Nâmus nedir nâmus? Yığına, yığınlara bakarsak cinsellikle ilgili bir kavram, seks odaklı “kutlu” bir temel nâmus. Türkçeyi yok etmek için and çanağından dolu içmiş gibi devinen 12 Eylül darbecilerinin sentezci kafasıyla yeniden kurulmuş ve kesinlikle Atatürk’ün, Cumhuriyet’in tüm yönlerden çağdaşlaşmacı ve özleșmeci politikalarına karşıt…
Kir içinde kalan dereler yanımızda mı akar, içimizde mi? Barajlar patlıyor, dereler taşıyor da hepsi doğal âfet mi? Ya içimizde taşan dereler? İçimizdeki duvarların iyesi kim, varlıkları ile varlığımızı tanımladığımız? “İçinde ölecek hiçbir şeyi kalmayan kimseye Tanrı/Allah acısın” diyor ya Cioran, “Gözyaşları ve Azizler”de,…
Kalan karanlık, ıssızlık, sıcak, tedirgin edici, varlık ve yokluk arası bir evren; çünkü koltuktan kalkmak istemedi. Kalan çıplak, Toprak Ana'nın saçları kökünden yanmış, kazınmış, göğe uzanan elleri öpülmek yerine kavrulmuş, göğün gözleri kurumuş, ahbaplık kalmadı sanırken el ele verenler çıkmış, ellerine çay paketleri düşmüş…
“Kerpiç kerpiç üstüne kurdum binâyı Binâyı kurar iken gördüm Leylâ’yı Leylâ başıma açtı türlü belâyı” Diye başladıkları dörtlüğü “Ah Leylâ, Leylâ, Leylâ etme bu nazı” diye tamamlıyor ya Erkan Oğur, İsmail Hakkı Demircioğlu, tam da yaşam gibi ve yaşamı adımlamak, yaşamak gibi! “Bir kez…
Sokrates’i tanıyın, Anadolulu/Lidyalı Thales’i, Hacı Bektaş-ı Velî’yi, Muhyiddin-i Arabi’yi tanıyın, Ursula K. Le Guin’i, Gautama Buda’yı. Kendinizi tanıyın, kendinizi tanıyın, kendinizi tanıyın üç kez ve çemberi üç kez tamamlayın; kendinizi bilin.…
Karanlık güçleniyor, ayak sesleri yankılanıyor sanki hamamdan çıkmışlar gibi kirleri bir türlü çıkmayanların her yönde! “Karayağız delikanlılar”ı, tesbih sallayışlarını överek, onlara öykünerek gelenler, tesbih tanelerini parçalarcasına bir hınç içindeler, gidecekler! Özel biçimli, herkese vermedikleri ihânet ceketlerini caka satarak giyerler güçleri arttıkça, erki avuçlarında duydukça.…
Yetkin kişilerin yönetimde olması olumlu işlevsellik açısından acıları dağlayacak ölçüde çıldırtıcı, sonrasında ise koca bir denizin hafif hafif salınan dalgalarıyla bütün bir erince ulaştırıcı bir etkiye bedellenir. Şu ateşi söndürür, ateş suyu göğe gönderir. Kum ateşi söndürür, ateş kumu parlak cama döndürür. Güç her…
Şimdi elinde anılar, gözlerinde yaşlar sevi arıyor masum bir çocuk, kim bilir kaç yaşında var, 20’li, 30’lu 40’lı yaşlar! Ya geçmiş, gelecek, âna dokunur mu yanağındaki damla? Bir deniz olsa yanaklarını çepeçevre saran ne sağlar? Ne sağlar döngünün bu kezinin kökünde, elinde balta ile…
Odam boş, odam hiçliğe karıştı, karanlık bir boşluktaki karaşın bir yıldızım, bakışlarım karaca, bakışlarım aydınlık. Özlem dolu al bir yel, esiyorum özlem ile, sevi ile, kara bir yıldızım, aydınlatıyorum beyaz geceleri, anlar ötesi. Gecenin gücü yoktur, yıldızların gücü yoktur, karanın/karacanın/karaşın gerçekliğin gücü yoktur; güçten,…
“Güzelliğin on par’ etmez, şu bendeki aşk olmasa. Eğlenecek yer bulaman, gönlümdeki köşk olmasa” diyor ya Aşık Veysel, öyle bir tele dokunuyor ki gönülde, her soluk iyesi görmüyor içeriden gelen o sesi. “Eğlenecek” dedik ama siz onu “eylenecek” olarak da düşünebilirsiniz yarenle. Bir partide…
İsmail Beker’e yaşatılanlarla girmiştik öznel bir karanlığın içine, dışarıdaki karanlığa akan kollardan birine, Can Bonomo’yu anmıştık yanı sıra, karanlık kolun girişinde ve şimdi de Can Bonomo ve Türk Yahudileri ile birlikte çıkalım bu öznel karanlıktan. İçimizde, doğrusu belki de içinde yaşadığımız kalabalıkların genelinde öyle…
Linç kültürünün yanlış olduğunu söyleyip “ama” diye süren bir tür anlatıya denk geldim geçenlerde. “Ama" içeren yanıtlar, her zaman değilse de genelde kendini yalanlar, diye düşünüyorum. Tüm canlar eşittir bana göre, kadın ve erkek ayrımının çok ötesinde. Sözüne ettiğim linç kültürünün savunulacak bir yönü…
Bu yığınla ne edeceğiz biz? Bu ülke, bu yaşam, bu insanlık nasıl aydınlanacak yığının bu korkunç karanlığıyla? İsmail Beker’in yaşadığı mağdurluğu anlattığımı, kamera görüntüleri ile masumluğunun ortaya çıktığını ve artık hiç kimsenin, bir zahmet, en azından İsmail Beker’le uğraşmayacağını, ki şu ana kadar yaşatılanlar…













