Cadı Kazanı

Seks & Yanlış Adamlar

8 Nisan 2019

Öykü: Seks & Yanlış Adamlar | Yazar: Didem Çelebi Özkan
38 yaşındayım.
Çocuğum yok.

Bunda evlenmemiş olmamın etkisi büyük tabi. İnsan tek başına çocuk sahip olmaya cesaret edemiyor. Şu ünlü biyolojik saatin baskısını elbette ben de hissediyorum zaman zaman. Bu dürtünün kontrolünde korkuya kapılıp, yürümeyecek bir evliliğe balıklama dalmayacak kadar akıllı bir insanım hiç değilse.

Yıllarca beni seven “iyi çocuklar” yerine, benim sevdiğim “kötü çocuklar”ın peşinde koştuğumdan bir evliliğin gerçekleşmemiş olması da muhtemel. Son üç yıldır da başka bir ıssız adamın aşkında savrulup gidiyorum. Aşk tabi bende. Onun bana karşı ne hissettiği hakkında kesin bir bilgim yok. Her konuda saatlerce konuşabildiğim adam konu bize gelince dut yemiş bülbüle dönüyor.

“Biz” dediğime de bakmayın. Bu da gene benim kendi kendime gelin güvey olmam. “Biz” ya da düzenli bir ilişki yok. Düzenli bir seks bile yok. Üç-dört ayda bir, nefsime yenilip kendimi kapısının önünde bulmamdan ibaret ilişkimiz. Beni görmekten dolayı ne kadar mutlu olduğunu ve beni ne kadar özlediğini söyleyen sözleriyle simultane bedenimin her yayında gezinen elleri sayesinde bu hoş karşılama, korumaya çalıştığım iki gıdım aklımı da alıyor anında benden.

Seks harika; tüm kötü çocuklarla olduğu gibi…

Şimdi bu kötü çocuklarla seks harikadır fakat boşalmayla birlikte, beş dakika önce aranızda olan çoşkun tutku da yok olur gider. Orgazmın ardından gözlerinde, apartman görevlisi Hüsamettin Amca’dan farkınız kalmadığını görebilirsiniz. Öyle sarılıp, kaşık pozisyonunda uyumalar falan bu adamlara göre değildir. Artık yataktaki varlığınız bile katlanılmazdır onlar için. Bu noktada sabaha kadar sevişebilecek performansı yoksa kötü çocuğumuzun, kalkıp eve dönmek en mantıklısı. Onun yatağında, onunla ama aslında onsuz uyumaya çalışmaktan çok daha kolaydır çekip gitmek.

Gitmek, onun “I don’t give a shit” tutumuna yakın bir asilik katar ayrıca size. Aslında bu özgür kadın tavrınının da adamımız üzerinde bir etkisi yoktur ya neyse. En azından gururunuzu kendinize karşı korumuş olursunuz.

Fakat o… Şu son yanlış adamım…

Onunlayken sabaha kadar kollarında uyuyorum. Sarılmanın hiç bitmediği bir uyku. İşte bu büyük sorun benim için. Neden mi? Kötü çocuk davranış modelimde hendek açıyor da o yüzden. Beklentilerimi minimum düzeyde tutmamı engelliyor. Umut veriyor. Ve umut, böyle bir ilişkide 2000 metreden paraşütsüz yere çakılmanıza neden olur.

Yere çakılmak istemiyorum.

Bu yüzden de uzak duruyorum ondan.
Durmaya çalışıyorum.
Duruyordum.

İnsanın aklı başka birinde tutuklu kalınca ne kadar yeni ilişki yaşarsa yaşasın aslında hiçbirini yaşamıyor. Beden ve ruh başka birine aitken yeni birinin hiçbir şansı yok çünkü. Bunun bilincinde son bir senedir yeni bir ilişki ya da kısa süreli cinsel birliktelikler bile yaşamıyorum. Hepsi boşa çaba çünkü. Ben de bıraktım. Pes ettim. Erkeklerden bıktım. Onları anlamaya çalışmaktan, beni anlamalarını istemekten, her türlü çabadan bıktım.

Ahh ama bir şeyi unutmuşum. Ruh da en az beden kadar doyurulmak istiyor. İkisini birden aç bıraktığınızdaysa bu mantıksız tavrınız, genelde planlarınızın çok ötesine savuruyor sizi…

Üç gece arka arkaya üç farklı adamla yattım. Savrulduğum yer burası.

Dördüncü sabah ona mesaj attım; akşam sana gelebilir miyim, diye. Her zamanki gibi çoşkuyla karşıladı bu fikri. Biraz yazıştıktan sonra bir sorun olduğunu hissetti. “Neyin var?” sorusuna “Gelince konuşuruz,” cevabını verince üstelemedi.

Tüm gün neden ona gitmek istediğimi sordum durdum kendime. Son üç gecedir yaşadığım maraton yetmemiş miydi? Maraton mu? Triatlon demek daha doğru her halde.

İğrenç, evet. Ben bilmiyorum sanki durumun ne kadar kötü olduğunu.

Kiminle konuşabilirim peki?
Kimseyle.

Kız arkadaşlarım önce ağızlarının suyu aka aka dinliyor hikayelerimi fakat bir süre sonra yaşadığım özgürlük ve her şeyin yanıma kâr kalması durumuna sinir oluyor ve başlıyorlar can yakan laf çarpmalara.

Yattığım adamlarla konuşamam, hepsi kendini tek sanıyor.

Yakın erkek arkadaşlarım var. Onlarla konuşsam, beşinci dakikadan sonra benimle sevişmeyi hayal etmeye başlayacaklar anlattıklarım yüzünden.

Geriye psikolog ve başıma bu dertleri açan adam kalıyor.

Psikologlara da dürüst olmamak gibi bir huyum var. Herkese karşı açık olabilen ben, konu psikolog olunca, konuşma karşımdakini manipüle etmeye çalışmaktan öteye gitmiyor. Bu manipülasyon tabi ki durumun özüne ters. Dürüstçe anlatmalıyım ki yardım alabileyim. Tamam, gördüğünüz gibi konsepti biliyorum ama uygulayamıyorum.

Onunla konuşup konuşmamak, ne yaşadığımı anlatıp anlatmamak konusunda da oldukça çekimserdim. Sevdiğiniz adama başka adamlarla yattığınızı söylemenin iyi bir fikir olmadığını herkes bilir.

Onu görmeye ihtiyacım vardı orası kesin. Ya da belki de hayatıma daha sağlıklı devam edebilmek için onunla bir kapanışa. Başka bedenlerde devamlı onu aramaktansa ondan tamamen vaz geçmek çok daha doğru olacaktı.

Evine yaklaşırken aradığımda “Aç mısın?” diye sordu. Aç olduğumu söyleyince arabayı otoparka park etmemi Boğaz’a “rakı-balık”a gideceğimizi söyledi. Sesim rakıya ihtiyacım varmış gibi geliyormuş. Vardı gerçekten de.

Bu gece yatmayacaktım onunla.

Amaç sadece ne hissedeceğimi görmekti. Apartmandan çıktığını görünce arabamdan inip ona doğru yürüdüm. Sarıl, yanaklarından öp, öyle değil? Bir yıldır görmediğin adama merhaba demenin en mantıklı yolu bu sonuçta. Peki ben ne yaptım? Ahh öptüm tabi, evet. Ama dudaklarından! Allah belamı versin benim!!!

Tamam öyle French Kiss değil, minik bir öpücük ama gereksiz değil mi? Ne saçma! Aklım nerede benim?!

O tabi bunu son derece keyifle karşıladı. Benim için olduğu kadar onun için de otomatik bir refleksti öpüşmemiz, farklısı zaten düşünülemezdi. Elimi tuttu. “Arabadan çantanı al. Motorla gidelim,” dedi. Ben de koyun gibi başımı sallamaktan başka hiçbir şey yapmadım.

Tüm ıssız adamlar gibi tabi ki o da araba yerine motorsiklet kullanıyor. Şaşırdınız mı buna? Elbette hayır. Bu da onlarla birlikte gelen özgür adam paketinin tamamlayıcı unsurlarından biri çünkü.

El ele arabama yürüdük.

Çantamı aldım. Motorunun yanına vardığımızda arkadaki minik bagajdan yedek kaskla bir mont çıkardı. Bunları ustalıkla bana giydirdi. Arkasına geçtiğimde “Sıkıca sarıl bana,” dedi. Sarıldım. Daha dün ona sarılıyormuşum gibi…

Yol boyunca geldiğim için ne kadar mutlu olduğunu söyledi. Oldukça yüksek sesle çünkü süratin neden olduğu kakofonide birbirini duymak bayağı zor. Beni özlemiş!!! Bunu anlamam mümkün değil. Anlamaya çalışmıyorum da artık. Dedim ya pes ettim. “Madem bu kadar özlüyorsun neden bir kez olsun sen beni görmek istemiyorsun,” diye sormamak için dudaklarımı ısırdım ama o çenemi kapalı tutmayı başardım.

Kısa bir süre sonra boğazdaki restaurantlardan birinin önündeydik. Motordan indiğimde usul usul yanında yürüyecektim çünkü hiçbir kötü çocuk devamlı bulundukları mekanlarda “sadece yattıkları kadınlar”la el ele dolaşmaktan hoşlanmaz. İşte bu yüzden motora binmeden önce tutuğu ellimi indiğimizde uzatmadım. Ne yapıyorsun der gibi bakıp elimi yeniden avucunun içine aldı ve girişe doğru yürüdük.

Sıklıkla gittiğini tahmin ettiğim mekanda güler yüzlü bir garson tarafından karşılandık. Beni tanıştırdı ve cam kenarındaki bir masaya geçtik. Rakı ve mezeler söylendikten sonra; “Eee neler oluyor? Var bir derdin,” dedi.

Gülümsedim.

“Sonra. Önce biraz içelim. Sen anlat neler yaptın görüşmeyeli?”

Sohbet, onunla her zaman kolay ve zevkli.

O anlattı ben dinledim. Gözlerinde “hazır olmanı bekliyorum” bakışıyla konuşmayı sürdürdü, ben de içtim. Bu sırada da düşündüm:

Ne anlatacağım?
Anlatabilecek miyim?
Anlatmalı mıyım?
Gereği var mı?

“Anlat artık Filiz,” dediğinde nereden başlamam gerektiğini bilmiyordum bile ama başladım ve soluksuz yarım saat anlattım her şeyi. Üçünü de anlattığımda öldürücü darbeyi indirdim; “Ve bir de sen varsın. Bütün bunlara neden olan sen. Sanırım bu yüzden buradayım.”

Bir ıssız adama söylememeniz gerekenlerin başında yer alan bu cümleyi öylece ortaya bıraktım. Bir yıldır kısa mesajların ötesine gitmeyen bağlantımız boyunca kurmaya çalıştığım “seni aştım” duruşu da böylece yıkılmış oldu. Birkaç saniye sessizliğin ardından gözlerini gözlerimden ayırmadan konuşmaya başladı; “Tamam, yapalım bu konuşmayı.”

Yaptık. Gerçekte o an için iyi gelse de söyledikleri, aslında hepsinin ucu açık cümleler olduğunu ancak ertesi gün kavrayabildim. Ama o an, belki içtiğim onca rakının, belki duygusal olarak günlerdir savruluyor olmamın etkisiyle mutluydum.

Masadan kalktık. Motorda gene ona sarıldım. Eve geldik. Her zamanki gibi büyük bir tutkuyla seviştik. Sabaha kadar birbirimizin kollarında uyuduk. Ve sabah evime döndüm.

Sonunda anladım.

Anlamam üç yılımı aldı ama artık tamam. Umut yok. Bir kötü çocuğu daha arkamda bırakıp, savrulmaya son verip, hayatıma devam edebilecek bilince sonunda ulaştım.

Onunla geçirdiğim gecenin üzerinden beş gün geçmiş, ilk kez durumumuzu kabullenmiş ve geride bırakmış olmanın verdiği huzurla salondaki kanepemde uzanmış kitap okuyordum ki üzerime yıldırım düştü! Elimden kitabı bırakıp ayağa kalkmış çığlık atarken kendimi susturabilmek için ellerimle ağzımı kapatmaya çalışıyordum.

Ertesi gün hapını almayı unutmuştum!

Ben kimseyle korunmadan sevişmem. Bu duruma tek istisna o. Onda da bu haltı her yediğimizde sabah eczaneye gider, ertesi gün hapımı alır ve hayatıma devam ederim. Elbette bu haplar korunma yöntemi olarak sıklıkla kullanılamaz ama biz de senede iki bilemedin üç kere seviştiğimizden rahatsız edici bir etki bırakmıyor üzerimde. Amaaaa işte bu sefer unuttum içmeyi. Max. süre olan 72 saat de dolduğuna göre artık kaderin insafına kalmıştım.

Beklemekten başka seçeneğim yoktu.

Beklerken de düşündüm:

– Nasıl böyle bir hata yaptım?
– Acaba bilerek mi unuttum?
– Bilinçaltım ondan bir çocuk mu istiyor?
– Çocuğum olsun istiyor muyum?
– Hamileysem ona söylemeli miyim?
– Kendisinden önce üç adamla seviştiğin birine, nasıl hamileyim ve senden diyebilir bir kadın?
– “Ben kimseyle korunmadan sevişmem,” açıklamasını yapabilecek kadar gurursuz muyum?
– Ya evlenmek isterse?!
– Ben evlenmek istiyor muyum?
– Onunla evlenmek istiyor muyum?
– O gerçekten benimle evlenmek istiyor mu?
– Evlilik bana göre mi?
– En iyisi hiçbir şey söylememek.
– Çocuğu kendi başıma büyütebilirim. Onun haberi olmasına gerek yok.
– Herkes “Babası kim?” diye soracak. Bu baskıya dayanabilecek miyim?
– Aldırabilirim.
– Kürtaja karşı değilim.
– Daha önce hiç kürtaj olmadım. Çünkü hiç hamile kalmadım.
– Çocuğum olsun isterken nasıl gidip kürtaj olacağım?
– Belki de hamile değilimdir. Bir gecede hamile kalabilecek kadar doğurgan bir kadın mıyım ki ben?
– Kısır bile olabilirim. Bilmiyorum ki. Sonuçta daha önce hiç hamile kalmaya da çalışmadım.
– Kısır olmasam bile 38 yaşındayım. Benim yaşımda hamile kalmaya çalışan arkadaşlarım aylarca uğraşıyorlar, olmuyor. Üzerine bir de modern tıbbın onlara sunduğu her seçeneği denemek zorunda kalıyorlar. Yo yo hamile kalmak o kadar kolay değil. Değilimdir.
– Ona ne diyeceğim?
– Rezillik bütün bunlar!!!

Geceleri uyuyamıyordum. Internette biraz araştırdım en erken ne zaman öğrenilir gebelik diye. Eczanelerde satılan ve idrar üzerinden yapılan testlerde en azından bir sonraki regl tarihinizin geçmiş ve kanamanın başlamamış olması gerekiyormuş. Kan tahlilinde ise birlikteliğin üzerinden 4 gün geçmesi yeterliymiş.

4 Gün!!!

Kan testi yaptığım anda bu işkenceye son verebilirdim ama gidemiyordum hastaneye. Ne hastaneye, ne işe, ne de başka bir yere. Öylece donup kalmıştım, kıpırdayamıyordum.

Sonunda 10. gün hastaneye gittim. Testi yaptırdım. Sonucunun çıkmasını büyük bir gerginlikle tek başıma bekledim.

Sonuç: Pozitif. Hamileyim.

Karar verdim doğuracağım. Bu bebeği istiyorum. Doğurmayacağımı düşündüğüme bile inanamıyorum.

Bu işte tek başımayım. Buna da karar verdim. Zaten aylarca beni görmüyor. Bir daha olur da karşılaşırsak kucağımdaki bebeğin bir an bile kendisinin olduğunu düşüneceğini sanmıyorum…

Didem Çelebi Özkan

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

34 Yorum

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 8 Nisan 2019 at 16:58

    Yazık Filiz’e ya ama tabi olmayacak duaya da “Amin” denmez. Nedir bu kadınların “kötü çocuk” tutkusu anlamıyorum 🤔

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 8 Nisan 2019 at 18:04

      Nedeni basit. Sekste çok iyiler 😂😝😂

      • Cevapla Didem Elif 8 Nisan 2019 at 18:54

        Tam aynı şeyi yazacaktım, sen yazmışsın Didemcim. 😝😝😝 Madem buraya yazdım buradan devam edeyim. Issız adamlar sadece bir kadının hayatını mahvetse iyi. Kime dokunsalar can yakıyorlar çünkü kalpleri kırık. Dolayısıyla onlara dokunmak isteyene kırık camlar batıyor. Bu cümleleri bi öyküde belki tekrar kullanırım. 🤣 Çok sürükleyiciydi, kahkaha atarak okudum. Bazen duygu çok tanıdık geldi. Yok yok 3 ayrı erkekle kısmı değil. 😝😝😝🙈🙈🙈 Ahahaha…

        • Cevapla Didem Çelebi Özkan 8 Nisan 2019 at 19:00

          Bu cümleyi aslında yazıyı ve Cem’in yorumunu okuyan bir arkadaşım telefonda söyledi. “Ben yazamam ama,” deyince “Amannn ben yazarım. Millet nasılsa artık beni böyle kabullendi,” deyip yazıverdim yorumu 😝
           
          Kalpleri nasıl ve ne zaman kırıldı bilmiyorum, belki doğuştan böyledirler 😉 Ama tabi onların çekiciliğinde sürünmeyi kabul eden biz kadınlar da ekmeklerine yağ sürmüyor değiliz 🤔

  • Cevapla Ahmet Yonca 8 Nisan 2019 at 18:27

    Vowwww vow voew… Şu ana kadar okuduğum en güzel hikayeydi. Hele ki ben hiç bu kadar özgür bir yazı okumamıştım.. Bayıldım. Filiz çocuğun ismini Ahmet koysun 😁😁

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 8 Nisan 2019 at 18:32

      Ahahahahahah tamam iletirim Filiz’e, seni mi kıracak 😉
       
      Ve Ahmet bu harika yorum için de çoook teşekkür ederim. Çok mutlu oldum sevmene 🤗

  • Cevapla Nalan Erpolat 8 Nisan 2019 at 21:41

    👌👌👌

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 8 Nisan 2019 at 21:42

      😘😘😘

  • Cevapla Beril Erem 8 Nisan 2019 at 22:25

    Hahaha Didem yaa 😂😂 Öykü yıkılıyoreee 👏👏 Ultra tatlı bir Unicorn ile karşılaşmışım gibi ağzım kulaklarımda okudum 🦄🦄
     
    Canım benim, çok güzel yazmışsın, kalemine sağlık.

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 10 Nisan 2019 at 14:21

      Yaaa öyküyü Unicorn’e benzetmene bayıldım. Ne tatlısın 😍🤗 Çok çok teşekkür ederim destek veren yorumun için. Kocaman öperim canım arkadaşım 😘😘😘

  • Cevapla Ilgın Cenkçiler 8 Nisan 2019 at 22:46

    Bir solukta okudum
    😅😅 🤩🤩

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 10 Nisan 2019 at 14:21

      Kuzummmm benim, öperim bebek 😘😘😘😘

  • Cevapla Sinem Çelebi 8 Nisan 2019 at 23:06

    Wuhuuuuu sonunda “Hamile değilmişim”i beklerken “Upssss hamileyim”i okumak süper etkili oldu.
     
    Issız adamlar, kötü çocuklar, cesareritsiz adamlar hepsinden çok bıktım ben de!!! Bazen sadece Filiz’in hikayesinde olduğu gibi çocuk yapmak için var olduklarına inanıyorum!
     
    Kalemine sağlık ablacım, her zamanki gibi süper akıcı ve bizden, tanıdık bir hikayeydi 💕

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 10 Nisan 2019 at 14:25

      Sino bizim durumumuzda biraz öyle oldular, iki çocuktan sonra kocalara elveda 😂😝😂😂
       
      Beğenmene çok sevindim kuzum. Annem de aradı öyküyü okuyunca. “Eyvah,” dedim “Bu sefer abartmışsın,” diyecek ama ne dedi biliyor musun? “Aferin sana. Böyle cesur cesur yazmaya devam.” Ben şok 🤪

  • Cevapla Seda Çağlayan 9 Nisan 2019 at 02:14

    Ve ben, namı diğer Polyanna elbette bu arkadaşların birleşmesi için hikayenin devamını yazmanı bekleyeceğim umutsuzca! Ahahahaha 🙂
     
    Benden bi cacık olmaz:) 🙂 🙂 Allah da beni ıslah etsin!
     
    Eline sağlık Didemcim…

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 10 Nisan 2019 at 14:32

      Ahahahahahah uslanmaz romantik :))) Bunun devamını yazsam Türk filmine döner, en iyisi okuyan herkes sonunu kendi istediği gibi kurgulasın 😉
       
      Bir de, öyküyü yazdığımda sana söylemiştim ama burada okurlarımız için de bir daha tekrarlayayım: Bu öykünün ilhamı senin geçen haftaki yazının karakterlerinden biri olan “kötü çocuk” amcaydı 😝 O kadar üzülmüştüm ki kadının haline oturup bu hikayeyi yazdım. Elbette anlattıklarımızdaki tek ortak yan “kötü çocuk” kavramı. Neyse yazını kaçıran ama okumak isteyenler olabilir diye buraya onun da linkini iliştiriyorum: Davul Bile Dengi Dengine (mi?)

      • Cevapla Seda Çağlayan 10 Nisan 2019 at 17:01

        Aman efenim, size ilham olmak ne şeref 🙂
         
        Ve evet, zaten ben o Türk filmlerini seyrede seyrede bu hale geldim, o yüzden beklentim hep o modda 🙂 Hayatın zalim gerçeklerini görmemek için elimden geleni yapıyorum. (Bana yazı konusu çıktı, bekle, geliyor!)
         
        Ve de yazımı tekrardan promote eden elleriniz dert görmesin Didem Hanımcığım 🙂
         
        Öperim güzel yanaklardan çok çok…

  • Cevapla Fatoş Şahin 9 Nisan 2019 at 15:02

    Harikaaa 👏🏼👏🏼👏🏼😘

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 10 Nisan 2019 at 14:34

      Beğenmene çok sevindim Fatoşcum.
       
      Sevgiler 🤗😘

  • Cevapla Atakan Balcı 10 Nisan 2019 at 13:00

    Dili, anlatım biçimi, konunun bellekteki akışı.. muhteşem!… Kutlarım, kalemine ve algına sağlık!… İyi adamlar az bulunuyor, ıssız adam deyimini hak edebilecek adamlar; ya kendilerini anlatamıyorlar, ya da anlaşılamıyorlar bir biçimde. Hasılı, zor iş Filiz’in işi… 🙂

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 10 Nisan 2019 at 14:35

      Ne güzel bir yorum 😍 Senin kadar sıkı bir okurdan gelince de inanılmaz değerli. Çok çok teşekkürler canım.
       
      Sevgiler

      • Cevapla Atakan Balcı 12 Nisan 2019 at 12:52

        Sevgiler, gökkuşağı somutluğuyla sevgiler!…

  • Cevapla Demet Uncu 10 Nisan 2019 at 17:15

    Didemciğim, ben yorumumu sana canlı canlı söylemek isterim 🙂 Kalemine, yüreğine sağlık …

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 10 Nisan 2019 at 19:06

      Aynen 🙃 Mümkünse şarabın eşlik ettiği bir kızlar gecesinde alayım yorumu 🙃🙃🙃
       
      Öperim canikommm 😘😘😘😘

      • Cevapla Atakan Balcı 12 Nisan 2019 at 12:51

        Şarap, şiir, söyleşi.. ahh!…

        • Cevapla Didem Çelebi Özkan 14 Nisan 2019 at 15:22

          🙃🙃🙃

  • Cevapla Nihal Pehlivan 10 Nisan 2019 at 23:46

    Çok güzel bir öykü ama Filiz söylesin bence ıssız adama baba olacağını, sonra isterse yalnız devam etsin.. Bu kötü çocuk ıssızlardan 60 ve üstü yaşlarda da çok var.

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 10 Nisan 2019 at 23:52

      Yorumu çok sevdim 😁😁 Özellikle bu kötü çocuklardan 60 yaş üstünde de çok var kısmını 🙃 Ehh insan 7’sinde neyse 70’inde de o tabi 😉

  • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 10 Temmuz 2019 at 16:52

    Didem Hanım o pozitif sonucunu iki senedir görmeyi bekleyen bir bahtsız olarak niyeyse sevindim bile Filiz adına :))
     
    Demek ki neymişşş; boşverince, akışa bırakınca oluyormuşş. Demek ki neymiş; robotik seksten cocuk doğmuyormuş. Demek ki neymiş; kötü cocukların cocukları……. tamam devamını yazmayacağım kocam da aralarda girip okuyor buraları.. :))
     
    Tabuları yıkan, herkesin bilip konuşmaya korktuğu ama dedikodusunu da ballandıra ballandıra anlattıkları bir konu ancak böyle güzel öyküleştirebilinirmiş…

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 10 Temmuz 2019 at 17:08

      Gökçecim nasıl güzel yorumlar yazıyorsun; bugün gelen ikinci yorumunla gene beni çok ama çok mutlu ettin.
       
      “..kocam da aralarda girip okuyor buraları” 😂 Bu yoruma çok güldüm 😉
       
      Son derece içten, evde karşılıklı sohbet ederken söyleyebileceğin cümlelerin samimiyetiyle yazdığın yorumun için teşekkür ediyor, seni kocaman öpüyorum 😘😘😘

      • Cevapla Gökçe Çiçek Gönülaçar 10 Temmuz 2019 at 17:50

        İnşallah bir gün karşılıklı ev sohbeti, kahve sohbeti, ada şarabı sohbeti yapma olanağı buluruz…
         
        Benden de sevgiler..

        • Cevapla Didem Çelebi Özkan 10 Temmuz 2019 at 19:51

          İnşallah canım benim 🤗🤗

  • Cevapla İrem 10 Ekim 2019 at 06:59

    Bence Filiz bir kere daha o adamın karşısına çıksın ona hamile olduğunu söylesin. Şansını bir kere daha denesin. Belki kötü çocuk sandığı kişi zannettiği gibi kötü çocuk değildir. Bu adam bence onunla ilgiliydi. Hayatında başkaları da olduğunu soylemeseydi Filiz, kızı bırakacak gibi durmuyordu. Sonucu ne olursa olsun bebeğini söylemeli. Adam en kötü “Seni de bebeğini de görmek istemiyorum” der ki Filiz buna zaten kendini hazırlamış. Ama en iyi ihtimal bebeğini babası ile büyütür. Kendisi de başka kötü çocuklar olmadan hayatını sevdiği adamla geçirir. Belki düşük bir ihtimal ama bu ihtimali de değerlendirmeye değer.

    • Cevapla Didem Çelebi Özkan 10 Ekim 2019 at 08:55

      Çok teşekkür ederim yorumun için. Ne kadar naif bir ruhsun.
       
      İremcim ben öyküyü burada bıraktım ama sen istediğin sonu yazmakta özgürsün. Harika mutlu bir son da yazmışsın bence 😉
       
      Tüm Filizler senin güzel kalbinden geçen sonlara sahip olur umarım.
       
      Sevgiler

    Cevap Yaz