Sentez

Gölge Oyunu

28 Şubat 2020

Öykü: Gölge Oyunu | Yazan:  Özge Can

Pencereye bağlı ip ne için? Ben dışarıya çıkamayayım diye mi? Yoksa kendimi asmam için işaret mi veriyorlar?

İçime doğru mu hapsedildim yoksa dışardan mahrum bırakılarak bu kulübeden bozma odanın içinde onlarsız kalmaya mı mahkûm edildim bilemiyorum.

Nahit!

Beni ortada bırakmasaydı buraya hapsedilmeyecektim. Ne idim onun için onu da bilemiyorum. Bu ara ne olduğumu, ne olacağımı, hiçbir şeyi bilemiyorum.

Belki sıcak bir tazeliktim onun için. Yeni bir nefes. Nasılsa evde bekleyen Mücella vardı. Çocukları, eşi için saçını süpürge etmiş, kendini onlara adamış Mücella.

Bu saçını süpürge etmek de ne klişe bir söylem. Bunları da Hikmet Öğretmenin okuttuğu kitaplardan öğrendik. Tüm kasaba ondan çok şey öğrendik.

Keşke hiç gelmeseydi Hikmet Öğretmen, biz cahil kalsaydık.

Hissettiklerimin karın ağrısı olduğunu sanırdım. Kalbimde ağrı var sanırdım bilmeseydim. Geçer giderdi.

Oysaki Hikmet Öğretmen karın ağrısının böyle olmayacağını anlattı. Kalp ağrımazmış onu da anlattı. “Bunun adı; aşktır, sevdadır” dedi. Sonra bildiğimiz o kurallar girdi devreye. Evli olanlar sadece eşlerine karşı karın ağrısı duymalı, bekar olanlar da bekar olanlara karşı. Bizim eşleşmede bir hata vardı elbette de içine düşünce fark ettik hatayı.

Aşkta hata olur mu?

Olurmuş, bunu da Nahit öğretti.

İçimde uçuşan kelebeklerin karnımda yarattığı ağrıya denk düştü bakışlarıyla. Ovanın sarılığını yerleştirmişti gözüne. Kasabanın ortasında akan ırmağın yeşiline bakınca hafif yeşilimsi bir tona dönerdi. Işıl ışıldı bakışları. Bir de çok güzel gülerdi. Kasabanın genç kızları sıkışmış hayatımızın içinde ırmağın etrafına toplanır, Hikmet Öğretmenin verdiği kitapları sesli okurduk birbirimize. Nahit de o zamanlarda yanımıza gelirdi. Okuduğumuz cümlelere güler, o işler öyle değil, diye nutuk çekerdi bize. Şehre gidip, orada bir süre yaşamış olmasından herkesçe saygı duyulurdu. Benim hissettiklerimin saygıdan başka bir şeye evirilmesi de bu zamanlara denk geldi. Önce aklıma girdi, sonra düşlerime. Oradan da kalbimle hayallerim arası bir yerde gitti geldi bir süre. Bunun ayrımına varan Nahit, tek bir gülümsemesiyle soluğunu soluğumda dondurdu. Gölge oyunu başladı bundan sonra aramızda.

Bu bir seçim miydi, içine mi düştüm bilmiyorum. Nahit, hayatının içinde gizemli bir gölge edinmişti benimle. Mücella, bu oyunun bir parçası değildi. O kendi hayatının ası olarak inandığı Nahit’e, sevdiği çocuklarına bir ev kurmuş orada yaşıyordu.

Tam bu zamanlara denk gelmişti Hikmet Öğretmenin de karın ağrısına tutulup, başka bir şehre gitmesi. Onun ki kurallara aykırı bir tutulma değildi. Her şey olması gerektiği gibi olmuş; hediyelerle, ıslıklarla uğurlanmıştı köyden. Belki Hikmet Öğretmen kendi karın ağrısına aklını takmasaydı, benim karın ağrımın şaşırdığı yolu anlardı da beni çekerdi bu gölge oyunundan.

Belki de her şeyi oyun sandı küçük aklım.

Irmağın kenarında Nahit’in gelişini beklerken içimde yeşeren umutla beni alıp götürecek sandım. Şehri biliyordu, orada tanıdıkları vardı. Yeni bir hayat kurabilirdik. Bu kasabanın kurallarından kurtulurduk. Şehrin kuralları bizimle aynı değildi. Öyle anlatmıştı Nahit. Şehirde, Nahit’le kuracağımız yaşam, gündüz düşlerim olmuştu. Düşle gerçek arasındaki ayrımı yitirince de arada bir yerlerde yaşar oldum. Nahit’teki değişimi anlayamadım tabii bu sürede. Ben hayallerimle yeni yaşamımın planları ile uğraşırken, Nahit bir ipin ucuna bağlamış, gölge oyununun içinden çıkmama müsaade etmiyordu.

Onun karnındaki ağrı, benimki ile denk değildi. Ben herkese bağır çağır anlatmak isterken, o gizin içinde kalması için uğraşıyordu. Bana gülümsemesi yeterken, o soluğunda solmamı istiyordu.

Sonra Nahit gitti!

Mücella’yı, çocuklarını aldı gitti.

Beni sonra gelip alacağını düşünüp bekledim bir süre. Mevsim geçtikten, Nahit gelmedikten sonra ben gölge oldum kasabanın içinde. Beklemenin, insanı çürüttüğünü duymuştum büyüklerin birinden. Çürürsem Nahit beni sevmez artık diye düşündüm. Ardı sıra gitmeye karar verip yola düştüğümde, buldular beni. Kendimi gölge saydığımdan, yokluğum bilinmez sanmıştım.

Nereye diye sorduklarında, gündüz düşü etkisiyle Nahit’e dedim.

Herkes sandı ki kendi hayal dünyamda bir gerçek yarattım. Gölge etmeyeyim kimseye diye de o an, bu zamandır bu odaya hapsedildim.

Penceredeki ipe dalıp gidiyorum son zamanlarda. Görünmez bir iple beni kukla yapan Nahit, gölge oyununda beni yalnız bıraktı. O ip beni yaşama bağlarken, şimdi bağımı kesiyor. Mahkumiyetim için mi orada asılı, benim için mi ayrımını çözdüğüm anda yeniden başlayacak hikayem.

Özge Can

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz

Girne Antik Liman
Girne Antik Liman
Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan