Edebi Gıybetler

Tomris Uyar – 2 | Huzur Bulduğu Aşk: Turgut Uyar

9 Mart 2019

Tomris Uyar & Ülkü Tamer

 

Tomris Uyar – 1 | Tutkulu Aşkları
Tomris Uyar – 2 | Huzur Bulduğu Aşk: Turgut Uyar
Tomris Uyar – 3 | Edip Cansever’in Platonik Aşkı

 
Bir önceki yazımda Tomris Uyar’ın fırtınalı hayatına hızlı bir giriş yapmıştık, şimdi kaldığımız yerden devam etmeye ne dersiniz?

Tomris Uyar, Cemal Süreya ile yaşadığı çetin ve hırpalayan aşkın ardından kendini kızağa çekti. Toplumun dayattığı kuralları hiçe sayarak kuralsızlığı seçen kalbi aşk yorgunu ve küskünü idi. Ülkü Tamer ile monotonlaşan evliliği onu sıkarken, Cemal Süreya ile yaşadığı yoğun, tutkulu ve çalkantılı aşk Tomris’i aşktan yıldırmıştır. Şimdi hayattan tek bir beklentisi vardır: Yoğun bir fırtından hasarla çıkan, çarşaf gibi bir denizin koynunda sükutu arayan bir gemi misali kendini “huzur”un kollarına bırakmak ister. İşte tam da bu sıralarda Turgut Uyar’la tanışır ve hayatında yeni dönem başlar.

Turgut Uyar ile tanışmasını şöyle anlatıyordu Tomris:

“1966 yılında ben zaten Cemal Süreya’dan ayrılmak üzereydim. O da eşinden ayrılmıştı. İstanbul’a gelmişti çocuklarıyla. Burada tanıştık. Asıl tanışmamız herhalde o, çünkü o zaman daha bir yakın oturup konuşma fırsatını bulduk ve mektuplaşmaya başladık. Bu mektuplar önce sadece şiir üzerine mektuplardı. Hâlâ duruyor bende. Genellikle onun şiir üzerine düşünceleri, benim onun şiirleri üzerine düşüncelerim… Ve anladığım kadarıyla çok sıkışık bir dönem geçiriyordu. Yani evlilik hayatında bir süredir yaşadığı tedirginlik ve uyumsuzluk şiirini de etkilemişti, yedi yıldır şiir yazmıyordu. Esin periliği olarak ifade etmek istemiyorum ama herhalde çok konuştuğum, çok dürttüğüm, yazmasını çok rica ettiğim için diyeyim, yavaş yavaş şiir yazma isteği yeniden doğdu.”

Turgut UyarTurgut Uyar

Turgut Uyar, subay bir babanın çocuğudur. Babası görevi dolayısıyla Türkiye’nin bir çok köşesini dolaşırken; Turgut, annesiyle Ankara’da kalır. Çocukluğu babasına özlemle geçer, belki de bu özlemle örselendiğinden sessiz, sakin içine kapanık bir çocukluk yaşar. Hayatının geri kalanında bu mizacı çok değişmeyecektir. Gençlik yıllarında içinde kopan fırtınaları dışarıya davranışlarıyla yansıtamadığından, bu coşkun duygu selini şiirine yansıtmıştır. Okul arkadaşları arasında duygusal zekasının emaresi şiirleri, önceleri alaya alınsa da zamanla şiirlerinin dergilerde yayımlanması ve ödüller kazanması ile farklı bir itibar elde etmiştir.

Turgut Uyar’ın yolu ona sorulmadan baştan çizilmiştir o da çizilen rotadan sapmamış ve asker olmuştur. Ancak askerliğin temel kaidesi disiplin ve kurallar Turgut’un mizacına terstir. Kısa süre sonra Selüloz ve Kağıt Fabrika’larının Ankara bölgesinde dokuz yıl süren çalışma hayatı başlar…

Erken yaşta Yezdan Şener’le evlenir ve bu evlilikten Semiramis ve Şeyda adında iki kızı, Tunga adında bir oğlu olur. Turgut Uyar’ın bu çocukları ile ilişkisi genellikle mesafeli ve bir disiplin dahilinde olmuştur.

Turgut Uyar’ın Çocuklarıyız

Yakın zamanda “Turgut Uyar’ın Çocuklarıyız” adıyla yayımlanan bir kitap çıkmıştır. Kitap şairin çocuklarıyla yapılan söyleşilerden oluşuyor ve Turgut Uyar’ın hiç bilmediğimiz yönleri hakkında bilgiler verdiği gibi aynı zamanda baba Turgut Uyar’ı da bizlerle tanıştırıyor.

Şeyda Uyar Dikmen’in bu kitapta paylaştığı bir anı onların aile içi ilişkisini anlatan çok sevimli bir örnek olduğunu düşündüğüm için burada paylaşmak istedim:

“Fazla bulaşık yıkadığım için suratımı asıyorum, homurdanıyorum, ‘neden hep ben yıkıyorum?’ diye sızlanmaya başladım. Bunun üzerine babam, ‘bu işler böyle olmuyor. Ben size bir bordro hazırlayacağım,’ dedi…”

“…Buna göre, ben bulaşıkçıbaşı Şeyda oldum, kardeşim Tunga meydancıbaşı oldu, bakkal işlerini falan görüyordu, ablam da ütücübaşı oldu. Maaşa bağlandık. İş yavaşlattığımız ya da işleri ihmal ettiğimiz zamanlarda vergi kesintilerimiz bile oluyordu. Babam çok adaletli bir insandı. Sadece ev işlerinden ötürü isyan etmiyorduk, yalnız kaldığımız zamanlarda da sesimizi çıkarıyorduk.”

İkinci Yeni

Kuralsızlığını şiire yansıtınca kısa sürede İkinci Yeni akımının tanınan bir şairi haline dönüşür. Uyar daha İstanbul’a gelmeden Arz-ı Hal kitabıyla edebi çevrelerde hatırı sayılır bir üne sahip olmuştur.

Tomris de Turgut’la mektuplaşırken onun edebi zevkine ve anlayışına hayran olmuştur öncelikle. Mektuplarla onlar, uzun sohbetlerle karşılıklı anlaşmanın tadına varmışlar, en önemlisi derin dostluğun hazzını yaşamışlardır.

Bu dostluk zamanla aşka evrilir ve 1969’da evlenirler. Tomris; espirili, neşeli ve kesinlikle zeki bir kadındı. Sosyaldi. İnsanlardan uzak ve iletişimsiz olması beklenemezdi. Onun kendi yarattığı festival alanı gibi sokakları vardı ve daima şölen havasındaydı.

Turgut, Tomris’i kendi dünyasında yaşatmayı başarabilmişti ve bunun en etkili sebebi, Tomris’i olduğu gibi kabul etmeseydi. Sosyalliği, çalışkanlığı, hayat akışı Turgut’u rahatsız etmezdi. Hem mesleki kariyerleri birbirine değdikten sonra gelişti, hem de erkeklik ve dişilik özellikleri.

Hayri Turgut

Kısa süre sonra bu evliliğin meyvesi bebekleri dünyaya gelir. Turgut’un içindeki en büyük ukdelerden biri de doğacak erkek çocuğuna kendi adını vermektir bu yüzden bebeğin adı Hayri Turgut Uyar olur. Bebekle birlikte dünyaları şenlenir, yaşam farklı bir boyut kazanır.

Oğulları doğunca deniz kenarındaki küçük evlerinden Etiler’de bahçeli bir eve geçerler. Burada huzurlu, mutlu bir yuva kurarlar.
Pek kimse bilmez ama Tomris; temiz, titiz bir ev hanımıdır. Ancak ev işlerini yaparken de zengin kültür birikimini konuşturur. Örneğin vals dinlenerek yıkanan çamaşırların daha temiz olduğuna inanır Uyar.

Daha öğle saatlerinde Turgut ve Tomris mutfağa girer ve birlikte bir yandan ufak ufak demlenirler, bir yandan da sohbet edip yemek yaparlar. Tomris yeni öğrendiği tarifleri uygulamaya bayılır. Akşama illa ki arkadaşlar davet edilir, muhabbet uzun süren akşamlarda dostlarla devam eder. Turgut da Tomris de evde şarkı söylemeye bayılır.

Tomris ve Kitaplar

Tomris, her hafta kütüphane temizliği yapar, bu onun en keyifli iştir. Temizlik esnasında bazen eski bir kitaba rastlar, “Bak Turgut şöyle bir paragraf vardı,” diye söze başlar, okudukça okur, arada bir kahve yapar bazen de bir kadeh içki alır başlar Turgut’la sohbete. Kimi zaman küçük Turgut’a bir kitap seçer, kitabı canlandırarak okumaya başlar. Kimi zaman da bir arkadaşının onun için imzaladığı kitap eline gelir, özlemi kabarır, her işi bırakır arkadaşını davet eder ya da görmeye gider. Onun için kitaplar çok değerliydi, aynı şekilde okuyan insanlar çok kıymetliydi. O insanları sosyal sınıflarına, ekonomik durumlarına göre değerlendirmez. Onun için iki önemli kıstas vardır; biri zeka ikincisi ise kültürdür.

İlginç Türk kadınının huylarına o da sahiptir. Eve temizlik için yardımcı çağırmadan önce evin her yerini toplar, kadın için hazırlık yapar. Temizlikçinin evinde her daim yiyemeyeceğini düşündüğü yemekleri yapar, hatta kadın için mangalda et pişirmişliği dahi vardır. Çoğu zaman işi bıraktırır, kadının hayatını anlatmasını ister. Hikayelerinde farklı kesimden kadınların hayatlarına dokunmayı sever, gözlemleyerek, dinleyerek biriktirdiği hayat parçalarını hikaye etmeye bayılırdı.

Dostlarıyla belli başlı buluşma yerleri olarak, onlar için öyle lüks, konforlu yerler yerine sıcak mekanları tercih ederler.

Ölmeme Günü

Bir 26 Mart günü aralarında Edip Cansever, Cemal Süreya, Can Yücel, Turgut Uyar ve Tomris Uyar’ın da bulunduğu bir grupta söz ölüme gelince, Turgut Uyar meyhaneciden bir şişe rakı söyler ve “Bu şişeyi gelecek sene bugüne kadar saklıyoruz, 26 Mart’ta burada yine buluşup birlikte içeceğiz bu rakıyı” der ve 26 Mart’ı “Ölmeme Günü” ilan ederler…

1985’te Turgut Uyar’ın ölümüne kadar her yıl aynı gün bir araya gelirler.

Oğulları Hayri Turgut Uyar’a bir röportajda anne ve babasının ev yaşamı sorulduğunda şöyle cevap vermiş:

“İşlerini iyi yapan ve yaptıklarına inanan insanlardı. Evde hiçbir zaman çok derin şeyler yapıyoruz, müthiş izler bırakıyoruz havası olmadı. Kendileriyle ilgili yaptıkları işlere çok fazla önem veren birileri değil­lerdi. Tomris Uyar, günlük hayatının içeri­sinde çalışmayı seven birisiydi, yazı masası ve daktilosu vardı. Yazı yazarken bir odaya çekilmezdi, yazı masası salonun bir köşesindeydi ve sürekli bölünen bir yazı süreci içerisinde olmayı seviyordu. Benim hatır­ladığım dönemlerde babamın zaten çok fazla kitabı yoktu. Bu yüzden babamın dü­zenli olarak masa başında çalıştığını gör­medim. Diğer taraftan ben evde çok duran bir çocuk değildim. Etiler’e taşınmamızın bir sebebi de benim bahçelerde oynamamdı… Çünkü ikisi de semt olarak Etiler’den hoşlanmıyordu. Etiler o yıllarda trafikten uzak, önünde bahçesi olan, mahalle çocukları­nın güvenle oynayabileceği bir yerdi.”

Edebiyatın duayeni iki önemli sanatçının çocuğu küçük Hayri büyüdüğünde anne ve babasının yolundan yürümek yerine bambaşka bir dala yönelmiş ve bilgisayar mühendisi olmuştur. Mezun olduğu üniversite de öğretim gö­revlisi olarak çalışıyor.

Turgut Uyar birinci evliliğinden çocukları ile de görüşmeye devam eder. Bilhassa oglu Tunga, torununu getirir Turgut Uyar’a sık sık. Ancak Turgut Uyar yapısı gereği biraz ruhsuz karşılar onları Tomris açığı kapatmak için çok ilgilenir onlarla ancak Tunga, Tomris’i yine de pek sevmez, ne de olsa anne ve babasının ayrılmasından Tomris’i sorumlu tutar her daim.

Turgut Uyar, Tomris Uyar’la evlendikten edebi hayatının en verimli çağını yaşamıştır. Eşi Tomris için de dillere pelesenk olan şiirler yazmıştır.

Turgut Uyar, bir şiirinde şöyle sesleniyordu sevgili eşine:

Herkes seni sen zanneder.
Senin sen olmadığını bile bilmeden,
Sen bile..
Seni ben geçerken,
Derim ki,
Saati sorduklarında;
Onu “O” geçiyordur.
Kimse anlam veremez.
Tamir ettirmedin gitti derler şu saati.
Ettirmek istiyor musun demezler.

Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.

Zamanı durdururum yüreğimde,
Sensiz geçtiği için,
Akrep yelkovana küskündür.
Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür.
Bil ki akrep yelkovanı geçerse,
Atan bu yüreğim durur.
Bırak bozuk kalsın, hiç değilse;

Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.

Ancak bu güzel evlilik de zamanla çatırdamaya başlar.

Tomris’in sevdiği erkeklerde görülen müzmin belası kıskançlık krizleri Turgut Uyar’a da sirayet eder. Turgut, önceleri başbaşa iken sonraları ise gelen dostlarının yanında da Tomris’i iğneleyen acımasız ithamlarda bulunmaya başlar. Başlarda cennet olan yuvaları cehenneme döner.

Turgut Uyar’ın yakasını bırakmayan hastalık belki de kendisini eksik hissetmesine neden oluyordu. Eksildiğini düşündükçe, Tomris’i fazla buluyor, eksiltmeye çabalıyordu. Cemal Süreya, Tomris’i Ülkü Tamer’in hayatından çalmıştır, Turgut Uyar da Cemal’in elinden almıştır Tomris’i ve şimdi o da Tomris’in yaşamındaki erkeklerin kabusunu yaşamaktadır: “Ya birisi de benim hayatımdan Tomris’i alırsa,” diye olmamış bir şey için hayatı kendine de eşine de dar eder.

Tomris Uyar bu sancılı dönemi şöyle anlatmıştır.

“Turgut, her an elinden kaçıracakmış gibi gereksiz bir kaygıyla yıpranacak; ben de hiçbir rekabetin söz konusu olmadığı bir alanda, boyuna birinci seçilmekten yorulacaktım.”

Gerçekten de yoruldu sonra Tomris. Hatta o zamana dair bir röportajında şöyle demiştir:

“Turgut Uyar’la geçirdiğimiz bazı hırgürlü geceleri şimdi olsa kaldıramayacağımı biliyorum ama bütün güçlüklerine karşın fırtınalı bir aşkı, yavan, düz-ayak bir ilişkiye hala yeğlediğimin de bilincindeyim.”

Turgut Uyar’ın Ölümü

Tomris Uyar ve Turgut Uyar bir kaç defa ayrılır ve tekrar birleşirler. Son birleşmelerine çok acı bir olay vesile olur. Tomris, işi ile ilgili çalışmak için Amerika’ya iş seyahatine gider.
Turgut, evde yalnızdır ancak yalnız sayılmaz, gelip gideni çok olur. Birgün Edip Cansever eve gelir, Turgut’u hiç tahmin etmediği bir şekilde bulur. Turgut’un büyük oğlu Tunga’yı arar.

Tunga içeri girdiğinde babası bir kanepede oturmuş, yarım yarım sırıtır haldedir. Karnı anormal şekilde şişmiştir ve ağrısı olduğu her halinden bellidir. Turgut hastaneye götürülür, doktor siroz teşhisi koyar. O gün öleceğini hissettiğini etrafındakilere söyler. Tomris’e haber verilir ve Tomris hemen gelir ancak onun gelişiyle de hiçbirşey düzelmez, bilincini kaybettiği için Tomris’i tanımaz. On beş gün sonra da hayatını kaybeder.

Tomris, Turgut’un ölümünü çok zor kabul eder; dile kolay 18 yıllık birliktelik son bulmuştur. Hayatta en çok sevdiği insanı kaybetmiştir. Bozuk saat Turgut’un gidişiyle Tomris için durmuştur.

Tomris Uyar, “Gündökümü-Bir Uyumsuzun Notları” adlı kitabında Turgut Uyar öncesi hayatından bahseder. Turgur Uyar’la olan anılarından da ufak ufak bahseder. Bu yazıyı hazırlarken farklı kaynaklardan faydalandım ancak onu tanımanın en iyi yolu onun kaleminden dökülenleri okumaktı elbette.

İki hafta sonra yayımlanacak yazımda Tomris’in Turgut’suz yaşamını ve Edip Cansever’in Tomris Uyar’a aşkını anlatacağım.

Bir dahaki edebi gıybetler yazımda buluşmak üzere…
 
 

Devamı için tıklayınız.

 
 
Sevgiyle,
Şenül Korkusuz

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

6 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 9 Mart 2019 at 16:02

    Dün Halide Edip Adıvar, bugün Tomris Uyar ve büyük aşkı Turgut Uyar… Kitaplarını okuduğumuz bu harika yazarların hayatları da en az kitapları kadar ilginç.
     
    Hele bu Edebi Gıybetler köşesine bayılıyorum. Entellektüel Magazin gibi 😂
     
    Büyük emek harcayarak bu yazıların hazırlandığını biliyorum. Aklına, yüreğine, kalemine ve esirgemediğin emeğine sağlık Şenülcüm.

    • Cevapla Şenül Korkusuz 9 Mart 2019 at 18:43

      İlgin ve güzel yorumun için çok teşekkür ederim 😊 Sevdiğim yazar ve şairlerin eserlerini, özel hayatlarını bilerek okuduğumda çok daha iyi anladığımı keşfettim. Bu keşif beni derin araştırmalara sevk etti. Okudukça etkilendim, etkilendikçe daha çok okudum biyografi, otobiyografi, röportaj vb türde eserleri. Senin de belirttiğin gibi bu yazı uzun bir araştırmanın sonucunda deryadan dökülen bir damladır. Umarım bu damla okuyanları deryanın eserlerine götürebilir.😉

  • Cevapla Mehmet Gökcük 10 Mart 2019 at 13:05

    “Vay be! Demek böyle böyle gelmiş ellerimize, kalbimize kitap kokusunda o derin mısralar” dedirten, edebiyat tarihine sevimli bir anlatım katan bir yazı daha… Diğer yandan da, kendi başına bir roman, bir film gibi… Ve daha Edip Cansever-Tomris Uyar meselesi var 🙂 Merakla bekleyeceğim…
     
    Emeğiniz çok belirgin, yüreğiniz dert görmesin…
     
    Kaleminize sağlık…

    • Cevapla Şenül Korkusuz 10 Mart 2019 at 14:17

      Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim. Emeğiniz beğeni ile taçlanması çok güzel bir keyif. 😊

  • Cevapla Özge Can 11 Mart 2019 at 08:05

    Merakla beklediğim yazı dizisini ancak okuyabildim sevgili Şenül. Bu kadar bilgi çokluğu içinden harika bir anlatım çıkartmışsın tebrik ederim.
     
    Edebî akıma yön vermiş, varlığıyla nice şiirler yazdırmış, ilham olmuş bir kadının kimsenin gölgesinde kalmadan adını bu günlere tasımış olması da bir kadın olarak ayrıca gurur duymama sebep oluyor.
     
    Yakın zamanda okuduğum bir gazete haberinde, oğulları Hayri Turgut UYAR’ın anne ve babasının mektuplarını yaktığını okumuştum. Onların özel yazışmalarının paylaşmaya uygun olmadığı görüşündeymiş. Baya üzüldüm bu habere. İkisinin ağzından en yalın haliyle ilişkilerine şahitlik etmek isterdim. Özellikle de senin yazını okuduktan sonra daha da merak ettim. Büyük kıskançlık krizleriyle yaşanan bu ilişkinin karakterlerine, edebî eserlerine özellikle de Tomris UYAR’ın kadın kimliğine etkilerini daha derinden öğrenebildik o mektuplarda.
     
    Bu bilgilendirici yazı için kendi adıma teşekkür ederim 🙏
     
    Devamını heyecanla bekliyorum…
     
    Sevgimle…

    • Cevapla Şenül Korkusuz 11 Mart 2019 at 09:37

      Öncelikle özellikle ve büyük uğraşlarla hazırladığım yazı dizisine gösterdiğin ilgi ve yorum için çok teşekkür ederim. Bu yazıyı hazırlarken heyecanla araştırma yaptım, her öğrendiğim bilgi ile Tomris Uyar’a hayranlığım bir kat daha arttı. O aşk bahanesi ile ezilen, yıpranan kadınlara bir namzet, gerektiğinde çok severken bile onuru için çekip gidebilen ya da aşkı ve çocuğu için vefa ile sabredebilen bir kadın. Sınırları olan ve bu sınırlar ihlal edildiğinde özbenliğini koruyabilen özgür ruhlu bir kadın Tomris Uyar. Onu hakkıyla anlatabilmek benim için çok önemliydi.
       
      O kıymetli mektupların kaybolduğunu ben de okumuştum ve çok üzülmüştüm. Ama oğullarının tercihine saygı duymaktan gayrı ne gelir elden.
       
      Sevgiler 🙋🏻‍♀️

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan