Portakal Çiçeği

Sevilmeyen Sonlar

2 Ağustos 2019

Yazı: Sevilmeyen Sonlar | Yazan: Sıla Malik

Geçtiğimiz hafta sonu uzun süredir izlediğim bir diziyi bitirdim. Mayısta biten son sezonu üzüleceğimi bildiğimden çok uzun zaman dilimine yayarak izlesem de bitti.

Ve bir kez daha sonlarla aramın ne kadar kötü olduğunu fark ettim. Açıkçası bu sorunu yaşayan benim gibi başkalarının da olduğunu düşünüyorum ancak yine de bu insana kendini garip hissettiriyor.

Neden mi?

Kitap, dizi, film, tiyatro oyunu, oratoryo fark etmeksizin sevdiğim şey sona erdiğinde ağlayabiliyor, üzülebiliyor hatta birkaç saatliğine hayatımı sorgulayabiliyorum.

İlk gerçek anlamda tiyatro oyunu izledikten sonra evde kendime gelememiş, tüm oyuncuları, oyunun yazarını, kadronun öz geçmişini kısacası her şeyi araştırmıştım. Akşam ailem eve geldiğinde de uzun süre nefes dahi almadan oyun hakkında konuşmuştum. Tehlikeyi o gün fark etmeliydim.

O günden sonra sevdiğim şeylere çok kısa sürede bağlanabildiğimi fark ettim.

Kitap okurken anlatılan dünyayla birleşiyor, kitabı okumaktan çok yaşıyordum. Çocukluğumun kitabı olan “Domates Saçlı Kız” sayfaları okunmaktan ve kıvrılmaktan yıpranan yegane kitabımdır. Ondan sonra okuduğum hiçbir kitabı ikinci kez okuyamadım. Ama onu hâlâ ilk günkü heyecanımla okuyabilirim.

Bir diğer kitap çöküşünü ortaokul sonda yaşamıştım, okuduğum kitap bittiğinde o kadar boşlukta hissetmiştim ki kendimi…

Ağladığımı gören annem gülerek babamı çağırmış, bunu kaçırmamasını söylemişti. Ben orada hayatımın anlam ve önemini sorguluyordum ama…

Dediğim gibi, sadece kitaplarda durum böyle olsa neyse. Film ve diziler de aynı şekilde. İçselleştirmekten kendimi alıkoyamadığım karakterler ya da hikayeler, fonda çalan müzikler, kullanılan mekanın güzelliği derken ben yine başka alemlerde dolaşıyorum sanki.

Animasyon filmi “Inside Out”u izlerken bile gözlerimin dolduğunu hatırlıyorum ya da Küçük Prens’i.

Gerilim ve korku filmlerinden ise hiç haz etmiyorum. Bunları izlerken daha çok ekrana boş bakışlar atıyorum. E durum böyle olunca da severek izleyebildiğim her filme bir iki damla da olsa gözyaşı akıyor haliyle.

Pazar günü de tam da yukarıda bahsettiğim gibi bir gündü.

Tüm gün birçok şey yapıp dizinin son 2 bölümünü akşamın en güzel anına sakladım. Ama gel gör ki sitcom mantığı sağ olsun bir bölüm 20 dakika sürünce benim bu final serüvenim çok çabuk dumura uğradı.
Ardından bölüm gelecekmişçesine keyifle izlerken son sahnede olduğumu fark ettiğimde hafif hafif gözler dolmaya başladı. Üstüne karakterlerimizin duygusal konuşmaları da eklenince ortamı ya da beni siz düşünün.

Fakat yine burada benim canım kurtarıcım annem, araya girerek “Yok artık, ağlıyor musun yoksa?” dediği an o akmak üzere olan gözyaşı vazgeçti ve ilk defa ben bir sonda ağlamadım. (Ben bile hala kendime inanamıyorum.)

Ancak her ne kadar sıkıntıymış gibi gelse de, ben bu duygusallık halini seviyorum. Bana hala empati yapabildiğimi, başka dünyalarında var olabileceği düşüncesine olan inancımın tazelenebildiğini ve bambaşka durumların da mümkün olabileceğini kanıtlıyor.

Siz ne düşünürsünüz, bilemem ama inanın, birkaç saatliğine de olsa bambaşka bir dünyanın parçası gibi hissetmek, insanın ruhuna ilaç gibi geliyor. Biliyorum onlar sadece kurgu, böyle insanlar gerçekte yoklar. Ancak siz de şunu unutmayın ki, o karakterler düşünce olarak doğup bambaşka bedenlerde var olan ruhlardı.

Birileri çıktı, hayal etti, ardından o hayal şekil aldı. İster gerçek hayatta ister kurguda. Bu biz insanların dünyaya yeni fertler kazandırmak dışında verebildiği değerli ve sayılı hediyelerden en özeli.

Umarım herkes bir gün, elindeki kitabın son cümlesini okuduğunda, izlediği filmi jenerik aktığı halde kapatamadığında, dizide en sevdiği karakter son cümlesini kurduğunda, bunun koca bir hayale, hayata ve yolculuğa son tanıklıkları olduğunu fark eder ve bu hazzın tadını sonuna kadar çıkarır.

Sıla Malik

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

4 Yorum

  • Cevapla Hande S. Sinan 3 Ağustos 2019 at 21:59

    Bu yazıyı gerçekten severek ve sizinle özdeşleşerek okudum.
     
    Bazen ben de öyle hissediyorum; özellikle hastası olup seyrettiğim bir kaç dizide veya okuduğum bir kaç kitapta aynısını yaşadım. Misal Battlestar Galactica dizisi… Hatta geçenlerde Disney Yeni bir Starwars üçlemesi yapacaklarını duyurunca bayram ettim.
     
    Şuna çok katılıyorum: “O karakterler düşünce olarak doğup bambaşka bedenlerde var olan ruhlardı.“

    • Cevapla Sıla Malik 4 Ağustos 2019 at 13:39

      Yalnız olmadığımı biliyordum, hatta yorumunuzdan sonra “iyi ki böyleyim” diye düşündüm.
       
      Bence bizler çok güzel bir özelliğe sahibiz. Ve benim düşüncelerimi paylaşan, destekleyen ve anlayan siz daha da güzelsiniz 🌸
       
      Yorumunuzla beni çok ama çok mutlu ettiniz. Çok teşekkür ederim. 💜

  • Cevapla Pınar Sude Genç 6 Ağustos 2019 at 00:54

    En çok yaşadığım durumlardan bir tanesi… Sekizinci sınıfa geçtiğimde benden önceki sekizinci sınıflar mezun oldu diye o kadar üzülmüştüm ki..
     
    Sevdiğim bir kitabı bitirmiştim ve o üzüntülü halimi gören annem; “Onlar gerçek değil farkındasın değil mi?” diye sorma gereği duymuştu. Hâlâ böyledir, Harry Potter serisinin son kitabını hâlâ okumadım, bitmesin diye.
     
    İnsanlara da böyle çok çabuk bağlanıyorum. Sürekli benden büyükler ile arkadaşlık ettiğimden şimdi 12. sınıflar bu sene mezun olunca nasıl hissedeceğim diye düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi. Alışmışım herhalde birkaç gözyaşı dökmeye..
     
    Yani, yazınızda kendimi buldum, çok güzel anlatmışsınız. Yüreğinize sağlık…

    • Cevapla Sıla Malik 6 Ağustos 2019 at 14:32

      Kitaplar, filmler veya diziler. Onlara bağlanmak daha farklı ama işler insanlara gelince değişiyor.
      Yorumunu okuyunca senin adına çok sevindim. Ben de aynı senin gibi iyi anlaşabildiğim insanlarla bir şekilde ayrılmak zorunda kaldığımda üzülüyorum. Ancak şunu da söyleyebilirim ki sen böyle iletişim kurmaya devam ettikçe yalnız kalmazsın, bunu görebiliyorum.
       
      Umarım, arkadaşlarınla arandaki iletişim hiç kopmaz.
       
      Yorumun için çok teşekkür ederim. 💕💕🌸

    Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan