Ne istiyorum, bilmiyorum… Aşk mı? Huzur mu? Başarı mı? Üçü bir arada gelmiyor, onu biliyorum ama. Birini seçmem lazım. Uzun süredir Huzur’u seçiyorum kendime yoldaş. Birine sahipken diğerini özlüyor insan. Doyumsuz varlıklarız vesselam. Sen ve Ben çok başarılı olsun istiyorum örneğin. Çocuklarımdan sonra üçüncü…
Devamlı değişim, değişim diye tutturuyor, “Değişime direnmeyin” diye yazılar yazıyorum ya, bu hafta da benzer bir konudan bahsedeceğim ve hep yaptığım gibi, kim ne kadar aksini savunursa savunsun, ben gene değişimin yanında duracağım. Bu günkü konu ne mi? Teknoloji bağımlılığımız ve akıllı telefonlarımıza yapışık…
Çok kasvetli oldu diye neredeyse yayınlamaktan vazgeçeceğim bir yazı, geçenlerde okunma rekoru kırdı, şok oldum. Anlıyorum artık Türkiye’de neden devamlı dizilerde bu kadar dram var 😉 Ağlamayı seviyoruz biz milletçe… Bense nefret ederim; televizyon ya da sinemada film seyrederken veya kitap okurken ağlamaktan. Türkiye’de…
Kelimelerde teselli, biraz da huzur arayan insanlarız biz. Yazmanın, arzusu değil, dürtüsü olduğu insanlar. Kaşınan bir uzvu kaşımamak için direnmek kadar zor, kelimeler zihninizden çıkıp kağıda dökülmek isterken yazmamak. Bazı insanlar için yazmak işte bu kadar kaçınılmaz. Benim için de hep böyle oldu. Çocukluğumdan…
Şu erkeklerin fantezilerini besleyebilmek için karşılarında Zeyna olacağız diye kendimizi telef ediyoruz. ”Çocuk da yaparım, kariyer de”den bu yana canımıza okunuyor, bilmem farkında mısınız? Hiç erkeklerin bu cümleyi kurduğunu duydunuz mu? Yüzyıllardır kariyer de yapıyorlar, çocuk da. Tek farkla yaptıkları çocukların bakımıyla onlar ilgilenmiyor.…
O zamanlar otuzlu yaşlarımızın ortalarındaydık ikimiz de. Ortak bir arkadaşımız babasını kaybetmiş, biz de cami ve mezarlığın ardından evdeki mevlüte katılmak üzere cenaze evine gitmiştik. Babamı bir kaç sene önce kaybettiğimden arkadaşımın halini gördükçe çaresizlik ruhuma işkence ediyor ama çektiği acıyı bildiğimden sessizce oturuyordum…
Hani “Açken sen, sen değilsin.” diye bir reklam vardı ya, o hiç ben değilim. Bayılana kadar aç kalabilirim, hatta bazen yemek yemeyi unuttuğum da olur, yani öyle açken asabi olmakla ilgili bir problemim yok. Fakat cuma günü keşfettiğim üzere acı çekerken hiç de kibar…
Yıllardır görüşmediğim bir arkadaşımla konuştum geçenlerde. Özlemişim. Eski dostlar gibi olmuyor tabi hiçbir şey. Ne kadar basitti arkadaş olmak; acıyı, mutluluğu paylaşmak o yaşlarda. Büyüdükçe herşey zorlaşıyor. Geçen onca zamanın haberlerini birbirimize ilettikten sonra sıra tabi ortak tanıdıklara geldi. Yıllardır Bursa’da yaşadığımdan herkesten kopalı…
Cuma günü Didem Elif’in yazısını okuduktan sonra düşünmeye başladım. Arkadaşım, hiçbir şehrin İstanbul’dan göç almak istememesinden, “Aman İstanbullular gelmesin.” gibi karşı çıkış cümlelerinden bahsetmişti yazısının bir bölümünde. Bu sözleri her duyduğumda inanılmaz sinirleniyorum. Neden mi kızıyorum? Anlatayım hemen 😉 Onlarca yıl boyunca ülkenin dört…
Bir psikolog değilim, bu yüzden depresyon ile nasıl baş etmeniz gerektiğini bilmiyorum ama beş yıllık depresyon maratonundan nasıl çıktığımı sizinle paylaşabilirim. Evet evet beş yıl. Depresyon ile yaşamak için fazlasıyla uzun bir süre ve sonunda ne anladım, biliyor musunuz? Depresyona girmek hiçbir problemi çözmüyor,…
Oscar Wilde ne demiş; “Ağlamak gösterişsiz kadınlar içindir, güzel olanları alışverişe gider.” Gerçekten de çoğu kadının alışveriş yaparak çözemeyeceği sıkıntısı yoktur 😉 Kadın beynine daha fazla serotonin, dopamin salgılatabilen başka bir aktivite olduğunu sanmıyorum açıkcası. Zaten alışveriş esnasında tüm vücuda bir şeyler oluyor. Açlık…
Erkeklerin tüm tarih boyunca daha ayrıcalıklı olmasının sebebini biri bana açıklasın lütfen. Tarım devriminden bu yana nerdeyse dünyanın her yerindeki her toplumda erkekler kadınlardan daha iyi durumda oldular. Bir x, bir de y kromozomuyla doğduysanız, hayata bir sınıf önde başladınız demektir. Tarih boyunca neler…
⁃ Bir insanı sevmek mümkün mü sence? ⁃ İyi tanımadığınız biri ise belki. Bukowski’ye katılmamak elde değil… Bazen ben de aynı umutsuzluğa düşüyor; herkesten, herşeyden uzaklaşıp, çekip gitmek istiyorum… Salt iyi ya da salt kötü diye bir şey yok elbette ve ‘mükemmel’ diye düşündüğümüze…













