Cadı Kazanı

Sevişme, Kaç!

23 Eylül 2019

Öykü: Sevişme, Kaç! | Yazar: Didem Çelebi Özkan

20:30


Hayatımdan öpüşmeyi çıkarmak istemiyorum. Çıkarmak şöyle dursun, ben öpüşmeyi fazlasıyla seviyorum. Yaşadığımız her ne ise, bu tam zamanlı bir ilişkiye dönüşürse eğer tutkulusundan masumuna her türlü öpücüğe de Adios mu diyeceğim yani?

Tanrım! Neden bir kere de normali bulmaz ki beni?! Sanırsın Hollywood bulvarından Vivian¹ adamın ruhunu ele geçirmiş, kasta göre benim oynamak zorunda kaldığım Edward² karakterine, öpüşmek konsepte dahil değil, diyor.

Merve kendi monoloğunda eğlenirken içindeki sıvının soğukluğu ile buğulanmış kalın cam bardaklarda iki bira ile salona geri döndü Kerem. Göründüğü kadar ağır olduğunu tahmin ettiği ona doğru uzatılmış bardağını iki eliyle uzanıp öyle aldı kendini sakinleştirme çabasındaki Merve. Kanepede kadının yanında yerini alırken sanki yeterince yüksek değilmiş gibi televizyonunun sesini biraz daha arttırdı Kerem.

Tennessee’li All Them Witches, YouTube’un açık olduğu televizyon ekranında kesinlikle haberi dahi olmadığı ünlü parçalarından birini çalarken, “Umarım migren ilacımı yanıma almışımdır,” diye düşündü Merve. Elindeki hayali bagetleri kendinden geçmişcesine havada savuruşunu izlerken “Grubun davulcusu Robby Staebler bu performası görse yerini seve seve Kerem’e teslim eder,” diye yeni bir monoloğun startını verdi ardında da.


Tanrım, davulcunun adını biliyorum!! Biraz zorlasam grubun tarihçesini anlatabilecek bilgiye sahip olmam cidden normal değil. Geleceğin Pink Floyd’uymuş. Sanki geçmişin Pink Floyd’unu severmişim gibi…

Hayali bagetleriyle ritme eşlik ederken bir yandan da davulcunun tekniği hakkında bilgi veriyordu Kerem. Enigma³ şifreli bir metni çok ama çok yüksek müzik eşliğinde deşifre etmeye çabalamak gibiydi adamın neden bahsettiğini anlamak.

Erkeklerin büyümeyen çocuklar olduğu yargısının ne kadar da doğru olduğunu düşünürken adama gülümsemekten kendini alamadı. Kerem’in bakışları, Merve’nin gülen gözlerinde birkaç saniye durduktan sonra gözlerini kadınınkilerden bir an olsun ayırmaksızın Merve’nin yüzünü yavaşça avuçlarının içine aldığında öylece kıpırdamadan durdu kadın.

Yavaşlayan zaman, Kerem’in Merve’nin dudaklarını önce ufak dokunuşlarla, sonrasında artan bir tutkuyla, ardından yerini yeniden küçük öpüşlere bırakarak damla damla aktı.

Hayatında ilk kez, katılmaktan ziyade tüm kontrolü karşısındakine bırakan bir teslimiyetle yaşadığı bu öpüşmenin yıllardır hissetmediği bir duygusallıkta olduğunu fark etmesi sarsılmasına neden oldu Merve’nin. Bu da duygularının yoğunluğundan her korktuğunda yaptığı gibi nükteye sığınacağı anlamına geliyordu. Öyle de yaptı zihnindeki sarkastik kadın.


Şaka mı bu?! Birkaç dakika öncesine kadar onunla asla olmayacağını düşündüğüm yoğunlukta bir öpüşme nasıl olur da dudaklarıma öylece koşulsuz bırakılır? Sinyaller pek olumlu değildi ama gene de bana döndüğün için şükürler olsun ey ulu evren!!

Aynı Günün Sabahı


Tanrımmm, başım çatlıyor. Bok vardı o kadar içecek. Onca rakı yetmezmiş gibi üzerine bir de biraları yuvarladın midene!!! Salak, salak Merve…

Sürünerek de olsa yataktan kalktı. Biralar gece boyu sindirilmeye devam etmiş olmalıydı ki hiç mecali olmamasına rağmen adımlarını hızlandırmak zorunda kaldı. Banyonun kapısını açıp duvardan duvara aynada bitap haldeki yüzünü görünce çabucak bakışlarını sırlı camdaki aksinden uzaklaştırdı. Göz kapaklarında ve kirpiklerinde olması gereken makyaj, göz altlarından yanaklarına doğru koyudan açığa gri bir halka oluşturuyor, alt dudağının kenarında, tüm geceyi ağzı açık uyuduğunun kanıtı bir tortu ağzını her açmaya kalktığında dudak çevresini geriyor, şiş yüzünde yastığın boydan boya izi ile kasırgadan çıkmışı andıran saçları geceden kalmalığın son fırça darbesini yerleştiriyordu yüzüne.

Tuvaletten çıktığında doğruca odasına gidip kendini yeniden yatağa atmayı planlıyordu ki başındaki ağrıya müdahale etmezse çok daha şiddetleneceğini düşünerek rotasını mutfağa çevirdi. İlaç dolabından en kuvvetli ağrı kesiciyi alıp içinden bir tane çıkardı. İlaca bir an baktı. Başını “yetmez” der gibi iki yana salladıktan sonra bir tane daha çıkardı kutudan. Koca bir bardak suyu zorlayarak da olsa ilaçlarla birlikte içti.

Yataktan çıktıktan birkaç dakika sonra yeniden yumuşak yastıklardaydı başı. Zar zor açık tuttuğu gözleri ve yüzünün her yanına bulaşan makyajının tamamladığı perişan görüntüsü ile saniyeler içinde yeniden uykunun iyileştirici kollarındaydı.

Uyumadan hemen önce hayal meyal, “Kerem’le kahvaltıda buluşmayacak mıydık bugün?” diye sorguladı zihnini ama cevabı düşünecek ya da yanıtlayabilecek zaman bulamadan yeniden uyudu.

12:00

Öğlen on ikide çalan alarmla gözlerini açtığında aradan dört saat geçmişti. Birkaç saniye başını hareket ettirmekten korkarak öylece gözleri açık kıpırdaman yattı. Cesaretini toplayıp başını yavaşça oynattığında ağrı olmadığını fark edip içtiği ağrı kesicinin üreticilerine ve tüm ilaç sektörüne şükranlarını sundu.

“Gece uyamadan önce saati kuracak kadar ayıkmışım en azından yoksa akşama kadar uyurdum,” diye düşünerek alarmı susturduktan sonra yatağa fırlattığı telefonunu yeniden eline aldı. Tahmin ettiği gibi Kerem’den mesaj vardı. Şaşırtıcı olan ise kızgın olmamasıydı. Gece kızlarla içeceğini söyleyince zaten sabah kalkamayacağını tahmin etmişmiş, uyanınca aramasını veya mesaj atmasını bekliyormuş.

Merve şaşkınlık içinde “Uyandım 🙂” yazıp yolladı. Kerem bir kahvaltı sofrası fotoğrafıyla birlikte “Sana da bir tabak ayıralım mı?,” diye cevapladı onu.

Neredesin?
Hem ‘biz’ kim?

Meraklı :))
Selin’e geldim.
Kuzenim var ya, hani Mert’in annesi.


Neeee kıskançlık yapıyormuşum gibi mi davranıyor bana? Meraklıymış. “AyıralıM” dersen, “-lım kim?” diye herkes sorar. Hem henüz kıskanç hissedebilecek kadar ayık bile değilim. Hayret bi’ şey!

Ben yanınıza gelene kadar on kere bitirirsiniz kahvaltınızı. Ayrıca hâlâ sarhoşum, ayılmam lazım öncelikle. Siz keyfinize bakın.

Tamam, sana ayrı hazırlarım ben 😉
Su iç bol bol.


Haydaa melek mi kaçtı bu çocuğun içine acaba?

Tamam, içerim 😉

Gerçekten de su içse iyi olacaktı. “Vücudumun hem içine hem dışına bolca su lazım,” diye hayıflandı, sabah banyonun aynasında gördüğü kadının kırklanmaya ihtiyacı olduğu kesindi çünkü.

Kalkmaya yeltendi fakat denemesi ve kendini yeniden yastıklara bırakması bir oldu. En iyisi yatakta biraz keyif yapmaktı. Telefonunu eline aldı ve pazar günü sosyal medya ahalisi neler yapıyor onlara baktı. NetFlix’de dizi seyretti. İkisi arasında kendisine bir sandviç yaptı ve onu da yatakta yedi.

14:00

Elinde telefon sağdan sola döne döne yatarken Kerem’den yeni bir mesaj geldi:

N’aptın bakalım?

Yemek yedim. Bolca su içtim. Şimdi de kendimi banyoya atacak güç bulmaya çalışıyorum. Ama yok. Parmağımı kıpırdatacak halim yok.

Hadi hadi, yeter bu kadar miskinlik. Banyodan sonra çok daha iyi hissedeceksin. Çıkınca yaz bana. Program yapalım.

Peki :)”

Haklıydı. Bu şekilde devam ederse tüm gün yataktan çıkamayacaktı.

Banyoya gitmek üzere odadan çıkacağı sırada nevresimlerin hali gözüne takıldı. Makyajı tüm yüzüne bulaşırken yatak takımını es geçmeyi düşünmemişti. Eve döndüğünde temiz çarşaflarda yatmak istediğinden önce hızlıca nevresimleri değiştirdi.

Kirli nevresim takımını ve kendi üzerinde ne varsa hepsini çamaşır makinesine, kendisini de duşa attı.

Banyodan çıktığında gerçekten de kendini çok daha iyi hissediyordu. Gene de ne makyaj yapabilecek ne de süslü bir şeyler giyebilecek modda olduğundan ince askılı, gövde kısmı beline oturan, kalçadan diz kapaklarının altına doğru kloş inen ve yaz mevsimine son derece yakışan beyaz tiril tiril bir elbise seçti.

Aynada kendi aksine bakarken; “Bu göğüs dekoltesi varken zaten makyaja ihtiyacım olmayacak,” diye kıkırdadı.


Tamam makyajı es geçebilirim ama sudan çıkmış sıçan görünümlü saçlarımın bir şekle girmesi şart.

15:00

Evden çıkmasına yakın Kerem yeni bir mesaj yolladı:

Az giyinmiş olmanı umuyorum.


Hönkkk 😳😳😳 Kızım Merve hiç bu pası karşılama. O goller iyi gelmiyor sana.

Kocaman bir gülümsemenin eşlik ettiği aynadan çekilmiş bir selfiyle kıyafetini yollarken altına şu satırları ekledi:

‘Az’ derken pazar pazar çok süslenme demek istiyorsun sanırım.


Az-çok, onun için değişen bir şey olmayacak çünkü azı da çoğu da üzerimde kalacak. Anlasa iyi olur.

Kerem’in ise anlamaya hiç niyeti yoktu. Erkeklerin en sevdiği oyundu bu ne de olsa. Ahhh elbette kadınların da. Kadınlar oyundan ne kadar keyif aldıklarını itiraf etme konusunda biraz daha ketumdular sadece. Elbise seçiminden yollanan fotoğrafa kadar Merve çoktan karşılıklı bir paslaşma içindeydi de henüz bunu kabullenecek teslimiyet noktasına ulaşmamıştı.

15:15

Fotoğrafın ulaştığı Kerem anında cevap verdi;

Hımmm tek parça, güzelmiş.

Merve bu imalı cevabı hiç okumamışçasına konuyu değiştirdi:

Nerede buluşuyoruz? Hava çok sıcak, soğuk bir şeyler içebileceğimiz, şöyle serin serin esecek boğaz kenarında bir yere mi gitsek?

Ben şimdi eve girdim. Sen buraya gel, sonra düşünürüz ne yapacağımızı.


Hah sıçtın işte şimdi. Sabah paşa paşa kahvaltıya gidecektin. Şimdi bu tembel teneke, hayatta evden çıkmak istemeyecek, sen de “eve gelmem” diye tutturursan onunla baş başa kalıp sevişmemeyi başarabilecek iraden yokmuş da o yüzden gitmeye korkuyormuşsun gibi gözükecek. 30’lu değil de 20’li yaşlarda olsaydın, bu korkuyu yedirirdin hem kendine hem de ona oysa bu yaşta ne senin gururun kabul eder bu kaçak dövüşü ne de Kerem’in zekası. Gider, oturursun karşısına, kahveni içer, sohbetini eder, sonra da “Hadi bana eyvallah,” der çıkarsın o evden. Yürü be Merve. Göster gününü o kendini beğenmişe.

Gösterebilecek miydi Kerem’e gününü acaba? Ya da bunu gerçekten istiyor muydu? Neydi istediği? Tüm bu soruları sormuyordu bile kendine. Yürütemedikleri ilişkiyi arkadaşlık boyutuna çekmişler, burada can çekişiyorlardı.

Kendi düşünleriyle boğuşmaktan “buraya gel” teklifine cevap yazmamıştı. Kerem kadının kararsızlığın farkında oyunu bir üst kademeye taşıdı. Yeni gelen mesajı okuduğunda gülmekle kızmak arasında kararsız kaldı Merve.

Elbise boşa gitmesin.


Pislik yaa. Görürsün sen. O elbise asla çıkmayacak sırtımdan.

O ne demek 😉

Bunun gerçek bir soru olmadığını biliyorum Merve.

Ben de son kararlarımızı hatırlıyorum Kerem.

Mesajlaşmalar devam ederken Merve evden çıktı, saçlarına fön çektirmek üzere yürüme mesafesindeki kuaförüne gitti.

İşlemin bitmesine yakın kuaförü dayanamadı;

“Merve kiminle yazışıyorsun bilmiyorum ama yüzün sanki yazıştığın kişi karşındaymış gibi mimikten mimiğe giriyor. Ergenler gibi kıkırdadığının farkında mısın?”

Merve yüksek perdeden attığı kahkaha eşliğinde “Farkındayım,” dedi.

17:00

Kerem’in Moda sırtlarındaki evinin önüne geldiğinde apartmanın girişine yakın bir yere park etti. Arabadan inmeden önce dikiz aynasında son kez kendine baktı. Evet, iyi gözüküyordu. Bir de şu saçma heyecanını dizginleyebilse fena olmayacaktı. “Allah yardımcım olsun,” diye düşünerek çantasını alıp arabadan çıktı.

Apartmanın önünde birkaç adam ellerinde kutular bir şeyler taşıyorlardı arabalarına. Bir an durup Merve’nin onlara doğru gelişini seyrettiler. Merve yanlarından geçip apartmanın girişine doğru ilerken “Evet, kesinlikle iyi gözüküyorum,” diye düşündü.

Zile bastığında “Kim o?” sorgulaması olmadan otomat açıldı. Asansörde kendini daha fazla incelememeye çalışarak kata çıktı.

Kerem gülümseyen bir suratla kapıda karşıladı onu. Merve de muzip muzip gülümseyip en yakın kız arkadaşını öper gibi masumca ama kocaman sarılıp öptü Kerem’i içeri adım atar atmaz.

Sessizlikten nefret ettiği hatta sessizlikte fazlasıyla gerildiği için anında soluksuz konuşmaya başladı. Antreden salona varana kadar ne kadar gereksiz cümle varsa çoktan kurmuştu. Kerem ise gülümseyerek izliyordu onu.

Salonda her zaman birlikte oturdukları geniş kanepe yerine tekli koltuğa geçti. Kerem bir an “Ne yapıyorsun?” der gibi baktıysa da arkasından “Peki öyle olsun” bakışı yerleşti yüzüne ve Merve’nin karşısına, kanepeye geçip oturdu.

Merve kahvaltı sözünü tutamadığı için üzgün olduğunu, gece fazla içtiğini, bir ay ağzına içki ya da sigara koymayı planlamadığını anlatıyordu şimdi de.

Konuların biri bitiyor diğeri başlıyor, görüşmedikleri süre boyunca neler olduysa Merve en ufak ayrıntısına kadar anlatıyordu. Kerem bir ara; “Merve, gelsene yanıma. Ne diye orada oturuyorsun?” dediğinde Merve’nin bakışlarını doğrudan Kerem’in gözlerine çevirip “Hayır. Böyle iyi” dediği cümle net ve kesindi fakat ses tonu daha çok “Lütfen, yapma” diyordu. Kerem anladı kadının gerginliğini, gözleriyle “peki” dedi, kadın anlatmaya devam etti.

18:00

Bir saat boyunca konuştular. Çoğunlukla Merve, arada Kerem. Ve sonunda konu elbette onlara geldi.

“Tartışmak istemiyorum. Yoruldum seninle kavga etmekten. Olan oldu. Daha doğrusu olmadı. Denedik, olmuyor. Birbirimizi yiyoruz. Yok, birbirimizi değil, sen genelde beni yiyorsun. Devamlı yanlış bir şeyler yapıyormuşum gibi hissetmekten ve yargılanmaktan yoruldum.”

“Yanlış bir şey yaptığın yok. Ben… Ben iyi değildim, birçok hata yaptım. Düzeltmek istiyorum. Lütfen gelir misin yanıma?”

O kadar nazik ve üzgün gözüküyordu ki bu sefer “hayır” diyemedi Merve.

Yanına oturacağı sırada belinden yakalayıp kucağına oturttuğu kadının boynuna yasladı yüzünü Kerem. Derin bir nefesle kokusunu içine çekerken sıkıca sarıldı. Merve ne yapacağının kararsızlığında kıpırtısız, ait olmayan bir yere konulan eşya kadar eğreti, bir sonraki hareketi bekledi.

Belini kavrayan kollar, birkaç saniye sonra kadının vücudunun her notasını yeniden keşfediyordu. Bedeni kıpırdamıyordu belki Merve’nin fakat zihni çılgın alarm sinyalleri yolluyor, Kerem’in dokunuşlarıyla ateşlenmesi gereken vücudu kaskatı kesiliyor, beyni ise “Kaç” diye bağırıyordu.

Ve kaçtı.

Hızlıca Kerem’in kucağından kalktı.

Merve’nin eve adım attığından beri gösterdiği her tepki de olduğu gibi bunun karşısında da oldukça şaşırdı Kerem. Bocaladığını fark ettiği kadını bu hale getirdiğine mi üzülsün, kayıbın ne derece olduğunu ve kurtarılıp kurtarılamayacağına mı kafa yorsun bilemez halde öylece baktı.

Merve biraz önce oturduğu koltuğa geri döndü.

“Altı ayda bir sevişeceğim birini değil bir ilişki istiyorum ben. İlişki tanımı da benim için yanında kendim gibi olduğum, olduğum gibi kabul edildiğim ve huzur bulduğum durum. Biz birlikteyken bunları hissedemiyorum. Senin ya da benim hatam olduğundan değil, sadece olmadığından.

Örneğin ben sarılmayı, öpüşmeyi çok severim, sen pek hoşlanmıyorsun. Evde bir sürü koltuk da olsa ben birlikte olduğum adamın kucağında oturmayı tercih ederim. Bu eve en son geldiğimde camın kenarında sana sarılmıştım. Sen n’aptın, hatırlıyor musun? Beni ittin. Bu beni kırıyor. Belki farkında bile değilsin ittiğinin, belki camın önünde olmamız ve insanların göreceğinden rahatsız oldun, belki, belki, belki… Nedeni ne olursa olsun itilmek hoşuma gitmiyor.

Bunun gibi daha birçok minik minik olay. Senin için önemsiz, benim için önemli. Ben bir daha ‘değiştirebilirim’ umuduyla kimseyle bir ilişkiye girmeyeceğim. Çünkü kimse değişmiyor.”

“Tüm bunları hissetmene neden olduğum için üzgünüm. Dediğim gibi kötü bir dönemden geçiyordum ve sana haksızlık yaptığım farkındayım.”

“Farkında olman neyi değiştiriyor peki? Ne ben beklentilerimden vaz geçebilirim ne de sen bu beklentileri karşılama çabasına girebilirsin. Girsen de bu seni değiştireceği için her anından nefret edeceksin. Ben de bana, senin bana davrandığın gibi davranan biriyle olamam.”

“Merve benim adıma da karar verdiğinin farkında mısın?”

“Bir yıl Kerem! Koca bir yıl!! Birinin hayatına dahil olmayı beklemek için fazla uzun bir süre. Bize verebileceğim tek şey dostluk bu noktadan sonra. Onu da istemiyorsan, kabul. Ama benim sunabileceğim başka bir şey kalmadı.”

“Haklısın. Fakat durumu değiştirmem için bir şans daha istiyorum.”

“Ben bu evden bir kez olsun mutlu ayrılmadım. Birçok, birçok şansın vardı.”

“Belki de önce bunu değiştirmeliyiz. Lütfen, gelir misin yanıma?”

“İyi tamam geliyorum. Ama o ellerin kıpraşmasın.”

Merve tehditkâr “dokunma” bakışları eşliğinde koltukta Kerem’in yanına oturdu. Kerem gülümsedi. Merve gözlerini devirdi. Ve sessizlik tedirgin etmeye başlamadan yeniden anlatacak bir şeyler buldu kadın:

“Aaa biliyor musun, Ezgi’yle tartıştık. Hem de ne tartışma. Kıyamet koptu.”

19:00

Ortak tanıdıklardan bahsetmek cambaz ipinin altındaki güvenlik ağıydı ne de olsa. Merve anlattı, Kerem hak verdi. Ardından Kerem yakın bir arkadaşıyla başından geçen benzer bir olayı anlattı. Bolca güldüler. Gerginlik sıfır noktasına yaklaştığında Kerem uzanıp kadını kendine çekti, kollarının arasına aldı.

“Bence burada olmayı özlemişsindir.”

Özlemiş miydi?
Kesinlikle.
Her şeyi en baştan yaşamaya gücü var mıydı peki?
Kesinlikle yoktu.

Kerem, Merve’nin zihninde kopan fırtınadan habersiz yumuşacık bir sesle; “Birazdan benimle sevişeceksin, biliyorsun değil mi?” derken yeniden ellerini kadının bedeninde dolaştırmaya başlamıştı. Merve için defalarca kez şehvetin fitilini ateşlemiş olan dokunuşları etkisini göstermiyordu oysa.

Bir kez daha hızlıca Kerem’in kollarından sıyrılıp ayağa fırladı.

“Bir şeyler mi içsek? Bira örneğin. Bira var mı?” derken cümleler virgülsüz çıkıyordu ağzından. Kerem oturduğu koltuktan çılgın gibi odanın ortasında dönüp duran Merve’yi seyrederken;

“Bira yok. Şarap sevdiğin için soğutmuştum bir şişe. İstersen getireyim.”

“Yok. Yok. Bira istiyor benim canım. Gidip alayım.”

Merve çoktan salondan çıkmış sokak kapısına doğru yürüyordu.

“En yakın market nerede?”

Kerem şaşkınlık içinde marketi tarif ederken birden durdu.

“Neden tarif ediyorum ki ben de seninle geleyim.”

“Yok. Yok, gelme. Biraz yalnız kalmak istiyorum. Kusura bakma kaçar gibi oldu.”

Kerem’in yanağına bir öpücük kondurup kapıdan çıkacağı sırada Kerem kolundan tutup durdurdu nazikçe kadını;

“Merve, kaçar gibi derken?! Döneceksin öyle değil mi?”

“Elbette. Delirme. Geleceğim. Canım bira istiyor sadece.”

Asansörü beklemek yerine hızlıca merdivenlere yöneldi ve arkasına bile bakmadan basamakları inmeye başladı. Kendini düşürdüğü çocukça duruma sinirlense mi gülse mi bilemiyordu. Kerem’in suratının aldığı hâl kahkahayı hak ediyordu aslında da kendi saçmalamasını yediremiyordu gururuna.

20:00


Sevişeceksen seviş. Sevişmeyeceksen de saçmalamayı kes. Ne bu böyle 18 yaşında ergenler gibi. Naz yaptığını düşünecek. Yok canım düşünmez her halde. O kadar da değil. Hiç beni tanımamış olması gerekir öyle düşünmesi için. Pöfff ne düşünürse düşünsün. Sen kendi düşüncelerini bir toplasana önce. Bira mı?!! Hani bir ay ağzına içki ve sigara koymayacaktın sen? Bari marketin tarifini hatırlıyor musun? Elbette hayır. Evden kaçmaya çalışmakla o kadar meşguldün ki doğru dürüst dinlemedin bile tarifi. Neyse sora sora Bağdat bulunduğuna göre sen de bir market bulmayı başarırsın her halde.

Sokağa attığı ilk adımın ardından derin bir nefes aldı. Günün boğucu sıcaklığı ortadan kalkmış, ılık bir akşama teslim oluyordu hava. Arabasına doğru yürüdü. Kapıyı açıp direksiyonun arkasında yerini aldığında bir süre öylece oturdu. Kendini şimdiden çok daha iyi hissediyordu. İyi belki de uygun kelime değildi. Güvenli. Evet güvenli çok daha doğruydu.


Ne yazıyordu şu son okuduğum kitapta; beyin alarm verdiğinde aslında vücudu korumaya çalışıyormuş. Bir numaralı mottosu “Savaş ya da Kaç” olduğuna göre benimki sanırım şu an kaçmayı daha uygun buldu. Yukarda Kerem’le sevişmek yerine burada tek başıma boşluğa bakıyor olmamın tek sorumlusu demek şu aptal beynim.

Arabayı çalıştırdı. Ne yöne gideceği hakkında hiçbir fikri olmadığı için önüne bir kavşak gelene kadar dümdüz gitti. Kavşakta hangi yolu seçmesi gerektiğini düşünürken yoldan geçmekte olan yaşlı bir kadın; “Bir yeri mi arıyorsunuz?” diye sordu gülümseyerek. Artık ne kadar kaybolmuş gözüküyorsa…

“Ahh çok naziksiniz. Market var mı acaba bu yakınlarda?”

Kadın yeniden gülümsedi. Elleriyle, kollarıyla işaret ede ede tarif etti marketin yolunu. Kadının söylediklerine vermeye çalıştı dikkatini tüm içtenliğiyle. Kerem’i dinlediğinden daha iyi iş çıkarmıştı ama gene de tam olmamıştı sanki. Yaşlı kadını daha fazla yormamak adına teşekkür edip tarifin en azından başını anladığı yöne doğru sürdü arabayı.

20:15

Biraz dolansa da sonunda buldu marketi. İçeri girdi. Altı tane birayla bir paket sigara aldı. Poşeti alıp dışarı çıktı. Arabaya gidemeden marketin önündeki kaldırıma çöktü. Bacaklarının arasında biralar, zihninde sorular bir süre de burada oturdu öylece.

Ne yani bir ilişki mi öneriyordu Kerem? Peki bu nasıl bir ilişki olacaktı? Eskisinden bir kademe üstte ama gene de Merve’nin arzuladığını karşılamayan bir birliktelik mi yoksa Kerem bu sefer gerçek bir ilişkiden mi bahsediyordu?

Peki Merve, Kerem’le bir ilişki istiyor muydu? Her şeyi bırak şu öpüşmeme durumu son derece sinir bozucuydu.
 
 
Didem Çelebi Özkan

 
 

Açıklamalar:

1 & 2: Pretty Woman (Özel Bir Kadın) filminde Julia Roberts ve Richard Gere’in canlandırdığı Vivian ve Edward karakterleri.

3: Enigma: II. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası tarafından gizli mesajların şifrelenmesi ve tekrar çözülmesi amacı ile kullanılan şifreleme makinesi.

4: Dean Burnett’in Aptal Beyin kitabına gönderme yapıyor yazar.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

10 Yorum

  • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 23 Eylül 2019 at 17:11

    Bu sefer Kerem gerçek bir ilişki için uğraşacak mı? Kaç sayılı sefer acaba? Merve’in yenìöpüşmelere ve hiç eskimeyecek sarılmalara ihtiyacı var.. Etrafına mı baksa azıcık.. 😍
     
    Harikasınız Didem Hanım. Bir solukta bitti devamını istedim.. Merve çok mutlu olsun istedim…

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 23 Eylül 2019 at 18:48

      Canım benim, ne güzel bir yorum, çok mutlu oldum. Senin bu herkes için her şeyin en iyisini isteyen kalbini seviyorum. Dediğin gibi umarım Merve istediğine kavuşur ya da en azından akıllanır belki bu sefer birazcık 😝
       
      Sevgiler canım 🤗

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 23 Eylül 2019 at 18:36

    Merhaba,
     
    Çok güzeldi de sanki eksik olan bir şeyler mi var? Öpüşmek… Bir anahtar ya da şifre çözücü mü yoksa ilk adım mı? Bazen minicik bir buse değil mi insanın soluğunu kesen. Acaba Merve ne yaptı? Bence bu kadar serzenişe rağmen… Birazdan… diye başlayan o cümle.. Bence doğru evine ya da arkadaşlarına gitmiştir. Ya da bir bara..
     
    Esen kalın.

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 23 Eylül 2019 at 18:44

      Nimet Hanımcım öncelikle yorum için çok teşekkür ederim. Güldürdü cümleleriniz beni, özellikle de “Birazdan… diye başlayan o cümle..” yorumunuz 😉
       
      Aslında Merve’nin marketten sonra eve döndüğünü ve o birayı içtiğini biliyoruz çünkü hikaye oradan başlıyordu zaten. Arzu ettiği duygu yüklü öpücüğü aldıktan sonra o günün sabahına dönüyor öykü ve o ana kadar yaşananları okuyoruz.
       
      “Gerisi peki?” diye soruyorsanız eğer 😉 Onu okuyan herkes kendi tamamlasın istedim. Kimi tutukulu bir sevişmeyi hayal etsin, kimi bir öpücüğe okyanusları sığdırsın ve bu sefer her adımı yavaştan alsın çiftimiz, kimi de Merve’ye o birayı içirtip sabah arzu ettiği “Eyvallah”ı söyletip o evden bir daha dönmemek üzere çıkartsın…
       
      Karar okurun 😉

  • Cevapla Özge Can 23 Eylül 2019 at 21:02

    Okuyucunun hayal gücüne bırakılmış öyküleri ayrı seviyorum, ‘Sevişme,Kaç!’ da tam öyle bir öykü olmuş. Merve’nin cümle aralarına sıkıştırdığın kelimelerle, kadın ruhunun çelişkilerden arınmakta kıvrak zekasını kullanmasını harika işlemişsin Didemcim.
     
    Nitekim harika kadın fikrinle, harika kadın öyküleri çıkartıyorsun.
     
    Tebrik ederim, sevgimle…

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 23 Eylül 2019 at 21:14

      Canımmm benim ne kadar mutlu oldum beğenmene 🤗🤗🤗 Yazdığın yaratıcı hikayeleri sevdiğim kadar başkalarının öykülerini yorumlama şekline de hayranım. İyi ki varsın bebek, iyi ki buradasın ❤️
       
      Yorum için çoook teşekkür ederim.

  • Cevapla Beril Erem 24 Eylül 2019 at 12:11

    Merveee! Sevişme, kaç! 😁

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 24 Eylül 2019 at 12:14

      😂😂😂
       
      Kaç Merve, kaç 😂

  • Cevapla Demet Uncu 24 Eylül 2019 at 13:39

    Didemciğim çok detaylı, içinde fırtınalar kopan, tutku dolu bir kadını ne güzel tasvir etmişsin 😊 Kalbinden geçen sesleri dinlesin bence, önünde sonunda ona doğruyu fısıldayacaktır. Umarım geçen o sürede yüreğini çok yıpratmaz Merve.
     
    Kalemine, yüreğine sağlık canım…

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 24 Eylül 2019 at 13:50

      Kuzummmmm benim beğenmene çooookkk sevindim. Bu tarz kadınlar benim de ruhuma yakın olduğundan sanırım onları anlatmakta zorlanmıyorum. Merve için, kendim için, tüm Özgür Willy’ler için kıymet bilen adamlar dilerim 🙏🏻

    Cevap Yaz