Benim Hikâyem

Benim Hikâyem | 5

31 Aralık 2021

Yazı: Benim Hikâyem | 5 | Yazan: Şen Sevgi Erişen

 

İndeks

Benim Hikâyem: Birinci Bölüm
Benim Hikâyem: İkinci Bölüm
Benim Hikâyem: Üçüncü Bölüm
Benim Hikâyem: Dördüncü Bölüm
Benim Hikâyem: Beşinci Bölüm
Benim Hikâyem: Altıncı Bölüm
Benim Hikâyem: Yedinci Bölüm
Benim Hikâyem: Sekizinci Bölüm
Benim Hikâyem: Dokuzuncu Bölüm

 
 
Bu bölüme, dördüncü bölümde sorduğum ilk soruyla başlamak istiyorum.
 

Not: Bu sorular tamamen yaşam deneyimlerimden çıkan bakış açıma göre cevaplanmıştır.

 
Soruyu tekrarlarsak; ben birçok kişiden farklı olarak uzun seneler meditasyona neden devam ettim ya da başlayamayanlar ya da başlayıp da sürdüremeyenlerin nedenleri nelerdi? Bir soru daha ilave edeyim izninizle; yapmayanlar ne kaybettiler ya da bir şey kaybettiler mi?

Daha önceki bölümlerde meditasyon uygulamasına başlayıp uzun yıllar devam etmeme yardımcı olan “görünür ve dışsal” sebepleri anlatmıştım. Şimdi de “görünmeyen-içsel” sebepleri sıralamaya çalışayım.

Yalnız bu bölümü sistematik bir tarzda anlatamayabilirim, umarım beni anlayışla karşılarsınız. Nedeni; benim hislerim, sezgilerim, yaşadıklarımdan çıkardığım sonuçlardan tutun da “evren”in bana vermek istediği mesajlar, karmalarım (Uzak Şark’ta her yaşamınızda yaptığınız eylemler olarak özetlenebilecek bir kavram), genetik kodlamalarım, bana ait olan ve ben bedenlenmeden önce alıp kabul ettiğim “Dünya Programım” ve bunlara benzer birçok şeydir. Bunu anlatırken sebepleri sıralamaktansa “Rüzgâr Gibi Geçti” başlığını kullandığım bir serüven yazmayı tercih ederim çünkü sanırım bu şekilde daha kolay ifade edebilirim.
 

Hindistan

Şöyle bir başlangıç yapayım; meditasyona başlamadan önce kendime en uzak bulduğum ülke adını sorsanız “Hindistan” derdim. Renk ve tip olarak da hiç ilgimi çekmezlerdi. Sonradan düşündüm de 1951 Hint yapımı, Raj Kapoor’un başrolde oynadığı “Avare” filmini de görme şansım olmadığı için hiç şaşırmamak lazım bu durumuma. Yani kültür emperyalizmi yoluyla beğenilerimizin nasıl da şekillendirildiğini söylememe gerek yok sanırım.

Fakat sonuç olarak ömrümün uzun bir bölümünde onların derin kültürleriyle beraber oldum. Seminerlerde onları dinledim, videolarını izledim, sanatçılarıyla (sitar çalan bir sanatçıya konseri için salon bulmuştum hatta) beraber olup zamanında bana garip gelen müziklerini çok sevdim. Rengârenk giydikleri (her günün rengi farklıydı ve siyah, kahve, gri gibi renkler yoktu) sari’leri, iri siyah buğulu gözlerini, sabah su, tuz ve buğday unuyla yapılan chapati’lerini, ekmeğe sürülen ghee’lerini (kaynatılıp suyu uçurulan arınmış tereyağı) tanıdıkça hepsinin bir arada oluşma mantığını kavradıkça (çünkü hiçbir kültür iyi ya da kötü değildir, hepsinin bir bütünlüğü vardır, hiçbiri boşuna oluşmamıştır) bakış açım tamamen değişti.

Peki, arkadaşım İbrahim olmasaydı bu yöntemle tanışamayacak mıydım?

Onunla tanışmasaydım meditasyon öğrenme ihtimalim, aslında onunla tanışma olasılığımdan daha yüksek ya da en az o kadardı diyebilirim. Çünkü o Adıyaman’dan gelmiş gayet bilinçli olarak -benim seçimim bilinçsiz bir seçimdi yani o tam tersini yapmıştı- Fen Fakültesi Fizik Bölümü’nü seçmiş ama nasıl bir tesadüfse yine de aynı sınıfta okumuş, İstanbul Üniversitesi’nde aynı amfide buluşmuştuk. Onu ilk gördüğümde aramızda 10 metre falan vardı yani birbirimizden uzaktaydık, uzun süre de yakın arkadaş olmadık.

İlk kez meditasyon seminerine giderken yanına başka arkadaşları almayı düşünmüş ve gizli olarak bana değil de o arkadaşımıza söylemiş. Nedeni de yıl 1976-77. Fizik okuyan aynı zamanda materyalist felsefeye inanan bir solcuydu kendisi; meditasyon gibi metafizik temele dayanan bir yöntemi dinlemeye gitme fikrini paylaşmak istememesi bundandır. Onun bu konuya ilgi göstermesi kadar ilginç olan bir şey daha söyleyeceğim; o gün beraber gitmeyi teklif ettiği arkadaşımız (seçilmiş kişi) hiçbir zaman meditasyon yapmadı, kaç yıl geçtikten sonra insanlarca olağan karşılanmaya başlayan bu yöntemi bana rahatlıkla anlattığında ise ben hiç düşünmeden olur deyip başladım ve 26 yıl aralıksız yaptım.

Tüm bunları anlatmamın sebebi, meditasyon yapmama ve devam etmeme sebep olan etkenlerin yüzeysel sebeplerin ötesinde bir açıklaması olduğunu işaret etmeye çalışmamdandır. İlginç bir şekilde üzerimdeki görevlerimin yoğun baskısı altında ezilirken benim durumumda olan pek çok yaşıtım da aynı zorlukları yaşıyordu. Genç ve tecrübesizken çocuk bakımı, ev işleri ve iş hayatım dolayısıyla içinden çıkılmaz ve çekilmez olan günlerim diğer hemcinslerimin birçoğu için de aynıydı. Onlardan pek çoğu farklı çözümlerin peşinde koşarken ben çözüm olarak meditasyonu bulmuşum. Neden acaba?

Öğretirken Öğrenen

Yıllar sonra başka bir dernek çalışmasına, “öğretirken öğrenen” bir öğretmen olarak başladım. Yine meditasyon sayesinde. Maharishi Üniversitesi’nde bulunduğum sırada bana verilen birkaç sayfanın tılsımıyla başladı bu süreç. Bu yeni çalışmanın benim için hayatımda mutlaka öğrenmem gereken bir disiplin olduğuna emin olabilirsiniz. Yaptığım teorik ve uygulamalı çalışmalar meditasyonda yaptığım zihin egzersizine ilave olarak eylem zenginliği de katarak beni bütün olarak bedenimle de zamanlar ötesine gidip gelecek kadar esnek yapıyordu. Böylece yaratımın ve yaratılışın farkına vardıran, kalbimde aradığım, beklediğim titreyişi defalarca yaşayabildiğim bir görev, bir faaliyet oldu. 7 yıl da bu ikinci “adanmışlık” programıyla devam ettim hayatıma. Meditasyon bir çeşit “yetiştirilme programı” idi. Ardından gelecek yeni açılımlara hazırlamıştı beni.

Meditasyon ve diğer bazı yetiştirme programlarının (din programları da dahil) insanı ulaştırmak istediği nihai nokta bana göre; her an var oluşun ve varlığının idrakinde olarak yaşamak ve yaşam enerjisiyle dolup onu etrafına yansıtmaktır. Yani her an “meditasyon” yapmaktır.

Programlarımız

Sonuç olarak ben bu programları yaşamak için Dünya programımı başlattığımı, meditasyona başlamamın yaşamımdaki bir çok başlangıçlarda olduğu gibi bir tesadüf olmadığına inanıyorum.

Doğal olarak çok kez istekte bulundukları halde bir türlü meditasyona başlayamayanların da farklı bir programları olduğunu ve hepsinin en az “meditasyon yapmak” kadar değerli bir eylem, bir kazanım olduğunu düşünüyorum.

Bu bakış açısı ile bakıldığında meditasyon yapmadan hayatlarını sürdürenlerin ya farklı programları uygulamaları gerekiyordu ya da henüz daha zamanları gelmemişti. Dolayısıyla meditasyon yapmayanlar için bir kayıp olduğunu düşünmüyorum. Ancak programında olduğu hâlde yapmayanlar için bu durumun biraz sıkıntı yaratacağını düşünüyorum.

Bu kural genelleştirilebilir; her kim Dünya’da yapması gereken faaliyetler, varması gereken evrimler, aşması gereken eşikler var ve bunun farkında değilse o zaman yürüyeceği yolda biraz daha fazla yıpranıyor. Belki de meditasyon bu yüzden temel bir uygulama olarak geçerliliğini sürdürüyor. Yaşam içerisinde “akışta olmak” için zihni doğal akışına bırakabilmeniz gerekiyor ki o zaman siz de yaşam içerisinde akabilesiniz.

Hepimizin daha az ağrılı, sancılı bir yaşam programını seçmemiz dileğiyle…

Esen kalın!
 
 


5. Bölümün Reçetesi

Zihin ve beden doğayla uyum içinde yaşamak ister. Meditasyon yaparak zihnimi kendi doğallığına bırakmış oldum. Bu yüzden zihnimin doğası doğal akışı engellendiğinde ya da akış yönü değiştirildiğinde de o hep kendi doğasına dönmeye çalıştı.


 
 

Devamı için tıklayınız.

 
 
Şen Sevgi Erişen
 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

4 YORUMLAR

  • Yanıtla Filiz Ak 4 Ocak 2022 at 09:36

    Birbirini takip eden bir yazı dizisi olması, süreçleri çok daha iyi kavramama yardımcı oldu. Bazen bilirsin ama anlatamazsın, senin yazdıkların meditasyonla ilgili içimde bildiğim ama tam olarak anlamlandıramadığım konulara parmak basmış. Meditasyonu merak eden tüm arkadaşlarıma yazını gönderdim.
     
    Ellerine sağlık.

  • Yanıtla Ş. Erişen 4 Ocak 2022 at 13:14

    Başkasının gözüyle bakınca kendimizi daha iyi anlıyoruz sanırım… Düşüncelerini ve yazıyı paylaştığın için çok teşekkür ederim 🥰❤️💕🙋‍♀️

  • Yanıtla Bülent Güzelkaya 6 Ocak 2022 at 16:36

    Şenciğim, seninle üniversite yıllarımızdan beri kırk küsür senelik arkadaşlığımız, dostluğumuz var. Aynı kişilerle grup arkadaşlığımız olduğu için tahminen aynı yıllarda TM konusu İbrahim arkadaşım tarafından bana da anlatıldı ve katılmanın faydalı olacağı tavsiye edildi. Açıkça söylemem gerekirse, ilgimi çekmediğini itiraf ediyorum. Senin de yazında belirttiğim gibi, ben hayatımın boşluklarını farklı şeylerle doldurmayı seçtim. Analitik bir kişiliğim var. Soyut kavramlar beni tatmin etmiyor. Seni yıllardır tanıdığım için, sana ne kadar faydalı olduğunu görüyorum. Bu anlamda çok başarılısın. Tebrik ediyorum. Belki de, dediğin gibi, henüz benim sıram gelmemiştir. Bekliyorum.

  • Yanıtla Şen Sevgi Erişen 15 Ocak 2022 at 23:24

    Çok iyi oldu bunu şimdi söylemen… İbrahim’in tuzağına düşenler ve düşmeyenler… Şaka şaka.. Şunu düşündüm; bir işe uygun olan kişiyi seçerken (ararken) çok farklı kişilere ulaşırız fakat esas bulmamız gereken kişi gözden kaçırdığımız kişidir… O da ben oluyorum bu durumda çünkü bana okulu bitirdikten sonra söyledi, sanırım.
     
    Nice 40 yıllara, hep beraber.
     
    Sevgiler, saygılar…

  • Cevap Yaz

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan