Yaşamak Yaratmaktır

Korona Günlerinde Felsefe | 8

18 Kasım 2020

Yazı: Korona Günlerinde Felsefe | 8 | Yazan: Prof. Dr. Atilla Erdemli

Önceki Bölümler

Korona Günlerinde Felsefe 👉🏻 Bölüm 1
Korona Günlerinde Felsefe 👉🏻 Bölüm 2
Korona Günlerinde Felsefe 👉🏻 Bölüm 3
Korona Günlerinde Felsefe 👉🏻 Bölüm 4
Korona Günlerinde Felsefe 👉🏻 Bölüm 5
Korona Günlerinde Felsefe 👉🏻 Bölüm 6
Korona Günlerinde Felsefe 👉🏻 Bölüm 7

 

“Neredesin!..”

Telefonda çınlayan bu haykırış, merak, kaygı, gerilim, coşku, sitem, özlem, kızgınlık ve biraz da sevinç karışımıydı. Sabahın erken saatiydi. Bu saatte telefonun çığlıklarıyla uyanınca insan iyi şeyler düşünemiyor. Acaba tanıdık, sevdik, bildik birinin başına bir şeyler mi geldi!.. Değilmiş. Değerli arkadaşım, sevgili dostum bilmem kaç zamandır beni arıyor ve bana ulaşamıyormuş. Ortak arkadaşlarımızdan nerede olduğumu öğrenemeyince meraklanmış, gerilmiş; pandemiye takıldığımı ve sonrasını hayal edip biraz paniklemiş… Haziran başından beri Datça’nın Yaka Köyü’ndeyim. İnternet burada oldukça sorunlu. Sorunu kendi başıma çözmeye uğraşırken bilgisayarı kitledim… İletişim için elimde yalnızca telefon kalmıştı. Onu da sık sık unutunca böyle bir haykırışla aranır oldum:

“Neredesin!..”

Soru her şeyin ötesinde keyifliydi, ışıklar saçıyordu. Yanıtım “Bana sorulacak en iyi soruyu biliyorsun” oldu ve karşıdan mızrak gibi bir tepki geldi. Açıkladım ve hafifledi. Beni gerçekten merak etmiş ve anladığım kadarıyla benim için biraz da korkmuş.

Bu arayıştan mutluluk duyduğumu söylemeliyim çünkü ne denli hırçın olsa da konuşmanın renginde bir içten duyuş, bir dostluk vardı. Yaşamamızda bizim için içtenlikle kaygılanan, merak eden, sevinen, kızan birilerinin bulunması ne güzel. Gönlümün dostlukla dolduğunu fark ettim.

Dostluk bir güç kaynağı.

Aristoteles, Nikomakhos’a Etik adlı yapıtında diyordu ki, yalnızca karşısındaki insan için iyilik isteyen en iyi dosttur.

Burada biraz duruyorum.

Gerçek Dost
Hakiki Dost
İyi Dost
En iyi Dost

gibi ayrımlara girişiliyor. Dostluk kötüye kullanılırsa veya dostluk cılız kalmış, zavalılaşmışsa dostluk değildir: İyisi, kötüsü, şöylesi, böylesi olmaz, “dostluk” ya vardır ya yoktur. Dostluk içinde “yaşama erki” taşır. Dostluk can yoldaşı “sevgi” gibi bir kuvvettir, bir güçtür. Sevgi de dostluk gibi, bir kez bozulduysa, bir kez kötüye kullanıldıysa sakatlanmıştır. Seven kişinin en dikkatli çabası, sevgisinin halis oluşunu, sevgisinin gücünü korumaktır. Sevgi gibi dostluğun da kırıldığı yerde yabancılaşma, ötekileşme başlar ya da bunlar başladığında dostluk kırılmış, sevgi sakatlanmıştır ve onarımı çok zordur.

Dostluk birden ya da kısa sürede ortaya çıkmıyor, Aristoteles’in de vurguladığı üzere, dostluk ancak zaman içinde olgunlaşıyor, yetkinleşiyor kendisini gösteriyor. Bu nedenle genç yaşlarda dostluğun ortaya çıkma olanağı pek yok. Çok kez fedakarlık, özveri, yardımseverlik gibi davranışlar dostluk sanılıyor. Oysa dostluk için yaşamanın acılarla, sıkıntılarla, arada bir mutluluklarla, sonra yeniden üzüntülerle, dayanışmalarla, dağılmalarla, kızgınlıklarla, umutlarla, beklentilerle, özverilerle, düş kırıklıklarıyla, çalışmalarla, çatışmalarla, zorluklarla zamana kök salması gerekmektedir. Ancak zamana kök salan dostluk güçlüdür.

“Yaşanan Zaman”, ayrı deyişle “yaşamak” buradadır.

İnsan kendi yaşamasını yaratan varlıktır; o böyle yapılanmıştır, o dünyaya böyle bir ““yaşama ödevi”” ile gelmiştir. Dostluk da kendiliğinden ortaya çıkmaz; ayırdına fazlaca ulaşamamış da olsa, bireyin ancak kendisinin yarattığı bir yaşamada olasıdır.

Telefonda gıcırtılar, ses kesilmeleri ve derken ötelerden bağıran bir ses: “Telefon kesikli geliyor. İstanbula geldiğinde görüşürüz…”

Konuşmamız böyle bitti ve bana benliğimi kımıldatan, ışık dolu bir soru kaldı:

“ Neredeyim!..”

Bu ilkin bir mekan sorusudur ve bu bakımdan var olanlarla birliktedir. Mekanı yok sayarsak, varlığı, dolayısıyla evreni yok sayarız. Bu durum Antik Felsefe’de birçok filozof tarafından doğrudan dolaylı ele alınmıştır. Örneğin Elealı Zenon ünlü paradokslarını mekan ve hareketin kabulüne dayandırmaktaydı. Antik Çağ oluş sorununa bir yanıt bulabilmek için boşluğa, boş mekana ihtiyaç duyuyordu çünkü var olmak ancak bir mekanda olasıdır. Boş mekana ihtiyaç duyulmayan yer örneğin, Platon felsefesinde İdeaların alanıydı. Çünkü idealar yer kaplamıyorlardı ve “oluş“un dünyasında değildiler.

“Mekan Sorunu” Antik Çağ’dan günümüze dek birçok filozof ve bilim insanının konusu olmuştur; daha da olacaktır.

Peki ben neredeyim?

“Nerede olma” konusu yaşamayla, yaşama sorunuyla bağlantılıdır. Çok zaman nerede olduğumuzun pek ayırdına varmadan, öylesine yaşayıp gidiyoruz. Bir yerdeyizdir. Pek önemsemeyiz. Geçiştirmeye dayanan bir süreçte bir mekandan bir başkasına geçip gideriz. Oysa insanın nerede olduğunu bilmesi, irdelemesi ve hatta bulunduğu yer ile hesaplaşması gerekmektedir.

Yer ya da mekan bilinci yalnızca insana özgüdür.

Bu bilinç olmadan “Ben buradayım” demek neredeyse olanaksız. “Yer bilinci” nedeniyle insan yalnızlık, tarihlilik, umut, beklenti gibi “yaşama durumları”na girer, karşılaştırmalar yapar, kendisini daha yakından ve daha değişik yanlarıyla tanır. Değişik neredelikler, değişik yaşantılar ile iç içe gelişir. Böylece insan nerede olduğunu bilirken ne olduğunu da bilmeye başlar. Ne olduğunu bilmek, ne olacağının bilinç, umut ve beklentisine götürür. Ne olacağını bilmek isteyen canlı, atılımlı insandır.

İnsan mekan yaratan bir varlıktır.

Arı, karınca, kuşlar ve birçok canlı kendilerine yuva ya da mekan yaparlar. Fakat hep aynı yuvayı yaparlar. İnsan mekan yapmaz, insan mekan yaratır; yarattığı mekanı geliştirir, değiştirir, yetkinleştirir ve o, bunun olanağına sonsuzca sahiptir. Sürecin atılıma dönüştüğü yer, bireyin bulunduğu yeri bilmesi ve orayı yaşaması, yeniden tasarlamasıdır. Bu insanın sonsuza giden olanağıdır.

Soru yanıt istiyor: Ben neredeyim?
Ben buradayım!..
Bulunduğumuz yer bizim aynamızdır.
Bulunduğumuz yerde dostluk vardır, sevgi vardır, güç vardır.
 
 

Devamı için tıklayınız.

 
 
Prof. Dr. Atilla Erdemli
 
 

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

3 Yorum

  • Cevapla Ece Saraçoğlu 18 Kasım 2020 at 12:01

    Bir keresinde Yaşama Felsefesi dersinde yanlış hatırlamıyorsam, “İnsan dışındaki canlı varolanlar özellikle de hayvanlar çevrelerine doğarlar, insanlar ise dünyaya gelir” demiştiniz. İnsan dünyaya geliyor ve tür olarak insana yani kendi varlığına özgü bir yaşama dünyası yaratıyor. Evrendeki onca çeşitliliğin içerisinde, insanın hem bu kadar sıradan bir varlık olması hem de bir o kadar kendi tür varlığına özgülüğünü gösterebilecek yapıda varolması gerçekten harika bir şey.
     
    Sevgiler, saygılar hocam.

  • Cevapla Hasan Yazar 18 Kasım 2020 at 12:46

    Teşekkürler. Çok yararlandım.

  • Cevapla Demet Uncu 18 Kasım 2020 at 15:43

    Kaleminize, yüreğinize sağlık sevgili hocam …

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan