Meditasyon benim hayatımın bir parçası hâline ne zaman geldi bilmiyorum tam olarak ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki onsuz yaşamak çok daha zor olacaktı benim için. Nedenini şöyle açıklayabilirim belki; hızlı ve endişeliydim. Hızlı hareket etmemin en önemli sebebi fazla endişeli olmamdı muhtemelen. Zamanı gelmeden…
Kızımın evindeydim. Mutfağa gidip bir bardak su içtim. Bir bardak su, ihtiyacım olan enerjiyi veriyordu. Bunu çok iyi biliyordum! Çoktan beri araştırıyordum. Suyun önemini ve suya verilebilen enerjileri. İleri teknolojileri inceliyordum. Bu suyu içince vücudumda bir iyilik hâli oluşuyordu. Dingin, mutlu, sevgi dolu bir…
Kalbimde bir hücrem seslenmekte. Bırakmam için bir gül yaprağı yere. En ince pembe en yumuşak en pürüzsüz. Kalbimde bir damar titreşmekte. Savaşan bir kılıcın gölgesinde. Sonlanmış bir mücadele. Kalbimde bir doku beklemekte. Gelecek sevgilere açmak için daha çok yer. Yeryüzünde bahçelerde. Kalbimde bir korku…
Tepemden aşağıya kaynar sular döküldü bir anda! Yanıp da yok olmamış, acılar her yanımı sarmıştı. Bütün ateş tam bağrıma düşmüş beni yakıyordu. Serin sular aradım gözlerimle, suyun bir ışığı bile yoktu! Reddedilmiştim! Bir erkek tarafından... Acı ama gerçekleri söylemişti. İlk kez! Hayır, hayır belki…
Ayrılıyorum, çocukluğumdan, deliksiz uykularımdan, masum yatağımdan, yastığımdan. Arkama bakmadan gidiyorum, beni bırakıp uzak diyarlara. Hem de iki adım uzaklıklara. Çok farklı diyarlara gidiyormuş gibi gidiyorum. Gidiyorum, bilmeden ayrılamayacağımı kendimden. Derinlerimde ayrılmış olmanın acısı da cabası. Gittiğim yerlerde otları biçiyorum, tarlalar sürüyorum, memeler okşuyorum ama…
Evlenecektik abla. Ev bakıyorduk. Eşya almıştık. Sıra perdeye gelmişti. Sevdiğim, göz bebeğim! Telefona çıkmadı o gün. Uyuyordur ya da meşguldür, dedim. Tekrar tekrar aradım. Tuttuğumuz evin sahibi aramıştı. “Suyu, elektriği üzerinize alın” diye. Yok! Cevap gelmedi. Geri dönmedi. Anladım ama geç anladım! Vazgeçmişti. Vazgeçmişti…
Ses… Tınnn… T8K9L.İ,QN7… Kum, gölge, tiz bir ıslık sesi… Boz toprağın metal kokan rüzgârında göz alabildiğine uzanan küçük tepeciklerle dolu bir yerdeydiler. Yerin bittiği noktadan gökyüzüne yükselen gri bir şerit görünmeyecek kadar yüksek bir noktaya kadar uzanıyordu. Topraklarında ince damarlar halinde akışkan, gümüş katmanlar…
Oğlan elindeki kibriti yaktı. Sönmesin diye avucunun içine aldı. Parmaklarının arasından ateşin ışığı yükseldi, birkaç kez ufaktan dalgalandı. Birbirlerinin yüzlerini zorlukla seçebiliyorlardı. İkisinin de gözleri pırıl pırıl parlıyor, yüzlerine ateşin kızıllığı çarpıyordu. Onunla olmak kızın içini ısıtıyordu. Ama belli etmekten kaçınıyordu bunu. Kendisini toparladı.…
– Rüzgârı sevelim, gülüm. Sevelim! – Neyini sevelim rüzgârın söyle bana? – Birdenbire oluverişini, deli bozuk hareketlerini, kıyamet gibi sesini… Daha sayayım mı? – Say, dinliyorum. Telefonumun bütün kontörlerini sana sakladım, konuş canım! – Bir rüzgâr gelince işte önünde ne varsa hepsini alır götürür,…
Tesadüf olamaz, diye düşünüyorum. Dün ve bu sabah -üç kişi küçük de olsa- bir şeylerimizi kaybettik. Eşyalarımızdan bahsediyorum. Ben kuşların yemek kabını bulamadım üzerindeki taşla birlikte. Aradım taradım her yeri. İçimi eskiden kalan tanıdık bir suçluluk duygusu kapladı. Bir şaşkınlık, bir heyecan… Diğer yandan…
Mahallenin üzerinden geçen bir kara bulut gökyüzünde topladığı su zerreciklerini yeryüzüne göndermek üzereydi. Rüzgârın hakkını yememek gerekirdi elbette. Kuzey batıdan tüm haşmetiyle yeniden esse havayı daha da soğutacak, buharı o dakika damlalara çevirecekti. Anneannesinin evine gitmek için hazır nazır kapı önünde bekleyen bir kız…
Sevgili Oğlum; bizi seçtiğin için seni saygıyla, sevgiyle kucaklıyorum. Her ne kadar doğmadan önce seni kabul ettiysek de Dünya’dayken de onayımızı alman gerekiyor “Evrensel Yasalara” göre. Öncelikle genetik kodlaman ve evrim potansiyelinin bizlerle uyumlu olması beni sevindirdi. Hatta senin gibi bir ruh beni -bizi-…
Yatağıma yattığımda bir süre uyuyamadım. Yatakta yalnızdım. Ellerimi yastığın altına sokup gözümü tavana diktim. Aklıma çocukluğumdaki görüntüler, sesler geldi. Annemi hatırladım. Beraber çektirdiğimiz fotoğrafın hikâyesini hatırladım. O fotoğrafta, elleriyle diktiği elbiseyi giymiştim. O an içimi nereden geldiğini bilemediğim bir korku, bir heyecan kapladı. Kendimi…













