Ay Işığı Yolcusu

Karanlıktan Çıkış

21 Ocak 2020

Yazı: Karanlıktan Çıkış | Yazan: Atakan Balcı

Eski güzel günlerde, insanlar birbirleriyle düşüncelerinden ötürü kavgalıydı dünyada. Şimdi mezhep, din, renk, dil, köken…

Eski güzel günlerde de insan yığınları düşünmekten şimdiki kadar uzaktı, o yüzden şimdiki saçma günlere evrildi insanlık.

“Kötü kitap yoktur.”

Okumak, okumak deyince kitapçıların ön raflarındaki genç oğlanların, kızların fotoğraflarıyla, yıldızlarla süslü kapakları olan yeni dönem kitapları geliyor artık insanların aklına. Eskiden var olmayan türde kitaplara kapılmış gidiyor yığın ve sürüklüyor canlı yaşamı ardından.

“Yaprak Dökümü” adlı romanda geçen bir sözü unutmuyorum, Emekli Kaymakam “Ali Rıza Bey” söylemişti sanırım; “Kitabın kötüsü yoktur.” Şimdiki “bazı” popüler kitapları görseydi ne derdi acaba?

Doruklar

Ursula Ana’dan “Mülksüzler”, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’dan “Yaban”, Alexandre Dumas’dan “Monte Kristo Kontu”, Halide Edip Adıvar’dan “Vurun Kahpeye” romanları vardı; hâlâ var görebilen gözlere. Kişi usunda çığır açan kitaplar, zevkin ve zekânın doruğu romanlar; ama şimdi öyle kişiler var ki yaygın biçimde hem de, “zevkin ve zekanın dorukları” ilgilerini çekmiyor, “dibi” çekiyor her şeyin, zevkin, insanlığın, düşünmenin.

İşte her şey bu noktaya çıkıyor, kavgalara, tartışmalara… Kavga ille de fiziksel şiddet içermek zorunda değil, her türlüsü kötüyse de şiddetin ama nasıl anlatabilirsin “insanlığın doruğu” yerine “adamın dibi”ni seçenlere bunca yıldız patlamasını?

Tartışmak

Tartışmayı, derslerde, “birbirini ikna etme sanatı” diye öğretiyoruz bizler de, öyle temellendirilip öyle isteniyor bizlerden de. Peki öyle mi? Her şey, tüm yanlış en başından, ilk noktadaki o ilk adımdan başlamıyor mu? “Tartışmak” sözcüğünün kökeni “tartmak”tır Türkçe’de. Cinsiyetçi ve kavgacı kültürlerin etkisiyle farklı algılansa da, Türkçe’deki tartışma, bireylerin birbirlerini anlama uğraşından alır temelini. Bireylerin birbirini “tartması”, kendilerini anlatıp karşıdakini anlamaya çalışmasıdır “tartışmak” da öz kültürümüzde. O yüzden Türk ulusu binlerce yıldır rengarenktir, kızıl, sarı, beyaz renkli tenlerle örülü. Temelde Kafkas-Alpin ırkından olsa da ulus, bir yanıyla Moğollara, bir yanıyla Doğu Asya Kızılderililerine uzanır tüm bu köksel nedenlerle.

Denebilir ki “Bizim kültürümüz de kavgacı değil miydi ki her zaman?” Değildi iki gözüm, değildi. Tomir/Tomris (Tomir/Timur/Demir) Hatun’u okusun merak edenler. 15. yüzyıl ortası ile başlatılan bir kavgacılık olsa da savaşçıdır kültürel özümüz, kavgacı değil.

Eski güzel günler-karanlıktan çıkış

Eski güzel günlerde, insanlar birbirleriyle düşüncelerinden ötürü kavgalıydı dünyada. Şimdi mezhep, din, renk, dil, köken…

Eski güzel günlerde de insan yığınları düşünmekten şimdiki kadar uzaktı, o yüzden şimdiki saçma günlere evrildi insanlık. Okuyun, tartışın, dinleyin. Diplere değil, doruklara dikin gözlerinizi; hırsla değil, azimle, sevgiyle bakın gökyüzüne.

Sevi ve ışık ile!…

Atakan Balcı

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

1 Yorum

  • Cevapla Serap Aydın 21 Ocak 2020 at 17:55

    Yalın bir dil, akıcı bir üslup…
    İyiydi.
    Esinin bol olsun.

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan