Sentez

Topuk Sesi – 1

6 Mayıs 2018

Topuk Sesi

Çantasını parmaklarının arasında sıkarak kaldırımda yankılanan topuk sesi eşliğinde, keskin siyah bakışlarının gri şehre karışmasıyla dimdik yürüyordu. Kendini, bir film setinde kameralarla takip ediliyor hissine bırakıp, kameranın bakış açılarını hesaplıyordu. Yukardan geniş alanla, profilden, tam karşısında gözlerine zumlayarak, arkasından caddeyi birkaç yeşil alanı da içine alarak, çepeçevre görüntüsünün kaydedildiği hissini yaşıyordu.

Ah bir de kulaklığı takılı olsaydı, bangır bangır müzik dinlerken, başka hayatın içine girmek daha kolay olurdu. Fakat iş bağlamak için giderken, kulaklıkla müzik dinleyerek, ciddi iş kadını imajını bozmak istemiyordu.

Bu rolü böyle yazmıştı, böyle oynamalıydı.

Yüksek binaların arasından sızmayı başaran güneş gözünü kamaştırmaya başlayınca, gözlüklerini tek hamlede saçlarından çıkartıp, gözüne taktı. Bu şekilde daha özgür hissediyordu kendini. Gözünden ruhunun ifşa olmasını sevmiyordu!

Henüz o soğuk ifadeyi yerleştirememişti bakışlarına. Ofisiyle müşterisinin iş yeri yürüyerek on dakikalık bir mesafedeydi. İfadesine hazırlanmak için bu zaman yetersiz geldiğinden randevu saatinden 45 dakika kadar erken çıkıp, gri şehrin içinde vaha gibi duran yeşiller içindeki konağın bahçesinde bir kahve içmeye kurdu kendini.

Topuk sesi yankısının beynin özgüven noktasını işleve soktuğu gerçeğinin farkındalığı içinde, kendinden emin adımlarla konağa doğru yol aldı.

“Elvaaan?!” ünlemesiyle yönünü, gelen sese çevirdi. Kalabalık içinde gözleri ışıldayarak kendine bakan bu simayı tanıyordu, çok iyi tanıyordu ama gelmiyordu o tanıdık isim aklına. Gözlüklerini çıkardı önce, sanki o tanımaya engelmiş gibi. Gözlerini kıstı, kaşları çatıldı, alnı kırıştı, dudakları soru işareti gibi bir hal aldı ve sonra bir gülümseme yayıldı yüzüne. Tüm kasları kendini gülümsemenin ahengine bırakıp siyah gözlerinde günün ışığını topladı.
Aralarındaki on saniyelik mesafede, birbirlerine gelirken ne topuk sesi yankısının öz güveni, ne ciddi iş kadını imajı, ne de film setindeki kareden eser kaldı.

Birbirlerine sarıldılar.

Kolları kenetleniş halde, bir sarılıp bir inanmaz gözlerle birbirlerine bakıyorlardı. Elvan yıllar öncesinden arkadaşı Buse’ye kol mesafesinden uzaklaşarak boydan boya süzdü. Gözlerinden şaşkınlık, mutluluk, gençlik, enerji, hüzün hepsi aynı anda geçti.

– Bir kahvelik vaktim var, sonra bir görüşmeye gideceğim, gel bir kahve içelim ardından akşamımızı programlayalım,

diyerek eski arkadaşların teklifsiz, emir vaki yaşantılarının kapılarını açtı.
Gülümsemeyle olur diyen Buse de kapıdan içeriye girmiş oldu.

Teklifsiz yaşanmışlıklarla kazandıkları arkadaşlıkları, yılların başka kentlere, hayatlara savurmasıyla kesintiye uğrasa da bir bakışla yeniden kaldığı yerde devam ediyordu.

İki kadının gençliklerine hiç benzemeyen dış görünüşlerine paralel gözlerinden fışkıran çocuksu neşe, iç dünyalarında saklı kalan çocukluklarının ortaya çıkışıyla gençliklerine dönmüşlerdi.
Stil dergisinden fırlamış gibi duran iki kadın, aceleci topuk sesi yankısında konağın bahçesinden içeri girdiler. İş kadını ciddiyetini kapının ardından bırakıp, gençliğin çocuksu neşesine düştüler.

Yıllardır nerelere savrulduklarının kısa özetiyle başlayan konuşma, yerini eski yılların özlem dolu anılarına bıraktı.

Elvan, sosyal medyadan uzak yaşadığı için tüm çevresinden habersiz kalmış, önceleri birkaç telefon konuşması yaptığı arkadaşlarıyla da iletişim kopukluğu yaşamış, kendi hayatının içinde nasıl savrulduğundan bahsediyor, Buse ise tüm arkadaşlarıyla görüştüğünü, yılda bir kez toplandıklarını fakat Elvan’ın gönüllü sürgün hayatına ulaşamadıklarını anlatıyordu.

“Demek görüşüyorsunuz hala?” diyen Elvan’ın gözünden merakla hüzün arası hevesli bir sorgulama geçmiş fakat kimin kiminle görüştüğünü sorguladığı gerçeğinin üstünü kapatmak için “Bütün ekip?” diyebilmişti. Buse sorunun öznesinin kim olduğunu bildiği halde, yuvarlak cevaplar verip, arkadaşını merakta bırakarak yanıt verdi;

– Birkaç eksikle, evet toplanıyoruz.

Gözlerini kaçıran Elvan, saatine baktı, randevusuna gitmesi lazımdı. Yıllardır içinde saklı duran çocukluğun neşesi dışarı çıkma fırsatını bulduktan sonra geri dönmemeye kararlıydı karanlık odasına.

– Gitmem lazım Busem, ama akşam mutlaka birlikteyiz, 6’da bitiyor işim, nereden alayım seni?

– Telefon numaranı almadan bir yere bırakmam seni, tesadüflere bırakılamayacak kadar kısa hayatımız.

Telefon numaralarını aldılar, öpüştüler, sarıldılar, bir daha öpüştüler, ellerini sıkıca tutup birbirlerine “Akşama” deyip göz kırptılar.

Buse konağın sağına, Elvan soluna döndü. Aynı anda arkalarına dönüp baktılar birbirlerine, göz kırpıp öpücük attılar.
Ayı anda iki kadın güneş gözlüklerini taktı, saçlarını elleriyle omuzlarından savurduktan sonra “Akşama” deyip gülümsediler.

İki ayrı kadına ait topuk sesi kaldırım taşlarında gülümseyen bir yankıyla gri şehrin sokaklarını doldurdu.

Ciddi iş kadını imajına yeniden bürünmek için, Elvan gözlüklerinin ardından gözlerini kıstı, tek kaşını çattı, artık iki kaşının ortasına yerleşmiş çatık kaş izi yüzündeki manalı yerini aldı.

Daha sert adımlarla yürürken, akşamın sohbet konularının bolluğu heyecanını içine hapsedip, topuk sesi yankıları eşliğinde içini gri şehrin karanlığına bıraktı.

İçindeki karanlığa hapsolan çocuk, aydınlanmak için akşamı bekleyecekti.

Devamı için tıklayın…

Özge Can

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz