“Neden üzülüyorsun ki? Senin ve benim gibi insanlar farkındalığın verdiği acıyla ölmeye mahkumuz. Bu noktadan, cehaletin sunduğu mutluluğa geri dönüş yok. Bence durumu kabul et.” ‘Kabul etmek mi?’ diye düşünüyorum köşeli cümleleri karşısında. Aşka kayıtsız kalacak kadar yaşlı değilim. Hatta öyle bir yaş olduğuna…
Bazı kadınlar var ki onlar kimseye ait değil. O da öyle. Asla kimsenin olmayacak. Bunu biliyor ama gene de ona olan tutkumdan vazgeçemiyorum. Yatakta, kollarımın arasındayken bile benim olmadı hiç. “Benim.” Duysa bu sahiplenmemi anında yüzünü buruşturur. Ardından da şu cümleler dökülür eminim sinirle…
Bugün 6 Mayıs. Siteyi kurup ilk yazıyı girdiğim gün. “Tanışalım mı?” diyerek tek başıma atıldığım serüven, bugün dergiye inanan, bu uğurda emek veren yazarlardan oluşan olağanüstü kadrosuyla bambaşka bir oluşuma dönüştü. Minik minik koyduğum hedefler tamamlandıkça da yerlerini daha büyüklerine bıraktılar. Blog yazmak düşünüldüğü…
Son dönemlerde birkaç arkadaşım, feminist yazılar yazdığımdan ve devamlı isyan bayrağı açık gezdiğimden bana “Lilith” diye hitap etmeye başlayınca bugünkü yazımda size biraz Lilith’ten bahsetmek istedim. Çok fazla bilinmeyen bir mit Lilith. Dünyayı açıklama modellerinden “dinin” bize Âdem’le Havva’dan geldiğimizi söylediğini duyarız sıklıkla. Oysa…
Sen ve Ben Ailesi olarak vatanımızın en değerli günlerinden biri olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı en içten dileklerimizle kutluyoruz. Bugün Didem Özkan Bursa ve Ben köşesini kızı Nil Özkan‘a emanet ediyor. Bizimle paylaştığı özgün eserinden dolayı kendisini kutluyor ve çok teşekkür…
38 yaşındayım. Çocuğum yok. Bunda evlenmemiş olmamın etkisi büyük tabi. İnsan tek başına çocuk sahip olmaya cesaret edemiyor. Şu ünlü biyolojik saatin baskısını elbette ben de hissediyorum zaman zaman. Bu dürtünün kontrolünde korkuya kapılıp, yürümeyecek bir evliliğe balıklama dalmayacak kadar akıllı bir insanım hiç…
“Söyleyecek iyi bir lafın yoksa, ağzını açma!” mottosuna sahip biri olarak insanların birbirini devamlı eleştirmesine şaşırmaktan öte inanılmaz kızıyorum. Öyle böyle değil, cidden öfkeleniyorum. Bu yersiz eleştiriler sadece bana yöneldiğinde sinirlendiğimin sanılmasını istemem. Kime yapılırsa yapılsın, gördüğüm anda bende şalter atıyor. Özellikle de eleştiriyi…
Sevişmek tarihin hangi döneminden sonra ahlâkın belirleyici kuralı oldu çok merak ediyorum. Ahlâk Felsefesi okudum, hiçbir filozofta sevişmeyle ilgili kayda değer bir aforizmaya rastlamadım. Konuyu kaçırmışlar her halde. Bu sevişenlerden de nedense yargılanan hep kadın. Anlamıyorum iki kişinin birlikte yaptığı bir eylem, ahlâken birine…
Üniversitede Felsefe okuduğumu söylediğimde gelen belli başlı sorulardan biri de bizim final sınavları üzerinedir. Şehir efsanesi gibi yayılan sınavlarımız vardır çünkü. Bunların en ünlülerini muhakkak duymuşsunuzdur. Hani hoca “Cesaret nedir?” diye sorar ve öğrenci de “Cesaret budur,” yazıp boş kağıdı teslim eder. Ya da…
Dünyanın en güzel kadınının dahi karnını yarıp, bizi derli toplu gösteren derinin altında neler gizlenmiş diye bakacak olsanız, hiç de hoş olmayan bir manzarayla karşılaşırsınız. İnsanları fazla yakından tanımak da bence biraz böyle. İçini görmeye başladığınızda manzara pek de hoş olmuyor çünkü… Son yıllarda…
“Kaltak, herşeyi yapabileceğini, her yediği halttan leke almadan kurtulabileceğini sanıyor. Özgür, bağımsız kadın ayaklarında. Saklamayınca ahlaksızlık olmuyor sanki!!! Kim ne düşünür umrumda değil.” Zihninden geçen ve sinirlerini bozan düşüncelerin iz düşümünü yüzünde belli edecek mimik vermemeye çalışarak karşısında oturan yakın arkadaşını gülümseyerek dinliyor, arada…
Kimin Doğrusu Doğru? Çoğunluğun kabulünü “doğru” olarak görenler, dünyanın tepsi gibi düz değil yuvarlak olduğunu, ayrıca evrenin merkezi olmadığını tersine güneş merkezli bir sistemin bir parçası olduğunu söyleyen Galileo’yu ölüm cezasına çarptırdı. Bir fikri büyük bir kitlenin savunması onu doğru değil egemen görüş kılar.…
Gazetede okudum. Televizyonda izledim. Internet’te gördüm… Dolayısıyla doğru olmalı. Hah… Palavra… Gazete, televizyon, Internet haberleri… Hepsini bırakalı uzun zaman oldu. Kızıyorlar bana; dünyadan kopuk yaşıyormuşum, olan bitenden haberim yokmuş. Yüzlerine hayretle bakıyorum, “Siz tüm gün haber seyrediyorsunuz ama benden daha bi’ habersiniz gerçeklerden,” demek…













