Turizm

Siyasi Beklentiler Işığında Kapalı Maraş

16 Eylül 2020

Yazı:Siyasi Beklentiler Işığında Kapalı Maraş |Yazan: Prof.Dr.İsmet Esenyel

Bu ülkede demokrasi var ise; kimseyi incitmeden herkes görüşünü açıkça ifade edebilir. İster sever ister sevmezsiniz ama gailesi memleket olan herkese son derece saygım vardır. Bu sebeple, bazı basın mecralarında Maraş ile ilgili çıkan manşetlere katıldığımı da belirtmem gerekli.

Maraş kesinlikle yeni bir ganimetin kapılarını açmamalı. Bundan ben de birçok Kıbrıs Türkü gibi çok rahatsızlık duymaktayım. Herkes kendince Kapalı Maraş ile ilgili bir şeyler yazıp çiziyor. Kimileri Türk tezlerini ortaya koyarken, Maraş’ın eski Osmanlı Vakfiyelerine ait olduğunu belirten bir kesim ‘buralar bizim’ diyor. Kimileri İngiliz oyunlarından şikâyet ediyor, kimileri de değiştirilen koçanlarına ve Rumların haksız mal edinmesine vurgu yapıyor.

“Bir karışını vermeyiz burası zaten bizim” deyip kestirip atıyor.

“Kanla aldık, bir karışını bile vermeyiz” diyor.

Öte yandan (ben de bu gruba dahilim) vakıf mallarının envanter sayımı ile resmi belgelerinin uluslararası hukuk yolu ile ispatı vücut edilmesine, Osmanlı döneminde İngilizlere ada kiralanınca ne şartlarda kiralandığına (vakıf malları) bakılmalı diyor. İngiliz döneminde bu malların nasıl tapularının değiştirildiğine dikkat çekenler var.

Envanter ile ilgili biraz bilgi vereyim:

1973 yılındaki istatistiklere göre; dünyadaki en trend 10 turizm destinasyonundan bir tanesi. 45 otel, 60 apart otel, yaklaşık 14 bin 500 yatak kapasitesi, 380 yarım inşaat, Cyprus Airways, İngiliz Kraliyet ailesi, Kıbrıs Cumhuriyeti, British Airways, katkıları ile yapılmış 6,5 km sahil şeridi.

Uzmanlar tarafından 25 milyar USD, evet yanlış okumadınız, yirmi beş milyar Amerikan Doları yalnız altı buçuk km sahil şeridinin değeri (taşınır, taşınmaz mal). Korkunç bir servet anlayacağınız. Biraz daha bilgi verecek olursam; 3000 küçük büyük ticari iş yeri, 99 eğlence yeri (bar, lokanta, gece kulübü) 25 müze, 24 yazlık kışlık sinema ve tiyatro, 21 banka, 2 spor tesisi. 14 bin 500 yatak kapasitesi ile 1974 yılında adanın tümünün %35’ini bulunduran şehir. Turizm geliri olarak 1973 yılında adanın tüm turizm gelirlerinin de ayrıca %53’ünü elinde bulunduran bir cennet (idi).

Tarihe kısacık bakış: Varoşa ne demek?

Varosha’nın, Osmanlı döneminde kasabanın dışındaki varoşlarda fakir halkın yaşadığı bölgede Abdullah Paşa Vakfı ve Lala Mustafa Paşa Tekkelikita Vakıflarının koçanlı malı ait olduğu bilinmektedir ve bu belgelerle de ispat edilmiştir. Ada alındığında; Mağusa şehrinde yaşayan yerleşik Ortodoks, Katolik, Ermeni nüfusa dokunmak istemeyen Osmanlı hoşgörüsü, o dönemlerde; şehrin dışına, (varoşlarına) Türk nüfusu yerleştirmiş ve bu bölgeleri yukarıda bahsettiğim vakıfların tapulu malı haline dönüştürmüştü.

Şimdi bu topraklar üzerine birçok siyasi satranç hamleleri oynanıyor. Osmanlı “Ahkamü’l Evkaf“ olarak bilinen kanunlar, uluslararası siyasi platformda gerçekten ne kadar geçerlidir? Kafamda bir sürü sorular… Bu oteller gerçekten veya tüm Kapalı Maraş arazileri İngiliz yönetiminde illegal olarak mülk yapıları değiştirildi ise nasıl değiştirildi? Buna kimler müsaade etti, siyasi davamızda neden bunlar çok daha önceden ’74 öncesi ve savaş sonrası KTFD (Kıbrıs Türk Federe Devleti) ilan edilince ortaya atılmadı? Dönemin siyasetçileri, özellikle İngiliz Kanunlarını iyi bilen tecrübeli dava adamları, bu oteller ve yerleşim alanları yapılırken, tüm Maraş parselasyonu bizim Evkaf arazileri üzerine yasa dışı olarak yapıldığında neden sessiz kaldılar?

Madem ki vakıf arazileri, vakfiyeler elden çıkarılamayacaktı ve kanunlar ile korunan bu malların tapusu değiştirilmeye müsaade etmiyordu nasıl olmuştu bu işler? O yıllarda bile değeri milyon dolarları aşan ve yatırımları yapanlar ve yaptıranlar suçlu değil miydi? Bugünlerde Türkiye’miz neden bu yatırımları yapan kişilerce AİHM’de mahkûm edilerek, mallarını kullanamıyorlar diye mahkûm edildi veya hâlâ ediliyor? Yoksa biz her zaman ki gibi hakkımızı arayamıyor muyuz?

Şimdi işte bunların cevaplarını bulmanın tam zamanı…

Geçmişte Kapalı Maraş ile ilgili yaptığım birçok araştırma var. Bunların en önemlisi ve akademik olanı yaklaşık 1400 kişi ile yaptığım geçen yılki çalışma idi. O çalışmada özetle; Maraş’ın Kuzey Kıbrıs turizmine olumsuz etkilerini, Maraş’ın Türk idaresi altında açılmasını, Maraş’ın turistik tüm tesislerinin daha önceki sahiplerince Türk otoritesince açılmasını, Maraş’ın uluslararası hukuka dayalı çözüm hamleleri ile açılması gerekli mi sorularının cevaplarını hem turist, hem de Kıbrıslı Türkler gözünde anket ile belirtmiştik.

Bugün gelinen nokta ise haklı duruşumuz yanında, belirsizlik ve toplum içinde merak oluşturan bazı algıların ne olduğu ile ilgili. Rahatsızlık veren bu algı yok edilmeli. Gittikçe Maraş’ın açılması ile ilgili atılan adımlar toplumumuz içerisinde rahatsızlığa sebep veriyor. Rahatsızlık kesinlikle açılması ile ilgili değil sakın yanlış anlaşılmasın. Maraş’ın nasıl açılacağı ile ilgili.

Çocukluğumun geçtiği Bostancı köyünde evlerin ön cephelerinde genellikle kahverengi veya kırmızı boyalar ile “tutulmuştur” yazısı yazardı.

Bu yazının ne anlama geldiğini çocukluğumda anlamazdım ama büyüyünce ne anlama geldiğini çok iyi öğrendim. Benzerlerini emin olun Rumlar da Türk evlerine yapmıştı ama onlar Türk mallarına oturma hakkı, kullanım hakkı verirken biz koçanları verdik ve bugün bu anlamda uluslararası hukuk karşısında yalnızlığa mahkûm edildik.

Kapalı Maraş örneğine dönecek olursak, yaptırdığım anket ve sonuçları da göz önünde bulundurulursa haklı duruşumuzu kaybetmemek için adımlarımız çok dikkatli atılmalı. Uluslararası hukuk ayaklar altına alınmamalı… Yakın çevrem Maraş’taki zenginliğin haksızca dağıtılması ile ilgili şüphelerin çoğaldığına yönelik argümanlar geliştiriyor.

Peki Kapalı Maraş nasıl açılmalı?

Bir turizm bilimci olarak burasının Kuzey Kıbrıs ekonomisine ve esasta Kıbrıs Türkü’nün kalkınmasına, istihdamına yönelik hamlelerin atılmasından yanayım. Vakıf mallarımız bize, kimin malı kime ise gerçekte ona veya mirasçılarının kullanımına verilmeli.

Şehri tekrardan nasıl planlayacağız?

Buranın 1960’lardan 1974 yılına kadar olan mimari gelişimine tamamen sadık kalınarak yeniden inşa edilmesi en baştaki düşüncem. Tüm oteller, moteller, restoran ve kafeler, evler, iş yerleri bu yıllar baz alınarak hiçbir değişikliğe gidilmesine müsaade edilmeden tekrardan o yıllara dönüş yapılarak restore edilmeli. Bir zaman tünelinden geçer gibi; zaman tekrardan 74’e kadar olan dönemde olacak.

Tüm iç mimari yenilemeleri, objeler, sandalye, masalar o dönemde kullanılan mefruşata sadık kalınarak yenilecek. Hatta sokaklarda kullanılan sokak lambaları, arabalar, motosikletler, kamyonetler, otobüsler, deniz botları, şemsiyeler, şezlonglar, her şey o yıllara dönüşü hatırlatacak.

Yeni teknoloji arabalar, araçlar olmayacak. Buraya gelecek olan turistler tıpkı Küba’ya gider gibi o yıllara dönüş yapacak. Şehir tekrardan planlanırken özüne uygun planlanacak. Burasının yeniden çakma Las Vegas, Singapur, Dubai, Antalya gibi rehabilite edilip inşa edilmesinden kaçınılacak.

60 ve 70’li yıllar; yani şehrin özü baz alınarak tasarlanacak. Böyle bir şehir tasarımı ve yaşam mutlaka dünyada bir ilk olacak ve daha fazla cazip hale gelecek. Bu yılları yaşamış biraz orta yaşlı turistler ve o yıllara özlem duyan ve yaşamak isteyen gençler buraya akın edecek.

Bu arada ister istemez yaratılan savaş sonrası tahribat da bir anlamda ortadan kalkacak.

İsterseniz gelin, herkesin fikrini öğrenmek adına tüm toplumumuza bu anketi yapalım. Bakalım sonuçları ne olacak, ben de merak ediyorum.

Prof. Dr. İsmet Esenyel

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

1 Yorum

  • Cevapla Emel Erem 16 Eylül 2020 at 12:09

    Maraş’daki yapıların tapusu kimlere ait? Sanırım hiçbiri Kıbrıs Türküne ait değil, açıkçası kapalı kapılar ardında buraların pazarlığı yapılmış bitmiştir diye düşünüyorum, umarım ben yanılıyorumdur. Diyelim ki tam tersi, restorasyon büyük para gerektiriyor vs.. benim gönlüm bir Kıbrıslı olarak bölgenin tüm gelirinin ülkemizde kalması tabii ama… rüya gibi.

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan