İçimdeki Sesler

Planlar ve Planlanamayanlar | 3

14 Temmuz 2020

Öykü: Planlar ve Planlanamayanlar | 3 | Yazan: Demet Uncu

 

Planlar ve Planlanamayanlar 👉🏻 Birinci Bölüm
Planlar ve Planlanamayanlar 👉🏻 İkinci Bölüm

 
 
Sinan, kolunu kapı eşiğine dayamış halde, kanlı canlı karşısında duruyordu.

“Lütfen, içeri girebilir miyim? En azından, kısa bir süre de olsa konuşabiliriz, öyle değil mi?”

Zeynep Sinan’ı karşısında görmüş olmanın yarattığı şokla, her hangi bir cevap vermeden açık bıraktığı kapının ardından arkasını dönüp içeri girdi. Sinan, onu bulmuş olmanın rahatlamasıyla derin bir soluk verip Zeynep’in peşinden eve girdi, salondaki tekli koltuğa oturdu.

“Sen, nasıl kimseye haber vermeden, hiçbir şey söylemeden çekip gidersin? Bütün arkadaşlarını, akrabalarını aradım. Senden haberi olan bir Allah’ın kulu yok. En sonunda, kaçmak istediğinde gitmek isteyebileceğin tek yerin burası olduğu geldi aklıma. İlk uçağa atlayıp geldim ben de. Seni bulduğuma çok sevindim” diye anlatıyordu Sinan nefes dahi almadan.

Zeynep, onun buraya gelmesinin hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini, adeta haykırarak söyledi. Yalnız kalmak istiyordu sadece. İstanbul’a dönmesini istedi Sinan’dan. 3 yıldır taparcasına sevdiği adamın, bunu kendisine nasıl yapabildiğini, nasıl yalan bir hayatı olduğunu ve halen yüzüne nasıl bakabildiğini sordu.

Sinan derin bir iç çektikten sonra, bir yıl kadar önce yaptıkları büyük kavganın ertesi sabahı Antalya’ya iş seyahatine gittiğinde, bu kadınla otelde tanıştığını ve ilişkilerinin telefonda devam ettiğini, sadece Antalya’ya gittiğinde görüştüklerini söyledi.

Yani ona göre çok önemli bir şey değildi, zaten geçen hafta da bitirmişti bu ilişkiyi. Üstelik kadın da evliydi, boşanma aşamasındaydı.

Zeynep ağzı açık, onu dinliyordu.

O kadar kolay ve basitmiş gibi anlatıyordu ki olanları Sinan… Karşısında gözlerinin altı mor ve çökmüş, üstü başı perişan halde kanepede oturan bu adam, gerçekten deliler gibi sevdiği adam mıydı? Nasıl bir adamı sevmiş ve hayatına sokmuştu anlayamıyordu. Zeynep bunları içinden geçirirken, Sinan buzdolabına yöneldi, içecek bir şey bulamadığı için soğuk suyu bir bardağa boşalttı ve Zeynep’in yanına oturdu.

“Özür dilerim, herşeyi mahvettim” derken elini tutmak için öne doğru eğildi. Sinan’ın dokunuşla tüyleri diken diken olan Zeynep, hemen ayağa kalktı.

“Bitti Sinan, bitti. Anlattıklarını hazmedecek bir midem yok, olanları yok sayabilecek ince bir ruhum da yok maalesef. Lütfen, daha da zorlaştırma ve git.”

Tüm vücudu şiddetle titremeye başlayan Zeynep’in sonunda sinirleri daha fazla dayanamadı ve ağlamaya başladı. En son böyle ağladığında, eşinin cenazesinde olduğunu hatırladı. O zaman da şimdiki gibi durduramıyordu hıçkırıklarını bir türlü.

Sinan onu teselli etmek isteyince, kalan tüm gücüyle itti adamı. Kalbindeki cam kırıkları daha da derine batıyor, canını daha da çok acıtıyordu.

Güzel bir ilişkileri varken ve onu bu kadar çok seviyorken; saçma sapan, onun için anlamı olmayan bu şey için, ilişkilerini bitirmeye gerek var mıydı, diye sordu Sinan.

“Benim için bir anlamı var ama. Hoşça kal Sinan” dedi Zeynep sadece.

Sinan onu o kadar iyi tanıyordu ki Zeynep’in fikrini artık değiştiremeyeceğini bildiği için “Ben seni seviyorum” dedikten sonra kapıyı arkasından çarparak evden çıktı.

Yorgun ve tükenmiş bir halde yatağının üzerine bıraktı Zeynep kendini. Üzerini bile değiştirmeden, öylece pikeyi üzerine çekti; ağladı, ağladı ve ancak sabaha karşı uyuyakaldı.

Uyandığında saat neredeyse öğlene geliyordu.

Yataktan kalkacak gücü kendinde bulamasa da ılık bir duşun iyi geleceğini düşündüğünden zorlayarak kendini banyoya attı. Duşa girmeden önce aynada fark ettiği yüzünde gözleri kıpkırmızı ve davul gibi şişti. Oldukça perişan görünüyordu. Çok fazla önemsemedi bu durumu.

Duştan sonra bornoza sarılıp filtre kahve makinesinin başında bekledi. Kahvenin demlendikçe salınan kokusu kendini daha iyi hissetmesini sağlıyordu. Birçok insan gibi bu esrik koku ona da her zaman iyi geliyordu.

Bahçeye çıkıp, terastaki masaya kahvaltılıkları yerleştirdi. Sokak kapısının koluna iliştirilmiş ekmek poşetini içeri aldı. Bakkal Mehmet Amca, gençliğindeki gibi her sabah fırından çıkan taze, mis gibi ekmeklerinden birini, onun burada olduğunu öğrenmiş olsa gerek ki poşetle kapıya asmıştı. Hoş, artık Mehmet Amcası yoktu, oğlu devam ediyordu baba mesleğine. “Ufak bir yerde, mahalle içerisinde yaşamak ne güzel bir şey“ diye geçirdi içinden.

Evden dışarı çıkmak hiç istemiyordu. Sadece kahvaltıdan sonra çarşıya inip, yemeklik bir şeyler alacaktı. Bütün gün yemek yapacak, uyuyacak ve kitap okuyacaktı.

İki gündür eline almadığı telefonu aklına gelince sesli mesajlarını dinledi. Sinan’ın bıraktığı mesajların dışında, yakın dostlarından biri olan Müge’nin mesajlarını gördü. Onu çok merak ettiğini, Zeynep’in bir an evvel kendisini aramasını beklediğini söylüyordu mesajında.

Dün geceki savaşın ardından kalbindeki tüm yorgunluğu iliklerine kadar hissediyordu.

Son arananlar listesinden Müge’yi bulup aramayı yaptı. Telefon açılır açılmaz arkadaşının “Zeynep, nasılsın? Neredesin? Çok merak ettim seni” diyen telaşlı sesi duyuldu. Muğla’daki evde olduğunu ve Sinan’la olan biteni kısaca anlattı.

“Çok, ama çok üzüldüm sizin adınıza. Sinan’ın bunu sana yaptığına inanamıyorum. Siz, çevrenizdeki herkes için umut kaynağıydınız. Sinan’ın seni aldatmış olduğuna inanamıyorum.”

En az Zeynep kadar şaşkın ve üzgündü Müge. Yaklaşık bir saat kadar konuştular. Telefonu kapatmalarına yakın Sinan’ı affedip affetmeyeceğini sordu Müge.

“Affetmek mi?” dedi Zeynep şaşırarak; “Aklımdan bile geçmedi affetmek. Bunu kabullenmek, hiçbir şey olmamış gibi davranmak, sevdiğine güvenmeye çalışarak hayatına devam edebilmek, çok zor, hatta imkansız” diye açıkladıktan sonra telefonu kapatıp kendini ikili koltuğa bıraktı; gözlerini yumdu her şeyden kaçmak istercesine.

“Aldatılmak, gerçekten istenirse, affedilebilir bir şey mi?” diye düşünmeye başladı. Kalbinin çok yorgun olduğunu hissediyordu, zaten varolan derin yaralarını sarmaya çalışırken yorulmuştu. Üzerine bir de, bu aldatılmak hadisesi bindi. Oysa kalbi, Sinan karşısına çıkmadan evvel yalnızlığa çoktan alışmıştı. Hayat Zeynep’in neye alıştığına veya alışmadığına bakmıyordu, karşısına Sinan’ı 3 sene önce çıkarıvermişti. İlişkilerinde genelde mutluydular ve çok da güzel günleri olmuştu birlikte. Arada bir ettikleri ufak kavgaları, kırgınlıkları da olmuştu muhakkak ama onların ilişkilerini güçlendirdiğini düşünmüştü Zeynep. Demek ki, Sinan için öyle olmamıştı.

Yazarın da tam şu anda hissettiği gibi; Zeynep’in de yüreği, midesine kadar üzgündü. Kalbinin artık dikiş tutmadığına inanıyordu. Kendini durduramadığı bir ağlama krizi başladı ardından. Bir süre hıçkıra hıçkıra ağladı. Sadece Sinan için değil, kalbine verdiği sözü tutamadığı ve onu yine karanlıklara boğduğu için af diledi yüreğinden Zeynep.

Yattığı yerden doğruldu, gözyaşlarını sildi, bir şeyler pişirmenin ona iyi geleceğini düşündü.

Civciv sarısı mini şortunun üzerine beyaz tişörtünü geçirdi, parmak arası terliklerini antredeki portmantodan çıkarıp ayaklarını içine kaydırdıktan sonra kapıyı ardından örtüp, çarşıya doğru yürümeye başladı.

Akşam yemeği için ne pişireceğini düşündü. Neyse manava geldiğinde, karar verecekti ne alacağına. Taze börülceyi görünce, dayanamadı, zeytinyağlısına bayılırdı. Yarım kilo kadar kese kağıdına koydu. Taze yapraklar için önce bir tereddüt etti ama yaprağı sararken en azından kafasından geçen düşüncelere sarmayacağını düşündü, ondan da yarım kilo aldı. En sevdiği meyvelerden çileği ve kavunu da alarak manavdan çıktı, yanındaki kasaba uğradı; yaprak dolma için kıymayı çektirdi. Aslında esnafla sohbet etmeyi severdi ama bugün hiç içinden gelmiyordu. Bir an önce eve gidip, yemek yapmaya başlamak ve zihnini Sinan’ın dışındaki bir şeylerle meşgul etmek istiyordu.

Onur’un evinin önünden geçerken dün akşamki sözünü hatırladı. “Tüh, sabah yüzmeye gidecektik Onur’la” diye söylendi kendi kendine. Dün geceki mevzulardan dolayı tamamiyle aklından çıkmıştı verdiği söz. Onur da aramamıştı zaten onu.

Kapısını çaldı, bir iki dakika bekledikten sonra, Sevgi Hanım gülümseyen, güzel yüzüyle Zeynep’i karşıladı ve içeri davet etti.

“Sevgi Teyzeciğim çok teşekkür ederim, başka sefere inşallah. Ben Onur’u soracaktım, sabah buluşacaktık ama ben tamamen unutmuşum.”

Onur’un eski eşinden sabah bir telefon geldiğini ve aceleyle onun arabasını alıp, İstanbul’a doğru yola çıktığını söyledi Sevgi Hanım. Zeynep bu duruma çok şaşırdı ama Sevgi Hanım’a belli etmeden evine doğru yürümeye devam etti.

“Onur’un, eski eşi için İstanbul’a geri dönmesine sebep olacak, ne olmuş olabilirdi ki acaba?” diye düşündü. Erkekleri hiçbir zaman anlamayacaktı galiba Zeynep…
 
 

Devamı için tıklayınız.

 
 
Demet Uncu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Buket Dilek 15 Temmuz 2020 at 12:23

    Kendine değer veren herkesin yapması gerekeni yapmış Zeynep. Kutluyorum 😉 Seveceksek güzel sevelim, yormayalım yıpratmayalım.
     
    Bu hikaye nerelere götürecek bizi bakalım merakla bekliyorum.
     
    Kalemine ve yüreğine sağlık 🌺

    • Cevapla Demet Uncu 15 Temmuz 2020 at 20:27

      Beğenmene çok sevindim canım benim. Çok teşekkür ederim, ben de merak ediyorum gerçekten 😉😘

    Cevap Yaz