Sentez

Çember

21 Temmuz 2019
çember

Hayatımı sardığım çemberden dışarıya başımı hiç çıkartmamalıydım. Başkasına ateş, hapis, duvar gibi görünen bu çemberdi beni koruyan. Başkalarının gözünden kendime bakmaya başladığım an, işte tam o an kırdım o çemberi.

Ne zaman mıydı o an? Anlatayım, anlattıkça kalbimde çöreklenen ateş diner belki. Dinlerken sen de başkasının gözü ol, bak bana!

Kırılacak bir çemberin vardır belki senin de…

Evren bir toz bulutuydu, Big Bang falan derken güneş sistemi oluştu. Sistemin içinde bir nokta dünya, dünyanın içinde bir nokta yurdum, yurdumun içinde bir nokta şehrim, şehrimin içinde bir nokta kasabam, kasabamın içinde bir nokta ben oluştum. Böyle anlatınca milyarlarca yılın içinde bir benim oluşumuma gelmem abes kaçabilir sana.

İşin aslı öyle değil.

Ben o toz bulutunun içinde bir zerre tozdan beri varım bu yaşamda. Milyarca yıl devinirken ben de devindim durdum. En son bu nokta kadar kasabada, nokta kadar ben oldum da bir yerim olsun dedim fani ömrümde. Yolculuğumun tüm evrelerinden haberdar gibi annemle babam ‘Yıldız’ koydular adımı. Doğduğum gece, dünyada yer edinmemi kutlamaya gelen milyarlarca yıldızın ışıltısı babamı ikna etmiş bu ismi koymasına.

Memnun muyum adımdan?

Evet! Yüzyılların yıldızlar arası yolcusuna da başka isim yakışmazdı sanki. Ütopik bir yaşamdan bahsetmiyorum ya da reenkarnasyondan! Anlattıklarımı işittiğinde sen de anlayacaksın nereden nerelere geldiğimi.

Oldum, yaşamaya koyuldum, kendimi bilmeye başladım derken anlam veremediğim rüyalarım geldi ilk önce. İçimde yaşadığım bir patlamayla güne başlıyordum hep. Hani o sürekli gördüğün videolar var ya Big Bangle ilgili, onu hiç görmeden içimde yaşıyordum ben. Bildiğimiz dünyaya gözümü açarken bu patlama uyandırıyordu beni. Yaşadığım kasabanın tüm canlıları ve diğer insanların cansız diye tanımladığı fakat benim canlı olduğunu bildiğim her şey ile iletişimim vardı.

Belki DNA’ma kodlanmış parçaları bu nesnelerde de görüyordum. Masa sadece masa, toprak yalnızca toprak değildi benim için. Vücudumdaki tüm atomlar bu nesnelerin atomlarıyla etkileşim halindeydi ve sık sık iletişim kurduğumuzu düşünüyordum. Öyle normal bir insanın konuşma, mimik gibi iletişim yöntemleriyle değil elbette, telepatik yöntemlerle oluyordu bu. Bu tarz iletişimin doğal olduğunu zannettiğimden çevremdeki insanlara kurduğumuz iletişimi anlatmaya başladım.

Birinci çemberi burada kırdım.

Kırdığımın farkında olmadan elbette. Yaşıtlarımın eğlence zannettiği durum, büyüklerim için delirmekle eş değer tutuldu. Annemle babam konunun özüne inmek isteyerek, maddelerin tanımlamasından tutun da, canlı cansız kavramların farklılıkları, insan, hayvan, bitki, doğa ilişkilerine varana kadar günlerce ders verdiler şahsıma. Hata yaptığımı anladım anlamasına da biraz geç olmuştu.

Okul yıllarım başladığında tüm arkadaşlarım okul arkadaşım sıfatına erdi. Çocukların bakış açısının yalınlığını idrak edemeyen büyükler, akılları sıra çocuklarını benim gibi tehlikeli bir ‘deli’den korumak için o yalınlığın üzerine komplo teorileri serperek tüm arkadaşlarımla arama bir duvar örmüşlerdi. Doğduğum gündeki yıldızların kutlamasını da bir felaket senaryosuyla taçlandıran büyükler, lanetli olduğuma inanmaya kadar götürmüşlerdi işi.

Yalnız bırakılmam gerektiğine inandılar el birliği ile. Oysa ben tüm evreni içimde taşıyordum, nasıl yalnız olabilirdim ki?

Bunun kimseyle paylaşılmaması gereken bir sır olduğunu farkına vardığımda biraz geç kaldığımı da anladım elbette. Yıllar içinde derslerde anlatılan Big Bang ile patlamanın nasıl gerçekleştiğini, evrende nasıl yolculuk yaptığımı kavradım ben de. Fakat bu büyük sırrı kimseyle paylaşamamanın ağırlığı ile bir günce tutmaya karar verdim. Günlük yaşantımın saçmalıklarını not etmektense, rüyamda yaşadığım diğer yaşamımdan kesitler içeriyordu bu günce. Boyum evimizin karşısındaki asırlık ağacın oyuğuna sığana kadar orada tuttum güncemi. Eski taşlardan yapılmış, yer yer yıkıntılar oluşmuş, kasaba insanlarına göre tarihi benim içinse bir parçam olan Almanlar’dan kalma binanın duvar diplerine geçtim sonra. Dünyanın oluşumundan, tüm çağların birbirini takibine kadar her bir sahne, özel sinevizyon gösterisi gibi rüyamda izlettiriliyordu bana. Tüm bunları unutulmaya terk edemezdim. Hepsini ciltler halinde günce olarak tuttum ben de. El yazımla kendi kendimi başka insanlara esir hale getirdiğimin farkında değildim elbette.

İkinci çember de böylece kırmış oldum!

Sonra aşık oldum. Öyle bir aşktı ki bu; Big Bang falan yalan kalır yanında. Yaşadım da biliyorum. Evreni oluşturan patlama ne ki, aşkla yaşadığım patlama evreni yutup her şeyi yok etti. Geriye bir ben bir de o kaldı. Yeni evren düzeni sadece ikimiz için kuruldu bu kez. O milyarlarca atom birleşip, sadece ikimiz için bir evren inşa etti, gerisi tamamen illüzyondan ibaret. Gözünle gördüğüne inanma, hissettiğin ne ise asıl olan odur. Akıl yalan söyler; söyletir insana ama kalp salt doğrudur. Geçmiş yıllarda buralarda yaşam vardı, insanlar her yerdeydi, mucitler ne icatlar yaptı falan deme; o, gözünle gördüğün! Ya kalbin ne gördü?

Aşkla birlikte rüyalarımda evrildi. Başka boyutlarda çağlar açıp kapanır oldu rüyalarımda. Bir toz zerresinden evrilip kadın olmanın gizlerinde dolaştım. Bunları günceme yazamayacak kadar dilsiz kaldım. Fakat güncelerimi onunla paylaşacak kadar da aymaz davrandım.

Üçüncü çember de böyle kırıldı!

Güncelerimin ortaya dökülmesi, iki bin beş yüz yetmiş iki kişilik kasaba nüfusunun tek mevzusu olmaya yetti. Deha ve deli söylevleri arasında hayal kırıklığının yarattığı zihin kayması, dilime ket vurdu. Ne savunabildim kendimi ne de kabul ettim denilenleri. Sadece şok yaşadım. Aşka düşerken, gözümü kapadığım fani dünya kötülüklerini birer birer kalbimde yaşadım. Gözümle görmedim, kulaklarımla duymadım neler anlattı, nasıl anlattı kasabalılara fakat kalbimden bildim ihanetin yakıcı ateşini. O evreni yaratan ve yutan patlamanın esamesi okunmaz o ateşin yanında. İnsan ırkının yarattığı ve yaydığı kötülük, evrene zehrini yüzyıllardır yayıyormuş da farkında değilmişim.

Bana dokununca bildim zehri.

Oysa zehir de benim bir parçam değil miydi? Hayır değildi, emin oldum. Telepatik iletişimden bilmiyorum bunu, ilk ortaya çıkartıldığı zamanlardan biliyorum. Kalbini karartan insan ırkı kendi yarattı bu zehri. Kalbini dinlemeyi kapatıp, aklıyla en doğruyu düşündüğünü zannettiği zamanlarda. Evrenin sadece kendine hizmet için var olduğu inancındaki insanların buluşuydu bu kötülük yayan zehir.

Bir çember daha kırıldı dünyamda.

Sanırım kırılan her çemberle insanların zihnine bir adım daha yaklaştım. Onların beni nasıl gördüğünün farkındalığı yerleşmeye başladı. Bu farkındalık var olmaya başladıkça rüyalarım beni terk etti. Karanlık bir evrende tek başına bir yıldız olarak kaldım. Işığımsa; o zaten çoktan sönmüştü. Yaradılışımın sebebi Bin Bang de kayboldu gitti zihnimde. Kocaman bir karanlığın içinde enerjisiz kalmış bir yıldız olarak kayıp gittim bilinen ve bilinmeyen dünyadan.

Şimdi ülkenin en bilinen ruh hastalıkları hastanesinde, dünüm, bugünüm, yarınım karanlıkta, var olmadığımın ispatını yapmaya çalışıyorum.
Çemberlerimi teker teker nasıl kırdığım, buraya nasıl geldiğim ortada.

Peki ya sen?

Nereden gelip, nereye gittiğinin farkında mısın?
Kendini bıraktığın bir an?
Kalbinden mi görüyorsun kendini ve başkalarını, yoksa aklınla mı değerlendiriyorsun?
Başkasının gözünden kendine bakıyor musun ya da başka bir göz olup başkalarına?

Kırılacak bir çember var mı hâlâ?

Ben buradayım, düşünürken taşa dönmüş adamın heykelinin tam karşısında. Şimdilerde bir tek ondan bir parça buluyorum kendimde. Bir zerrem o taş parçalarının arasında ve düşüne düşüne yarattığı dünyanın içinde kaybolup gittiği zamansızlıkta.

İnsanların insan yanını hatırlamam için yine gel. Tuttuğun bir günce ise; koru onu! Kırılması ve kırılmaması gereken çemberlerin ayrımına iyi bak.

Bir taştan insan daha kaldırmaz buralar!

Özge Can

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Pınar Sude Genç 22 Temmuz 2019 at 11:16

    Çok beğendim. 👌🏻😍

    • Cevapla Özge Can 22 Temmuz 2019 at 11:43

      Teşekkür ederim genç arkadaşım, öpüyorum 😍😘

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 25 Temmuz 2019 at 10:45

    Özge bayıldım. Kaç gündür yazacağım bir türlü vakit bulup yazamadım. Muhteşem olmuş 👏🏻👏🏻👏🏻
     
    Öncelikle konu çok yaratıcı. Dil akıyor. Sembollerle örtülmüş ikinci anlam ise alkışı en çok hak edeni. Cidden çok çok sevdim 👌🏻👌🏻👌🏻

    • Cevapla Özge Can 25 Temmuz 2019 at 11:46

      Teşekkür ederim tatlım, ne harika yorum böyle 💙😘

    Cevap Yaz