmak gerekiyor. Ancak şu an kadın tam önümde telefonuyla ilgilenirken -ve margarita servisini hiçbir zaman barın üstünde bardağı kaydırarak yapmamışken- her zamanki yolu izlemeye devam ediyorum ve bardağı yavaşça önüne bırakıyorum.

– Buyurun, margaritanız.

Kafasıyla onaylıyor beni. Yeniden barın içindeki işlerime dönüyorum. Nedir o işler? Elbette boş bulundukça etrafı toparlamak ve bardakları silmek. Bardak silmek size sıkıcı gelebilir ancak keyiflidir. Hatta benim için o anlar dinlenme anlarıdır desem yalan olmaz.

– Burada sigara içiliyor mu?

Hemen cebimden çakmağımı çıkarıp sigarasına doğru götürüyorum. Böylece konuşmadan anlaşmış oluyoruz. Ardından kendime hazırladığım serinletici kokteylden bir yudum alıyorum. Bir sigara da ben yakıyorum o sıra. Azalan şişeleri kontrol ediyorum gözümle bir yandan da.

– Bülent! Baksana buraya!

Bülent elindeki boş kadehleri arkaya taşırken yanaşıyor yanıma.

– Gelirken Famous Grouse getirsene.

– Birazdan sende.

Kadehimden bir yudum daha alıyorum. Sigaramın kendiliğinden küle döndüğünü görüyorum. Yeni bir sigara yakıyorum o an.

– Pardon?

– Buyurun?

– Sizin içmenize bir şey demiyorlar mı?

– Ne gibi?

– Yani orada siz de bir şeyler içiyorsunuz ya…

– Endişelenmeyin, demiyorlar. Zaten biz de burada fazlaca içmiyoruz.

– Merak ettiğimden değil de, ben de barmen olmak istemiştim eskiden.

Sadece gülümsedim. O sırada Bülent istediğim viskiyi barın arkasına bıraktı.

– Oğlum kafana göre koyma şunu!

– Pardon abi.

Sonra gitti. O sırada barın önü bir doluyor, bir boşalıyor. Gözlerim bazen o ritme yetişmeye çalışıyor. Gelen garsonların siparişlerini topluyorum. Yeniden başlıyorum hazırlıklara. Bir kadeh sek viski, hazır. Bir kadeh martini, hazır. Dört kadeh sex on the beach, hazır. Her şeyi anlıyorum; iki şey hariç. Biri insanlar neden bu kadar severek sex on the beach içer, bir de insanlar neden Malibu içer. Malibu fuzuli bir şeymiş gibi geliyor bana. Sex on the beach’in ise bir olayı yok gibi. Sipariş hazır olunca eleman alıp uzaklaşıyor.

Barda duruyorsanız içkiler kadar gördüğünüz bir şey daha vardır; abazanlar. Barda bir kadın yalnız mı oturuyor, mutlaka ona yanaşan biri olur. Bu aslında beni hiç ilgilendirmez ancak o durumlarda gereksiz bir cesaret fışkırır bu tiplerden.

– Şşşşt barmen! Bana bir sek viski, hanımefendiye de bir bloody mary!

Ben bana bu öküzce seslenmelerden rahatsız olmam. Ben oradaki bir makineymişçesine işimi yapmaya devam ederim genellikle. Çünkü zamanla tüm barmenler buna alışır bir şekilde.

Viskisini barın üstünde tam önüne kaydırdım. Ardından bir bloody mary hazırlayıp barda oturan kadının önüne bıraktım.

– Benim gönderdiğimi söylesene!

– Gerizekalı birine benzemiyor. Sizin gönderdiğinizi anlamıştır. Farkındaysanız barda oturan sadece ikiniz varsınız ve sağır değilse sesinizi duyabiliyor.

– Olsun, sen söyle!

– Beyefendiden.

Elimle adamı işaret ediyorum. Kadın oralı değil. Margaritasını içmeye devam ediyor. Ancak adam o içkiye bir karşılık almakta ısrarcı. Belki de bu durumu yatırımının boşa gitmesi olarak görüyor.

– Neden içmedi, sorsana.

– Sevmedi belki de. İsterseniz kendiniz sorun. Benim yapmam gereken işler var, müsaadenizle.

– Senin işin bu değil mi?

– Yok, ben barmenim. Çöpçatanlıkla ilgilenmiyorum.

– Öyle olsun.

– İsterseniz hanımefendiye ikram ettiğiniz içkiyi size verebilirim ama. Ziyan olmasın?

– Olur, ver de içip başka yere bakayım.

Filmlerde hep bar kavgaları gösterilir ya, insanlar bunu değişmez bir gerçek gibi görüyor. Halbuki öyle değil. Burada neredeyse hiç kavga çıkmaz. Benim yedi yılda hatırladığım kavga sayısı sadece dört. Genellikle bir gerilim olduğunda bizim güvenlik Birol abi gelir, olayları yatıştırır. Hatta yatışmayacaksa bile Birol abiyi gören kendiliğinden yatışır. Yaşça bizden epeyce büyük olan Birol abinin tiradı genelde aynıdır; “Ne oluyor gençler, bir sorun mu var?” O öyle sorunca bir sorun varsa bile hallolur.

Birol abinin yüzünde bir yara izi vardır. Alnından başlayıp yüzü boyunca devam eder. Bu görüntüsü yüzüne bakanı biraz ürkütür. Aslında bu yara izinin kavgayla falan bir alakası yoktur. Birol abinin çocukken balkondan kafasının üstüne düşmesinden kaynaklıdır. Bu kazada kafası patlamış ama ölmemiştir.

Gecenin sonuna doğru artık gelen giden azalır, azalır ve en sonunda bar neredeyse tamamen boşalır. O zaman gitme vakti gelmiştir. Tüm ekip birer tekila shot atar, evlerimize dağılırız.
 
 
Hakan Özbek
 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

No Comments

Cevap Yaz

Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan