Ay Işığı Yolcusu

En Kutsal Sanat | 1

10 Aralık 2019

Yazı: En Kutsal Sanat | 1 | Yazan: Atakan Balcı

Uygarlığın Üç Ayağı

Toplumun ve bütün olarak insanlığın gelişmesinde, Dünya Ana’nın korunmasında, savunulmasında, hatta ve hatta arıların öneminin, derelerin özgürce akmasının öneminin anlaşılmasında, açların doymasında yaşamı bütünleyen üç çok değerli kavram-edim vardır; bilim, felsefe ve sanat. Sorsan birçok kişi bunların öneminin ayırdındadır ve bu kişilerin çoğunun yaşamında bu kavramlar, edimler yoktur ve hatta birçoğu, örneğin bilime karşı, ciddi bir savaşım içerisindedir ne yazık ki.

İnsan Irkı Tehlikede

İnsan ırkının nesli tükenebilecek canlı türleri arasında yer almaya başladığının da ayırdında değildirler ve sözde bilseler bile bu konuda üzerlerine hiç alınmazlar hiçbir iş noktasında. Hatta ve hatta çevrecileri suçlarlar, bilimi ve felsefeyi savunanları suçlarlar, sanatla ilgilenenleri suçlarlar, aydınları suçlarlar.

Yurtseverlik-Aydınlar

Sorsan “yurtseverlik” konusunda da örneğin “aydınları” küçük görür ve böbürlenirler kendi açılarından ve kendilerince. Ama yine, örneğin, Kurtuluş Savaşı’nda, yazı devrimi öncesinde erkeklerde yüzde 7, kadınlarda binde 5 olan okuma yazma oranı (ki resmi oranlardır bunlar) cahili, aydını her kesimden büyük bir özveri göstermiş olmasına karşın, aydın sınıfın özverisi, aydın sınıftan verilen şehitlerin oranı akıl almaz boyutlardadır özellikle. Tabii ki tarihi gerçek tarihçilerden değil, palyaço giysili sözde tarihçilerden öğrenenler için bu sözler pek bir şey ifade etmez. Halil İnalcık, İlber Ortaylı, hatta Sümer tarihçisi Muazzez İlmiye Çığ varken sömürgecilerin dünya üzerindeki sözde sömürgeci düşmanı, özde sömürgecilerden kaynağını alan kuklalarını, aydın aşağılayanları, öğretmenliği, eğitimi yerin dibine sokmaya uğraşanları dinlerler, izlerler.

Aşmak

Bütün bu sorunları aşmanın yolu var; bilim, sanat, felsefe. Cumhuriyetin kurucu anlayışının belki de en doğru işi, kuruluşu bu üçlü birliktelik üzerine gerçekleştirmesiydi. Sonrası kolay olmadı. O dönemde de zordu zaten, kurucular arasına sızmış, koskoca bir imparatorluğun bitişindeki rollerden birine sahip olan ve Ulu Önder’e karşı İzmir’de suikast bile gerçekleştirmeyi denemiş olan İttihatçılar, ne yazık ki kurulan yeni yapıya da sızmıştı ve bilim, felsefe, sanat ve tüm diğer konularda kurucu iradeden çok farklı düşünceleri vardı. Bu farklı tavır, o dönemden başlayarak, Ulu Önder’in yaşama gözlerini yummasından sonra da giderek artarak kendini gösterdi. İlk büyük darbeyi ise, belki de, 1950’lerde, Köy Enstitülerinin kapatılmasıyla yaşadı kurucu anlayış güzel ülkemde. Bütün bunlar ise, işte, bu üçlü dayanağın ülkemizde gelişip serpilmesinin önündeki engellerin başlangıcını oluşturdu. Ama Ulu Önder vardı ve onu anlamaya çalışanlar da var olmaya devam etti. Bu yüzden asla “Her şey bitti!…” denmedi hiçbir zaman. Yol sürüyor…

Aydınlanmanın Toprağı

Peki bu üç büyük sacayağı, ayaklarını nereye basıyordu? Bu üç nokta, hangi toprağa güvenip, yayılıp kökleşti, kökleşmeye girişti? İşte asıl soru bu?

Anlatacağım, daha anlatacağım bu sorunu!…

Sevi ve ışık ile!…

* Yazının ikinci bölümü için 👉🏻 En Kutsal Sanat | 2

Atakan Balcı

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

Yorum Bulunamadı

Cevap Yaz