Benim Hikâyem

Benim Hikâyem | 8

18 Mart 2022

Yazı: Benim Hikâyem | 8 | Yazan: Şen Sevgi Erişen

 

İndeks

Benim Hikâyem: Birinci Bölüm
Benim Hikâyem: İkinci Bölüm
Benim Hikâyem: Üçüncü Bölüm
Benim Hikâyem: Dördüncü Bölüm
Benim Hikâyem: Beşinci Bölüm
Benim Hikâyem: Altıncı Bölüm
Benim Hikâyem: Yedinci Bölüm
Benim Hikâyem: Sekizinci Bölüm
Benim Hikâyem: Dokuzuncu Bölüm
Benim Hikâyem: Onuncu Bölüm

 
 

Kendin Olmak, Toprağa Dönmek

Dünden bugüne neler getirdim. Yani dün yaşadıklarımdan sonra bende kalanlar neler? Dünü bırakmam için “dün” neler yaşadım? Yaşadım/Yaşatıldım ayrımını burada “es” geçiyorum. Yani kendi kararlarımı yaşamış olduğum ya da benim üzerimde bir güç ya da bir plan olduğu ayrımını…

Hayatı okuyuş tarzım bakış açım giderek farklılaşıyor bunu söyleyebilirim. Nasıl mı? Bugün uyanır uyanmaz aklıma gelenleri söyleyerek başlayayım anlatmaya.

Eskiden yaşadıklarımızla tamamen bağımızı koparsak, onların hayatımızda “gerçekten geçmiş bitmiş” günler olduğunu anlarsak neleri değiştirebilirdik hayatımızda? Bu soruyu daha sonra açmak üzere diğer soruma geçiyorum.

Bize denildiği gibi hayat birilerinin davranış, düşünce ve duygularını “kopya ya da taklit” etmekten mi ibarettir? Büyük yazar ve düşünür Mark Twain’in söylediği gibi: “Öğrenmek nedir ki taklitten başka?”

Peki şimdi soruyorum; biz taklit ya da kopya ederek yaşarken kendimiz olabilir miyiz? Bu ne getirir hayatımıza? İlk hissettiklerimi söyleyeyim: Korkuyu, hata yapma korkusunu.

Geçmiş anılarımıza tutunduğumuzda onları ikide bir ortaya çıkardığımızda bir ayin yapmıyor muyuz? Hadi şu masanın üzerine yatıralım yıllar önce yaşadığımız bir anıyı. Sonra da oturalım başına sağdan bakalım solundan dönelim tekrar bakalım. Hatırladığımız hareketler, sesler, sözler ne kadar gerçeğiyle örtüşebilir ki. Biz de kalan sadece geçmişte yaşanmış bir takım görüntüler, sesler. O günün bize yansıyan bir yüzünü görebiliriz. Bizde bıraktığı etkiyi hatırlayabiliriz. Oysa ki o günü oluşturan tüm koşulları bir bütün olarak hatırlayamayız. Sadece bizde izi kalmış bir bölümünü anımsayabiliriz. Hatırladığımız aslının aynısı olamaz. Bizde kalanı, eleğin üzerinde kalanlardır gözlerimizde uçuşan kareler. Kendi kendimize deriz ki; bugünkü yemeğin bu. Buyurun buradan…

Bir sofra kurarız geçmişten, istekli isteksiz yer bitiririz hepsini. Sonuçta hatıralarım dediğimiz bir kabın içindedir hepsi. Her biri bir kocaman kaptır. İçindeki yemek bitmiştir. Biz sadece o kabı hatırlarız.

Geçmişle ilgili zihnimizde yarattığımız düşüncelere, sözcük kalıplarına, öğrendiklerimize, bildiklerimize, hatıralarımıza ve tümüyle geçmişimize tutunmayı nerede ve ne zaman seçtik? Geçmişe tutunmayı nerede ve ne zaman öğrendik? Bunu kendinizle yaptığınız bir anlaşma gibi düşünebiliriz.

A kişisi “güzel günlere doğru gitmek” konusunda bir anlaşma yapmış, B kişisi “geçmişini tekrarlama” konusunda bir anlaşma yapmış, C kişisi “bırakmak, tutmamak konusunda “ bir anlaşma yapmış. Kendi kendisiyle. Bu yapılan anlaşmaların hemen açtığı bir zihin alanı var. Kuantum Birleşik Alanı gibi.

Zihin sonsuz sınırsız olasılıklar alanına açık aslında. Onu sınırlandırıcı anlaşmaları biz yapıyoruz. Kendi kendimizle.

Sonsuz Olasılıklar Alanına zihnimizle girmek demek yaratıcılığı kullanabilmemiz demektir. Olumsuz anlaşmalar bizi kısır döngüye sokar ve yaratımı öldürür. Bu potansiyelimizi kullanmak istemememize yol açar. Potansiyelimizi kullanmaya karşı gösterdiğimiz direnç ise kendimiz dışında bir güce inanıp kendi gücümüze bir türlü inanamayışımızdandır. Hayatımızın kendi elimizde olmadığını düşünmek korkularımıza sebep olur. Değişim korkusu, seçim yapma korkumuz, yeterince inançlı olamama korkumuz, başaramama korkumuz.

Şimdi yapacağımız şey; tüm bu anlaşmaları gözden geçirmek. Hepsi bizim seçimlerden oluşan anlaşmalarımız… Bu kararları nerede ve ne zaman verdiysek . Bunların yaratımını iptal edebilir miyiz? Korkularımıza tutunmaktan vaz geçebilir miyiz? Geçmişteki gerçekliğin üzerine koyduğumuz ve aslından çok da farklı olan onların kalıplarına, şablonlarına ne zamandan beri bağımlı olduk? Şimdi bunların hepsinin yaratımını, bunlara ait yargı ve kararlarımızı iptal edebilir miyiz?

Peki “Kendin olmak” ancak korkusuzca yaşayınca mı mümkün? Öyleyse bu yüzyıllardır yaşadığımız, korkuya ve bunu denetime almaya çalışan çeşitli sebeplerden oluşmuş türevlerine; dışardan koyulan kurallar, kanunlar ya da örnek alınılacak uygulamalara ne zaman razı geldik? Bunların devamında dindeki adıyla vacip, farz, sünnet gibi bize öğretilenlere ne zaman ve neden gönüllü olduk? Bunlar kötülüğün yok olması için gönderildiyse ya da çıkarıldıysa, kötülüğü ne zaman ve nasıl kabul ettik?

Tüm bu var ettiklerimize gönüllü olan ya da olmayan bize soruyorum: Biz kötüyü yaratmaya, onu sürdürmeye ya da onun karşıtı olup yine kendimiz olmamaya ne zaman gönüllü olduk?

 
 
16.01.2022, İzmir
 
 

Devamı için tıklayınız.

 
 
Şen Sevgi Erişen
 
 

Notlar & Açıklamalar:

 
Bendeki uyuyan fillerin bu kaçıncı kez ayağa kalkışı? Bu yolda bana ışık tutan, alan açan Belgin Oturgan’a şükranlarımı sunuyorum.
 
 

BEĞENEBİLECEĞİNİZ İÇERİKLER

4 YORUMLAR

  • Yanıtla Huri Saltık 28 Mart 2022 at 11:13

    Evrene sorularımızı soruyoruz ve bırakıyoruz. İçimiz hafiflediğinde doğru olduğunu görüyoruz.
    🙏🙏🙏🌻🌻🌟❤️
    Çok güzel düşüncelerin.
     
    Sora sora Bağdat bulunurmuş?????? ❤️

  • Yanıtla Şen Sevgi Erişen 28 Mart 2022 at 11:14

    Canım, soru sormayı öğreniyorum. Yargısız yaratıcı sorular ☀️☀️

  • Yanıtla Pınar Dönmez 28 Mart 2022 at 19:44

    Sevgili Şen Sevgi Erişen;
     
    Sorular sorarak ne kadar güzel alanlar açmışsın, okuyanın içinde sorgulamaya, düşünmeye, meraka, farkındalığa.
    Yalın,hafif ve net ifadelerle.
     
    Teşekkürler 🌻

  • Yanıtla Şen Sevgi Erişen 28 Mart 2022 at 19:50

    Çok fazlasını hak etmiyor muyuz artık. Sır kapıları sorularımızla açılıyor. Sınırsız olasılıklar alanına katkı sunanlara şükranlarımı sunuyorum.
     
    Güneş Kız 🙏🥰

  • Cevap Yaz

    Yazı: Pembeden Yeşile Bütünlük | Yazan: İrem Savaş
    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan