İndeks
Eğitim Konulu Köşe Yazılarına Giriş | 01
Biz Olmak ve Eğitim | 02
Ben de Kürsüde Oturmak İstiyorum | 03
Güneş Öğretmen İş Başında | 04
Öğretmeyi ve Öğrenmeyi İstemek | 05
Hata Yapmanın Hediyeleri | 06
Anlamayı Anlamak, Öğrenmek ve Bilinç | 07
Öğrencilerle Toplantı | 08
Öğretmenler Kendi Aralarında Neler Konuştular? | 09
Öğrencilerin Bakış Açısıyla “Kopya” | 10
Hepimiz Öğrenci Olduk | 11
Çocuğumla Neden Felsefe Yapmalıyım? | 12
Toplumsal Travmalarımız | 13
Ergenlikte Yaygın Bir Problem: Sigara | 14
Düzensizlik De Bir Düzendir | 15
“Hayat Rehberimiz; Eğitim” isimli köşemiz, sürükleyici olmasını istediğimiz için hikâye tarzında başladı. Hikâyede iki kahramanımız bir de onların gözlemcisi, anlatıcısı yani affınıza sığınarak ben varım. Kahramanımızın biri kurgulanmış olan “Güneş Öğretmen” diğeri kanlı canlı yaşayan, yıllarca ortaokullarda, liselerde, üniversitede, ilkelerini koruyarak ve yaygınlaştırmaya çalışarak öğretmenlik yapmış ve emekli olmuş Sevim Gündüz Hanım. Üzerine basarak söylemek istiyorum ki kendisi sözde değil gerçek anlamda “eğitim kahramanı”dır. Yazılarını, fikirlerini ve fiiliyata geçirdiklerini okudukça bütün kalbinizle bana katılacağınıza inanıyorum. Kurgumuzdaki “Güneş Öğretmen’in” ise gerçek bir “Yaşam ve Eğitim Kahramanı” olup olamayacağını yazı dizisi boyunca hep birlikte göreceğiz.
Aşağıda yer alan kısa öykü, Sevim Gündüz’ün Biz Olmak ve Eğitim başlıklı yazısından yaptığım bu alıntıdan ilham alınarak yazılmıştır.
“Gerek Almanya’da, gerekse Polonya’da ve ABD’de gördüğüm dersliklerde kürsü yok. Bunun anlamı şudur: ‘Öğretmen, öğrencileriyle aynı düzeydedir, daha yüksekte bir konumda değildir.’ Öğretmen, öğrenciyle, olabildiğince göz göze bir durumda, gerekirse, başları aynı düzeyde olacak gibi, dizlerini bükerek konuşur. Öğrenciye, “Benim eşitimsin” duygusunu vermeye çalışır.”
Ben de Kürsüde Oturmak İstiyorum
Çocuğun gözlerindeki heyecanı gören annesi, “Nasılsın, bugünün nasıl geçti?” diye sordu.
“Çok harikaydı anne…”
Yanakları al al, üstündekileri bile çıkarmayı unutup konuşmaya devam etti çocuk.
“Bugün ben öğretmen oldum.”
“Ayy! Nasıl yani? Bak şimdi çok heyecanlandım işte… Anlat, neler oldu bugün sınıfta?”
Öğretmeni o gün sınıftaki bu çocuğu kürsüye oturtmuş, “Dersin 15 dakikasını sen yönet bakalım” demişti.
Sınıfın en çalışkanı, en düzenlisi, temiz ve düzgün konuşanıydı ama boyu henüz istediği gibi uzamamıştı.
Çocuk öyle etkilenmişti ki yaşadıklarından annesine o dakikaları anlatırken okulda bir şey yemeyip açlıktan ölecek gibi olduğunu söylemeyi bile unutmuştu.
Kürsüde geçen 15 dakikanın bir bölümünde büyük bir dikkatle yoklama yapmış, yoklama fişini öğretmene imzalatmak için yerinden kalktığında kendisine bakan gözlerdeki sevinci, bazılarındaki aldırmazlığı, diğerlerindeki imrenişi görünce içi bir tuhaf olmuştu. Hem gururlanmış hem de yapacaklarının sorumluluğu binmişti omuzlarına.
Öğretmen işlenecek konunun başlığını çocuğun eline verip arka sıralara doğru yürümüştü. O da bir kâğıda bir sınıfa bakıp ne yapacağına karara verememişti. Sonunda öğretmenden beklediği hareketi görmeyince tebeşiri eline alıp boyu yettiğince tahtaya konuyu yazmış sonra da sınıfı tepeden gören tahta platformun üzerine çıkıp arkadaşlarına, “Bunu defterlerinize yazın” demişti. Sınıfın yazma işi bitince de “Sorunun cevabını kim söylemek ister?” diye sınıfa sormuş, parmak kaldıranlardan birkaçına da söz vermişti. Cevap veren arkadaşlarının sözleri bitince öğretmeninin gözüne bakarak ne demesi gerektiğini sormaya çalışmış ama yine bir cevap alamamıştı. Bir süre böyle geçtikten sonra arkadaşlarından kitaplarını açıp okumalarını istemiş, kendisi de kürsüdeki yerinde onları izlemişti.
Böylece ders vermesi gereken süreyi tamamlamıştı. Bugünden sonra bir süre arkadaşlarıyla aralarına anlatılması zor bir mesafe girmiş daha sonra yavaş yavaş bu mesafe kapanmaya başlamış ama hiçbir zaman tamamen kalkmamıştı.
Küçücük kafasında birtakım düşünceler önceden oluşmuştu ve daha sonrasında da bu kalıplar iyiden iyiye yerleşip davranışlarına yansıyacaktı hiç şüphesiz. Örneğin, “Ben öğretmenimle bir olamam arkadaşlarım da benimle bir olamaz.” Böylece başlamıştı kafasının içinde farkında olmadan oluşturduğu birtakım gruplar. Kimler şu grupta, kimler öbür grupta, kimler daha akıllı, kimler daha sevilen… Bu liste böyle uzayıp gitmiş, yıllar geçtikçe bunlara yenileri eklenmişti. Evlerinde de bir annesi bir babası tepesinden bakarak konuşuyor, televizyonda da kürsüden insanlara hitap eden -sıklıkla da- aynı kişileri görüyor ama hayatın içinde ona bir türlü sıra gelmiyordu.
O gün kürsüye çıkmanın dayanılmaz hafifliğini çocuksu bir hevesle yaşamasının ötesinde kendisinde ne tür düşünce ve yaşam kalıpları benimsenip yaşanır bir gerçek haline dönüşmüştü acaba?
Devamı için tıklayınız.





2 YORUMLAR
Yalın bir dille yazmışsın, güzel bir girişi var. Devamını bekliyoruz, kutluyorum.
Sevgimle…
Emelcim, yıllarca öğretmenlik yaptın, katkılarını bekliyoruz 🙏👏❤️