Genç Kalemler

Lidya ve Kies

19 Ağustos 2020

Öykü: Lidya ve Kies | Yazan: İlayda Varol

Her şeye farklı bir açıdan bakmaya, herkesin düşündüğü gibi düşünmemeye çalışıyordum. Çünkü herkes gibi olmak istemiyordum. Bana ucube densin istiyordum. Garip olmak istiyordum. Onlar gibi olunca deliriyordum. Sandığım kadar garip ve zeki olmadığımı düşündüğüm anlarda kafayı yiyordum. Bu duygu beni yiyip bitiriyordu. Kendimi her türlü eleştiriye kapatmıştım. Herkes gibi olduğumu duymak bana sadece acı veriyordu. Bu nedenle arkadaş edinmekte zorlanıyordum. Arkadaşlarımın hepsi annemin ya da babamın eski arkadaşlarının çocuklarıydı. Ama okulda hiç arkadaşım yoktu. Onlar zaten iğrençlerdi. Bir süre onlarla takılmak için kendimi yıpratsam da artık onları umursamıyordum. Çünkü kızlar birbirlerine aşırı iltifatlarda bulunup sevgi gösterileri yapıyor ancak birbirlerini hiç sevmiyorlardı. Hep birbirlerini çekiştiriyor, çekiştirdikleri kişi gelince de sevgi gösterilerine devam ediyorlardı. Erkekler ise sapık ve iğrençti. Birbirleriyle güreşiyor ve birbirlerini dövüyorlardı. Bu iğrençlikler yüzünden onlarla arkadaş değilim ayrıca onlar zaten beni sevmiyorlardı.

Bir gün edebiyat öğretmenimiz geldi ve bir tiyatro kulübü kuracaklarını söyledi. “Katılmak isteyenler vereceğim kağıda adını yazsın sonra derse başlayacağız” dedi.
Kağıt en arkada oturduğum için en son bana geldi. Kağıtta benimki dışında üç isim daha yazıyordu.

“Otuz kişilik sınıftan sadece dört kişi mi tiyatro kulübüne katılmak istiyor?”

Ders kısa süre sonra başladı.

Hocanın okuma ödevi olarak verdiği kitabı işliyorduk ancak kitabı okuyan sadece yedi kişi vardı. Bir kısmı da tam bitirmemişti. Başta kitabı çok sıkıcı bulduğum için okuma ödevini son güne bırakmıştım ve üç yüz sayfalık kitabın tamamını dün bitirmiştim. Bu nedenle gözlerim ağrıyordu. Eğer derste uyuya kalırsam iyi bir azar işiteceğimi bildiğimden, uyumamak için elimden gelen her şeyi yapıyordum.

Tüm dersler bitti, ben de hemen tiyatro kulübüne gittim. Heyecanlı olduğum söylenemezdi çünkü hâlâ oldukça yorgundum ve sınıftaki birkaç kişi benimle dalga geçmişti. Umurumda olduğundan değil de insanın kalbi kırılıyor. Öğretmen sahneye geçmemizi ve birkaç dakika sonra geleceğini söyledi. Kızlardan biri sahneye geçerken bana omuz atmıştı. Sinirlenmemek için kendimi zor tuttum. Bu yetmemiş gibi ağzını yayarak özür dilemişti. Gıcık kız! Köşede sessizce oturan ve mor bir deftere bir şeyler yazan bir kız gördüm. Nedendir bilinmez onunla tanışmak istedim.

“Merhaba ben Lidya.”

Kafasını defterden yavaşça yukarı doğru kaydırdı ve konuştu.

“Ben de Kies.”

İsim tuhaf geldi.

“Kies?”

“Aslında Kies bir kısaltma ama gerçek adımdan daha güzel.”

“Anladım… Kies.”

Roller dağıldı. Ben yan karakterdim. Kies ise başroldü.

“Bu oyunu daha önce oynadın mı Kies?”

“Hayır, neden?”

“Çok iyiydi de oyunculuğun.”

“Sanatla aram iyidir.”

“O deftere ne yazıyordun bu arada.”

“Şiir.”

“Okuyabilir miyim?”

“Daha bitmedi. Bitince bakabilirsin Lidya.”

“Anladım. Şey eğer şimdi bir işin yoksa beraber sinemaya gidelim mi?”

“Olur.”

Kies‘le beraber korku filmi izledik. Ardından bir kafede kahve içtik. Aslında o sıcak çikolata söylemişti. Çok iyi biriydi. Genelde sınıftan çıkmayan biriymiş. Onu bu yüzden okulda ilk defa görüyordum. Tiyatro kulübü sayesinde okulda bir arkadaşım olmuştu ve çok iyi biriydi.

Bir buçuk aydır Kies’le arkadaştım.

Beni anlıyordu ve iyi bir dinleyiciydi. Genelde pek konuşmayan sessiz bir tipti. Ona neden hep farklı hissettiğimi, neden garip biri olduğumu ve neden diğer insanlardan daha akıllı olduğumu ve onlar gibi olmak istemediğimi anlatıyordum. O da beni anlıyordu.

Pazar sabahıydı. Hava yağmurluydu. Neden bilmiyorum canım çok sıkılmıştı ve kendimi huzursuz hissediyordum. Kies’i aradım. Duymadı. Bir daha aradım yine açmadı. Mesaj attım. Bakmadı.

Beni görmezden mi geliyordu? Şarjı bitmiş de olabilirdi. Ya başına çok kötü bir şey geldiyse! Sürekli Kies’i aradım. Açmıyordu. Çok telaşlanmıştım. Yirmi üçüncü cevapsız aramadan sonra Kies’ten mesaj geldi.

“Kardeşlerime bakıcılık yapıyordum telefonum sessizdeydi duymadım.”

Bu mesaj beni sakinleştirmişti. Ama sadece birkaç dakikalığına… Onun kardeşleri mi vardı? Ben neden bilmiyordum? Sormamış mıydım? O an fark ettim ki Kies hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Ona cevap yazdım.

“Senin kardeşlerin mi vardı?”

“Evet, ikizler. Neyse Hâlâ onlara bakıcılık yapıyorum, sonra konuşuruz.”

“Tamam.”

O günden sonra Kies’e kim olduğuna dair sorular sordum. Bunlar basit şeylerdi ama benim için önemliydi. Ona hangi rengi sevdiğini, hangi meyveyi sevdiğini, kardeşlerini, en sevdiği filmi ve diziyi sordum. En sevdiği renk siyahtı. Sevdiği herhangi bir meyve yoktu. Sevdiği film ve diziler de yoktu. Aslında hangi filmi ya da diziyi daha çok sevdiğini seçememişti.

Beklediğimden daha kısa süren sohbetin ardından Kies’e yeni başladığım bir diziden bahsettim. Hem beni dinliyor hem de defterine bir şeyler yazıyordu. Birkaç gün daha hiç değişik bir şey olmadan aynen bu şekilde geçti. Ben Kies’e bir şeyler anlatıyordum o da beni dinlerken defterine şiir yarışması için şiir yazıyordu. Hiçbiri tam bitemediği için okumama izin vermiyordu.

Okulumuz çok rahat ve kendini çok eğlenceli zanneden bir yer olduğundan her üç ayda bir yeni bir yarışma yaparlardı.

Bu sefer de şiir yarışması yaptılar. Bunu duyunca Kies’in çok heyecanlanacağını düşünmüştüm ama o sadece “Güzelmiş” demekle yetinmişti. Kies’i çok seviyordum ama bir türlü neyi sevip sevmediğini ve herhangi bir konu hakkında ne düşündüğünü anlayamıyordum. Bu durum ara sıra beni rahatsız ediyordu ama böylesine mükemmel bir arkadaş için oldukça önemsiz bir kusurdu bu. Ayrıca benim gibi geveze ve macera meraklısı birisi için oldukça sessiz ve gizemliydi. Yani biz harika bir ikiliydik. Bu nedenle tanışmamıza vesile olan tiyatro kulübü çoğu kişinin sıkılıp ayrılmasından dolayı kapanmış olsa da hâlâ arkadaştık.

Birkaç hafta sonra okul kapanacağı için Kies’i evime davet etmiştim. Başlarda davetimi kabul etmese de yoğun ısrarlarıma katlanamamıştı. Eve geldiğimizde hemen odama geçtik. Ben yatağıma, Kies ise sandalyeye oturmuştu.

“Koltuk var orada, ona otur neden sandalyeye geçtin?”

“Yok, iyi böyle. Ayrıca iki gün sonra yarışma var şiiri bitirmem gerek.”

“Bitirmemiş miydin?”

“Hayır.”

“Ben bitirdin sanıyordum pardon.”

“Sıkıntı yok. Bir dize kaldı.”

O son dizeyi yazarken ben de yine okuldaki kızların bana küçümseyerek baktıklarını anlatıyordum.

“Kies her şeye farklı bir açıdan bakmaya çalışıyordum. O salakların düşündüğü gibi düşünmemeye çalışıyordum. Çünkü herkes gibi olmak istemiyordum. Bana ucube densin istiyordum. Garip olmak istiyordum. Onlar gibi olunca deliriyordum. Düşündüğüm kadar garip ve zeki olmadığımı düşündüğüm anlarda kafayı yiyordum. Bu duygu beni yiyip bitiriyordu. Bu yüzden kendimi her türlü eleştiriye kapatmıştım Kies. Herkes gibi olduğumu duymak bana sadece acı veriyordu. Anlatabildim mi? Uzun lafın kısası o salak kızlar gibi kendimi bir şey zannetmek ve bu yüzden de insanlara onlar gibi küçümseyerek bakmak istemiyordum.”

Kies ayağa kalktı sinirli gözüküyordu.

“Yeter! Sen garip biri değilsin, farklı değilsin, tuhaf değilsin, ucube değilsin, zeki hiç değilsin. Sen sadece kafasında saçma sapan hayalleri olan ama hiçbir şey yapmayan aptal bir ergensin. Sen de herkes gibisin. Seninle tanıştığım ilk günden beri sen konuşuyorsun. Ben anca altı kelime söylemişimdir sadece. Sen zeki falan değilsin, sadece kendini düşünen ve kendi hakkında konuşulmasını isteyen bencil birisin. Hiçbir zaman nasıl olduğumu sormadın, hep nasıl olduğunu anlattın. O kızlar sana sadece baktılar ve yanlışlıkla çarptılar. Her şeyi abartıyorsun. Her şey seninle ilgiliymiş gibi davranıyorsun. Bundan bıktım. Ben gidiyorum.”

“Kies dur!”

Gitti.

Bence abartmıştı. O kadar çok konuşmuyordum. Onun hakkında sorular soruyordum ama cevap vermiyordu. Abartmıştı. Değil mi? Belki de düşündüğümden daha çok konuşuyordum. Öyle miydi? Gerçekten de düşündüğümden daha çok mu konuşuyordum? Korkmaya başlamıştım. Kies bugün sınıfında değildi. Yoksa en iyi arkadaşımı kayıp mı etmiştim?

Kies’i şiir yarışmasına kadar hiç görmedim. Şiir yarışması tiyatro salonundaydı. Kies’i perdenin arkasına geçerken gördüm. Mutsuz gözüküyordu. Yerimi aldım ve sessizce Kies’in sahneye çıkmasını bekledim. Diğer etkinliklere göre burada daha çok katılımcı vardı ama çoğu dalga geçmek için gelmişti. Neredeyse tamamı şiire “güller kırmızıdır, menekşeler mavi…” diye başladı, bu dalga geçmeye çalıştıklarını kanıtlayan bir şeydi.

Sonunda Kies çıktı. Herkesin aksine gerçekten güzel bir şiir yazmıştı. Sonuna kadar heyecanla dinledim. Şiiri, diğer yarışmacılarınki gibi basit ve duygusuz değildi. Arkadaşlıktan bahseden duygulu, üstünde düşünülmüş bir eser çıkarmıştı ortaya. Kazanan o oldu. Yarışmadan hemen sonra onu buldum. Birkaç öğretmen Kies’le onun şiiri hakkında konuşuyordu.

“Kies gerçekten çok güzel yazmışsın.”

“Aynen tatlım soluksuz dinledim.”

“Teşekkür ederim öğretmenim.”

“Kies şiirin ana teması arkadaşlıktı değil mi?”

“Evet öğretmenim.”

“Gerçek bir arkadaşlıktan mı bahsettin, yani şiirde gerçek birini mi anlatıyordun?”

“O, sır öğretmenim.”

“Kies seninle bir dakika konuşabilir miyiz?”

“Tamam Lidya.”

Kies’le beraber bir kat aşağıdaki sınıfa gittik.

Ondan özür diledim. Milyonlarca kez çok üzgün olduğumu söyledim. Bu kadar kötü biri olduğumu bilmediğimi söyledim ve bana ikinci bir şans vermesi için yalvardım. Kabul etmedi, ikinci bir şans vermek istemediğini söyledi. Hak etmediğimi düşünüyormuş. Sonra da gitti. Başka birinin yanına… Muhtemelen şiirde geçen arkadaşının yanına.

Sanırım yazdıklarını gizlice defterinden okuduğumu anlamıştı. Bu yüzden affetmemişti. Oysa ben o şiiri okuduğumda çok mutluydum. Çünkü şiirdeki arkadaş benim sanmıştım. Ama yanılmışım. Ben hep yanılmıştım. Ben ne zekiydim ne de diğerlerinden farklı. Ben de herkes gibi normal biriydim. Hatta ben insanların işlerine karışan, kendini beğenmiş, meraklı, kafasında saçma sapan hayaller kuran ama bu hayaller için hiçbir şey yapmayan aptal biriydim. Hamlelerimi çok yanlış oynamıştım. Şimdiyse çok geçti…

İlayda Varol

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 19 Ağustos 2020 at 13:13

    Fıstığım “Welcome back” 😉
     
    Burada olmana bayılıyorum, öykülerine de öyle. Hikayenin sonunu ayrı sevdim. Aklına sağlık zeka küpüm 😘

  • Cevapla Pınar Sude Genç 19 Ağustos 2020 at 13:24

    Daha bu sabah, “İlayda ne zaman geri dönecek acaba?” diye düşünmüştüm (: Geri dönmene çok sevindim, hoş geldin. Her zamanki gibi öykünü çok beğendim. 🎈

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan