İçimdeki Sesler

Ne Kadar Yükleniyorsun Kendine?

3 Aralık 2019

Yazı: Ne Kadar Yükleniyorsun Kendine? | Yazan: Demet Uncu

Yenilginin Bilgeliği” konulu bir söyleşiye katıldım geçen hafta. Konu başlığı bana çok çekici geldi. Yeniliyorsun, yeniliyorsun ve bir de bilgeliğe erişiyorsun 😉 Merak edip, biletimi aldım hemen. Hep mükemmel olmayı istemek, her şeyin en doğrusunu, mümkünse hatasız bir şekilde yapmak, her sorunu anında çözmek, bir şey sorun haline gelmeden sürekli öngörülerde bulunmak gibi durumların içerisinde çokça kalan bir kişi olarak; “yenilgi”nin ne anlama geldiğini anlamakta zorlanacak tüm insanlar için gittim bu seminere. 😁

“Yenilgi” kelimesi bile beni rahatsız etti açıkçası. Ne demek oluyordu yenilgi? Biraz önce bahsettiğim şekilde yaşamını devam ettiriyor olacaksın ve sonunda bir yenilgi ile karşılacaksın… “Yenilgi” kelimesinin olumlu bir his bırakacağı bir insan var mıdır sizce? Varmış işte, bunu bu seminerin sonunda anladım.

Mükemmel Yenilgiler

Hayatımız boyunca kendimize o kadar büyük hedefler koyuyoruz ki o hedeflerin üzerimizde yarattığı baskıyı planlar, programlar yapmaktan anı yaşayamayışımızı ve spontanlığa yer bırakamayışımızı görünce biraz üzülüyorum işin açıkçası. Neden bu kadar yükleniyoruz kendimize? Beklentilerimizi biraz düşürmenin kime ne zararı olabilir ki?

İş hayatında çok başarılı olmalıyım, tüm hedeflerimi tutturup, mesai arkadaşlarımla ve iş yaptığım diğer kişilerle iyi ilişkiler geliştirmeliyim dedikten sonra kendimize ve ailemize vakit ayıramadığımızdan şikayet etmemizin de yersiz olacağı örneğinden yola çıkıldı seminerde. Aslında iş hayatındaki %100 olarak kendim için koyduğum beklentimi, hedefimi belki de %70 yaptığımda, ortaya çıkardığım iş yine iyi bir iş olacak aslında. Kalan zamanda da kendime ve aileme ayıramadığım vakti sağlamış olacağım. Sadece sonuca odaklandığımızda, aslında o sonucun sebeplerini de kendimizin hazırladığını unutuyoruz çoğu zaman.

Her şey mükemmel olmak zorunda değil.

“Mükemmel olmak, kusursuz olmak hiç çekici değil çünkü bizim gibi değil.”

Bu cümleyi seminerde duyduğumda çok hoşuma gitti inanın. Daha önceki yazılarımın birinde bahsettiğim gibi içindeki yaraları gösterebilen insanlar, birbirlerine gerçek anlamda yakınlaşabiliyor. O “mükemmel” olan insanların hiç mi zaafları, hiç mi üzüntüleri, acıları hiç mi içlerinde tuttukları ve sadece kendilerinin bildiği başarısızlıkları yok? Elbette var ama onların üzerini öyle bir çelikle kaplıyorlar ki içlerindeki sesi susturuyorlar ve bunun ne yazık ki farkında bile değiller.

Mükemmel olmaya çalışmak bir nevi detaylar içinde boğulmak, büyük resmi kaçırmak gibi adeta. Her şey hep başarılı ya da hep başarısız olabilir mi? Bazı işlerin sonucu da arada bir yerde, ortada olacak. Bu kötü bir şey değil; bunu kabul etmekle başlayacak iyileşme süreci aslında. Yani bazı konulardaki beklentilerimizi, hedeflerimizi örneğin %70’e düşürerek gibi.

Kendinle Dalga Geçmek

Başarısız olmak, yenilmek çok mu kötü bir şey? Bununla ilk yüzleştiğimizde evet kötü tabii ama kendimizi kötü hissettiğimiz süreyi ne kadar azaltılabilirsek, olumsuzluklara karşı bir o kadar nötr kalabiliyoruz aslında.

“Bu süreci kolay atlatabilmek için kendi başarısızlıklarınıza, yenilgilerinizle dalga geçmeyi öğrenmelisiniz.”

Bu öneriyi de seminerde duydum. Bahsedilen şey, kara mizah yapabilmek aslında. Kendi hayatıma dönüp baktığımda, bunu daha kolay yapabildiğimi görüyorum. Başarısızlıklarımla ya da istemediğim sonuçlarla karşı karşıya kaldığımda kendimle daha kolay dalga geçebiliyordum; başkalarından hatalarımı duymaktansa… Bu tavrı geliştirebilmek de biraz yaş ile ilgili sanırım. 20’li, 30’lu yaşlarda bunu yapamadığımı fark ettim ve o yaşlarda kendimle ne kadar savaştığımı, kendime ne kadar yüklendiğimi gördüm. Hatta, bir arkadaşıma “Neden benden beklentisinin hep yüksek olduğunu, hata yapma lüksümün hiç mi olmadığını” haykırarak, ona sorduğumu hatırlıyorum.

İşte gördüğünüz gibi karşımızdaki kişiler, aslında bizler mükemmel olmaya çalıştıkça hep bizden mükemmel cevaplar vermemizi, mükemmel tavırlar göstermemizi bekliyorlar. Aslında buna sebebiyet veren bizleriz… Tam da burada, hassas bir nokta var tabii; bu süreci yaşarken kendimizi kandırma yoluna bir anda kayıvermek…

Aslında kendine öz saygısı olan, sorumluluk sahibi ve içsel farkındalığı olan insanların bu kolay yolu seçmeyeceğini hatta kendisine bunu bir seçenek olarak bile görmeyeceğini düşünüyorum. Özsaygının da başarılarımız ve beklentilerimiz arasında bir denge kurmaya başladıkça gelişebileceğini, öğrendiklerimin arasına eklediğimi belirtmeliyim.

Kırık Parçaları Birleştirilmiş Olanı Seçebilmek

Son olarak sizlere; etrafı altın varakla kaplanmış mükemmel bir çömlek ile sadece kırılmış olan parçalarının altın varakla birleştirildiği bir çömlek arasından hangisini almak isterdiniz diye sormak isterim. Tıpkı, seminerin sonunda bizlere sordukları gibi 😉

Ben, hızlıca tabii etrafı altın varakla kaplanmış olan çömleği alırım diye cevapladım. Yani mükemmel olanı, mükemmel görüneni tercih etmiş oldum hemen. Peki ama neden? İnsanların dikkatlerini; kusurlara, mükemmel görünmeyene daha fazla çekebilmek için parçaları altın varakla biraraya getirilen o çömlek de kusurlarıyla birlikte çok daha güzel görünmeyecek mi sizlere? Konuşmacının dediği gibi işte o kusurlu yerler, insanları “insan” haline getiriyor ve aslında kusurlarımızla birlikte güzeliz biz. Zen Budizmi’nden verilen bu bilgilere de bayıldığımı söylemem gerek…

W.Jones‘un dediği gibi “Benliğe eklenen her beklenti bir yüktür aslında”. Kendimize anlamsızca yüklediğimiz ama farkında olmadığımız bu beklentilerimizi keşf edebilmek dileklerimle…

Not: Üniversiteden hocam, dergimizin felsefe köşesi yazarlarından sevgili Prof. Dr. Atilla Erdemli‘nin yanılmanın, yenilmenin doğru bilgisine ulaşma üzerine kaleme aldığı yazısının da ilginizi çekebileceğini düşünerek linkini ekliyorum 👉🏻 Yenilme Kültürü

Sevgilerimle,
Demet Uncu

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

2 Yorum

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 3 Aralık 2019 at 14:48

    Mükemmellik peşinde koşmanın ne demek olduğunu ve insanı nasıl perişan ettiğini bilirim. Aslında mükemmeli arzulamak bence çok acayip değil. Neden istemeyelim ki 😉 Sadece şunu anlamak gerekiyor diye düşünüyorum. “Mükemmel”e giden yol oldukça engebeli; düşmek, yaralanmak olağan. Önemli olan büyük resimde, yol almaya devam ediyor olduğunu görebilmek. Bir önceki adımın geride kaldıysa bence doğru yoldasın 🙂
     
    Bir de herkese ve her şeye yetmeye çalışmak yerine değene harcamak vaktini önemli. Seçim yapmalıyız bence. Tüm dünya için “mükemmel” olamayız ki 🙃
     
    Gene üzerine saatlerce konuşulabilecek, harika bir konu. Kalemine sağlık kuzum 😘

    • Cevapla Demet Uncu 3 Aralık 2019 at 15:09

      Canım Didemciğim, yazımın bu güzel düşüncelerini ifade edebilmen için vesile olmasından dolayı çok mutlu oldum. Söylediğin gibi hayat seçimlerden ibaret ve herkes için en iyisi olmak gibi bir zorunluluğumuz da yok. Bu konuyla ilgili saatlerce seninle konuşabilmek başlıca keyif olurdu zaten 😉❤

    Cevap Yaz