Patikli Seyyah

Luksor 2 | Açık Hava Müzesi

28 Nisan 2022

Luksor'daki en büyük Açık Hava Müzesi olan Mısır Karnak Tapınağı'nın kalıntıları


Luksor’daki en büyük Açık Hava Müzesi olan Mısır Karnak Tapınağı’nın kalıntıları

 

İndeks

Krallar Vadisi | Luksor Bölüm 1
Açık Hava Müzesi | Luksor Bölüm 2

 
Luksor şehrindeki ikinci günümüzdeyiz. Burası günümüzde Kahire’den sonra Mısır’ın en önemli ikinci şehri olmakla birlikte dünyanın en büyük açık hava müzesi. Şehir Mısır Krallığı’nın 11. Hanedan döneminde yani M.Ö.2000’lerde siyasi, askeri ve ruhani başkent olmuş ve uzun yıllar da bu şekilde kalmış. Böylece o zamanlar Thebes olarak anılan şehirde göklere yükselen sütunların ev sahipliği yaptığı onlarca tapınak ve muazzam güzellikte duvar resimlerinin süslediği kral ve kraliçe mezarları inşa edilmiş.

Mısır Krallığı’nın altın çağına yaraşan bu mimari harikâların pek çoğu günümüze kadar gelmiş. Ben bu yazıyı yazarken ve sizler bu yazıyı okurken arkeologlar hâlâ yeni kalıntılar çıkartmaya devam ediyorlar ve muhtemelen bundan on yıllar sonra Luksor şehrinin tamamı bir açık hava müzesine dönüşürken biz gezginler görülecekler listemizde neye öncelik vereceğimizi şaşıracağız.

Gezgin olarak fikrimi sorarsanız Luksor görülmeden Antik Mısır’ı anlamak mümkün olmadığı için Mısır’ı da görmüş sayılmazsınız. Çölün ortasında akan Nil Nehri’nin hayat verdiği bu kızıl sarı şehir, üzerindeki kültür mirası ile Dünya üzerinde paha biçilmez bir mücevher. Şehir Asurbanibal tarafından M.Ö. 600’lerde yıkıldıktan sonra şehre gelen Arapların şehre El-Uksur yani mücevher demesine şaşmamak gerekir.

Luksor’da görülücek o kadar çok yer var ki insan hangisinden başlayacağını veya hangisine öncelik vereceğini şaşırıyor. Bence Luksor’a giden birinin görülecekler listesinde mutlaka Medinet Habu tapınağı bulunmalı.
 

Medinet Habu

 
Luksor | Medinet Habu
 
Burası MÖ 1100 civarında inşa edilmiş, yaklaşık 7.000 m² büyüklüğünde dev bir tapınak. Tapınakta pek çok firavunun mezarı bulunuyor. En önemlilerinden biri de Ramses III’ün mezarı.

Tapınak duvarlarına resmedilmiş hiyeroglifler, bilmediğimiz bir tarihi, duvarlardan çıkıp bizlere anlatmaya çalışıyor.

Tapınağın bilinen en önemli özelliklerinden biri duvarlarına kazınmış rölyeflerde, “Deniz İnsanları” olarak adlandırılan halk veya halklarla yapılan savaşların anlatılıyor olması. Delta Savaşları olarak geçen bu savaşlarda, adı net bir şekilde “Deniz İnsanları” olarak geçenlerin kimler olduğu bilinmese de pek çok araştırmacı bu insanların bir milleti değil, Akdeniz’deki Yunan koloni devletlerini, Küçük Asya’daki medeniyetleri ve hatta Kuzey Avrupa’nın denizci halklarını ifade ettiğini düşünüyorlar.

Irkları sanki onlar ve kendileri olarak ikiye ayırmışlar. Deniz insanları ve kendileri. Deniz insanlarıyla yaptıkları savaşlar, duvarlar dolusu detaylarla işlenmiş. Dev bir tarih ansiklopedisi içinde yürüyormuşsunuz gibi.

