İçimdeki Sesler

Planlar ve Planlanamayanlar | 2

30 Haziran 2020

Öykü: Planlar ve Planlanamayanlar | 2 | Yazan: demet Uncu

 

Planlar ve Planlanamayanlar 👉🏻 Birinci Bölüm

 
 
Takside hiç susmadan konuştular. Gençlik dönemleri boyunca yaz tatillerinde yaşadıkları, paylaştıkları ne çok anı, biriktirdikleri ne çok şey varmış sahiden. Birbirlerini sinir ettikleri zamanlar da az değilmiş hani. Onur’un, her işini hep kendi başına halletmesinden dolayı ona “Erkek Fatma” diye seslenişinden tutun da onun Onur’u hep “Sıska, dörtgöz arkadaşım” diye başkalarıyla tanıştırmasına kadar birçok güzel ama bir o kadar da saçma anıdan bahsettiler yol boyunca.

Evlerinin olduğu sokağa gelince birlikte indiler taksiden. Onur’un akşam yedi gibi gelip onu almasına ve yürüyerek Balıkçı Hasan’a gitmeye karar verdiler.

Kapıyı açıp, eve girdiğinde ne kadar yorgun, bitkin ve mutsuz olduğunu hissetti. Ayakkabılarını çıkarıp, evi havalandırmak için tüm camları açtı. Cep telefonunun yola çıktığından beri kapalı olduğunu anımsadı. Kafasını toparlamaya çalışarak şifreyi girdi; ancak ikinci denemeden sonra açıldı telefon. Açılır açmaz da gelen mesajların bildirim seslerini duydu, cevapsız aramaları gördü. Hiçbirini ne okumak ne de kimseyi aramak istiyordu. Koltuğa telefonunu fırlattıktan sonra üst kattaki banyoya attı kendini. Ilık bir duşun ardından yatağının içine girdi, bir kedi uysallığında kıvrılıp pikesine sarılarak, derin bir uykuya daldı. Ne de olsa; uyku, her şeyden kaçmak istediği zamanlarda sığındığı, en sevdiği tedaviydi. Hiçbir şey düşünmeden, beklemeden, her şeyi oluruna bıraktığı nadir anlardan biriydi, uyuduğu zamanlar.

Yaklaşık 2 saat kadar uyumuş olmasına rağmen uyandığında kafası hâlâ oldukça karışıktı.

Tuhaf tuhaf rüyalar görmüş ama hiçbirini net anımsayamıyordu. Başrolde elbette eski erkek arkadaşı vardı. “Eski” diye adlandırmak ona çok tuhaf geldi birden. Tam 3 yıldır hayatının içinde, hatta merkezinde olan o adam birdenbire “eski” olmuştu. Anlayamıyordu gerçekten, bu hayatın dinamiğini, matematiğini, hiçbir şeyini…

Kimseye güvenemeyecek, kimseyi sevemeyecek, özleyemeyecek miydi? En iyisi yalnız mı olmaktı? Gerçekten bilemiyordu. Şu hayal kırıklıkları, şu canını acıtan cam kırıkları olmasa ne güzel olurdu.

Çok üzüldüğü zamanlar, kaybettiği eski eşi gelirdi aklına. Yanında olsaydı bunların hiçbirisini yaşamak zorunda kalmayacaktı. Acaba o bunları yaşarken, hissediyor muydu üzüldüğünü? Ya da yaptığı hataları görünce kızıyor muydu ona? Belki de içten içe onu yalnız bıraktığı için, gittiği yerden o da üzülüyordu, kim bilir?

Aklından bunlar geçiyor, gözyaşları yanaklarından süzülüp, yastığını ıslatıyordu. Elleri ile gözlerini ovuşturduktan sonra, kendini zorlayarak ayağa kalktı. Elektirik süpürgesi ile evi baştan aşağıya süpürdü, her yerin tozunu aldı. Temizlik yapmak da iyi geliyordu ona, kafasını dağıtıyordu azıcık da olsa.

Marketi aradı, su ve yarın sabahki kahvaltısı için peynir, zeytin ve reçelden oluşan siparişini verdi. Ardından çalan cep telefonunun sesi ile irkildi, ekranda beliren “sevgilim”i görünce aramayı red edip, ardından sessize aldı. Bir ara, bu kaydı da silmeliydi telefonundan.

Saatin altı buçuk olduğunu gördü.

Onur saat yedide onu alacağını söylemişti. Apar topar çantasından çıkardığı askılı siyah uzun elbisesini giydi, sarı saçlarını at kuyruğu yapıp, parfümünü de sıktıktan sonra çantasındaki kırmızı ruju hatırladı. Sürsem mi acaba, diye düşünürken kapı çaldı. Hızlıca aynanın karşısına geçip rujunu sürdükten sonra sandaletlerini ayağına geçirerek kapıyı açtı.

“Hadi ama erkek Fatma, bekletmeyi hep severdin sen zaten, karnım çok acıktı, acele et biraz” diye söylenen Onur karşısındaydı. Yüzünde kocaman bir gülümseme; üzerinde keten bermuda bir şort, gök mavisi bir gömlek, ayağında beyaz spor ayakkabıları ile karşısında hiç de fena durmuyordu.

O da gülümseyerek, “Tamam uzatma sıska, geliyorum” dedikten sonra kapısını kilitledi, merdivenlerden inip yanaklarından öptü.

“Çok güzel olmuşsun” dedikten sonra Onur da onu öptü. Birlikte yürümeye başladılar.

Ilık, yasemin kokan, çok güzel bir yaz akşamıydı.

Etraf biraz kalabalıktı. Onur, hep anlatacak bir şeyler bulduğu için balıkçının önüne kadar nasıl geldiklerini anlamadı. Bu akşamki kavalyesi garsona rezervasyon yaptırdığını belirtince kendilerine ayrılan denize nazır bir masaya oturdular. Önden rezervasyon yaptırması, çok hoşuna gitmişti nedense.

Mumların ve pembe renkli begonvillerin süslediği masaları oldukça şirin, bir o kadar romantikti. “Aman, ne romantikliği” diye içinden geçirdi aceleyle. Sonuçta bütün gece sohbet edip, kadehlerini tokuşturacaklar, biraz da birlikte güleceklerdi işte.

Ne yemek istediklerine karar verdikten sonra; daha çok meze ağırlıklı, kalamar ve tarator soslu midyeden oluşan deniz mahsulleri menüsünü sipariş edip rakı servisini garsona bıraktılar.

Restaurant oldukça kalabalıktı ama birbirlerine anlatacakları, merakla bekledikleri hayat hikayeleri olduğu için çok da umursamıyorlardı yoğunluğu. Önce iş hayatlarından bahsettiler biraz. Onur, bir bankada müfettişlik pozisyonuna kadar yükseldikten sonra 45 yaşında istifa edip, butik zeytinyağı işine girmişti. Çocukluğundan beri bahsettiği, büyükbabasından kalma zeytinliği devralmış ve zeytinyağı üretmeye başlamıştı. Bunları heyecanla anlatırken, ne kadar da mutlu olduğu gözlerinin parıltısından belli oluyordu.

“Hep yapmak istediğim işi yapıyorum Zeynep ve inan çok mutluyum. İnsanın istediği işi yapması ve bundan keyif alması ne büyük bir mutlulukmuş bilemezsin” diyordu.

Onur, sıkıcı, rutin devam eden bankacılıktan sonra, bunun ona nasıl iyi geldiğini büyük bir tutkuyla anlatmaya devam etti. İkinci kadehler doldurulurken Zeynep de evden çalışıp, kitap çevirileri yaptığından bahsetti. Yabancı diller de onun her zaman ilgisi çeken bir alan olmuştu, işini severek yapıyordu. Sadece, sürekli bilgisayar başında çalışmaktan kronikleşen sırt ağrılarını, pilates ve yoga ile çözmesi gerekiyordu.

Birer yudum daha içkilerinden aldıktan sonra “Yolunda mı her şey gerçekten?” diye sordu Onur, sanki anlamışçasına sıkıntılı olduğunu Zeynep’in.

Gözlerini yere devirerek, “Herşey değil tabii” diye cevapladı sorusunu Zeynep.

“Anlatmakta zorlandığın bir şey olduğunda ilk yaptığın gözlerini yere devirmek olurdu hep, bu huyun hiç değişmemiş” dedi Onur.

Erkek arkadaşının onu aldattığını, bunu da cep telefonunu karıştırarak öğrendiğini, yasak ilişkisinin ne kadar sürdüğüne, ne kadar sıklıkla görüştüklerine dair hiçbir detaya sahip olmadığını ve olmak da istemediğini bir çırpıda anlattıktan sonra buralara kaçtığını söyledi Zeynep.

Onur’un yüzünde acı bir gülümseme belirdi. Bir süre hiçbir şey söylemeden en sevdiği mezelerden biri olan pastırmalı humustan bir parça alıp, yarım kalan kadehini de kafasına dikerek bitirdi.

“Ne tuhaf, benimki de eski heyecanını yitirdiğini ve beni eskisi kadar sevmediğini söyleyerek evi terk etmişti” diye içinde tuttuklarını gizlemeksizin anlattı Onur da eski dostuna. Onur sözlerini bittikten hemen sonra, arkadaşının gözlerinin çevresinde ve alnında oluşan çizgilerin daha da derinleştiğini ve hüzünlendiğini fark etti Zeynep. Ne tuhaftı, seneler sonra burada karşılaşmışlar ve her ikisi de yalnız bırakılmışlardı.

Onur’un gözlerinin içine bakarken gençliklerinde ne kadar hoş hayalleri olduğunu, tüm bunları yaşayabileceklerini asla düşünmediklerini geçirdi içinden Zeynep. Belki de hiçbir şeyi kontrol edemeyeceklerini, hayat onlara öğretmek istemişti sadece.

Garson yanların gelip, tatlı yemek isteyip istemediklerini sorduğunda; “Dondurmalı irmik tatlısını seviyor musun hâlâ?” diye başka bir soru yöneltti Zeynep’e Onur.

Bunu unutmadığına oldukça şaşırdı Zeynep, bir o kadar da mutlu oldu. Böylesi hoş bir gece ve sohbetin üzerine, şahane bir tatlı da harika giderdi doğrusu.

Lezzetli tatlıların ardından gecenin sonu da yaklamıştı. Yemek boyunca o kadar konuşmuşlar ve o kadar çok gülmüşlerdi ki saatin bire geldiğini, sade Türk kahvelerini içerlerken ancak fark ettiler.

Bu akşam Zeynep’e nasıl da iyi gelmişti.

İç içe geçmiş beyin damarlarının birbirlerinden ayrılarak, gevşemeye başladığını hissedebiliyordu.

Onur izin isteyip, içeri gittiğinde hesabı ödemiş ve evlerine birlikte yürümüşlerdi. İnsanın geçmişinden gelen tanıdık biri ile sohbet etmesi, vakit geçirmesi biraz tuhaf ama bir o kadar da güzeldi.

Zeynep evinin önüne geldiğinde, Onur kendisine eşlik ettiği için ona sarılarak teşekkür etti. “Yarın işin yoksa, birlikte yüzmeye gidelim mi?” diye sordu.

Aslında kendi kendisiyle kalmak, biraz düşünmek, kafasını toplamak istiyordu. Ne de olsa, kimseye bir şey söylemeden İstanbul’u terk etmişti. Eninde sonunda o konuşmayı eski sevgilisi ile yapması gerekiyordu. Konuşmadan ayrılmak ona göre değildi belki de…

“Olur, bakarız” diye gülümseyerek cevapladı arkadaşının sorusunu, ardından eve girdi.

Her zaman yaptığı gibi sevdiği plaklardan birini koydu. Üzerini değiştirmek için odasına giderken, kapı çaldı. “Acaba gene ne söylemeyi unuttu Onur?” diye düşünerek açtı kapıyı Zeynep. Karşılaştığı görüntüyle adeta donup kaldı. Kıpırdayamıyordu. Yorgun ve harap görünen eski sevgilisi Sinan karşısında duruyordu.
 
 

Devam edecek…

 
 

Yazarın Notu:

16 Haziran Salı günü yazımı yayına veremediğim için okurlarımızdan içtenlikle özür diliyorum. Umarım, bir önceki hikayenin devamını yazarak, birazcık da olsa kendimi affettirebilmişimdir.

 
 
Demet Uncu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz