Sentez

Geçtiğim Yolda Bir Şey Unuttum

10 Nisan 2020

Öykü: Geçtiğim Yolda Bir Şey Unuttum | Yazan: Özge Can

Ses mi, çiçek mi desem
Işık mı, renk mi desem
Sanki geçtiğim yolda bir şey unuttum…*
-Şükûfe Nihal Başar

Sırtından vuran güneş ışığı elindeki gergefin sol üst köşesine sivri burnunun gölgesini düşürüyordu. Yaptığı işin inceliklerine öyle dalmıştı ki Şükûfe, nakşettiği lale motifini burnunun gölgesi çerçevesine sığdırdığının farkına varamadı. Güneşin açısı değişene kadarki sürede biteviye işlemişti motifi.

Gergefi, uzaktan bakmak için kaldırdığı anda anladı yaptığı hatayı; perspektifi yok saymıştı. Diğer motiflerin yanında küçücük kalmış lale motifiyle konuşmaya başladı Şükûfe;

“İsminle tezat bu davranışını nasıl açıklamalı laleciğim? Sen gibi gurur abidesi çiçek, gel şurada papatyanın, gülün gölgesinde ufacık tefecik kal.”

İncecik dudaklarının kenarında bıraktığı gülümsemeyle başını kendi kendine sallayıp duvarında asılı çeşit çeşit çerçeveleri izlemeye daldı.

Hayatının yirmi iki yıllık meslek emeği; tek tip çerçeveler içerisine yerleştirilmiş, ebat farklılarıyla nakşedilmiş çiçek motifleri ile salonun duvarlarını süslüyordu. Mor orkideler, sarı papatyalar, tüm renklerden denenmiş laleler, pembe ortancalar, kırmızı ve sarı güller… Standart renklerle, farklı ebatlarda çiçek motifleri, altın sarısına boyanmış basit düz bir çerçeve içerisinde renk cümbüşü yaratıyorlardı.

Evinde duran kişisel sergisine göz gezdirirken telefonu çaldı Şükûfe’nin.

“Efendim Minecim – İyiyim canım, sen nasılsın? – Evdeyim, elbette var – Bekliyorum Minecim.”

Telefonunu kapatıp elbisenin eteklerini uçuşturarak mutfağa geçip, hazırlığa koyuldu Şükûfe.

Kendi içinden konuştuğu sese öyle derinden kulak vermişti ki arada mimikleriyle içindeki sesi destekliyordu. Mutfakta oradan oraya bir telaş koştururken Mine geldi.

Hoş geldinle başlayıp, hâl hatır sorduktan sonra Mine’nin gözlerinin içine sevgiyle bakarak cesarete ihtiyacı olduğu her halinden belli olan genç kadına güven verdi. Mine avucunda tuttuğu başı gökyüzüne bakan kadın figürlü kupayı parmaklarını sararak bir cesaret konuya girdi;

“Kursu bırakmaya karar verdim ben Şükûfe Hocam, lütfen hemen tepki vermeyin anlatacağım.”

“Tepki vermeyeceğim elbette canım, seni dinliyorum.”

“Hocam, benim kendimi yenilemem lazım. Hatta kendimi yenmem! Nakış kursunda birkaç tane çiçek motifi işlemeyi öğrenerek bu hayatta istediğim yere gelemem ki. Beni yanlış anlamayın lütfen, bu sizin mesleğiniz. Hor görmüyorum, aşağılamıyorum elbette ama standart bir genç kızdan beklenen hayatı yaşıyorum sanki. Nakış yapmayı öğreneceğim, çeyizimi kendim yapacağım, ideal eş adayıyla evleneceğim. Hiçbir şey yapmadan hayatın içinde nakış çiçeklerimin arasında öyle yaşayacağım. Bu benim istediğim hayat değil hocam, kusura bakmayın.”

Şükûfe’nin salonunu gözleriyle tarayarak ekledi:

“Unutulmuş bir hayatı nakşederek, çerçevelere sığdırmaya çalışarak yaşlanmak istemiyorum hocam, anlayın beni.”

Mine’nin gençlik coşkusu, hoyrat diliyle perçinlenerek Şükûfe’nin salonunun ortasına balyoz darbeleri indiriyordu.

Şükûfe, yüzünde mimik oynamadan, aynı sevgi dolu bakışla Mine’nin yüzüne bakmaya devam ederek es vermesini bekliyordu. Salonun ortasında göçük oluşturan darbeleri umursamıyor bir hali vardı. Mine aynı coşkulu ifadeyle sürdürdü konuşmasını;

“Babamın izin verdiği tek yerdi sizin kurs. Ona da çeyizimi kendim yaparım da o masraftan kurtuluruz sevdasından tamam dedi. Hoş, annem de ondan farklı düşünmüyor, biliyorsunuz siz de. İlk zamanlar bir farklılık olur, farklı insanlar tanırım diye geldim. Hocam hak verin siz de bana Allah aşkına! Orada benimle ortak paydada buluşacak kim var? Orta yaşını geçmiş bir sürü kadın, ellerinde gergef, dedikodu hızına paralel olarak çiçek nakşedip duruyorlar. Yaşıma en yakın olan Sevgi’nin de durumu ortada. Ben hayatımım devrimini yapmaya karar verdim. Onu burada, bu ortamda yapamam hocam. Bana destek olun lütfen, babam başka bir ortama gitmeme izin vermez.”

Konunun kendisiyle ilgili kısmına gelindiğinin farkında olan Şükûfe, Mine’yi bir süre dinlenmeye bırakıp, çayları tazelemeye gitti. O sırada umuyordu ki Mine bir nefes soluklanıp, sözünün ağırlığının yarattığı havanın fakına varsın. İçeriye dönüp çayları bıraktıktan sonra pencereyi açtı Şükûfe;

“Çiçek kokuları yeniden dolsun odaya, bir nefeslenelim Minecim. Çayına papatya özü damlattım, bir kokla evvela, sonra yudumla canım.”

Mine, Şükûfe’nin dingin halinin şaşkınlığında papatya özlü çayından bir yudum aldı. Gençliğin coşkulu esrikliği içinde içtenlikle gülümsedi.

“Elinize sağlık hocam, nefis olmuş çay.”

“Afiyetle canım. Mideni rahatlattık şimdi de gönlünü rahatlatalım bakalım. Kursu bırakabilirsin elbette. Benim açımdan tabii ki sakıncası yok. Ki kurs konusu en çabuk çözülecek olan. Biz daha derin bir sorunu çözelim evvela. Herkes kendine çizilen sınırın dışına çıktığı kadar, çıkabildiği kadar özgürleşir. Kendi devrimini o çizginin dışına çıktığın ilk adımda yapmaya başlarsın. Senin için bu kurs sınırının içinde kalan bir alan iken, Nezahât için bir devrim. O kocasına rağmen bu kursa gelebiliyor. Sınırının dışına çıkmış kadın. Sevgi, senin babandan çok daha kötüsüyle yaşıyor. Onun sınırının dışı bu kurs, babasına rağmen geliyor bu kursa. Özgürlüğü; bu kursta nakşettiği bir gülün yaprağında ya da lalenin dalında başlıyor. Hor görüyorsun ya da küçümsüyorsun demiyorum Minecim, sen direkt üzerlerine basıyorsun. Ben kendi sınırlarımın dışına çıktığımda sen yaşlarında vardım, yoktum.

Memleketimi ardımda bırakıp geldim buraya. Öğretmen olmam, ebeveynlerimin olumsuz tepkisini geç, tüm sülalemin mevzusuydu. Herkese sırtımı dönüp bu yola çıkarken, kendi kendimi yeniyordum ben de. Denenmiş yollardan gitmedim, gösterilen yola da girmedim. Kendimi yenilemenin peşinde bir devrim sevdasında devam ettim yoluma. Fakat kimsenin üzerine basmadım canım.”

“Demem o ki Minecim, sen kendi devrimini yaparken, diğer kadınları ötekileştirme, yükselmeye çalışırken, onların üzerine basma. Kendi hayatın için adımını at mutlaka ama kız kardeşlerinin de elinden tut bunu yaparken. İllaki biriyle kavga edeceksen önüne engel koyanlarla et, önüne engel koyulmuşlarla değil.”

Konuşması devam ederken salonun diğer ucundaki kitaplığa doğru gidip geldi Şükûfe.

Cümlesi bittiğinde Mine’nin yanına bir kitap bırakıp zarif elini yüzüne götürerek, parmağıyla yanağını okşadı genç kızın.

“Ben kendi devrimimi gerçekleştirmek için yola çıktığımda bu kitaptan destek almıştım. Bütün yaralarım işaretlidir içerisinde. Sen çıkmak istediğin bu yolda az yara alırsın dilerim. Yara almaktan korkma elbette. Aldığın yaralar; yaşam tecrübelerinin, öğrenciliğinin, tazeliğinin işaretleridir. Onları iyi kolla. Yeni yerler çizerek okumanı dilerim canım.”

“Hocam, Simyacı*’yı okumuştum ben.”

“Demek ki kendini hatırlatmak için bu zamanı bekliyormuş kitap. Yeniden okumaya değecek kadar kıymetlidir. Kendi simyacılığına soyunuyorsun madem, bir kez daha okumalısın Minecim.”

“Peki, babam. Onunla konuşacak mısınız?”

“Dedim ya küçüğüm, onlar kolay olan, biz derin olanı çözersek gerisi hallolacak. Gönlünü ferah tut, halledeceğiz.”

Mine’nin apartmandan çıkışını pencereden izliyordu Şükûfe, içinden eski bir şairin şiirini** tekrarlayarak Mine için unutacaklarının az olmasını diledi.

 
 
Özge Can
 
 

Notlar & Açıklamalar:

* Bir Şey Unuttum – Şükûfe Nihal Başar     ⇡⇡⇡

** Simyacı – Paulo Coelho     ⇡⇡⇡

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

6 Yorum

  • Cevapla Pınar Sude Genç 10 Nisan 2020 at 14:25

    Ne tatlı bi’ diliniz var. 🎈

    • Cevapla Özge Can 10 Nisan 2020 at 14:55

      Canım Pınar, teşekkür ederim 💙

  • Cevapla Cansu Kayış 10 Nisan 2020 at 16:34

    Bambaşka’ m,
    Yapmış olduğun betimlemelerle öykünün içine alıyorsun., okurken gözlerinin kapadığında öykünün tam da ortasına düşüyor insan.. yüreğinden hep güzel öyküler aksın bizlerle de paylaşman dileğiyle..
    Sevgiyle..❤

    • Cevapla Özge Can 10 Nisan 2020 at 18:34

      Cansu’m, sağ ol canım benim. Güzel günlere çıkalım hep birlikte, çoğaldıkça paylaşalım. Sevgimle cansum 💙

  • Cevapla Hicran Yıldız 16 Nisan 2020 at 11:51

    Eline, diline saglık Özgecim. 👏👏

    • Cevapla Özge Can 16 Nisan 2020 at 13:13

      Teşekkür ederim canım 💙😘

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan