Peki ama kimdir İzzet Memi? 1982 doğumlu. Doktor, eğitmen, yazar, oyuncu… Peki ama tüm bunların ötesinde kendi halinde insan olmaya çalışan biri ile röportajımızı okumak ister misiniz? İzzet bey öncelikle bu röportajı bizimle online olarak gerçekleştirmeyi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Sizinle hayata dair…
Tükenmemek için tüketiyoruz. "Bir şey olmaz" dediğimiz her gün bir adım daha geri gidiyoruz. Sabahın karanlığı akşamın karanlığı ile aynı mı? Peki ya kararan zihinlerimiz ne olacak? Hemen de normalleştirme başlıyor. Kimse böyle bir ortamda normal davranış beklemesin. Çok yağmurlu bir havada sığınacak yer…
Evlilik, yeni düzen, ev arkadaşı olmak, bir şeyleri beraber yapmaya çalışma meselesi, ortak alan. Konunun tam da ortasından girme isteğimin, diş macununu ortadan sıkma alışkanlığımla alâkalı olduğunu sanmıyorum. Bir akşam yemeğine koskoca konu olması bana bu satırları yazdırıyor. Sahi diş macununu siz nereden sıkıyorsunuz?…
Yolda gidiyorum. Tanımadığım milyonlarca insana dokunuyor gözlerim. Sonra bir tanış olma ihtimaline karşı hafızama kaydoluyor her bir bilgi. “Aklın ev sahibi beyin” diyor İzzet Memi. Çok seviyorum bu tabiri. Eğer beyin kirli, tozlanmış, havalandırılmamış, hiç misafir kabul etmemiş, süslenmemiş, yaşanmamış olursa zihin burada karışıyor.…
Bazen dağ olur, bağ olur bilemezsiniz. Ne zaman ki bir patika görsem “Aslan kaç, para para pum” naraları atarım içimden. Üstelik etrafta ne aslan vardır ne de eşrafı. Bazen tam da bu şekilde hissederken bulduğunuz oluyor mu kendinizi? Her şey yolunda giderken siz yolda…
Ben mükemmel değilim. Ve inanınn bana tüm yaptıklarımın yanında yapamadımlarımla da benim. “Ben” sadece başardıklarımdan oluşmuyor tabii ki. Kendime sordum da çok soru, çok koşturma ve durmama… Hani onca söyleyen üstadın yanında neden insan kendine yorgunluğu reva görür ki? Ne oldu onca koşturmamın sonunda?…
“Yağmur neden yağdı şimdi?” diye nasıl soramıyorsam “İyi de neden şimdi böyle oldu? Niye oldu?” diye sormamayı öğrendim. Bulut geldi, geçti ve yağmur yağınca bir su birikintisi ile nice kuşlar su içti. Şimdi de ağladığım kadarı bana şifa; vücuduma, benliğime farkındalık. Kendime haksızlık edeceğim…
Güneşte kavrulan meyvelerin suyunu içmeye gittik. Evet evet, İzmir’e sadece 45 dakika uzaklıkta, dağın yamacında serinlemek gerekti. Başka şehirlerde yaylalar, yüksekler ya da deniz kenarları çoktan dolmaya başladı. Normalin üzerinde seyreden sıcaklıkların insanı, bünyesini, halini oldukça etkileyen bir hâli de var. Hâl böyle olunca…
Kıyısında bekledim doğuşunu. Ne zaman gitsem o deniz, çarşafı üzerine çekmiş küçük bir kız çocuğu sanki. Üstelik mahmurluğu da üzerinde, gerindikçe geriniyor. Bulutlar bir bir dağılıyor. Ufukta minicik bir ada orada tepe oluveriyor. Ve binlerce yıl Tanrı olmuş o sarı aradan huzmesi ile göz…
Levent Bey merhaba, öncelikle bu dönemde, bu şekilde röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için dergimiz adına teşekkür ederiz. Amacımız bu röportaj ile umut olmak, paydaş olmak ve yeni ufuklar açabilmek. Çok teşekkürler. Öncelikle beni çok etkileyen bir nokta: Mesleği bırakmayı düşündüğünüz anda Hakan Aysev’in sizi yeniden…
Gelin size güzel bir masal anlatacağım. Bir varmış, bir yokmuş… Sadece bir kere tanış olmuş yüzlerden biri bir diğerine bahane ile ulaşmak istemiş. Onca kişi arasından “Neden ben?” diye soramamış tabii ki kız. Tüm iyi niyetiyle iletişime karşılık vermiş. Daha eski zamanlar olsa kuş…
Tek başına ses çıkarttıkça sesi gürleşen bir kadın. Peki ama nasıl dediklerinde; “Ben kadınım, güçlüyüm” diyor. Gerçekten de öyle. Sadece kadın olmanın büyük bir mücadele gücüne işaret ettiğini yaşadığımız onca olay. Çocuk istismarı ile ilgili aldığı ödüller ve adliyelerde bitmek bilmeyen savunmaları… UCİM kurmuş…
İlayda mı? Oylum mu? Hep ben mi soracağım yahu? Biraz da ben cevap olayım bazı sorulara dedim ve sordum kendime. Güleryüzlü cevaplarım ile karşınızdayım. Üstelik çok da yorgun bir bahar günü. "Nereden buluyorsun bu enerjiyi?" Kendisiyle röportaj yapan başka bir arkadaşımı okurken gördüm ki…













