İçimdeki Sesler

Planlar ve Planlanamayanlar | 6

25 Ağustos 2020

Öykü: Planlar ve Planlanamayanlar | 6 | Yazan: Demet Uncu

Planlar ve Planlanamayanlar 👉🏻 Birinci Bölüm
Planlar ve Planlanamayanlar 👉🏻 İkinci Bölüm
Planlar ve Planlanamayanlar 👉🏻 Üçüncü Bölüm
Planlar ve Planlanamayanlar 👉🏻 Dördüncü Bölüm
Planlar ve Planlanamayanlar 👉🏻 Beşinci Bölüm

Artık İstanbul’daydı.

Yaralarını sarabileceği kadar sarmıştı. Hayatına kaldığı yerden devam etmeliydi artık Zeynep. İlk işi Sinan’ın bütün eşyalarını toplamak oldu. Birlikte aldıkları, üzerine anlamlar yüklediği ne kadar eşyası varsa, koliledi. Onları kargoya verdiğini belirten kısa bir mesaj gönderdi telefonundan. Ne kadar çok eşya kolilemiş ve yeni bir düzen kurmaya çalışmıştı kendisi için? Hayatına giren insanlar bir vardılar, sonra yoktular…

Neyse aklının sesini dinleyerek, bu konuyu yeniden deşmek istemedi. 15 günde bir gelen temizlikçi ile birlikte evini temizlemeye ve düzenlemeye devam etti.

Akşam olduğunda yorulmuştu artık. Kendine bir kadeh beyaz şarap koydu, yanına hazırladığı ufak peynir tabağı ile birlikte ayaklarını koltuğa uzattı. Son zamanlarda çok severek dinlediği, Cibelle’nin “Green Grass” parçasıyla ruhunu dinlendirdi. Hangi şarkıyla, hangi kitabın daha iyi gideceğini sorsalar; kesinlikle bu şarkı eşliğinde, E. Soley’in “Sakin” isimli kitabının büyük bir keyifle okunabileceğini söylerdi Zeynep.

Ayağa kalktı, kütüphaneden kitabı bulup rastgele bir sayfasını açtı. Çocukluğundan beri kitap okurken en sevdiği yerlerin ya altını çizer ya da o sayfayı üst tarafından kıvırırdı. Kitabı açtığında kıvırdığı sayfaya denk geldi ve yüksek sesle okumaya başladı:

“Fikirler değişebilir. Mevsimlerin döndüğü ve hayvanların kabuk değiştirdiği gibi, herkesin fikri değişebilir. İnsan bu ya, gün gelir olup biten herşeye başka taraftan bakmak isteyebilir; hatta belki bu yeni baktığı tarafı eskisinden daha çok benimseyebilir. Hem Picabia ne demişti: Başımız, fikirler aklımızda rahatça yer değiştirebilsin diye yuvarlaktır.”

Bu satırları ilk kez okuduğunda hissettiği huzuru, içinde yine hissetti Zeynep. Nedense, bir tür dinginlik ve sakinlik veriyordu ona bu kitapta okudukları. Kitabının ismini de, okuyanların üzerinden bıraktığı bu etkiden almış olabileceğini düşündü.

İkinci kadehini doldururken, Onur’un mesajını fark etti.

“Nasılsın? İyi misin diye sormak istedim. Umarım herşey yolundadır. Müsait olduğunda kahve içelim mi birlikte?”

Onur’un da İstanbul’a döndüğünü anlamıştı. Ne kadar ince ve düşünceli diye aklından geçirdi.

“İyiyim Onur, çok sağol. Umarım sen de iyisindir. Herşey yolunda merak etme. En kısa zamanda içelim tabii, yazarım sana” diye detaysız, kısa bir cevap yazmayı tercih etti. Mesajının mavi tık olduğunu gördükten sonra telefonu kapadı.

Ertesi sabah uyandığında, pişirdiği patatesli omletini ve yanına mis gibi kokan taze demlediği çayını da alıp balkona geçti. Bugün, çevirisini yarım bıraktığı kitaba devam etmeyi planlamıştı. İşini bir süreliğine de olsa aksattığını düşünüyordu.

O an telefonu çaldı, arayan editörüydü.

Umarım çeviriyi sormaz diye içinden geçirdi ve enerjik bir tonla “Merhaba” diyerek telefonu açtı.

“Merhaba kaçak, seni düğünüme davet etmek için aradım“ diyen editörü ile sevinç çığlıkları atarak konuşmaya başladı. Evlilik kurumuna inanmadığını her fırsatta dile getiren editörünü de dize getiren bir erkek olmuştu sonunda. Onun adına gerçekten çok sevinmişti, çok iyi ve dürüst bir insandı. Evleneceği insanın da, onun kıymetini bilen biri olmasını içtenlikle diledi. Düğün için yapılan hazırlıkları bir bir anlatmaya devam ederken, “Nikah şahidim olmanı çok isterim. Kabul eder misin?” diye sorduğunda neredeyse heyecandan kalbi duracaktı.

“Aynı lisede okuyup, sıra arkadaşı olduğu senelerden başlayan arkadaşlıkları, üniversiteden mezun olup, iş başvurusunda bulunduğu ve yayınevi sahibi olan sevgili editörünün şimdi de nikahında şahit mi olacaktı?“ diye düşündü büyük bir keyifle. Seneler gerçekten ne kadar çabuk geçiyordu. İlk önce ne yanıt vereceğini bilemedi. Sonra, “Emin misin Aslıcığım? Aile büyükleri bu duruma kırılmasın sonra?” diyebildi. Aslı da onu hiçbir zaman bir çalışanı olarak görmediğini; gerçek bir dosta ihtiyacı olduğu her zaman, onu yanı başında bulduğunu ve bu mutlu gününe şahitlik etmesini çok istediğini söyledi. Ayrıca, damadın şahidi de onun en yakın arkadaşıydı; yani aile büyükleri için bir sorun olmayacaktı bu durum.

Zeynep’in gözleri doldu, önce bir yutkundu. “Tabii, çok isterim ben de. Çok mutlu oldum senin adına” diyerek telefonu kapattı.

Düğüne 15 gün vardı, geriye kalan günlerin konusu belli olmuştu artık onun için.

Ne giyecek, saçını ve makyajını kime yaptıracaktı? Üstüne üstlük bir de nikah şahidi olacağından daha da özenerek gitmek istiyordu. Kafasından geçen sorulara bir süreliğine ara verdi. Bilgisayarının başına geçti ve çevirisine kaldığı yerden devam etti.

Haftasonu geldiğinde kendini sokağa attı ve bildiği bütün butik mağazalara girip, gece elbisesi aramaya başladı. Kırmızı renkte, sade ve şık bir elbise istiyordu. Yaklaşık 2 saat gezinip aradığını bulamadığında deniz kenarındaki en sevdiği kafede biraz dinlenmek istedi. Boş masa ararken, arkası dönük oturan ve kitap okuyan Onur’u gördü.

“Biri var mı burada oturan?” diye sorarak yanındaki boş sandalyeyi gösterdi. Onur onu görünce önce çok şaşırdı, sonra “Eee, lafta kahve içeriz deyip, sonradan aramayan arkadaşların olursa yalnız kahve içmeye gidiyorsun işte” diyerek güldü ve Zeynep’e sarıldı. Bu yerin her zaman ona huzur verdiğini, denizden gelen iyot kokusunu ciğerlerine çeke çeke kitap okumanın ve kahve içebilmenin büyük bir keyif olduğunu söyledi.

“Eee, sen ne arıyorsun buralarda bakalım Zeynep Hanım?” diye sorunca alışverişe çıktığını, aradığını bulamayınca da biraz mola vermek için burayı seçtiğini söyledi. Yaklaşık 1 saat kadar süren tatlı sohbetin ardından Zeynep, izin isteyip kalkmak istedi. Onur da bir akşam yemeği için söz alıp, gitmesine izin verdi.

Ümitsiz bir şekilde caddede yürümeye devam ederken, daha önce dikkatini çekmeyen ufak ama şirin bir butik görüp içeri girdi.

Askıda tam da istediği gibi ince askılı, kırmızı renkte saten bir elbise görünce üzerinde denemek istedi. Kabinden çıkıp, aynaya baktığında kendini çok beğendi. Sadece terziye askılarından biraz aldıracaktı o kadar. Elbisenin altına, geçen sene aldığı dore renkli, üzerinde minik taşları olan bantlı ayakkabılarının da yakışacağına karar verdi. Kulağına büyük küpelerini takıp, eline de clutch’ını aldığında bu iş tamamdı. Elbiseyi hemen satın aldı, bir taksiye binip evinin yolunu tuttu.

Beklenen düğün günü gelip çattığında, Zeynep sabahın erken bir saatinde heyecanla uyandı. Kendi düğünüymüş gibi neden bu kadar heyecanlı olduğunu da anlamadı. Belki de ilk defa nikah şahitliği yapacağı içindi. Kuaförüne geldiğinde saçlarına düz fön çektirip, güzel bir at kuyruğu yaptırdı. İrice olan kahverengi gözlerinin kapağına, duman grisi tonlarında far sürdürdükten sonra, üzerlerine incecik siyah bir eyeliner çektirdi. Ardından elmacık kemiklerinin üzerine şeftali tonunda bir allık ve son olarak da dudağına kırmızı rujunu sürdürüp, makyajını tamamlattı. Yaklaşık 20 senedir geldiği kuaföründen her zaman olduğu gibi yüzü gülerek çıktı.

Evden çıkmadan önce boy aynasından yansıyan görüntüsü beğendi, çağırdığı taksi geldiğinde büyük bir sevinçle düğüne gitmek üzere yola çıktı. Taksiden indiğinde kendini yeşillikler içerisinde, oldukça güzel hazırlanmış bir konseptin içerisinde buldu. Davetli sayısı da epeyce fazlaydı. Aslı’yı tanıdığından beri çevresi hep kalabalık olmuştu. Biraz da sosyal bir insan olmasının, davetli sayısında etkili olabileceğini düşündü. Hem ortamın ambiyansı, hem de davetliler oldukça şıktı.

Törenin gerçekleşeceği yemyeşil çimlerin üzerine yerleştirilen beyaz sandalyelere doğru ilerledi.

Yayınevinden tanıdığı, çevirmen arkadaşlarını gördü, onlarla selamlaşıp, biraz sohbet ettikten sonra içecek masasına doğru yöneldi ve bir roze şarap kadehini eline alıp gelin & damat odasına doğru yürümeye başladı. Açık olan kapının arasından Aslı’yı gördü. O kadar güzel olmuştu ki bembeyaz sade ve zarif gelinliğinin içerisinde Aslı. Saçının bir kenarına özenle yerleştirilmiş beyaz renkli orkideye bayılmıştı. Onu görünce “Wow, muhteşem görünüyorsun, kırmızılar içerisinde Zeynep. Ayakkabımın altına ilk senin ismini yazdım ona göre. Bu gecenin sonunda yalnız kalmayacaksın sanırım” diyerek, kahkaha attı. Aslı arkadaşının makyajı bozulmasın diye hafifçe sarılarak onu tebrik etti. Bu arada sarışın, mavi gözlü yakışıklı damat ile tanıştı. Onu da tebrik ettikten sonra, tören alanına geri döndü.

Nikah memuru onu çağırdığında çok fazla yürümemek için önden ikinci sıraya oturmayı tercih etti. Bu arada damadın şahidinin de kim olacağını merak ediyordu, nedense ismini sormak aklına bile gelmemişti. Artık, gelin ile damadın yanında beklerken tanışacaklardı, yapacak bir şey yoktu.

Vakit yaklaştıkça, heyecanı daha da artmaya başladı. Nikah memurunu göründüğünde, herkes birden ayağa kalktı, hareketli giriş müziğinin ardından gelin ve damat alkışlarla birlikte yerlerini aldı. Şahitler çağrıldığında Zeynep hızlı adımlarla yürümeye başladı. Arka sıralardan da damadın şahidinin ayağa kalktığını görür gibi oldu. Yerine geldiğinde, Onur’un ona doğru yürüdüğünü görünce adeta şok geçirdi. Onun da şaşkınlığı da yüzünden okunuyordu. “Nasıl yani, sen de mi?” demeye kalmadan, tören başladı.

Tören boyunca, ikisinin de yüzündeki gülümseme devam etti.

Çiftin ilk dansları bittiğinde Onur, Zeynep’i dansa kaldırdı. Birbirlerine sarıldıklarında halen gülüyorlardı. Onur, “Kaderin bir cilvesi sanırım bu durum. Damat Bey, benim üniversiteden çok yakın arkadaşım. Aslı’nın da editörün olduğunu daha yeni öğrendim. Hayat ne tuhaf değil mi Zeynep?” diye şaşkınlığını aralıksız cümlelerle ifade etti.

Zeynep de en az onun kadar şaşkındı ama bu karşılaşmanın çok güzel bir tesadüf olduğunu da söyledi.

“Zeynep, o kadar güzel görünüyorsun ki; bir de üzerine o muhteşem gülümsemen ile bu tablo tamamlanıyor bence.”

Zeynep’in hafifçe yüzü kızardı, iltifatı için ona teşekkür edip, “Sen de hiç fena sayılmazsın bu gece” dedi. Sanki Zeynep’in kalbi yavaş yavaş ona karşı ısınmaya başlamıştı artık. İçinden neden olmasın, bir şansı hak etmiyor mu ya da hak etmiyor muyuz, diye geçirdiği sırada Onur, onu kollarının arasında daha da sıkı sararak, “Bize bir şans verecek miyiz Zeynep?” diye sordu. Yere eğdiği başını kaldırdı ve gözlerinin içine bakarak; “Verelim değil mi bu şansı ikimize?” dedi ve ardından o muhteşem gülümsemesi ile ona gülümsedi. “O zaman senden sözünü aldığım akşam yemeğine yarın çıkalım mı?” diyerek soruyu soru ile yanıtladı Onur.
 
 

Son

 
 
Demet Uncu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 25 Ağustos 2020 at 15:02

    Demetciğim,
    Hikayenin mutlu son olması çok hoş.
    Arada editörü de evlendirmen bomba olmuş.
    Bu hikayelerin devamını bekliyorum.
     
    Kalemine sağlık.

    • Cevapla Demet Uncu 25 Ağustos 2020 at 15:57

      Cemciğim, hikayemi beğenmene çok sevindim, özellikle editör kısmını.😂
       
      Umarım devamı gelir.
       
      Sevgiler 😍😍

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan