Çok Gezen Abi

Likya Yolu | Anaerkil Topraklara Yolculuk

30 Ekim 2020

Yazı: Likya Yolu | Anaerkil Topraklara Yolculuk | Yazar: Burak Süalp


Likya Yolu başlangıç noktası Fethiye’de Amyntas Kaya Mezarları

 
 
1. Bölüm 👉🏻 Paylaştıkça Çoğalıyor İnsan
2. Bölüm 👉🏻 Korkularımı Cihangir’de Bıraktım
3. Bölüm 👉🏻 Umarım Unuttukları Çok Yer Vardır
4. Bölüm 👉🏻 İnsanoğlu Baki Değil, Devrilir Ağam
5. Bölüm 👉🏻 Herkes Zengin Ama Kimse Özgür Değil
6. Bölüm 👉🏻 Peksimet | Kırlangıç Sanat Atölyesi
7. Bölüm 👉🏻 Herakleia | Sekiz Bin Yıllık Miras
8. Bölüm 👉🏻 Bu Kampta Mucize Var
9. Bölüm 👉🏻 Bodrum | Kesişen Yollar
10. Bölüm 👉🏻 Datça | Hâlâ Çok Güzel
11. Bölüm 👉🏻 Marmaris | Zaman Tünelinden Çıkan Kuzen
12. Bölüm 👉🏻 Kayaköy | Kurtuluş’un Hayalet Mirası
13. Bölüm 👉🏻 Ölüdeniz | Aşk Böyle Bir Şey
 
 

14. Bölüm | Likya Yolu | Anaerkil Topraklara Yolculuk

Yola çıkarken9 Ekim 2017, Ovacık. İki gün boyunca yağan yağmurun ardından Ölüdeniz üzerindeki bulutlar çekildi ve güneş yeniden Babadağ’ın tepesinde kendini göstermeye başladı. Sıcaklık biraz daha düşmüş, yüzüm artık gülmeye başlamıştı. Likya Yolu yürüyüşüne başlayacağım ve birkaç saat sonra güneşe olan bu sevgimi hayli sorgulayacağım güne uyanıyordum.

Aylardır hayalini kurduğum yola çıkma zamanım gelmişti. Ev sahiplerime misafirperverlikleri için teşekkür edip çantamı sırtlandım, yürüye yürüye Hisarönü’ne indim.

Hisarönü, Ölüdeniz’in üst kısmında yazlık villaların, otellerin ve pansiyonların olduğu, yazın, çoğunluğunu İngilizlerin ve Rusların oluşturduğu yabancı turistlerle dolu, İngiliz İngilizcesi’nin ve Rusça’nın Türkçe’den çok konuşulduğu, kışın da nüfusu birkaç yüz kişiye düşen bir mahalle. Tatil sezonunun sonu gelmiş, turistlerin çoğu ülkelerine dönmüş, etrafta neredeyse sadece yerleşik yaşayan yabancılar kalmıştı.

Önce Hisarönü postanesine gidip, yolda ihtiyaç duymayacağım kıyafetlerle birlikte, son sayfalarına geldiğim günlüğümü anneme göndermek üzere kargoya verdim. Yükümü olabildiğince hafifletmeye çalışıyordum. İstanbul’dan ayrılıp yola çıktığımdan beri genellikle kısa süreli yürüyüşler yapmış ve bir yerlerde konaklamıştım. Oysa şimdi günlerce dağ bayır yürüyüp, yol üzerinde kamp yapacaktım.

Sadece ihtiyacım olan eşyaları taşımalıydım. Sırtımda 75 litre hacminde, boşken kendisi 3 kg gelen, dolu haliyle 20 kg’a yaklaşan bir çantayla hareket etmeye çalışıyordum. İlk ders: Benim gibi 165 cm boyunda, 65 kg bir insan için bu yük çok fazlaymış. Oysa ne kadar severek almıştım o çantayı. Tecrübesizlik işte.

Az eşya ve ağırlıkla yürüyüş yapma konusunda hâlâ alacağım ders vardı.

Boyumdan büyük yükümPostaneden ayrıldıktan sonra bir marketten birkaç gün yetecek kadar yiyecek alışverişi yaptım: Ton balıkları, konserveler, çerezler, hazır çorbalar, makarnalar ve taşıyabileceğimi düşündüğüm kadar gıda. İkinci ders, tamam gıda konusunu önemsemek lazım ama fazla da abartmadan. Amazon ormanında yürümüyoruz sonuçta. Üç-beş kilometrede bir köy ya da mezra olan bir yürüyüş yolundan bahsediyoruz. Az yer kaplayacak, yükte hafif, kaloride ağır, çabuk bozulmayacak gıdalar, çerez ya da kuru meyveler yetermiş.

Alışverişin ardından bir restorana oturdum ve karnımı iyice doyurdum. Kate Clow’un Likya Yolu kitabından ilk gün etabını son bir kez gözden geçirdim. Ovacık-Faralya arasını iyice kafama yazdım. Önümdeki günler zorlu olacaktı.

Yol anılarına başlamadan önce, bu yolculuk boyunca edindiğim tebrübelerin bir kısmını önden sizlerle paylaşabilirim. Yürümeyi planlayanlar için bunlar başlangıç itibarıyla hayli önemli noktalar.

Likya Yolu – Ön Hazırlık

Ülkemizin son yıllarda popülerleşmiş yürüyüş rotalarından birisi olan Likya Yolu ile ilgili bugün artık internette oldukça fazla bilgi bulmak mümkün. Bu yürüyüşü yapmaya niyetlenirseniz, tavsiyem yürüyüş öncesi bol bol okuyun, önceki yürüyüşçülerin paylaşımlarını izleyin. Bunu özel olarak belirtmemin bir dizi sebebi var.

Bir kere bugün geniş bir doğasever kesimin yürümeyi hedeflediği bu yol hiç de öyle kolay bir yürüyüş rotası değil. Farklı zorluk derecelerinde onlarca etaptan oluşuyor. Bu yola çıkmadan önce doğa yürüyüşü tecrübenizi ve kondisyonunuzu artırmanız işinizi bir miktar kolaylaştıracaktır.

İkincisi, kendinizi bu hazırlık sürecinde test ederek yolun ne kadarını yürüyeceğinizi planlayın. Başkalarının tecrübeleri size fikir verebilir fakat yolu siz yürüyeceksiniz. Yolun görece düz etaplarını, tırmanışın fazla olduğu kesimleri, iniş ağırlıklı rotaları ne kadar sürede tamamlayacağınızı kendi performansınızdan yola çıkarak hesaplayın.

Yürüyüş

Yürüyüşü gerçekleştireceğiniz tarihleri iyi ayarlamanız gerekiyor. Bu bölgede ekim ortası itibarıyla hava sıcaklıkları bir nebze olsun düşüyor ve yürüyüş yapmaya ancak elverir hale geliyor. Aralık ayından itibaren de kış şartları yürüyüşü zorlaştırıyor. Bölgenin yağmurları hayli kuvvetli. Bir dizi etap, yağış altında, olduğundan daha tehlikeli hale geliyor. Alternatif olarak da şubat-mart dönemini tercih edebilirsiniz. Sonbahara göre avantajı, kış sonrası yol üzerindeki su kaynaklarının artacak olmasıdır. Özetle, yürüyüşünüzü ekim-kasım veya şubat-mart aylarına planlamanızı tavsiye ederim.

Önemli noktalardan birisi ayakkabı konusu. Herhangi bir günlük spor ayakkabı yerine bu tür yürüyüşlerde genel olarak önerildiği gibi, iyi ayakkabı seçin. Islak zeminde kaymayacak, ayağınızın hava almasını engellemeyecek, su geçirmeyen, ayağınızı sıkmayacak, vurmayacak, bilek burkulmalarına karşı yarım bot tarzı yürüyüş ayakkabılarını tercih edebilirsiniz. Ayakkabı konusunu küçümsemeyin.

Yolda üzerinizde olacak kıyafetler de ayrıca önemli.

Doğa koşullarına dayanıklı, bacaklarınızı, örneğin diken çizilmelerine karşı koruyacak rahat pantolon giyebilirsiniz. Ben yol boyu termal tayt üzerine kargo şortla yürüdüm ve çok rahat ettim. Alternatif olarak, dizden aşağısı fermuarlı, istediğinizde şort olarak kullanabileceğiniz pantolonları ya da avcı kıyafetlerini tercih edebilirsiniz. Üzerinize, yürüyüş boyunca terleyeceğinizi göz önünde bulundurarak teri tutmayan kıyafetler giyin.

Yürüyüş EkipmanlarıYüksek rakımlı etaplar geceleri soğuk olabiliyor, bir polar, hafif bir mont hayat kurtarır, aklınızda bulunsun. Ayrıca yanınızda bir yağmurluk bulundurmayı ihmal etmeyin. Terletmeyen, parmaksız eldivenler bir yerlere tutunmak zorunda kaldığınızda avuç içlerinizi koruyacaktır. Güneşten korunmak için şapka veya eşarp takabilir, görüş mesafenizi engellemeyecek güneş gözlükleri kullanabilirsiniz. Güneş kreminizi de unutmayın.

Yürüyüş malzemeleri de çok önemli. Bir çift yürüyüş batonu işinizi oldukça kolaylaştıracaktır. Batonlar sayesinde yürüyüş sırasında bacaklarınıza binecek yükü kollarınızla paylaşabilir, iniş etaplarında kayma, düşme gibi tehlikeleri en aza indirebilirsiniz.

Tedbiri hiçbir zaman elden bırakmamak lazım.

Yanınızda mutlaka düdük bulundurmalısınız. Likya Yolu yürüyüşü gibi bir yolculukta, bir aksilik durumunda sesinizi başkalarına düdükle duyurmak, bağırmaktan çok daha kolay olacaktır. Gerektiğinde kolay ulaşmak için boynunuza asacağınız bir düdük taşıyabileceğiniz gibi, omuz askılarında kendiliğinden düdüğü olan bir çanta da tercih edebilirsiniz.

Küçük bir de ayna. Yeri geldiğinde önemini anlarsınız. Kolay sönmeyen, pürmüzlü iyi bir çakmağınız olsun. İyi bir kafa lambası çok işinize yarayacaktır. Tabii ki yanınıza yeteri kadar pil almayı unutmayın.

Doğada konaklamayı düşünüyorsanız, çadır, uyku tulumu ve mat tercihlerinize dikkat etmelisiniz. Öncelikle malzemeleriniz hafif, çadırınız su geçirmez olmalı. Kışın yürümeyi planlamıyorsanız 3 mevsimlik bir çadır yeterli olacaktır. Uyku tulumunuzun çok düşük derecelere dayanıklı olması gerekmiyor ama hafif olması önemli. Yine basit bir mat işinizi görecektir.

Küçük bir kamp ocağı kendinize su ısıtacak, çorba yapacak imkanı sağlayacaktır. Bir pişirme kabı ya da seti de işinizi çok kolaylaştırır.

Doğada yol alacağınız için iyi bir çakı çok işinize yarayacaktır. Açıkçası ben yola, yanımda testere, küçük bir balta, bıçak ve birçok amaçlı çakıyla çıkmıştım. Ne gerek varsa. İyi bir İsviçre çakısı her ihtiyacınızı görür.

Bu yola birlikte yürüyebileceğiniz bir arkadaşınızla ya da bir ekiple çıkabilir, rehberli bir tur tercih edebilirsiniz. O durumda rehberiniz size gerekli malzemeler konusunda bilgi verecektir.

Yürüyüş Ekipmanları

Bu yürüyüş, “sosyal medyatik” bir hevesle yapılacak bir yolculuk, bir park gezmesi değil, zor koşullarla karşılaşacağınız bir deneyim. Sabırlı, dayanıklı, empati yeteneği güçlü, zor anlarda şikayet etmekten ziyade, çözüm üretebilecek insanlarla yola çıkmanızı öneririm. Yol boyunca batonlarını yürüyüşü kolaylaştırmak için değil, fikir ayrılığı anında birbirini zorla ikna etmek için kullanan insanlar gördüm, onun için söylüyorum.

Tek Başına da Olur mu?

Olur, tabii ki bu yola tek başınıza da çıkabilirsiniz. Ancak o durumda yukarıdaki uyarılara bir dizi güvenlik önlemi daha eklemeyi gereli görüyorum. Bu apayrı bir yazı konusu, ileride yazarım fakat şimdi kısa kısa değinmekte sakınca yok.

Yola tek çıkacaksanız, yürüyeceğiniz etabı önceden iyice inceleyin. Yol boyu karşılaşmayı öngördüğünüz köy, mezra, antik şehir, seyir noktası gibi belirgin noktaları iyice aklınıza yazın.

Bu tür yürüyüşlerde kullanılan ve lokasyon bilgisini uydudan alan uygulamalardan faydalanabilirsiniz. Yine de sadece akıllı telefona güvenerek hareket etmeyin. Yol boyu cep telefonunun çekmediği bir dizi bölge var, aklınızda olsun.

Likya Yolu - Tek Başına YürüyüşPusula okuma, haritaya bakarak yön bulma ve navigasyon konularında kendinizi geliştirin. Yolda önceden işaretlenmiş etaplar yürüyeceksiniz. Fakat bu işaretler kimi yerlerde silinmiş olabiliyor ya da farketmeden rotadan sapabiliyorsunuz. İşaretleri kaybederseniz devam etmeyin. Son işareti gördüğünüz yere dönün ve yeniden doğru yolu bulun. Emin olun doğada tek başınıza kaybolmak istemezsiniz.

Bu yola tek başınıza çıkmayı göze aldığınıza göre doğa yürüyüşü ve kamp tecrübelerinizin olduğunu varsayıyorum. Olumsuz durumlarla karşılaşma olasılığını en aza indirmek açısından kamp yeri seçimi konusunda dikkatli olmalısınız. Bu da ayrı bir yazının konusu.

İlk yardım ve hava şartlarının üzerinizde oluşturacağı hipotermi, susuzluk gibi durumlarda ne yapacağınıza dair bilgilerinizi artırın. Düzenli kullandığınız ilaçlarınız varsa yanınıza aldığınıza emin olun. Makas, cımbız, sargı bezi, elastik bandaj, antiseptik, böcek ısırıklarına karşı krem, alerji ilacı, ağrı kesici olmazsa olmaz.

Yola tek çıkıyorsanız ihtiyaç anında doktorunuz da hemşireniz de sizsiniz.

Yolda edindiğim tecrübelere yeri geldikçe değineceğim ama burada bir virgül koymak istiyorum. Binlerce yıldır varolan fakat şunun şurasında 15-20 yıldır bildiğimiz ve yürüdüğümüz Likya Yolu son yıllarda nereden ortaya çıkmış?

Kate Clow – Ülkemizin Büyük Kazancı

1989 yılında bir bilgisayar projesinde çalışmak üzere Türkiye’ye gelen İngiltere vatandaşı Kate Clow, 3 sene İstanbul’da yaşadıktan sonra 1992 yılında Antalya’ya yerleşmiş. Dağlarda köyden köye yürüyüşler yapmaya başlamış. Haritası, rehberi olmadan, çobanlardan bilgi alarak antik şehirleri birbirine bağlayan patika yolları bulmuş. 1997 yılında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçerek Kardelen Karlı ismini almış. 1999 yılına kadar Toros Dağları’nda yaptığı çalışmalarla Türkiye’nin ilk uzun yürüyüş parkuru Likya Yolu’nu ortaya çıkartarak ülkemiz turizmine kazandırmış.

Kate ClowTarihi değerlerimizi koruma konusunda bakın Clow ne diyor:

“Antalya’ya ilk geldiğimde eski yolları gördüm ve hayran kaldım. Hemen buraya yerleşmek ve daha fazla eski yol keşfetmek istedim. Bu rotaların değeri ne yazık ki ne yetkililer tarafından ne de yerel halk tarafından biliniyor. Bu yolları kırsal kalkınma için kullanabileceğimiz gibi onların korunması ve geleceğe aktarılmasına yardımcı olmalıyız.”

Gençlik yıllarında Türkiye’den önce Fransa’ya yerleşmeyi düşünen ve iyi derecede Fransızca bilen Kate’in ülkemizde yaşamayı tercih etmesi bizler için çok büyük bir kazanç değil mi?

Kültür Rotaları Derneği

Yine iyi derecede Türkçe de konuşan Clow, Türkiye’deki yürüyüş yollarıyla ilgili bir dizi kitap yazmış. Antalya’da yaşamını sürdüren ve Kültür Rotaları Derneği’ne başkanlık yapan Clow, 2004 yılında Aziz Paul Yolu’nun, 2008 yılında da Kaçkar Rotası’nın yürüyüşe açılmasını sağlamış. 2011 yılında Evliya Çelebi Yolu’nun açılması çalışmalarında Caroline Finkel’e destek vermiş. Kendisinin kaleme aldığı ve çok zor bulduğum Likya Yolu kitabı yolculuğa çıkmadan önce ve yürüyüş boyunca benim de ilk elden rehberim oldu.

Clow şu sıralar, İngiltere’deki Canterbury şehrinden Roma’ya, İtalya ve Balkanlar üzerinden geçerek Türkiye’nin batı kıyısı boyunca ilerleyen ve Likya topraklarına varan bir kültür rotası olan Avrasya Yolu projesi üzerinde çalışıyor. Avrasya Yolu’nun başlangıç ve bitiş aşamaları olan Via Francegina ve Likya Yolu halihazırda çok popüler kültür rotaları haline gelmiş durumda. Kültür Rotaları Derneği’nin ve Clow’un yaptığı çalışmalar sayesinde Türkiye’deki diğer rotaların tanınırlığı da gittikçe artıyor. Avrasya Yolu’nun ek kısımları da tamamlandığında Via Francigena’nın da dahil olduğu toplam 5600 km uzunluğunda kesintisiz bir yürüyüş parkuru ortaya çıkacak. Bu rotanın bazı bölümleri bisiklet kullanımı ve at biniciliği için de çok uygun.

Ülkemizin sonradan kazandığı en kıymetli insanlardan olan Kate Clow’a bütün emekleri için binlerce teşekkür etmeliyiz.

Siz de eğer isterseniz, yürüyüş yollarımızın ve kültür rotalarımızın korunması için Kültür Rotaları Derneği’ne üye olarak, gönüllü katkı koyarak ya da bağış yaparak destek olabilirsiniz. Likya Yolu’nu ya da herhangi bir diğer kültür rotasını yürüyeceğiniz zaman etaplarla ilgili en güncel bilgiyi de yine dernekten edinebilirsiniz.

Likya Yolu – Akıllı Telefon Uygulaması

Yola çıkmadan önce, Kültür Rotaları Derneği’nin geliştirdiği, hem iPhone hem de Android versiyonu olan Lycian Way uygulamasını mutlaka telefonunuza yükleyin. Uygulama derneğin geliştirdiği güncel haritaları kullanıyor ve telefonun çekmediği noktalarda da GPS üzerinden lokasyon bilgisiyle çalışıyor. Uygulamada bir dizi konaklama ve ulaşım bilgisini bulmanız mümkün.

Bununla birlikte, son yıllarda eklenen etaplarla birlikte tamamı 555 km olan Likya Yolu üzerinde konaklayabileceğiniz pansiyonlar, köy evleri, butik oteller gibi bir dizi alternatif mevcut. Yürümeyi planladığınız etabı önceden araştırıp konaklama alternatiflerini bulabilirsiniz.

Ben yol üzerindeki pansiyon ya da otellerde değil, çadırımla doğada konaklamayı planlıyordum. Daha önce arkadaşlarımla birkaç günlük kamplarda defalarca çadırda kalmışlığım vardı fakat bu şekilde hem yürüyüş yapıp hem de doğada konaklama anlamında ilk tecrübem olacaktı.

Peki, bizim sevgili Kate Clow’un çabaları sayesinde öğrendiğimiz ve yürümeyi akıl ettiğimiz bu Likya Yolu nereden çıkmış? Kim bu Likyalılar?

Akdeniz’in Anaerkil Medeniyeti

Likya Yolu üzerinde kaya mezarları

Torosların güneyinde, Fethiye ile Antalya arasında yer alan ve günümüzde Teke Yarımadası olarak adlandırılan bu bölge uzun bir süre Likya medeniyetine evsahipliği yapmış. “Işık Ülkesi” anlamına gelen Likya medeniyetini kuran bu insanlar, tarihte bilinen, farklı şehirlerin biraraya gelerek ortak bir kültür oluşturdukları ilk demokratik birliği kurmuşlar. Birlik, toplam 23 şehirden oluşuyormuş. Bu demokratik federasyonun yönetiminde, en büyük altı şehir olan Ksantos, Patara, Pinara, Tlos, Myra ve Olympos’a üçer oy hakkı tanınırken, diğer şehirlere büyüklük ve önem derecelerine göre 1 ya da 2 oy hakkı verilmiş.

Likya halkının kökenlerine dair iki ayrı tezden ilki, Likyalılar’ın, MÖ 3. bin yılın ikinci yarısında Anadolu’ya gelen, Anadolu’nun en eski Hint-Avrupa kökenli halkı olan Luviler’in devamı olduğunu iddia ediyor. Tarihçi Heredot’a göre ise Likyalılar, eski devirlerde Yunan olmayan halkın yaşadığı Girit’ten geliyorlarmış. Hangisi doğru ya da Likyalılar’ın kökeni bu iki halkın karışımına mı dayanıyor, arkeologların ve antropologların önümüzdeki dönemlerde yapacağı çalışmalarla öğreniriz. Bu insanlar, ayrıca okunmayı hakeden Anadolu’daki köklerimiz.

Bu kısmın özellikle kadın ve bu konuda duyarlı erkek okurlarımızın dikkatini çekeceğini düşünüyorum.

Bakın Heredot Likyalılar için ne yazmış:

“Gelenekleri yönünden bazıları Giritlilere, bazıları Karyalılara benzer. Fakat hiç kimseye benzemeyen bir töreleri vardır. O da babaları yerine analarının adını kullanmalarıdır. Bir Likyalı’ya kim olduğunu sorun, size adını, annesinin, anneannesinin, büyük anneannesinin ve daha büyük anneannesinin ismini söyleyerek cevap verir. Hür bir kadının bir köleden çocuğu olursa yasal sayılır. Buna karşılık, toplum içinde ne kadar önemli bir yeri olursa olsun, hür bir erkekle bir yabancı kadının veya metresinin çocuğuna vatandaşlık hakkı tanınmaz.”

Öyleyse, böyle ifade etmekte sakınca görmüyorum, Ben Burak, Leyla’nın oğlu, Zekiye’nin torunuyum.

Savaşçı bir halk olan Likyalıların ayrıca araştırılmayı hakeden uzun bir tarihi var. Ancak benim diyeceğim, geçmişte anaerkil toplum ararken çok uzaklara gitmeye gerek yok. Likya Medeniyeti, Akdeniz’in kıyısında, burnumuzun dibinde duruyor.

İlk Gün, İlk Etap: Ovacık-Faralya

Likya Yolu’nun Fethiye tarafındaki 12,4 km’lik ilk etabı Ovacık’tan başlayıp Kozağaç ve Kirme üzerinden Faralya’ya ulaşıyor. Ovacık’ta 296 metre rakımda başladığınız etabın ilk 6 km’sinde 806 metreye tırmanıp, ardından görece yumuşak bir iniş ve çıkıştan sonra Faralya’da yeniden 300 metre rakıma iniyorsunuz. Başlangıç için hiç de kolay bir etap değil.

Ovacık’tan ayrıldıktan sonra, Ölüdeniz’e inen asfalt yolun daha başlarında, sola doğru sarı-yeşil bir tabela beni asfalt yoldan ayrılıp ormanın içine doğru ilerleyen yürüyüş yoluna yönlendirdi.

Likya Yolu Başlangıç NoktasıLikya Yolu’nun başlangıç noktasına geldiğimde soluklanmak için durdum. Yola başlamadan önce birkaç fotoğraf çekmek isterken yüz metre kadar ileride, orman içindeki otelin yakınındaki taksi durağından taksiciler el sallayıp durağa davet ettiler. Davete icabet ettim ve yola çıkmadan önce çaylarını içmek için durağa yöneldim.

Yolu bu şekilde rehbersiz yürümeyi tercih edenler genelde yabancılar olduğu için beni de yabancı zannetmişler. Türk olduğumu duyunca şaşırıp, ayrıca sevindiler. “Yabancılar böyle yürür, bizim millet böyle tek başına yürümez, grup halinde, rehberle günübirlik yürüyüş yapar” dediler. Çaylar bardaklara doldu, sohbet başladı. İstanbul’dan ayrılıp gezerek yaşamaya başladığıma başta akıl erdiremediler. İlk yazılarımda sizlerle paylaştığım hikayemi dilimin döndüğü kadar onlara da anlattım. Peşpeşe soruları bardak bardak çaylar takip etti. Muhtemelen ilgiyle dinlediklerinin bir kısmına da inanmadılar. Olsun, ziyanı yok.

Yarım saat kırk dakika kadar sonra ben kalkmak için izin isteyince, çayları dolduran, “Abi dur, sen anlat, biz seni sonra taksiyle Faralya’ya atarız. Selfie’leri de çektin zaten. Soranlara yürüdüm dersin” deyip hepimizi kahkahaya boğdu.

Kabul, fikir fena değil ama yola çıktım bir kere, çaylar için teşekkür edip kalktım.

Önümde uzun bir etap vardı. Yürümeye başladığım yolun ilk kısmı muhteşem bir Ölüdeniz manzarasıyla, endemik bitki çeşitleri zengini Babadağ’ın yanından bir patikayla yukarı tırmanıyordu. İlk etap, sol yanı dağ, sağ tarafı gittikçe derinleşen uçurum gibi bir yamaç arasında taşlık bir zemin üzerinden zorlu bir tırmanışla başlamıştı. Sabahtan beri çok oyalandığım için hiç gölge olmayan bu kısmı öğlen güneşinin altında yürümek durumunda kaldım.

İyi ki yola ilk başlarda planladığım gibi eylülde çıkmamışım. Şimdi bile çok sıcak ve yorucuydu. Yolda bir kaç kez durup hem Ölüdeniz’in tırmandıkça güzelleşen manzarasının fotoğraflarını çektim hem de soluklandım. Tırmanışın sonlarına doğru artık bacaklarım titremeye başlamıştı. O an hayatta en sevmediğim şeyler tepemdeki güneş ve sırtımdaki çantaydı.

Tepeye vardığımda karşıma çıkan su sarnıcının dibine oturdum. Yok yok, oturdum kibar oldu, o yorgunlukla çöktüm. Çantayı sırtımdan attım, su içindeki tişörtümü, botlarımı ve çoraplarımı çıkarttım, matımı yere serdim ve kendimi sırtüstü üzerine bıraktım. Gözlerimi kapattım. Sabah, günlerce yağan yağmurun ardından kendini gösteren güneşe olan sevgimi ve yolun başındaki taksicilerin beni arabayla Faralya’ya bırakma teklifini hatırladım, güldüm.

Dakikalarca Babadağ’ı, çam kokularını ve Akdeniz’i derin derin içime çektim. Nefes alışverişimin normale dönmesi ne kadar sürdü bilmiyorum.

Likya Yolu İşaretleriEvet, canım çıkmıştı ama ilk etabın zor kısmını, Babadağ’a tırmanışını tamamlamıştım. Biraz dinlendikten sonra kalktım kurulandım, yeni bir tişört giydim. Karşı yönden gelen birkaç Belarus’lu genç ve daha sonra gelip oturan Hollanda’lı iki kadınla biraz sohbet ettim. Tatilciler, Ölüdeniz’de kalıyorlar ve sabah transferle Faralya’ya gidip o yönden yürümeye başlamışlar ve şimdi son kısmı yokuş aşağı yürüyecekler.

Buradaki sarnıçta su yoktu fakat geldikleri yönde Kozağaç çıkışında çeşme varmış, onu tarif ettiler. Grupla vedalaşıp yeniden yola düştüm. Artık yol çam ormanı içinde ağaçların gölgesi altında devam ediyordu.

Buradan itibaren yoldaki Grande Randonnée tarzı boyanmış kırmızı-beyaz işaretleri takip etmeye başladım. Birkaç on metre arayla, bir kayaya, bir ağaca boyanmış, doğru yolda olduğunuzu gösteren işaretler bunlar. Bu işaretlerle ilk kez 2012 temmuzunda, Çek Cumhuriyeti’nin en güney ucunda, Horni Plana’dan Avusturya’ya Ulrichsberg’e yürüyüş yaparken tanışmıştım.

Yürüyüş yolunun asfalttan ayrıldığı yerlerde ya da yol ayrımlarında gördüğünüz sarı ve yeşil levhalar bir sonraki varış noktanıza kadar olan mesafeyi gösterir. Yol üzerinde, yürüdüğün doğrultuyu gösteren kırmızı-beyaz işareti gördüğün sürece doğru yoldasındır. Gördüğün işaret sağa ya da sola kıvrık ise o yöne dönmen gerekiyor. Çarpıyla karşılaşırsan yanlış yola girdin demek, geri dönüp son doğru işareti bulduğun noktadan yeniden yürümeye başlaman lazım.

Okurken bilgisayar oyunu gibi fakat tek yaşam hakkın var.

Zaman zaman kimi noktalarda senden önceki yürüyüşçülerin üstüste koyduğu bir kaç taş da yolu bulmana yardımcı oluyor. Düşünüp bunu yapanlara şükrediyorsun. İşaretleri takip edip Kozağaç’a vardığımda çeşme başında mola verdim. Önce yalaktan su içen ineğin doymasını bekledim, sonra da çeşmeden kana kana su içtim, dinlendim.

Likya Yolu İşaretleriÇantamdan erzağımı çıkardım ve karnımı doyurdum. Kozağaç’tan sonra yol aşağı doğru meyillendi ve yürüyüş kolaylaşmaya başladı. Bir süre tek şeritli eski bir asfalt yoldan zeytinlikler içindeki Kirme’ye indim. Kirme harika bir köy, küçük bir pansiyonda mola verip çaylarını içtim. Tekrar yola çıkıp Faralya’ya doğru yolun son kısmını yürümeye başladım.

Bu bölgede arıcılık oldukça yaygın. Yol boyu tarlalar ve köylülerin dizi dizi ahşap arı kovanlarını gördüm. Faralya’ya varmadan önce son molamı bir kaplumbağa ile yaptım.

Yorgundum, yavaşlamıştım, kaplumbağa ile kaplumbağa oldum.

Üzerimizde hâlâ Babadağ’dan havalanan yamaç paraşütleri dönüyordu.

Faralya, Kelebekler Vadisi’nin üst tarafında bir köy. Vardığımda bitkin vaziyette Zakkum restorana oturdum. Restoranı işleten Bayram’la ve ailesiyle tanıştım. Babası, annesi, kızkardeşi, kızkardeşinin sevimli bebeği, hep birlikte oturduk. Ekmek almak istedim ama civarda bakkal yok, dolaptan kendi ekmeklerinden verdiler, çadır atmak için de vadinin üst tarafındaki seyir tepesini tarif ettiler.

Onların tarifi üzerine seyir tepesini bulup, kalan son gücümle çadırımı kurdum. Kelebekler Vadisi üzerinden Akdeniz’e doğru nefis günbatımına karşı ilk akşam yemeğimi, kamp ocağında pişirdiğim domates çorbasını ve ekmek arası ton balığını yedim.

Güneşin batışıyla birlikte kendimi çadırın içine attım. İlk günü tamamlamıştım. Her yanım ağrıyordu.

Tek ihtiyacım deliksiz bir uykuydu…
 
 

Devamı için tıklayınız.

 
 
Burak Süalp

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

6 Yorum

  • Cevapla Hakan Özbek 30 Ekim 2020 at 17:38

    Yine büyük bir keyifle okudum. İnsanlar bir mazinin peşinden giderken o dönemin naifliğini de mi alıyor diye düşündüm, taş üstüne taş koyan insanları okuyunca.
     
    Yaşamımız modernleşiyor ancak bizler barbarlaşıyoruz sanırım.
     
    Devamını heyecanla bekliyorum.
     
    Kalemine sağlık.

    • Cevapla Burak Süalp 30 Ekim 2020 at 20:59

      Sevgili Hakan, yaşamımızın modernleşmesi ile medeniyet seviyemiz arasında maalesef ben de olumlu bir bağlantı kuramıyorum. Fakat doğaya dönen insanların karakterlerinde, iletişim alışkanlıklarında, duygusal dünyalarında büyük çoğunlukla iyi yönde değişim gördüm ben. Ve evet, yol üzerinde başkalarına yardımcı olsun diye taş üzerinde taş koyuyorsun, artık sana lazım olmayacak ya da fazla gelen eşyalarını senden sonra gelen ve belki ihtiyacı olacaklar için yol üzerinde bırakıyorsun.
       
      Bu güzel yorumların verdiği motivasyonla yazmaya devam edeceğim. Çok teşekkürler!

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 30 Ekim 2020 at 20:29

    Müthiş. Çok büyük bir zevkle okudum. Harika bir iş başarıyorsunuz. Bugünkü yazıyla çok şey öğrendim. Devamını merakla bekliyorum. Böyle bir hayat varken, bir ofiste, masa başında oturmak, of korkunç geldi inanın.
     
    Sevgiler

    • Cevapla Burak Süalp 30 Ekim 2020 at 20:47

      Sevgili Nimet Hanım güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim. Bazen gözümüzü açabilmemiz için yılların geçmesi, bazen beklenmedik bir olayın olması, bazen gelip birinin dokunması gerekiyor. Yoksa anladım ki, insan alışkın olduğu hayatı çok zor değiştiriyor. Bir de sanırım köklerimize göre ya da her yaş döneminde arzularımız değişiyor. Sanırım 20’li yaşlara dönsem yine İstanbul’da yaşamak isterdim. Fakat bu sefer İstanbul’dan ayrılmak için 40’ları beklemez, 30’ların ortasında yapardım bunu.
       
      Yeni yazılarda görüşmek üzere.
       
      Sevgiyle kalın!

  • Cevapla Didem Çelebi Özkan 31 Ekim 2020 at 12:18

    Bayıldım 🤩👌🏻 Konu süper, bilgiler kılavuz niteliğinde, senin anlatımın zaten su gibi.
     
    Kate Clow’u bu yazıya kadar tanımıyor, Likya Yolu’nun açılmasında bu kadar büyük bir emeği olduğunu bilmiyordum. Biliyorum benim ayıbım ama benim gibi Clow hakkında bilgisi olmayanlara, kendisini tanıma şansı yarattığın için de ayrıca teşekkür ederim.
     
    Veeee last but not least😝 bana sözün var; yürüyeceğiz Likya Yolu’nu birlikte.
     
    Öperim kocaman 😘

  • Cevapla Burak Süalp 31 Ekim 2020 at 12:34

    Didemcim, bu güzel yorumlar sayesinde her yeni yazıya daha fazla motive olarak başlıyorum. Yazıyı faydalı bulmana da, dilini sevmene de çok sevindim.🤗
     
    Kate Clow gerçekten ülkemizin sonradan kazandığı inanılmaz insanlardan birisi. Bu yazı vesilesiyle ben de kendisi ile temasa geçmiş ve tanışmış oldum. İyi ki Türkiye’ye gelmiş ve buralı olmuş. 🙏
     
    Ve tabii ki sözüm söz. Bu sene için geç oldu artık. Ama baharda neden olmasın? Harika bir yürüyüş ve kamp yapabiliriz. Çok güzel olmaz mı?
     
    Yorumun için çok çok teşekkür ederim canım benim 🙏😘

  • Cevap Yaz

    Girne Antik Liman
    Girne Antik Liman
    Öykü: Umarım Bu Gece Öldürülmem | Yazan: Didem Çelebi Özkan