Yaşamak Yaratmaktır

Korona Günlerinde Felsefe | 7

11 Kasım 2020

Yazı: Korona Günlerinde Felsefe | 7 | Yazan: Prof. Dr. Atilla Erdemli

Önceki Bölümler

Korona Günlerinde Felsefe 👉🏻 Bölüm 1
Korona Günlerinde Felsefe 👉🏻 Bölüm 2
Korona Günlerinde Felsefe 👉🏻 Bölüm 3
Korona Günlerinde Felsefe 👉🏻 Bölüm 4
Korona Günlerinde Felsefe 👉🏻 Bölüm 5
Korona Günlerinde Felsefe 👉🏻 Bölüm 6

 

“Dile benden ne dilersen!”

Bilimi, felsefeyi Aristoteles’den öğrenmiş Büyük İskender, sabah güneşinde dinlenen Sinoplu Diogenes’e (Diyojen) böyle söyler. Bu söz ile İskender’in filozofun felsefesinde ne kadar dürüst olduğunu sınadığı düşünülebilir. Fakat İskender’in, “Eğer İskender olmasaydım Diogenes olmak isterdim,” dediği de biliniyor. Filozofun yanıtı da felsefesine birebir uygundur:

“Güneşimi engelleme yeter.”

Onunla ilgili çok bilinen bir başka öyküde, Diogenes elinde fenerle Pazar yerine girer. Ne yaptığını soranlara “İnsan arıyorum” der. Sorun tam da buradadır: İnsan’da. Nasıl bir “insa”n aramaktadır ya da nasıl bir “yaşama”?

Diogenes’in yaşadığı İ.Ö. 4.yy’da, Atina Kent Devleti’nde Sokrates yargılanmış ve öldürülmüştür. Sokrates’i ölüme gönderen anlayış sanıları hakikat, hazzı mutluluk, iki yüzlülüğü kurnazlık sayan, hırslı, acımasız, yalancı ve çıkarcı, koflaşmış değerleri erdem sayan bir yaşama anlayışıydı.

Sokrates felsefesiyle ve felsefesi uyarınca yaşamasıyla böyle bir yaşamaya karşıydı. Öldürüldükten sonra bu tepkiyi öğrencileri kurdukları okullarda sürdürdüler. Bu okullardan biri de Kinik Yaşama Anlayışı’nın işlendiği Kynosarges Gymnasionu oldu. Diogenes de bu okuldan yetişmişti ve yaşaması kinizm ile tam bir tutarlılık içindeydi.

Antik Çağ’da felsefenin en önemli sorularından biri “Nasıl Yaşamalıyım?” sorusunda düğümleniyordu.

Bu da kolay bir soru değildi. Hemen her zamanda ve bugün de geçerli olan bu soru, birçok soruyu beraberinde getiriyordu.

Örneğin, ilkin yaşamanın amacını belirlemek gerekiyordu.

Yaşamanın amacı nedir?

Antik Çağ soruyu “mutluluk” ile karşıladı. İnsan mutlu olmak için yaşıyor; dolayısıyla mutlu olacak biçimde yaşamak gerekir.

Nasıl?

Aralarında Herakleitos, Sokrates, Platon ve diğerlerinin bulunduğu bir öbek düşünür mutluluğu “hakikat”e göre yaşamada, çoğunlukta olan diğerleri ise “fayda”da buluyordu. İşte Kinikler bu faydacı anlayışa ve onun açılımlarına karşı çıkıyorlardı.

Bu karşı çıkılan yaygın anlayış yapaydı, kurgulanmıştı, aynı değer ya da yaşama ilkesi kişiye ve duruma göre birçok biçimde yeniden kurgulanabilirdi. Böyle bir yaşamada sözgelimi adalet gibi önemli bir değer duruma, kişiye, zamana göre değişebilirdi.

Platon Devlet diyaloğunun birinci kitabında Thrasymakhos’un dilinden adaleti şöyle belirler: Adalet güçlünün işine gelendir. Güç nedir? Gücü faydaya dayandıranlara göre faydalı olandır. Fayda çıkardır. Güç paradır, makamdır, ündür, ünvandır. İkiyüzlülük yaşamayı durmadan kirletirken işimize de yaramaktadır. Koşullanmalar, zevk düşkünlüğü, işine gelmeyene kayıtsız kalmak olağan yaşamadır.

Böyle bir anlayışı günümüz getirirsek pek de iğreti durmaz.

Örneğin, doğanın “insan” eliyle yıkımı, dünyanın savaşlarla altüst edilmesi, siyasi iki yüzlülükler olağan görülür. Kazanıyorsak, işimize geliyorsa, güçleniyorsak, ormanlar yanabilir, dünya çölleşebilir, birçok tür ortadan kalkabilir, savaşlarda, salgınlarda milyonlarca insan ölebilir.

Bir an bakın: Bilim İnsanları Covid-19’a karşı durmadan uyarıyorlar. Fakat en ufak bir gevşemede insanlar sokaklara, parklara, denizlere koşuyorlar. İçimizdeki ilkel bizi hemen buyruğuna alıyor. Keyfimizce yaşamak istiyoruz.

Mutlu olmak istiyorlar.
Hangi mutluluk (eudaimonia)?
İstenen bir anlık haz (hedone).
Eskiye, alışılana göre yaşama isteği.
Dokunmayın keyfimize!…

Ortaya koyulan ise berbat bir sorumsuzluk.

Bu faydacı, hazcı anlayışa Kinikler ve ardından gelen Stoacılar şiddetle karşı çıkarlar. Onlara göre bizim gerçek vatanımız “doğa”dır. O nedenle kendilerini kosmopolitan (Dünya Yurttaşı) olarak görürler. Doğaya uygun yaşarken, iki yüzlülükle örülmüş uygar dünyanın nimetlerine sırt dönerler; paraya, ünvana, gösterişe önem verenlerle, hazlara bağımlı yaşayanlarla alay ederler, hatta ulaştıkları haz parçacıklarını mutluluk sanan bu güruhu insandan saymazlar. Diogenes’in “insan” arıyorum savı burada temellenmektedir.

Mutlu olabilmek için bireyin gelip-geçici olmayan bilgilerle yaşamasını kurması gerekir.

Mutluluğun diğer koşulu “erdemli” yaşamaktır ve bu da sağlam bilgiyle olasıdır. İnsan ancak sağın* bilgilerle yaşamaya başladığında erdemlidir ve ancak erdemli insan tam bağımsızlığa ve mutlak özgürlüğe ulaşabilir. Tam bağımsızlık ve mutlak özgürlük, mutluluğun bir diğer koşuludur. Önemli olan değişmez ve herkes için ortak-geçerli bilgidir. Bu bilgiyi yapay ve güvenilmez günlük yaşamalarla, kırıntı bilgilerle, görünüşü kurtarmalarla elde edemeyiz. Bu bilginin kaynağı doğadır; doğanın bilgileri kesin, değişmez ve güvenilirdir.

İnsan zaman zaman yaşamasını kökten değiştirmeyi gerektiren olayları yaşamak zorunda kalabilir. İnsan yaşaması kendisine bırakılmış tek varlıktır. Yaşaması ile hesaplaşması ve onu yeniden biçimlendirmesi ise insanın en çok ihtiyacı olan aydınlanmadır.
 
 

Devamı için tıklayınız.

 
 
Prof. Dr. Atilla Erdemli
 
 

Notlar & Açıklamalar:

Sağın: Felsefe Terimi.
Lat. exigere: Bir şeyi tam olarak yapmak, bir ölçüye göre yapmak.
exactus: Tıpatıp, tamtamına, yetkin; tıpatıp ölçülebilen
1. Sözün anlatmak istenene tam karşılık olması, tam uygun düşmesi niteliği (sağın anlatım).
2. Ölçünün ölçülene çok az da olsa bir ayrım bırakmaksızın, tıpatıp uyması niteliği (sağın ölçü
Kaynak: Felsefe Terimleri Sözlüğü, İnkılâp Kitabevi, Prof. Dr. Bedia Akarsu
    ⇡⇡⇡
 
 

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

1 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 13 Kasım 2020 at 20:18

    Belki Antik Çağ felsefesini çok sevdiğimden, belki derslerinizi çok özlediğimden, bu bölüm beni üniversite yıllarıma geri götürdü. Sokrates ve öncesi, hemen onların ardından da Kinikler ve Stoacılar en sevdiğim filozoflar.
     
    Korona Günlerinde Felsefe yazı dizinizi büyük bir keyifle takip ediyorum. Kaleminize sağlık hocam.

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan