Çok Gezen Abi

Datça | Hâlâ Çok Güzel

4 Eylül 2020

Yazı: Datça Hâlâ Çok Güzel | Yazan: Burak Süalp

 
 
1. Bölüm 👉🏻 Paylaştıkça Çoğalıyor İnsan
2. Bölüm 👉🏻 Korkularımı Cihangir’de Bıraktım
3. Bölüm 👉🏻 Umarım Unuttukları Çok Yer Vardır
4. Bölüm 👉🏻 İnsanoğlu Baki Değil, Devrilir Ağam
5. Bölüm 👉🏻 Herkes Zengin Ama Kimse Özgür Değil
6. Bölüm 👉🏻 Peksimet | Kırlangıç Sanat Atölyesi
7. Bölüm 👉🏻 Herakleia | Sekiz Bin Yıllık Miras
8. Bölüm 👉🏻 Bu Kampta Mucize Var
9. Bölüm 👉🏻 Bodrum | Kesişen Yollar
 
 

10. Bölüm | Datça | Hâlâ Çok Güzel

Eylül 2017, Datça hâlâ çok güzel.

1999 yılında Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) tarafından acil olarak korunması gereken 100 yeryüzü noktasından birisi olarak belirlenen Datça Yarımadası üzerinde bulunan ilçe, doğal güzelliklerini ve tarihi mirasını korumaya devam ediyor. Batı ucunda Knidos antik şehrine ev sahipliği yapan yarımada, tarih boyunca Karyalılara, Dorlara, Lidyalılara evsahipliği yapmış, Büyük İskender’in, Roma, Bizans ve Osmanlı imparatorluklarının yönetimi altında varlığını devam ettirmiş.

Matematikçi ve filozof Eudoxus, ünlü heykeltraşlar Praxiteles, Skopas, Bryaxis, dünyanın yedi harikasından biri olan Mısır’daki Alexandria Feneri’nin mimarı Sostrates Knidos’ta yaşamışlar. Geçmişinde onlarca kültürü barındırmış Knidos’ta yaklaşık 4000 yıllık bir tarih yatıyor.

Havasının temizliği bakımından Türkiye’nin en zengin bölgesi olan Datça hakkında Antik Yunan tarihçi, coğrafyacı ve filozof Strabon şöyle demiş:

“Tanrı yarattığı kulunun uzun ömürlü olmasını isterse, Datça Yarımadası’na bırakır.”

Ne kadar haklı.

AkdenizEnerjik bir gece hayatı, barlı, kulüplü bir eğlence merkezi arıyorsanız, Bodrum veya Marmaris’te bulabilirsiniz. Datça’da sıkılırsınız. Fakat doğası, huzuru, temiz havası ve denizi sayesinde ömrünüzün uzayacağı kesin.

İlk kez yirmi yıl önce, 1997’de gittiğim Datça’yı Marmaris’e bağlayan tek bir yol var. O yıllarda bu yol tek şeritli, bir çok yeri iki aracın yanyana geçmesine zor izin veren, araçların durup birbirine yol vererek yola devam edebildiği bir asfalttı. Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmiş olan ve ancak son 20 yılda turizmin geliştiği yarımada, kanımca biraz da bu ulaşım zorluğu nedeniyle diğer tatil beldelerine göre daha bakir, daha mütevazi kalmış.

Datça’ya bu yol dışında bir de Bodrum’dan feribotla ulaşma imkanı var. Bodrum merkezden kalkan feribotla, Datça’ya nefis bir deniz yolculuğunun ardından yaklaşık iki saat süren bir yolculukla varıyorsunuz.

Bodrum’dan ayrılıp yola devam etme zamanı geldiğinde, Datça’da birlikte kamp yapmaya karar verdiğimiz Pak’la birlikte biz de öyle yaptık. Bir pazartesi sabahı erkenden ilk feribota yetiştik. Kahvaltımızı simit, poğaça ve çayla feribotta yaptık.

Yol boyu denizi, yanından geçtiğimiz adanın kimi yerleri kayalık, kimi yerleri makilerle kaplı yemyeşil tepelerini izledik. Sabah güneşini tenimize, tertemiz Akdeniz havasını ciğerlerimize doldurduk.

Öğlene doğru yarımadanın Bodrum’a bakan kıyısına vardık. Oradan da feribot servisiyle kekik kokuları arasından geçerek Datça merkeze, güzel Datça’nın Yunanistan’a bağlı Simi Adası’na bakan Cumhuriyet Meydanı’na ulaştık.

Meydanın önündeki otobüs durağının hemen arkasında birkaç çay bahçesi, denizi karşınıza alınca da sol tarafa doğru sahil boyunca restoranlar uzanıyor. Restoranların önündeki Kumluk Plajı, sahile paralel uzanan Sevgi Yolu boyunca devam ediyor. Meydanın sağ tarafında belediyenin resim galerisi ve arkasından Datça Limanı yer alıyor.

Deniz sakin, pırıl pırıl.

Sağ tarafta, limanın diğer tarafında Taşlık Plajı ve sahilin arkasında bir gölet var. İnsan boyunu geçmemesine rağmen dibi görünmeyen gölet suyunun alt kısmı sıcak, üst kısmı soğuk. Üzerinde ördek grupları yüzen gölün altında sıcak su kaynağı olmalı.

Çantalar sırtımızda, yürüyerek Taşlık Plajını ve gölü geçtik, koyun ileri ucuna, eski Ilıca Kamping’in önüne çadırımızı kurduk. Kamping kapalı, etrafı tel örgü çevrili. Çadırımızı kurduktan sonra ilk işimiz denize girmek oldu. Sonra da günlerce gezmek.

Sahilde halay çekerkenGeceleri biralarımızı sahilde, yıldızların altında içtik, sabahları Akdeniz’e karşı uyandık. Öğünlerimizin bir kısmını market alışverişi ile çadır başında yaptık. Her sabah marketten aldığımız kahvaltılıkları sahilde yedik, çayımızı, kahvemizi kamp ocağında demledik. Yemeklerimizi geceleri bize bekçilik yapan sokak köpekleri ile paylaştık. Günler boyunca Taşlık Plajı’nın arka tarafında parkın tuvaletlerini ve plajdaki duşları kullandık.

Konfor aramak yerine etrafta var olan imkanları kullandığımız, zamanı unuttuğumuz, dünü ve yarını düşünmeden ânı yaşadığımız günlerdi.

Hem tatilci hem yerel çok insanla tanıştık, sohbet ettik. Datça insanı da, buranın misafirleri de Ege ve Akdeniz’deki diğer tatil noktalarından hâlâ oldukça farklı. Belde aşırı ticarileşmemiş, insanları naif ve kibar.

İlerleyen günlerde Datça merkezden yarım saatlik yürüyüşle Kargı Koyu’nu keşfettik. Eşsiz güzellikteki koyun etrafı rüzgarı kesen ağaçlarla kaplı, çadır atmaya uygun. Deniz dalgasız, sakin. Bir dahaki sefer kamp için burayı da düşünebiliriz.

Kargı Koyu’nun sonundan tepeye doğru bir keçi yolu tırmanıyor. Bu yol bizi yine yarım saatlik bir yürüyüşle, kimi zaman kayalıklardan, kimi zaman çam ormanın içinden geçerek, Akvaryum Koyu’na getiriyor. Bu küçük koyun keçi yolu dışında ulaşımı yok. Bu yolla da ulaşım o kadar kolay değil. Spor ayakkabı şart. Bir de koya gelen sessiz sakin tekneler var. Koyun huzurlu hali onlara da yansıyor.

Yazı: Datça Hala Çok GüzelBir hafta boyunca otostopla yarımadayı geziyor, bol bol yürüyüş yapıyoruz. Akşamları Cumhuriyet Meydanı’nda sokak müzisyenlerini dinliyor, halay çekiyoruz. Şansımıza, Datça Belediyesi’nin amfi tiyatroda organize ettiği ücretsiz konsere katılıyoruz.

Balıkçıların kralı gibi verdiğim poza bakmayın. Bir hafta boyunca sarfettiğim bütün çabaya rağmen tutabildiğim tek balığı gün boyu yanımızdan ayrılmayan kediye veriyorum. Pek de becerikli bir balıkçı olmadığım aşikar.

Datça’ya doyamasak da bir hafta sonunda ayrılık günü geliyor. Pak beni Marmaris’e uğurlayıp, Bodrum’a işinin başına dönüyor. İleride tekrar görüşürüz, kim bilir?

Datça iyi ki var, iyi ki olduğu gibi kalmış.

Bir sonraki durak Marmaris, kuzen Aydan beni bekler…
 
 

Devamı için tıklayınız.

 
 
Burak Süalp

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

8 Yorum

  • Cevapla Cem Albayrakoğlu 4 Eylül 2020 at 13:09

    Selam
    Başta okurken sıkıldım, yanlış anlama benle alakalı. Çok tarih ve felsefe sevmediğim için. Ama sonra Datça’ya gitmiş kadar oldum. Kalemine sağlık.

    • Cevapla Burak Süalp 4 Eylül 2020 at 18:21

      Demiştim, Datça’da sıkılırsınız diye 😁 Ömrün uzar kesin ama hele yalnız git sıkıntıdan ölürsün 😂. Haliyle yazıya da yansıdı.
       
      Bu yazıyı nasıl canlandırsak diye editörümüze de çok danıştım ama sanırım yoğundu, geri dönüş alamadım. Bu sefer bu kadar oldu.
       
      Zamanla daha keyifli yazılar gelecek umarım. Sabredip okuduğun için çok teşekkürler 🙋🏻‍♂️.

  • Cevapla Nimet Canbayraktar 4 Eylül 2020 at 16:31

    Burak Bey, Datça’ya gidip de Palamutbükü’ne gidip, oranın eşsiz denizine girmemişsiniz. Eski Datça’ya gitmemişsiniz. Bir dahakine şimdiden programa alın bence.
     
    Biz karavanla gezerken, çok uzun süre Palamutbükü’nde kaldık. Zira her gün, yarın gidelim kararı alsak da bir türlü ayrılamadık oradan. Düşünebiliyor musunuz, bu devirde geceleri evlerinin kapılarını kilitlemiyorlar, restoranları olduğu gibi, kapısı, mutfağı açık bırakıp evlerine gidiyorlar. Diyorum ama, o zamandan bu yana 11-12 sene geçmiş. Belki her yer gibi oralar da bozulmuştur ama doğası aynı duruyordur. O zamanlar yerlileri (özellikle, genelde eğitimli olan gençler) adeta tanınmasından, bilinmesinden ve bozulmasından korkuyorlardı Palamutbükü’nün. Gidenler hala bakir halini muhafaza ettiğini söylüyorlar. Bir gün, bir Amerikalı, “Ben Dünya’nın her yerinde denize girdim ama böyle bir deniz görmedim” diye bağırmıştı sahilde.
     
    Okudukça, bana o günleri anımsattığınız için teşekkürler size. Ayrıca İstanbul’u terk edip 31 sene Marmaris’te yaşamış biri olarak, merakla Marmaris yazınızı bekliyorum.

    • Cevapla Burak Süalp 6 Eylül 2020 at 20:06

      Nimet Hanım merhaba. Bu kadar güzel ve samimi yorumunuz için çok teşekkür ederim. Datça’ya daha önce birkaç sefer gittim. Eski Datça’yı gezdim. Gerçekten çok güzel. Hatta Can Yücel’in mezarını da ziyaret ettim. Şimdi utanarak söylüyorum, Palamutbükü’ne ve birçok koya hâlâ gitmedim. Bir dahaki sefer aklımda olacak.
       
      Marmaris yazısı üzerinde çalışıyorum ama orada da benim gezip gördüğümden çok daha fazla yer olduğunu biliyorum. Gezdiğim her yerin tam hakkını veremedim. Umarım zamanla o da olacak.
       
      Yorumlarınız çok kıymetli, iyi ki varsınız. Yeni yazılarla görüşmek üzere.
       
      Sevgiler

  • Cevapla Pelin Öncüoğlu Işık 13 Eylül 2020 at 21:52

    Burakcım kalemine sağlık. Datca’nin serin, sakin koylarına ışınladın beni 😍 Yazının devamını merakla bekliyorum ❤️

    • Cevapla Burak Süalp 13 Eylül 2020 at 21:56

      Canım arkadaşım, yola Marmaris’le devam edeceğiz, pek yakında. Sonra da Likya Yolu yazıları geliyor bir yaramazlık olmazsa ✌️

  • Cevapla Güler 13 Eylül 2020 at 22:42

    Yazılarınızı soluksuz okudum, ben de zamanında oraları gezdim gördüm ama yaşım gereği artık yazılanlarla idare ediyorum. Yeni yazılarınızı merakla bekliyorum. Kolaylıklar diliyorum.

    • Cevapla Burak Süalp 13 Eylül 2020 at 23:13

      Güler Hanım yorumunuz için çok teşekkür ederim. Umarım yeniden oraları görme imkanınız olur. Bu güzel yorumlar bana destek veriyor. Yazmaya, paylaşmaya devam edeceğim. Yeni yazılarda buluşmak üzere. Sevgiyle kalın.

    Cevap Yaz

    %d blogcu bunu beğendi: