Dün nasıl o kazayı yapmıştı, nasıl iş buralara gelmişti anlamamıştı Can. Uykusuzluğun da etkisiyle migreni tutmuş, boş boş önüne bakıyordu. Hayatında daha önce hiçbir hastayı beklememişti ameliyathane kapısı önünde. Gergindi çok, bir canlıya zarar vermiş olmayı kabullenemiyordu.…
Son karşılaşmalarını düşündü, bir haftadır olur olmaz zamanlarda düşünüyordu zaten. Melisa’nın ona bakışı, Can’ın konuşamayışı. O sırada arkasından hışımla gelip, Can’a çarpan o iri kıyım adamı. Bu hikayede belki de en beklemediği şey o adamdı. Nereden çıkmıştı? Can iki kişilik bir hikaye yazmaya çalışırken,…
Yatağında yatmış, tavanı izliyordu. Bir süredir düzenli olarak alarm kurmasına gerek yoktu, zaten kendiliğinden uyanıyor hatta bazı geceler uyuyamıyordu. Kafasını pencereden giren belli belirsiz ışığa doğru çevirdi. Güneş çıktığına göre saat sabah sekizi geçmişti. Bugün bir görüşmesi de yoktu, bir haftadır olduğu gibi.…
Henüz aydınlanmamış güne başlamıştı yine. Gözlerini zor açarken arabasını çalıştırdı. Haftanın yedi günü yirmi dört saat trafik olan bu şehrin trafiğine karışmadan önce, evin alt sokağındaki kahveciden bir kahve almaya karar verdi.…
Kitabının son sayfasını çevirirken telefonundan saate baktı 21:16. Son sayfası olmasına üzüldü, en az bir otuz sayfası daha olsa ne iyi olurdu? Neyse ki, kitaptan kaleler yapabileceği kadar çok kitap sipariş etmişti bu ay. ‘Eve gidince yenisine başlarım’ diye geçirdi içinden. Allahtan telefonun şarjı…
Rüzgar, saçlarını ıslanmış yanaklarına yapıştırıyordu. Gözünden akan damlalar rüzgarın etkisiyle yolunu şaşırıyor, dudaklarından çenesine düşmek yerine savrulup gidiyordu. Rüzgar estikçe, yüzüne tutunamayan kızıl saçları gözlerinin önünü kapatıyordu. Ellerini kaldırıp ne yüzüne yapışan saçları çekmeye ne de gözlerinden akan yaşları silmeye mecali vardı. Sadece dalga…
Boşaltılmamış kitap kolileri dükkânın dört bir yanına dağılmıştı. Gönül hangisinden başlayacağına karar veremiyordu. Son zamanlarda kitaplarını satanların sayısı ne kadar da artmıştı. Eskiden haftada beş, bilemedin sekiz koli kitap gelirdi. Şimdi ise, insanlar kitaplarını daha kolay elden çıkarıyorlardı. Buna karşın kiralamalar artmıştı. Alınan kitaplar…
Son zamanlarda alt komşusunun evinden gelen piyano sesini dinlemek takıntı haline gelmişti. Çocuk şarkısıydı çalan melodi, belli ki evin küçük kızı piyano çalmayı öğreniyordu. Aynı şarkı sürekli ama sürekli çalıyordu. Her defasında şarkının aynı yerinde birkaç saniye duraklama oluyor ve sonra devam ediyordu. Hep…
Bir kış günü, Kadıköy sahilde yürüyordu. Saat henüz altıyı geçmiş olmasına rağmen, erken batan güneş ile gün geceye dönmüştü. İstanbul ışıklarla bezenmiş güzelliğini umarsızca sergiliyordu. Havanın soğuk olmasından dolayı olsa gerek, ilk defa sahil yolunda, denize bakan boş bir bank buldu. Hemen oturdu, sırt…
Düşünmeye ve çevresini anlamaya başladıktan sonra masumluğu kalmıyor insanların. Hani deriz ya çocuklar gibi masum, bebekler gibi saf diye; bebekler gibi saf olunabilir ama çevresini anlamaya başlayan bir çocuk olduktan sonra bazı masumlukları yitirmeye başlıyor insan. William Golding’in Sineklerin Tanrısı isimli kitabını düşünün, ilk…
Naif, kibar dediğimiz çiçekler aslında insanlardan ne kadar güçlü. İnce yeşil yaprağına, minik renkli çiçeklerine bakıp nasıl da ön yargılarla haklarında hüküm veriyoruz. Oysa inatla solsa da yeniden açar, her sene zamanını bekler, defalarca dünyaya merhaba derler. Nihal bunları düşünürken, elinden düşen telefonun parkeye…
Hepimizin yaşarken farkında olmadığı ama bir şekilde zihninin kuytu köşelerinde yer etmiş anıları vardır. Bu anılar genelde küçük hatırlatıcılarla anında zihnimizde belirir ve aslında hiç gitmediğini bizlere gösterir. Sıcak bir ekmek kokusu, belki bir martı sesi ya da yaptığımız bir davranış bu hatıraların zihnimizde…
Pürüzlü beyaz tavana bakıyordum bir süredir. Uyanalı henüz on dakika olmamıştı. Babaannemin deyimiyle; nevresimleri patiska gibi bembeyaz olan yatağımdan çıktım. Küçük, mavi ahşap pencereden günün ilk ışıklarını izledim. Camı araladım; Kaz Dağları’ndan gelen güzel esintiyle beraber keskin bir çam kokusu doldurdu odayı. İçime derin…













