“Çok okursan kafayı yersin!” dedi yığın kimse kimse. Asıl sorunu da bu işte ülkenin, türün, yaşamın ağu/zehr ile dolmasının. Okuyor ve çok biliyor(!) yığın kimse kimse. Keşke hiç okumasalar, belki sınırlarını bilirler. Bu bilmişlik yaşamı ağuluyor, yeryüzü ağlıyor artık, çığlıklar atıyor. O kadar çok…
“Fikri hür, vicdânı hür, irfânı hür” bir toplum yetiştirmek tez elden, nasıl yükseltir bir ülkeyi? Tez elden yetiştirmek gerek derin anlak/zekâ iyesi bireyler, kişi türü debelendiği yok oluş çamurundan, ülke kötücül görünen yazıdan çıksın istiyorsak. Fakat nasıl “irfânı hür” olunur, nasıl etmeli? Anlama, bilme…
Vicdânı nasıl özgür olur bireylerin, vicdânın ne anlama geldiği, nasıl davranınca vicdanlı olunacağı, nasıl davranılırsa vicdân yoksunu olunacağı konusunda kesin ve tartmasız/tartışmasız görüşlere iye kimselerin doldurduğu bir yığınla çevriliyken? Linç alışkanlığının yoksullaştırdığı bir kültürü yaşayan kimse ve bireyler nasıl dolaşabilirler ki kültür içinde imişçesine…
Gözaltına alınan düşler aşkına sevi ölmez gövdelerle! Nasılını sorma, tinler solar da yaşar düşler yine de! “Bâkî kalan bu kubbede…” yitip gitmez ya aldığımız soluklar, bıraktıklarımız da öyle! Eller elleri arar da, vefâ bir semtin sokaklarında zencefilli gazoz satar. Yan yana oturduğunuz sıralar, gün…
Âşık Veysel’in “Gündüz Gece” ayaklı türküsünü seslendiren Pentagram, aslını koruyarak ve rock biçiminde oldukça iyi yorumladı türküyü, görkemliydi çalgılar, söyleyiş. İngilizce, Türkçe çok sayıda şarkının iyesi Pentagram’ı dinlemek ne büyük bir korkusuzluk gösterisine çevrilmişti, 1990’lardan başlayarak.…
Güzel ülkemde birçok adımı atmak, birçok var oluşma biçimi zor, rock-metâl de bu zorlukları olabildiğince ağır yaşadı ve müzik her yanda bangır bangır kimlerin eline kaldı? Trap, arabesk rap, duygusal rap, emotional/emoşınıl rap? Ya da adına her ne derseniz, cinsiyet üzerinden kimselerden (kadınlar?), arabalardan,…
“Dört yanımız kan içindeBir tabut gibi hücredeSabah, akşam, gündüz, geceİşkencede…” diyordu 12 Eylül’ün yasaklı ozanlarından biri. Bilmem Mahsunî mî, Âşık İhsânî mi, Zamanî mi, Âşık Ferhat mı, Ozan Şahturna mı, Şahsenem Bacı mı? Ses yükseltenler oldu her zaman faşizme karşı; ancak “Evet” diyenler, “Yetmez”…
“Kâbuslar ancak uyanırsan biter” diyor bir dizi film karakteri. Yaşamımız birer dizi filmden daha masalsı (ama kötücül) ve çok daha tedirgin edici. Bu filmin böyle sürmesi, rollerini tam da senaristlerin istediği gibi oynayanların, onların istediği gibi baş eğen veya tam da onların istediği gibi/istediği…
Faşizm, ulus temelli, din temelli, toplum temelli, etnik temelli vb. bir kavram değildir ve yine de bunlardan birini, tümünü ya da daha çoğunu temeline katabilir. “Sosyal faşizm” de, “dinci faşizm” de “etnik ulusçu faşizm” kadar faşizm gerçeğinin farklı yönleridir. Yalnızca yer yüzünü yönetenlere, yönlendirenlere…
Faşizm ödlekliktir. Kendine tapanların ideolojisidir. İkisi birbiriyle öylesine iç içe ki!… Öldürmeyi sever, kas üstüne kas gerektirir, silâh üstüne silâh, kimse üstüne kimse, çevresinde yığın yığın kimse… gerektirir. Kendi gücüne uygun tek kişiyle kavgaya giriştiği görülmemiştir. Gider yığınla birlikte, bir pasifiste, savaşım yolunda şiddeti…
Elektrik dâhil bütün işkence yöntemlerini yaşadık ama en ağırı cinsel işkenceydi. Tecâvüz ettikleri kadınları kanlı etekleriyle koğuş koğuş dolaştırdılar. Kocasının yanına getirdiler kadını. Sordular 'Kim bunun kocası?' Ardından da 'Şimdi tecâvüz etmeye götürüyoruz' dediler. Etekleri başlarımıza geçiriyor, altımızın çıplak olmasını sağlıyor, 'gez' diyorlardı. Lâğım…
“Nâmus için yaşamak” öyle mi? Öyle bir yığın ki bu yığın, Ibn-i Rüşt’ün, Ibn-i Sînâ’nın, Cabir bin Hayyan’ın ve daha nice büyük eren ustanın dediği gibi, öğren ve sus! Ya da Lao Tse’nin, Boddhidharma’nın ve nice koca erenin uyguladığı gibi, örtülerin altına sakla ki…
“Nâmus için yaşamak” kavramı, varoluşmak temelinde ele alındığında bireysel bir seçim olarak ele alınıp, saygı duyulup kaba olmayan ahlâklı bir anlamda (ki içten gelen incelik, ahlâkın önemli bir parçasıdır), geçilebilir olsa da burada önemli ön koşul, “nâmus” kavramını sapkın, gerçek özünden koparılmış anlamıyla değil,…













