Cadı Kazanı

Bu da Benim İmzam

8 Temmuz 2019
Öykü: Bu da Benim İmzam | Yazar: Didem Çelebi Özkan

“Neden üzülüyorsun ki? Senin ve benim gibi insanlar farkındalığın verdiği acıyla ölmeye mahkumuz. Bu noktadan cehaletin verdiği mutluluğa geri dönüş yok. Bence durumu kabul et.”

Kabul etmek mi, diye düşünüyorum köşeli cümleleri karşısında. Aşka kayıtsız kalacak kadar yaşlı değilim. Hatta öyle bir yaş olduğuna da inanmıyorum. 15 yaşında ruhum hangi maceralara tutkuyla bağlıydıysa 70’ine geldiğinde de aynı heyecanı aramaya devam edecek; çünkü bence hayatın tek anlamı var, o da aşk. Denklemden aşkı çıkartınca geriye sadece eksiler kalıyor, azalmalar.

Ben azalmak istemiyorum. Ama sanki aşık olma yetimi de kaybettim. Bu, aşkın olmadığına inandığımı değil, kendime inancımı yitirdiğimi gösteriyor. Çetin’in aydınlanma, farkındalık olarak anladığının temeli ikimizde farklı.

Bütün bunlar zihnimden geçerken ona hayretle bakmaya devam ediyor fakat kendime sakladığım açıklamaları onunla paylaşmıyorum. En azından şimdilik…

Benimkinden de büyük bir inanç kaybı yaşayan adama “Acı içinde ölmek zorunda değiliz,” diyemiyorum.

Sessizliğimi onaylama olarak algılayıp devam ediyor;

“Bedeni tatmin etmek, ruhu doyurmaktan çok daha kolay. Sunduğunu değil de gerçek senin keşfini, hatta onaylanmasını, üzerine bir de tapılırcasına sevilmeyi istemen, ütopik devleti hayata geçirmekten daha zor Melisa. Hem söyle bakalım sen kendin bu şekilde sevebiliyor musun ki karşıdan böyle sevilmeyi talep ediyorsun? Aşk; önce yüzyıllar boyunca edebiyatın, ardından da film endüstrisinin bize ivedi mutluluğun kaynağı olarak sunduğu yapay bir kurgu. Peri masalları da dahil olmak üzere tüm bu anlatımlar “kavuşma” ile noktalanır. Oysa hikaye orada bitmek şöyle dursun asıl yeni başlıyordur. Kavuşma bir aşkın başına gelebilecek en vahim sondur.”

Yaşadığım tecrübeler söylediklerini onaylar şekilde hayatımda dizi dizi yerini almış, etrafımda da tek bir sonsuz aşka şahit olmamışken gene de katılmak istemiyorum sözlerine.

“Gel buraya ve şu güzel poponu kucağıma yerleştir. Sana aşktan çok daha tatmin edici bir şey verebilirim,” dediğinde emirle hareket etmek adetim olmadığından gülümseyerek, mini eteğimin altından çıkan ince, uzun bacaklarımı çaprazımdaki pufa uzatıp daha bir yerleşiyorum karşısında oturduğum hasır koltuğa.

Arzuyla beni seyreden bakışlarından muzip bir anlam geçiyor; sanki tam da bunu yapacağımı, çağrısına karşılık vermek yerine son sözlerini duymazdan geleceğimi biliyormuş ve bu gerçekleşince kendi öngörüsünü takdir etmiş gibi alaylı bir tebessümün eşliğinde önünde duran biradan koca bir yudum alıyor.

45’inde olmasına rağmen çok az beyaz bulunan kumral saçları, elmacık kemiğinin hizasında iri bukleler halinde yüzüne dökülüyor. Onu ilk tanıdığım gençlik yıllarından bu yana, yaşama olan tutkulu ve meraklı bakışlarını hiç kaybetmeyen gri mavi gözlerinin önüne düştükçe bu bukleler, artık imzası olan bir hareketle onları geriye iterken ne kadar yakışıklı gözüktüğünün farkında mı acaba diye düşünüyorum. Ahhh elbette farkında, hem de fazlasıyla. Arka arkaya içtiğim biralardan daha çok bu görüntü beni sarhoş ediyor. Bu esrik halden çıkabilmek için kendi sesimi duymaya ihtiyacım var;

“Sonsuz aşkın peşinde değilim. Bunun varlığını kanıtlayacak deterministik bir deneyimim olmadığı gibi etrafımda da gözlemlemedim. Diğer insanlarla ya da toplumun genelinin kabulleriyle örtüşmek zaten birincil derdim değil. Buraya kadar aynı fikirdeyiz. Ger gör ki benim sonsuz aşkı aradığım, bu yüzden de mutsuz olduğum yargısında hatalısın. Ben sadece kendi kaybettiğimi arıyorum. Aşık olabilme gücümü. Evet bence bu bir güç, hatta bir yetenek. Sevebilmek, defalarca tekrarlanan yıkıma karşı yeniden ve yeniden aşık olabilmek bir yetenek, hatta bir inanç sınavı.

İlelebet sürmesi gerekli değil; fakat etkili olduğu süre boyunca bir insanın deneyimleyebileceği en yoğun ve tatminkâr duygu olduğu da aşikâr. Ne yazık ki hayatımda bu duyuştan eser yok artık. Beni rahatsız eden aşkın sonsuz olmaması değil artık aşık olamıyor olmam. Ve bunun senin düşündüğün gibi hayatı ve aşkı sonunda çözdüğüm için olduğunu sanmıyor, bundan sonra da bu bilginin verdiği ızdırapla yaşamak zorunda olduğuma inanmıyorum.

Descartes bir önermesinde…”

“Ahhh ne olur Melisa, saat dörde geliyor,” isyanıyla sözümü kesiyor.

“Bir filozofa daha katlanabileceğimi sanmıyorum. Tüm gece o düşünür, bu akım, yemin ederim beynimi siktin. Ben de ne diye sana uyuyorsam?! Hep böyle yapıyorsun; senede bir gece hayatımı ziyaret edip saatlerce ‘anlam’ üzerine konuşurken işkence dozunu arttırmak için kombinezondan bozma bir kıyafetle karşımda salınmayı da ihmal etmiyorsun. Seninle sevişebilmek için zihinsel bir sınavdan geçmem gerekiyormuş gibi hissediyorum.”

“Beş saattir durmadan konuşan bir adam için anlamsız bir isyan değil mi?” diye hafiften takılıyorum.

“Haklısın. Zaten ben de kendime kızıyorum ya… Tek istediğim seni becermekken, saatlerce süren bir tartışmanın içinde becerilen benim beynim oluyor. İşkenceden keyif alır noktaya gelmem de başka bir ironi.”

Yeni bir yudum bira almasını halimden gayet memnun izliyorum. Kombinezona benzettiği ipek bluzun düşen incecik askısını onu sinir edecek yavaşlıkta kaldırıp omzuma yerleştiriyorum.

“Allah’ını seversen güneş doğana kadar konuşmaya devam edeceksen, banyodaki dolaptan bir bornoz alıp üzerine geçir bir zahmet. Benimki de can…”

Yeniden son söylediklerini duymamış gibi konuşmaya başlıyorum.

“Daha fazla bira içemeyeceğim. Gecenin başında buzdolabına koyduğun şarabı açmaya gidiyorum. Sen de ister misin bir kadeh?”

“Tirbuşonun yerini biliyor musun ki?”

“Elbette biliyorum.”

“Sanırım senede bir gün geldiğin evin düzenini hatırladığın için tebrik etmeliyim seni.”

“İstersen edebilirsin tabi ki.”

Oturduğumuz verandadan evin içine girdiğimde hâlâ arkamdan söyleniyor. Aşka inanmayan bir adam için fazla sitemkâr diye düşünüp kendi kendime kıkırdıyorum.

Tirbuşonu baktığım ilk çekmecede bulduğumda; “O kadar da büyük bir gizem değil Çetin Bey, tıpkı senin sandığın kadar karmaşık bir adam olmadığın gibi,” diye düşünürken şarapları kadehlere koymuş, Toscana’nın en güzel vadilerinden birine açılan kapıdan verandaya çıkmıştım.

Ben ona doğru yürürken, o hiçbir utanma duymadan açık açık, hatta ne yaptığının altını kalın kalın çizercesine gözlerini vücudumun her noktasında gezdiriyor. Fark etmemi istediği bakışlarının ayırdında olduğumu anlatmak için önce yavaşça kendi etrafımda dönüyor, ardından da kadehlerin izin verdiği ölçüde dizlerimi kırarak minik bir reverans yapıyorum.

Bu hareketimin ardından ikimiz de gülüyoruz.

“Deli kadın gel buraya,” derken ben aramızdaki mesafeyi çoktan yarılıyorum. Yanına vardığımda kadehini ona uzatıp koltuğuma geçmemi beklediğini biliyorum. Tüm gece süren oyun zaten bunun üzerine kurgulanmıştı.

Bekleneni beklenmediği anda vermek ise benim imzam.

Oturduğu kanepede yüzüne doğru hafifçe eğilirken üzerinden geçirdiğim bacaklarımı baldırlarının yanına, iki kadehi tutan ellerimi ise başının arkasında birleştirerek gecenin başından beri davet ettiği kucağına oturuyorum. Bacaklarımın arasındaki sertlik gülümsememe neden olurken, o, “Tam bir baş belasısın, biliyorsun değil mi?” diyor.

Cevap vermek yerine minik minik öpmeye başladığım dudaklarını, tutkuyla verdiği karşılığın neden olduğu arzuyla daha sert darbelerle dudaklarımın arasına alıyorum. Elleri gece boyunca olmak istediği her yerde fütursuzca gezinirken benimkiler kadehleri tutacak takatten yoksun artık. Kırılan camın sesini, öpüşlerinin kalbimde neden olduğu trompetlerin haykırışından dolayı oldukça uzaktan duyabiliyorum.

Şehvet, gemi azıya aldığı noktada bir an duruyor; “Benimle yaşa,” derken gözlerinde tüm gece gördüğüm arzudan fazlası var.

“Delirdin her halde; tası tarağı toplayıp İtalya’ya mı yerleşeyim?” diyorum gülerek.

“Evet. İş ise derdin burada çok daha iyi bir sanat galerisinin seni kapacağına eminim.”

“Öyle mi beyefendi, ya aşk ne olacak? Kavuşulan aşkın cehennem olduğuna inanan bir adam nasıl olacak da bir kadınla aynı evde yaşamaya tahammül edecek?”

“O zaman senin tezini uygularız. Devam ettiği sürece iliklerimize kadar aşka batarız.”

“Ahh buradan sana aşık olduğum sonucuna vardığını anlıyorum. Oysa tüm gece ‘aşık olamadığımı’ anlattığımı sanıyordum.”

“Aşık olamıyormuş… Kimseye olamazsın tabi, çünkü yıllardır aklında sadece ben varım.”

“Pis ukala.”

“Sus artık, yalvarırım. Şimdi ben sana aşık bir adam neler yapabilir onu göstereceğim.”

Cümlesine noktayı koyacak vakit tanımadan yeniden büyük bir açlıkla öpmeye başlıyor beni. Kucağında hayatımda olduğum en rahat ve huzurlu yerde olduğumun bilincinde kendimi tamamen ona bırakıyorum.

Didem Çelebi Özkan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

12 Yorum

  • Cevapla Gökce Çiçek Gönülaçar 8 Temmuz 2019 at 09:18

    Haftaya aşk ile başladım sayenizde 🙂 “Sarmaşık”tan geliyormuş “Aşk” kelimesinin kökeni. Dalını sarıyor, yapışıyor ve iliğini kemiğini kurutana kadar bırakmıyormuş.
     
    Bu kahramanlardan ikisi, hem arkadas hem aşık olacak kadar keyifli tipler. Evlenir bunlar bence. Kadın istediği kadar konuşsun, İtalya’ya da yerleşir, mutfaktan günlerce çıkmadığı da olur. Yara almış bir kadın, inanası yok ama inanmaya da ihtiyacı var. Ahh etrafımızda böyle ne çok kadın var?
     
    Sevgili editorüm, çok çok tebrikler. Güzel başladım güne. Çokk tatlı haftalar olsun hepimize… Aşk ve arkadaşlık dolu.. ❤❤❤

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 10 Temmuz 2019 at 14:07

      Gökçecim nasıl güzel ve detaylı yorumlamışsın öyküyü. Zaman ayırıp böyle güzel bir yorum yazdığın için çok teşekkürler canım.

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 8 Temmuz 2019 at 14:40

    Merhaba,
    Öylesine güzel ve aşk doluydu ki, YORUM YOK.
     
    SEVGİYLE

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 10 Temmuz 2019 at 14:09

      Dergimizin en sadık okurlarından sevgili Nimet Hanımcığım;
       
      Gene desteğinizi ve yorumuzu esirgememişsiniz. Çok çok teşekkürler.
       
      Sevgiler

  • Cevapla Demet Uncu 8 Temmuz 2019 at 14:44

    Sevgili Editörüm, tebrikler. Yüreğine sağlık. Aşka ve aşık olmaya inanmaya ihtiyacı olan herkese gelsin bu öykün bence 😁 Umutsuzluğun dibine vurduğumuz bir anda, penceremizden güneş ışığı gibi sızan ve sıcacık gülümsemesiyle bizi sarıp sarmalayan bir aşktan bahsetiyorum burada. 😍 En başta sana ve isteyen herkese böyle bir aşk diliyorum canım. (Bu arada buna benzer yaşanan ne çok hikaye duyuyorum son zamanlarda, ilginç…)

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 10 Temmuz 2019 at 17:13

      Canikommmm;
      Selin’in yemekte baktığı falın sonuçları bu öykü 😝 Aşk, Aşk… İtalya, İtalya… Beynime kazınmış ülke ve aşkın olduğu 😂
       
      Ahh aklıma gelmişken WhatsApp grubumuzdan yollayayım ben bu öyküyü Selin’e. Neye ilham verdiğini görsün 🙂🙃

  • Cevapla Nalan Erpolat 8 Temmuz 2019 at 20:30

    Üzerine durum ve duygu olmayan bi’ şey…. aşk…
     
    Her zamanki gibi öykünün içinde harika hissettirmişsin Didemcim 🥰😘

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 10 Temmuz 2019 at 17:20

      Yaaa canımmmm benim, beğenmene çoook sevindim. Yorum için de çoookkk teşekkürler bi’ tanecim 😘😘😘

  • Cevapla Murat 10 Temmuz 2019 at 11:45

    Aşk nedir bilir misiniz; aşk, pişmanlıktır, özlemektir, önceki yaptıklarından, hatalarından dolayı pişman olmaktır.
     
    Seviyorsun ve kavuşamıyorsun… Nasıl bi’ hayat… Aradan geçmiş 17 sene… Her gün bi’ özlemle yaşıyorsun… Onu hissetmek istiyorsun… Pişmanlıklar gelir aklına, söyleyeceğim dersin, seni deli gibi seviyorum diye haykırmak istersin ama bi bakmışın yanında başkası…
     
    İşte aşk benim için bundan ibaret.

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 10 Temmuz 2019 at 17:21

      Murat Bey belli ki derin bir üzüntü yaşıyorsunuz, bunun için ne diyeceğimi bilemiyorum. Fakat yorumunuz şiir tadındaydı. Onun için çok teşekkür ederim.
       
      Umarım arzuladığınız aşka kavuşursunuz.

  • Cevapla Çiğdem Mertoğlu 14 Temmuz 2019 at 20:05

    Aşkın en güzel halleri İtalya’da yaşanır:) İtalya’nın parfüm ve kahve kokan sokaklarında yürürken eşime bir kez daha aşık olmuştum 🙂
     
    Bir film izlemiştim ”Ye, Dua Et, Sev” diye. Orada da eşinden boşanan ve bunalıma giren bir kadın İtalya’ya gitmişti ve tekrar aşık olmuştu. Birlikte spagetti, pizza yiyerek aşkı doruklarında yaşamışlardı.
     
    Güzel öykün için teşekkür ederiz güzel Editörüm 😉

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 14 Temmuz 2019 at 20:21

      Ne kadar içten ve güzel bir yorum. Çok teşekkürler güzellik 🤗😘😘😘

    Cevap Yaz