Tapınak sütunlarının, tavan süslemelerinin birçoğu, hâlâ orijinal renklerini koruyor. Bundan 3.000 yıl önce ölümsüz olmak arzusuyla devasa tapınaklar inşa eden bu firavunların, amaçlarına ulaşmadıklarını kim iddia edebilir ki? Binlerce yıl sonra bu tapınakları gezerken bu ihtişamlı medeniyetin hükümdarlarını anarak onları ölümsüz kılmıyor muyuz?

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çölün Ortasında Bir Vaha

Güneş tepemizde yükselmeye devam ettikçe vücutlarımızın ısısı dayanılmız sıcaklara ulaştı. Bu arada mayıs ayında olduğumuzu hatırlatmak istiyorum. Medinet Habu tapınağının güzelliğinden kendimizi zar zor alıp sıcağın geçmesi için biraz oyalanmaya karar verdik. Ve böylece şöförümüz Hamdi abinin de yönlendirmesi ile çölde hiçbir şekilde turistik olmayan hoş bir restaurantta mola verdik.

Çölün ortasında bir vaha misali yemyeşil bir bahçenin içinde yer alan yol kenarındaki bu restoranda kavrulan vücutlarımızın hararetini almak için ev yapımı birer limonatayı bayıla bayıla midelerimize indirdik. Böyle anlarda yenilen, içilen şeylere has mucizevi bir tadı vardı limonataların.

Mısır gibi hijyen koşullarının pek de iyi olmadığı bir şehirde, dışarıda kesinlikle açık su içmememiz, salata yemememiz konusunda defalarca uyarılmamıza rağmen her nasıl olduysa bu konuda tüm bildiklerimiz limonataları midelerimize indirirken aklımızdan uçmuştu. Neyse ki büyük bir şans eseri bağırsak faunamız bu değişikliğe tepki vermedi.
 

Açık Hava Müzesi

 
Güneş alçalmaya kızgın yüzünü bizden başka tarafa dönmeye başlayınca molamızı sona erdirip Luksor kentine ve “Luksor Açık Hava Müzesi“ne doğru yola çıktık. Bize resmen rehberimiz gibi sahip çıkan sevgili şöförümüz Hamdi abinin tavsiyesi üzerine yolda Amenhotep III‘ün mezar kalıntılarında mola verdik.

Amenhotep III Heykeli, Luksor | MısırAmenhotep III, Antik Mısır tarihinde “Büyük” veya “Harika Amenhotep” olarak anılıyor. Biz Avrupalılara kadar ulaşan ünü iki farklı anneden olan Tutankamon ve Akhenaton’un babası olmasındandır. Tutankamon’un kim olduğunu ilk yazıda hep beraber hatırlamıştık.

Akhenaton ise bana kalırsa dinler tarihinin en önemli şahsiyetlerinden birisidir. Keza M.Ö. 1336-1353 yılları arasında hüküm sürmüş bu Mısır firavunu tek tanrılı inanışı ortaya attığı bilinen ilk kişidir. Amon veya Aton adındaki güneş tanrısının aslında var olan tek tanrı olduğunu, diğer tanrıların var olmadığını, bundan sonra sadece Aton’a inanılacağını buyurmuş ve hüküm sürdüğü yıllarda Mısır’ın çok tanrılı dinden çıkıp tek tanrılı dine geçmesine sebep olmuştur.

Ardından gelenler Akhenaton’u sapkınlıkla suçlamışlar ve yapılabilecek en ağır ceza ile onu cezalandırmışlardır. Tarih sayfalarından silmek. Yıllarca ardılları Akhenaton’un öğretisini ve kendisini hiyerogliflerden kazımıştır. Kendilerini tanrılar ile bir tutan Mısır firavunları için bu, ölümden de beter bir cezaydı.

Bu ceza sebepiyle tarih sayfalarından kazınmaya çalışılmış Akhenaton’la ilgili elimize az bilgi ulaşmıştır. Fakat pek çok araştırmacının da kabul ettiği üzere yine bu topraklarda, bu insanlar arasından çıkacak olan ilk kitaplı tek tanrılı din için yol gösterici, ilham verici olmuştur. Tüm bunları bildiğim ve zamanında üzerine bolca okuduğum için şimdi önünde durduğum bu yıpranmış iki devasa heykelin benim için anlamı farklıydı.

Güneş iyice alçalmış olmasına rağmen mayıs güneşi tenime değdikçe ateşe dokunmuşum gibi yakıyordu. Gün kızıla boyanmadan önceki son birkaç saati bugünkü son durağımız olan Luksor Tapınağı’nda geçirdik.
 

Luksor Tapınağı, Açık Hava Müzesi | Mısır

 
Luksor Tapınağı | Açık Hava Müzesi
 
Tapınak, III. Amenhotep tarafından MÖ 1400 yıllarında yaptırılmış ve Antik Mısır tanrılarının en büyüğü olan Amon Ra‘ya ithaf edilmiş. Tapınakta Ramses II, Tutankamon ve Büyük İskender gibi tarihin önemli isimleri tarafından yaptırılmış pek çok ekleme mevcut.

Tapınak sizi girişinde kocaman iki Ramses II heykeli ve göğe yükselen bir obelisk ile karşılayıp içeriye doğru büyüyen bir mimari harikasına misafir ediyor. Zamanında her iki heykelin yanında da birer obelisk bulunuyordu. Fakat 1833 yılında obelisklerden biri alınıp Paris’deki Concorde Meydanı’na yerleştirilmiş.

Bu obelisk o zamanlar Osmanlı İmparatorluğu’nun Mısır Valisi olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından Fransa’ya diplomatik bir hediye olarak verilmiş. Diplomatik hediye olarak Dünya üzerine saçılmış tarihi eserlerimizi düşündükçe üzülmemek elde değil. Nedense Türk tarihinde Concord Meydanı’ndaki obelisk’in eşinin İstanbul’da Sultanahmet Meydanı’na dikildiği şeklinde yanlış bilgiler de bulunmakta. Oysa Luksor obelisklerinden sadece biri yerinden sökülmüş diğeri yerinde bırakılmıştır. Valla, bizzat yerinde gördüm.

Luksor Tapınağı, Açık Hava Müzesi, Mısırİstanbul’a getirtilen obelisk ise Karnak Tapınağı’nın obelisklerinden biridir ve Roma İmparatorluğu zamanında Roma İmparatoru Theodosius tarafından MS 4. yüzyılda İstanbul’a diktirilmiştir. Bu obelisk 18.54 metre iken Paris’teki Luksor obeliski 23 metredir. Zaten Osmanlı İmparatorluğu’nun bir valisi olmasına rağmen Osmanlı İmparatorluğu ile pek iyi geçinemeyen ve zaten sonunda bağımsızlığını ilan eden Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın bu obeliski İstanbul’a hediye etmesi gibi bir şey söz konusu olamazdı.

Neyse Luksor obeliski Paris’e 1833 yılında gelmiş ve 1836 yılında Concorde Meydanı’na dikilmiş. Obelisk’in önce Nil boyunca, ardından da Akdeniz’in bir ucundan öbür ucuna macera dolu ve tehlikeli yolculuğunun ne kadar ilginç olduğunu hayâl etmekte zorluk çekiyorum. Obelisk’in Paris meydanına dikilmesinin maliyeti 2.5 milyon Frank’a, yani 16 milyon Euro’ya mâl olmuş. İnsanoğlu’nun güç ve iktidar gösterişi için yapamayacakları yok diye düşündürüyor insanı.

Tapınağın en görkemli alanlarından biri olan büyük avluda ise 52 metre uzunluğunda 14 devasa sütün bulunuyor. Antik Mısır halkı bu sütunlar arasında kendini küçücük hissetmiş, Tanrı Amon Ra’nın evinde olduğuna inanmakta zorlanmamış olsalar gerek.

Nil boyunca uzanan tapınak, dev sütunlar ve dev heykellerin arasında, ölümlülerin ölümsüzlük savaşını anlatıyor. Batmakta olan günün, sıcaklığını yitirmiş yumuşak ışıkları altında Luksor şehrinin her gün biraz daha büyüyen açık hava müzesi Luksor Tapınağı’nı keşfettik.

Tapınağı geride bırakırken onlarca sfenksin süslediği bir yoldan çıktık. Karnak ve Luksor tapınaklarını birleştiren 2.7 km’lik bu yol kenarlarında sfensklerle devam ediyor. Zenginlik, azamet, muazzam bir estetik görüş, bu estetik görüşü uygulabilmek için bilgelik ve mimari yetkinlik. Hepsi bu sütunların arasında size Antik Mısır Medeniyeti’nin özetini sunuyor.

Bütün bir gün bizi Luksor’un bir ucundan öbür ucuna taşıyıp kendi Mısır’ını, hükümetine bakışını, Sisi hakkındaki ve hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkındaki fikirlerini bizimle paylaşan şöförümüz Hamdi abi günün sonunda anlaştığımız gibi 200 pound yani yaklaşık 65TL aldı.

Gün geceye evrilirken dimağlarımızda harika görüntülerle otelimize döndük. Her muhteşem geziden sonra dediğim gibi artık İstanbul’dan yola çıkmış insanlar değildik ve bir daha asla olmayacaktık. Gördüklerimizle daha zengin girdik yataklarımıza.
 

Karnak Tapınağı, Açık Hava Müzesi | Mısır

 

Luksor şehrindeki son günümüzü Karnak tapınağına ayırdık. Bir önceki günün yoğunluğu ve yorgunluğunu atabilmek için bugün güne biraz daha geç başlamış, herşeyi sindirerek yapmıştık. İki gündür bizi Luksor şehrinde gezdiren sevgili taksi şöförümüz Hamdi Abi ile sözleştiğimiz saatte otelin önünde buluştuk. Ve doğruca Karnak tapınağına doğru yola çıktık.

Mesafeler çok uzak değil. Luksor Tapınağı ile Karnak Tapınağı arası sadece 2.7 km. Fakat Mısır’ın kavurucu güneşi altında sokaklarda yarım saat yürümek, böyle bir tatilde yapmak isteyeceğiniz bir şey olmayabilir. En azından biz buna gönüllü değildik. Hâl böyle olunca her zamanki gibi Hamdi abinin rehberliğinde Karnak Tapınağı’nın yolunu tuttuk.

Tapınağın içini dolduran dev sütunların üzerinde devasa rölyef şeklindeki hiyeroglifler tapınağın duvarlarında, tavanlarında tapınak ile birlikte yaşayan yazılı bir tarihi sizi sunuyorlar.

Açık Hava Müzesi | Karnak TapınağıHypostyle Salonu’ndaki 134 adet, 20 metre yüksekliğindeki sütunun herbirinin üzerine, Antik Mısır’ın tarihi olayları betimlenmiş. İnsan bu dev salonda gezinirken bu sütunlara kaç sayfa dolusu tarih yazılmış olduğunu düşünmeden edemiyor. Bundan 3000 yıl önce yapılmış bu rölyefler, muazzam büyüklüklerdeki sütunlar, tapınak duvarları, mezar odaları her adımınızda size ölümlü olduğunuzu hatırlatıyor.

Ölümlü ve ölümsüzü birbirinden ayıran devasa sütunların arasında hayranlıktan dilimiz tutularak dolaşıyoruz. Ölümlü, zavallı hayatlarımızla kısacık bir an dokunmayı başarabildiğimiz bu güzelliklerin bizi ölümsüz dimağlara yaklaştırdığını düşünüyorum. Biran için onlardan biri oluyor ve sonsuzluğa yükselen tapınağın sütunları ile birlikte göğe dokunuyoruz. Üzerinden üç bin yılın geçtiği, renkleri yer yer solmuş, yer yer tamamen uçmuş bu sütunların işçilerini, taş ustalarını hayâl etmekten kendimi alamıyorum. Bu güzelliklerin karşısında gözlerimizle yakalamaya ve anlamaya çalıştığımız bu antik medeniyetin günümüz medeniyetinden daha geri olduğunu kim iddia edebilir ki.
 
 
Pelin Öncüoğlu Işık
 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

1 Comment

  • Yanıtla Hande S. Sinan 2 Mayıs 2022 at 07:28

    Keyifle takip ettim kuşum, teşekkür ederim.

  • Cevap Yaz

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan